Hanzele Bin Ebû Amir

Hanzele bin Ebû Amir (r.a), Medine’de dünyaya gelmiştir. Ancak, hangi tarih’de doğduğu belli değildir. Ensâr’ın Evs Kabilesi’nin en ilerde gelen eşrafından olan Hanzele’(r.a)’in babası, Ebû Amir, veya Abdüamr, Câhiliye devrinde ilk önceleri Râhib diye bilinirdi.

Hanzele Bin Ebû Amir
Hanzele Bin Ebû Amir

Baba Adı    :    Ebû Amir bin Seyf.
Anne Adı    :    er-Rebab bint-i Mâlik bin Amr.
Doğum Tarihi ve Yeri    :    Tarih yok, Medine doğumludur.
Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicretin 3. Miladi 625 yılında Uhud Savaş-ında şehid olmuştur. Kabri Medine’de Uhud meşhedinde dir.
Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
Eşleri    :    Cemile bint-i Abdullah bin Ubey İbn-i Selül.
Oğulları    :    Abdullah bin Hanzele.
Kızları    :    Yok.
Gavzeler    :    Bedir ve Uhud.
Muhacir mi Ensar mı    :    Medineli Ensâr dan dır.
Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    Bilgi yok.
Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Şemmas bin Osman.
Kabile Neseb ve Soyu    :    Hanzele bin Ebu Amir bin Sayfi bin Mâlik bin Ümeyye bin Debia bin Zeyd bin Avf bin Amir bin İbn-i Avf bin Mâlik bin Evs bin Hârise el-Ensâri.
Lakap ve Künyesi    :    Ğâsilü’l Melâike, Takvasından ötürü; Taki,
Kimlerle Akraba idi    :    Abdullah İbn-i Übeyy’in damadı, Sayfi bin Ebû Amr’ın da kardeşidır.



Hanzele Bin Ebû Amir'in Hayatı



Hanzele bin Ebû Amir (r.a), Medine’de dünyaya gelmiştir. Ancak, hangi tarih’de doğduğu belli değildir. Ensâr’ın Evs Kabilesi’nin en ilerde gelen eşrafından olan Hanzele’(r.a)’in babası, Ebû Amir, veya Abdüamr, Câhiliye devrinde ilk önceleri Râhib diye bilinirdi. Önceleri Hanif dinine mensubken daha sonra ne olduysa azılı bir İslâm düşmanı oluvermişti. Annesinin ismi er-Rebab bint-i Mâlik bin Amr bin Aziz bin Malik bin Avf bin Amr bin Avf. Bu kadının munafıkların reisi Abdullah İbn-i Übeyy İbn-i Selül’ün kız kardeşi olduğu rivâyet edilir. Lakab ve Künyesi ise; iki tanedir. Bunlardan birincisi, yüksek ahlak ve takvasından dolayı akranları arasında ona “Taki” derlerdi. İkincisi ise; şehid olduktan sonra onu Meleklerin yıka-masından dolayı Ğasilü’l-Melâike’dir.

Hanzele (r.a)’in babası Ebû Amir Rahib idi Esas adı Amr veya Amir veya Abdüamr idi. İslâmdan önce Câhiliye devrinde Medine’de sayğın ve sözü dinlenir, bir kişi idi. Ne zaman ki, Resûlullâh (s.a.v), Medine’ye hicret edip geldi, onun hased damarı kabardı. Dolaysıyla babası Ebû Amr Medineliler arasında mevcud olan, nufuzunun zâyi olmasından korkup Mekke’ye giderek Mekke müşriklerinin safında yerini almıştır. Bundan dolayı, kendisine fâsık adı verilmiştir.

Hanzele (r.a)’ın kayın babasına gelince o da münafıkların Reisi baş münafık Abdullah İbn-i Übeyy İbn-i Selül’dür. Hanzele bin Ebû Amir, İslâmiyyetten önce, tenha yerlerde inzivaya çekilerek kendine mahsus, daha doğrusu, kendisi ruhbanlığa özenip ona uygun bir yaşantıyı tercih etmişti. Resûlullâh (s.a.v)’ın Medine’ye gelişiyle daha önceleri’de din hakkında araştırmacı bir yapıya sahip, ve ahlaken de mükemmel biri olan bu taki, insan hemen İslâmiyeti tercih etmiştir.

İslâmiyete girişini, babası Rahib bozuntusu Ebû Amir, yadırgamış oğlunu kınamıştı. Tam anlamıyla baba ve oğul zıdlaşmışlardı. Bu yüzden babasıyla tartışmalar yaşamıştı. Netice’de babası Mekke’ye giderek orada Mekkeli müşriklerle beraber olmaya karar verdi.

Hanzele bin Ebû Amir (r.a), mükemmel bir Müslüman idi. İslâm’ın ilk büyük sınavı olan Bedir Savaşı’na iştirak ettiği zaman, henüz bekârdı. Bedir Savaşı’ndan döndükten sonra hemen evlilik hazırlıklarına başladı. Bu hazırlıklar bir yıla yakın sürdü sonunda Hanzele (r.a), münafıkların başı olan Abdullah İbn-i Ubeyy, İbn-i Selül’ün, Sâliha kızı Cemile hatun ile evlenmek üzere anlaştılar.

Hicretin 3. Miladi 625. yılın Mart ayının 24. Cuma günü nikahlanmış bulunuyorlardı. Cuma’yı Cumartesi’ye bağlayan o gece de zifaf olacaklar, sabahleyinde Uhud’da savaşılacaktı. Hanzele (r.a), O geceyi Medine’de yeni âilesinin yanında geçirmek için Resûlullâh (s.a.v)’den müsaâde istedi. Ve, kendisine müsaâde edildi.

Cumartesi günü sabah erkenden, Uhud’a yetişebilmek için acaleyle yerinden fırladı yıkanmaya dahi fırsat bulamadan Uhud’un yolunu tutup evinin kapısından çıkacağı sırada, bir gecelik hanımı olan Cemile hatun, kavminden dört kişi çağırdı. Hanzele ile o gece zifaf olduklarını söyleyip doğacak çocuğunun’da Hanzeleye ait olacağını onları şahid tuttu.

Şahidler:

      “-Yâ Cemile! Buna neden lüzüm gördün ki?”dediler.

Cemile hatun da:

      “-Rüyam’da Semâ kapılarının açıldığını ve, Hanzele’nin içeriye gir-diğini sonra, Semâ kapılarının kapandığını gördüm!”dedi,

Bunu, Hanzele’nin şehid olacağına yordu.

Resûlullâh (s.a.v), Cumartesi sabahı erkenden Uhud’da askeri safları düzeltirken, Hanzele (r.a), Uhud’a gelib mücahidler arasına katıldı.

Hanzele (r.a)’in babası Ebû Amir, Uhud’da Müslümanların karargah kurdukları yerde Müslümanları içerisine düşürebilmek için önceden adam kiralayıb yer yer tuzak çukurları kazdırmış, bu çukurların üzerini hurma dalları, onun üzerini toprakla kamüfle ederek, gizli tuzaklar kurdurmuştu. Onun, bu gizli tuzaklarından Müslümanların hiç haberi yoktu.

Taraflar arasında çarpışmayı, Evs kabilesinden olup Kureyş müşrik-leriyle iş birliği yapan Hanzele’nin babası Ebû Amir başlattı. kendisine uyan elli kişi kadar hemşerisiyle, Ehâbiş ve Mekkeliler den olan iki kölesi ile birlikte meydana çıktı:

      “-Ey Evs topluluğu! Ben, Ebû Amir’im!”diyerek seslendi.

O, bu haraketiyle kendi aklınca, Medineli hemşehrilerinin Resûlullâh’ı yalnız bırakıb gitmelerini sağlayacağını sanıyordu. Kureyş müşriklerini de buna inandırmış bulunuyordu.

Medineli Müslümanlar:

      “-Sana, ne merhaba, ne de selâm! Allâh, senin gözünü aydın etmesin ey fasık! Hak yoldan ayrılmış adam!”diyerek bağırdılar.

Ebû Amir, böyle nefretle reddedildiğini görünce şöyle dedi:

      “-Ben içlerinden çıktıktan sonra kavmim çok kötüleşmiş bozulmuş?”

Ebû Amir, Medine’de Rahib diye anılırken, Resûlullâh (s.a.v), ona:

      “-Fasık hak yoldan sapmış!”adını takmıştı.

Ebû Amir, Müslümanların yüzlerine doğru ok fırlatmaya başladı. Ebû Amir’in oğlu Hanzele, babasıyla çarpışmak için, Resûlullâh (s.a.v)’den müsaâde istedi. Fakat, kendisine müsaâde edilmedi. Ebû Amir ve yanında bulunanlar şiddetle çarpıştılar. Sonra da Müslümanlara taş attılar. Müslü-manlarda onları taşa tuttular. En sonunda harb meydanından dönüb yerle-rine gitmek zorunda kaldılar.

Uhud Savaşı’nda, müşrikler bozulub dağıldıkları sırada Hanzele bin Ebû Amr, Ebû Süfyan’ın önünü kesti, atının bacaklarına vurdu. At kuyru-ğunu iki bacağı arasına alıp arka üzerine çökünce Ebû Süfyan yere düştü:

      “-Ey Kureyş cemaatı! Ben, Ebû Süfyan Sahr bin Harbim! Hanzele, beni kılıçla boğazlamak istiyor!”diyerek feryada başladı.

Birçok kimseler, Ebû Süfyan’ın sesini işittikleri halde, kendi başları-nın dedine düşerek onunla ilgilenmiyorlardı. Nihayet, Şeddad bin Esved bin Şueb gelib, Hanzele’yi arkasından mızrakladı. Hanzele (r.a) mukabele etmek istediyse de ikinci bir darbe ile yere düşüb şehid oldu.

Ebû Süfyan, yerinden kalkarak kaçtı. Ebû Süfyan, Hanzele’nin öldü-rülüşünü Bedir’de öldürülen oğlu Hanzele’nin karşılığı saydı ve bununla öcünü almış olduğunu söyledi.

Hanzele (r.a), şehid düşünce, Resûlullâh (s.a.v):

      “-Ben, Hanzele’yi Meleklerin göklerle yer arasında gümüş bir tepsi içinde yağmur suyu ile yıkadıklarını gördüm!”buyurdular.

Ebû Üseydü’s-Saidi der ki:

“-Gidib ona baktık. başından yağmur suları gibi sular damlıyordu. Döndüm bunu Resûlullâh (s.a.v)’e haber verdim. Resûlullâh, adam gönde-rib Hanzele’nin bir gecelik gelin olan hanımından bunun sebebini sordurdu.

Hanımı Cemile hatun şöyle dedi:

      “-Uhud’a yetişmek için acele ettiğinden ğusl etmeyi unutmuştu!”

Hanzele, Ğâsilü’l Melâike, Melekler tarafından yıkanmış Hanzele diye anılırdı. Evs kabilesi Hazrecilere karşı:

      “-Melekler tarafından yıkanan Hanzele bizdendir!”diyerek iftihar ederlerdi.

Hanzele (r.a)’in cesedi, Hz.Hamza ile Abdullah bin Cahş’ın cesed-lerinin yanında idi. Babası Ebû Amir, Onun cesedine musle ve işkence yaptırtmadı. 1

Müşrikler musle yapmak istedilerse de babası Ebû Amir müdahale etti ve onun cesedine dokunulmadı. Ebû Amir, oğlu Hanzele (r.a)’in gögsüne ayağıyla teperek:

      “-Sen, iki din (ikinci dine girmek) yüzünden felakete uğradın. Ben senin vurulub düştüğün bu yere kadar gelmiş bulunuyorum. Ey şeref kirletici oğul! Eğer, sen, evlatlık vazifeni tam yapmış, babanın ziyaretine gelmiş olaydın, hiç şübhesiz Allâh seni yaşatır öldürmezdi!”dedi.

Başka bir riveyette de:

Ebû Amir, Hz.Hamza ile Abdullah bin Cahş’ın cesedlerine yapılan-ları gödükten sonra, oğlu Hanzele’nın cesedi başında durdu:

      “-Eğer, seni şu adamdan (Resûlullâh’dan) alıkoyabilseydim, şu vur-ulub düştüğün yere düşmekten alıkoymuş olurdum! Vallâhi, sen halkın şereflisi anne ve babanın hayırlısı idin! Arkadaşların ve kavmının eşrafı ile birlikte gelip burada öldün. Eğer, Hamza ve Muhammed’in öteki Sahabi-leri hayırla mükafatlandırılırsa Allâh senide hayırla mükafatlandırsın! Ey Kureyş topluluğu! Sakın, Hanzele’nin cesedine dokunmayınız! Eğer, siz bana aykırı davranırsanız ben de size aykırı davranırım!”dedi.

Bunun üzerine Hanzele’nin cesedine dokunulmadı. 2

Hanzele (r.a)’ın şehâdetinden sonra bir oğlu dünyaya geldi. Çocuğa Abdullah adını verdiler. Resûlullâh (s.a.v)’ın vefatında bu çocuk hanüz yedi yaşlarında idi. İslâm tarihinde Ğasilü’l Melâike’nın oğlu, Abdullah adıyla anılmıştır.

Hanzele’nin oğlu Abdullah o da, babası gibi islâm’a çok hizmetlerde bulundu: Bir çok savaşlarda fethler de bulunduktan sonra. Nihayet. Yezid bin Muâviye’ye karşı Harre Vak’ası’nda, o da, babası Hanzele gibi şehid oldu. Kaderi İlahinin ne ğarib bir tecellisi’ki; Babası Hanzele, Resûlullâh’ın Risâlet davasında, oğlu Abdullah bin Hanzele ise, Ebû Süfyan’ın torunu Yezid’in saltanat davasında şehid oldu.

Enes bin Mâlik (r.a) anlatıyor:

“-Medine’de, Evs ve Hazrec isimli eskiden beri rakib iki kabile bir-birlerine karşı şöyle övünüyorlardı.

Evs kabilesi:

      “-Bizden, Meleklerin yıkadığı Hanzale bin Ebû Âmr çıkmıştır!”

Hazrec kabilesi ise:

      “-Bizden, kendisi için arşın titrediği Sa’d bin Muâz çıkmıştır!”

Evs kabilesi de:

      “-Bizden arıların koruduğu Âsım bin Sâbit bin Ebi Eklâh çıkmıştır!”

Hazrecliler:

      “-Bizden, şahitliği iki kişinin şahitliğine beden olan Huzeyme bin Sâbit çıkmıştır!”

Hazrecliler devam ederek:

      “-Bizden, Resûlullâh (s.a.v)’ın zamanında Kûr’ân-ı zihninde toplayan dört kişi vardır. Onların dışında bu işle uğraşan olmamıştır. Zeyd bin Sabit, Übey bin Kâ’b, Muâz bin Cebel, ve Ebû Zeyd’dir!”derlerdi. 3

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.



1- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-10-110-124
2- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-10-190
3- Mecmaü’z-Zevaid-10-14



İlginizi Çekebilecek Diğer Sahabe Hayatları

Habib Bin Zeyd Bin Âsım►

Habib bin Zeyd (r.a), Medine doğumludur. Ancak, hangi tarihte doğduğu kesin olarak bilinmemektedir. Babası, Zeyd bin Asım el-Ensâri Resûlullâh (s.a.v)’e Akabe’de biat eden ilk yetişkinler arasında idi.




Habibe Bint-i Ubeydullah Bin Cahş►

Habibe bint-i Ubeydullah bin Cahş’ın babası; Resûlullâh (s.a.v)’in halası Ümeyme bint-i Abdülmuttalib’ın oğlu, Resûlullâh’ın hanımlarından, Hz.Zeyneb bint-i Cahş’ın kardeşi, Ubeydullah bin Cahş bin Riyab bin Yamer el-Esedi’dir.




Haccâc Bin Ilâtü’s-sülemi►

Süleym oğulları kabilesinden Haccâc bin İlât (r.a), Mekke doğumlu olup doğum tarihi ise bilinmemektedir. Ebû Kilâb, Ebû Muhammed, Ebû Abdullah künyeleri ve el-Fihriy, el-Behzi nisbeleriyle tanınırdı. Kendisi, çok zengindi. Süleym Oğulları yurdundaki tüm altın madenleri ona aitti.