Hafsa Bint-i Ömer Ibn-i Hattab

Hz.Hafsa (r.a), Hz.Ömer’in kızıdır. Resûlullâh (s.a.v) Peygamberlik ile vazifelendirilmeden evvel takriben Miladi 604. yılda Mekke’de doğdu. Nesebi: Hafsa bint-i Ömer bin Hattab bin Nüfeyl bin Abdüluzza bin Rebah bin Karz bin Zirah bin Adiy bin Kâ’b bin Lüey dir. Kureyş’in Beni Adiy kolundan dır.

Hafsa Bint-i Ömer Ibn-i Hattab
Hafsa Bint-i Ömer Ibn-i Hattab Hayatı

 Baba Adı    :    Hz.Ömer bin Hattab (r.a).
 Anne Adı    :    Zeyneb bint-i Maz’un.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Takriben Miladi 604 yılında, Nübüvvetten 6 yıl kadar önce Mekke’de doğdu.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 45. yılın Şaban ayında, Miladi 665 yıl- ının Ekim ayında, 60 küsûr yaşlarında Medine’de vefât etmiştir. Kabri Medine’de Cennetü’l-Bâkî’dedir.
 Fiziki Yapısı    :    Heybetli, bir o kadar da vakarlı hali vardı. Her gören onu babası Hz.Ömer’e benzetirdi. Uzun boylu endamlı idi.
 Eşleri    :    1-Huneys bin Huzafe 2-Resûlullâh (s.a.v).
 Oğulları    :    Çocuğu yoktu.
 Kızları    :    Çocuğu yoktu.
 Gavzeler    :    Bazı seferler’de Resûlullâh ile beraber oldu.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Mekke’den, Medine’ye, Muhacir dir.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    60 tane.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Hafsa bint-i Ömer bin Hattab bin Nüfeyl bin Abdüluzza bin Rebah bin Karz bin Zirah bin Adiy bin Kâ’b bin Lüey dir. Kureyş’in bin Adiyy kolundan dır.
 Lakap ve Künyesi    :    Bint-i Ebihâ (babasının kızı)
 Kimlerle Akraba idi    :    Resûlullâh (s.a.v)’in 4. hanımı. Hz.Ömer’in kızı. Abdullah, Asım, Osman bin Ömerler’in bacıları, Zeyneb, Fâtıma, ve Rukeyya bint-i Ömerler’in kız kardeşleri, Abdullah, Kudame, Osman ibn-i Maz’unları’nda yeğenleridir.



Hafsa Bint-i Ömer Ibn-i Hattab Hayatı



Hz.Hafsa (r.a), Hz.Ömer’in kızıdır. Resûlullâh (s.a.v) Peygamberlik ile vazifelendirilmeden evvel takriben Miladi 604. yılda Mekke’de doğdu. Nesebi: Hafsa bint-i Ömer bin Hattab bin Nüfeyl bin Abdüluzza bin Rebah bin Karz bin Zirah bin Adiy bin Kâ’b bin Lüey dir. Kureyş’in Beni Adiy kolundan dır. Babasının soyu; Resûlullâh (s.a.v)’ın soyu ile sekizinci göbekte dedesi Kâ’b bin Lüey’de birleşir. Annesi: Zeyneb bint-i Maz’un bin Habib bin Vehb bin Huzafe bin Cumh el-Cumahiyye’de sayılı kadın sahabiyelerdendir. Sahabelerden Abdullah İbn-i Maz’un, Osman ibn-i Maz’un ile Kûdame İbn-i Maz’un’lar onun dayıları, olurdu.

Hz.Hafsa (r.a)’dan altı yaş küçük olan, meşhur Abdullah İbn-i Ömer, onun ana baba bir kardeşidir. Asım bin Ömer ile Osman bin Ömer ise onun baba bir erkek kardeşleridir. Zeyneb bint-i Ömer, Hafsa validemizin baba bir kız kardeşidir. Zeyneb önce Abdullah bin Abdullah bir Süraka ile daha sonra ise Ma’mer bin Abdullah ile evlenmiştir. Fâtıma bint-i Ömer ve Rukeyya bint-i Ömer ise; Hafsa validemizin baba bir kız kardeşleridir. Bu iki kızın anneleri Hz.Ali’nin kızı Ümmü Külsüm (r.a)’dır.

Hafsa (r.a), ilk olarak Sehm oğullarından olan Abdullah bin Huzafe es-Sehmi (r.a)’ın kardeşi Huneys bin Huzafe es-Sehmi (r.a) ile evlendi. Bu bahtiyar karı koca ilk iman eden Müslümanlar ile birlikte İslâm saflarında yerlerini aldılar. Bundan inançlarından dolayı da, müşriklerin dayanılmaz işkencelerine maruz kaldılar. Kocası Huneys bin Huzafe (r.a), o tarihlerde henüz İslâmiyeti kabul etmemiş ve müşriklerin ileride gelenlerinden olan, kayınbabası Ömer İbn-i Hattab’ın korkusundan, eşi Hafsa (r.a)’yı yanına alamadan kendisi yalnız başına Habeşistan’a hicret etti. Bir müddet sonra Hz.Ömer’in Müslüman olmasından sonra kocası Huneys bin Huzafe (r.a), tekrar Mekke’ye geri döndü. Daha sonraki yıllarda ise bütün aile birlikte Mekke’den, Medine’ye hicret ettiler.

Kocası Huneys bin Huzafe (r.a), Hicretin ikinci yılın Ramazan ayın- da büyük Bedir Savaşı’na iştirak etti. Bu savaşta müşriklerle kahramanca savaştı. Bu savaşta almış olduğu yaradan kurtulamadı. Medine’ye geriye döndükden kısa bir süre sonra da vefât etti. Böylece, Hafsa (r.a), yirmi küsür yaşlarında dul kaldı. Babası Hz.Ömer’ın sevgili kızı Hafsa’nın genç yaşta dul ve çocuksuz olarak hayatına devam etmesine gönlü râzı olmadı. Düşündü taşındı, Hafsa’yı Hz.Osman’a nikâhlamaya karar verdi. Çünkü, Resûlullâh (s.a.v)’in sevgili kızı ve Hz.Osman’ın hanımı Rukeyya (r.a)’de Bedir Savaşı sırasında Medine’de vefât ettiğinden Hz.Osman (r.a)’da dul kalmıştı. Hz.Ömer (r.a) hiç vakit geçirmeden Hz.Osman’a gitti. Hz.Osman o sıralarda oldukça üzgündü. Hz.Ömer onu teselli etti ve:

      “-Yâ Osman! İstersen Hafsa’yı sana nikâhlayayım?”dedi.

Hz.Osman (r.a), hemen cevab vermedi. Biraz düşünmek için ondan müsaade istedi. Aradan birkaç gün geçtikten sonra da, Hz.Ömer (r.a)’a:

      “-Yâ Ömer! Ben şu günlerde evlenmek istemiyorum!”diyerek

Hz.Ömer’den özür diledi. Hz.Osman’dan bu olumsuz cevabı alan Hz.Ömer doğruca Hz.Ebû Bekr’e gitti, aynı teklifi ona’da yaptı. Hz.Ebû Bekr sustu hiçbir cevab vermedi. Hz.Ömer onun cevab vermeyişine daha çok üzüldü. Hz.Osman, hiç olmazsa bir cevab vermiş, ve özür dilemişti. Üzüntülü bir şekilde Resûlullâh (s.a.v)’in huzuruna girdi, ve:

      “-Yâ Resûlallâh! Ben, Osman’a şaşıyorum. Hafsa’yı ona teklif ettim fakat nikahlamaya yanaşmadı!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v)’ın bu büyük sahabesi ve yardımcısının böyle üzül-mesine gönlü hiç de râzı olmadı. Ona çok sevineceği bir müjde verdi.

      “-Yâ Ömer! Ben, sana, Osman’dan daha hayırlı bir damat, Osman’a da senden daha hayırlı bir kayınpeder söyleyeyim mi?”buyurdu.

Hz.Ömer (r.a) şaşırmıştı. Hz.Osman’dan daha hayırlı bir damat kim olabilirdi ki? Hemen:

      “-Buyurun, söyleyin yâ Resûlallâh!”dedi.

Resûlullâh (s.av), şöyle buyurdu:

      “-Sen, kızın Hafsa’yı, bana nikâhlarsın! Ben de kızım Ümmü Kül-süm’ü Osman’a nikâhlarım. Çünkü, Allâh, Osman’ı senin kızından daha hayırlısına, senin kızını’da Osman’dan daha hayırlısına nikâhladı!”

Hz.Ömer, bu müjdeye çok sevindi. Hemen hazırlıklar tamamlandı Resûlullâh (s.a.v) Hz.Hafsa (r.a) ile Hicretin üçüncü yılının Şaban ayında Miladi 625. yılın Ocak ayında 400 dirhem mehir karşılığında Hafsa (r.a) ile evlendıler. Bu tarihten bir yıl önce evlendikleri’de söylenmekte ise de birinci rivâyet çok daha sağlıklı ve daha gerçekçidir. Hz.Osman (r.a)’da Resûlullâh’ın diğer kızı Ümmü Külsüm (r.a) ile evlendi. Hz.Hafsa (r.a)’da yirmi iki yaşlarında, çocuksuz ve genç dul bir hanımefendi olarak dördün-cü eşleri olma şerefi ile şerefyab olub Resûlullâh (s.a.v) ile evlendiler.

Böylece, Resûlullâh (s.a.v), ilk olarak Hz.Âişe bint-i Ebû Bekr (r.a)’i kendisine nikâhlamakla en büyük yardımcısı olan Ebû Bekr (r.a)’i taltif ettiği gibi, Hz.Hafsa’yı nikâhlamakla, Hz.Ömer’i taltif etmiş oldu. Vefat etmiş olan kızı Rukeyya’nın yerine de diğer kızı Ümmü Külsüm (r.a)’yı, Hz.Osman’a vermekle, ve, son kızı Fâtıma’yı, Hz.Ali’ye vermekle de, bu büyük sahabeleri ile kuvvetli bir din bağı ile birlikte sağlam akrabalık bağı kurub iyice pekiştirdi.

Hz.Ebû Bekr’in, Hz.Ömer’in teklifine karşı sükût etmesinin sebebi, Resûlullâh (s.a.v)’in Hz.Hafsa (r.a) ile evleneceğini önceden bilmesiydi. Resûlullâh (s.a.v)’ın bu sırrını kimseye söylemek istemiyordu. Nitekim nikâh tamamlandıktan sonra Hz.Ömer’e:

      “-Senin teklifine müsbet cevab vermemem için hiçbir sebeb yoktu. Ancak, Resûlullâh (s.a.v)’ın, Hafsa ile evlenmek istediğini bana söylediği için, onun sırrını açıklamak istemedim. Şayet Resûlullâh (s.a.v), kızınız Hafsa hakkında ki düşüncesinden vazgeçseydi, onu muhakkak ben kabul ederdim!”dedi ve Hz.Ömer (r.a) dan özür diledi. 1

Hz.Hafsa (r.a)’nın hayatıda Resûlullâh (s.a.v)’in diğer hanımları gibi fakirlik içerisinde geçti. Yatak olarak kullandığı tek bir yorğanları vardı. Yazın o yorğanı altına serer, kışın da bir tarafını altına serer, bir tarafını’da üstüne örterdi. Hz.Hafsa çoğu zaman yemeğin yanında ekmek bulamazdı. Buna rağmen içinde bulunduğu durumdan hiçbir zaman şikâyetçi olmadı. Sürekli olarak Cenâb-ı Hakk’a şükretti.

Hz.Hafsa (r.a), ibâdete çok düşkündü. Çok namaz kılar, çok nafile oruç tutardı. Başkalarının kendisine hediye ettiği şeylerden kendi yemez, Resûlullâh (s.a.v)’e ikrâmda bulunurdu. O’nu kendi nefsine tercih ederdi. Ancak Hz.Hafsa (r.a)’da nihâyetinde bir insan ve bir kadındı. Arada sırada Hz.Âişe ile birlikte kadınlık gayretinden gelen duyğularla diğer kumaları- na karşı ortaklaşa beşeri bazı şeyler yaptılar. Bu yüzden de, Yüce Allâh tarafından ikaz edildiler.

Resûlullâh’ın Hanımlarından bir ay İnzivaya çekilme sebebleri:

Resûlullâh (s.a.v), hicretin dokuzuncu yılında hanımlarından bir ay inzivaya (yalnız başına kalmak için) çekildi. Resûlullâh (s.a.v)’ın, kadın-larından İnzivaya çekilmesinin sebebi onların, kendisine karşı takındıkları bazı uyğunsuz tutum ve davranışlarına kızarak bir ay yanlarına uğrama-maya yemin etmiş olması idi.

Resûlullâh’ın İnzivaya çekildiği sıralarda hayatta olan Hanımları:

1-Hz.Âişe bint-i Ebû Bekr (r.a).

2-Hz.Hafsa bint-i Ömer bin Hattab (r.a) .

3-Hz.Sevde bint-i Zem’a (r.a).

4-Hz.Safiyye bint-i Huyey (r.a).

5-Hz.Ümmü Habibe bint-i Ebû Süfyan (r.a).

6-Hz.Ümmü Seleme bint-i Ebi Ümeyye (r.a).

7-Hz.Zeyneb bint-i Cahş (r.a).

8-Hz.Meymune bint-i Hâris (r.a).

9-Hz.Cüveyriye bint-i Hâris’ül’Mustâlik (r.a).

Resûlullâh (s.a.v)’den, hanımlarının istedikleri şeyler:

Dünya yaşantısı ve ziyneti. Geçim bolluğu, Giyim kuşam, Dünya mutluluğu. Bol nimetler içinde gösterişli yaşantı… idi.

Rivâyete göre:

Resûlullâh (s.a.v)’in hanımları bir gün, bir araya gelerek:

      “-Bizler de başka kadınların istedikleri ziynetlerden isteriz!”dediler.

Hatta, bazı hanımları sorunu daha da ileriye götürerek:

      “-Biz, Resûlullâh’dan başkası ile evli bulunsaydık, herhalde, bizim de, itibarımız, elbiselerimiz ve ziynetlerimiz olurdu?!”diyecek kadar ileri gittiler, ve, Resûlullâh (s.a.v)’den, her biri birtakım şeyler istediler.

Bu cümleden olarak:

1-Hz.Ümmü Seleme (r.a): damgalı kumaştan yapılmış kısa bir elbise

2-Hz.Meymune (r.a): bahalı Yemen kumaşından yapılmış altlı üstlü, iki parça elbise (Etek ceket gibi bir çeşit giysi).

3-Hz.Zeyneb (r.a): Yemen kumaşından bir elbise,

4-Hz.Ümmü Habibe (r.a): Ak bezden yapılmış, pamuklu elbise,

5-Hz.Hafsa (r.a): Mısır işi bir elbise,

6-Hz.Cüveyriye (r.a): Bir baş örtüsü,

7-Hz.Sevde (r.a): Hayber kadifesi... istemiş.

8-Hz.Âişe (r.a) ise: hiçbir şey istememişti.

Hz.Âişe’nin bildirdiğine göre:

Resûlullâh (s.a.v)’ın hanımları iki gruba ayrılmışlardı. Grublardan birisinde:

1-Hz.Âişe (r.a),

2-Hz.Hafsa (r.a),

3-Hz.Safiyye (r.a),

4-Hz.Sevde (r.a), bulunuyordu.

Diğer grub da ise:

1-Hz.Ümmü Habibe,

2-Hz.Ümmü Seleme (r.a),

3-Hz.Zeyneb (r.a),

4-Hz.Meymune (r.a),

5-Hz.Cüveyriye (r.a) teşkil ediyordu.

Ümmü’l-Cülendah, gibi bazı münafık kadınlar da, Resûlullâh’ın, aile huzurunu ve O’nun ev düzenini bozmaya çalışmaktan geri durmuyorlardı. Nitekim bu olayları çıkaran, teşvik ve tâhrik edenler’de o münafıklardı. İftira tezgahını’da hazırlayan da yine onlardı.

Hz.Âişe ile Hz.Hafsa, Resûlullâh’a karşı birbirlerini desteklemekte, birbirlerine arka çıkmakta idiler. Yüce Allâh, Resûlullâh (s.a.v)’e indirdiği âyette onları şöyle uyardı:

      “-Eğer, her ikiniz’de, Yüce Allâh’a karşı tövbe ederseniz, ne âlâ! Gerçekten, sizin kalbleriniz kaymıştır. Yok, O’nun âleyhinde birbiri-nize arka olursanız, hiç şüphesiz, Allâh, bizzat O’nun yardımcısıdır. Cebrâil de, Mü’minlerin salih olanları’da, bunların ardından bütün Melekler’de, O'na yardımcıdır!” 2

Resûlullâh (s.a.v), Hz.Hafsa’ya bir sırrı söylediği ve gizli tutmasını da, sıkı sıkı tembih eylediği halde, O, bunu, Hz.Âişe’ye söylemişti.

Bu Hadise de, Kûr’ân-ı Kerîm’de şöyle açıklandı:

“-Hani, Resûlullâh, kadınlarından birine gizli bir şey söylemişti de, O, kadın, bunu haber vermiş, Allâh’da, Peygamberine açıklayın-ca, Peygamber, bunun ancak bir kısmını ona bildirmiş, bir kısmın-dan da vazgeçmişti. Peygamber bunu, kendisine söyleyince, kadın:

      “-Bunu, sana kim haber verdi?”diye sordu.

Peygamber de:

      “-Bana her şeyi bilen, ve her şeyden haberdar olan Allâh, haber verdi!”dedi!” 3

Bazı rivâyetlere göre:

Resûlullâh (s.a.v), Hz.Hafsa’ya, kendisinin vefatından sonra, Hz.Ebû Bekir’in ondan sonra’da, Hz.Ömer’in halife olacağını haber vermişti. 4

Bazı tarihçiler ise, bu sır olayını şöyle aktarırlar:

Bir gün, Hz.Hafsa, evinde Mısırlı Mariatü’l-Kıptıye ile kavga etmiş öyle ki, Hz.Hafıza onu çok hırpalamıştı. Maria onun evinden yaralarından kan damlayarak terketmek zorunda kalmıştı. Sebebse kadınlık gayreti ve kıskançlık. Bu olayı bazı münafıklar, zaman içerisinde istedikleri boyuta, istedikleri şekle vardırarak, Resûlullâh (s.a.v)’ın oğlu İbrahim’in annesi Hz.Mariye’ye iftira atmaya kadar götürdüler.

Hz.Mariye’ye İftira Edilmesi:

Hz.Âişe (r.a)’nin bildirdiğine göre:

“-Mariye, İskenderiye’den Medine’ye getirildiği zaman Hâris bin Nû’man’ın evinde konaklamıştı. Kendileri Resûlullâh (s.a.v)’ın kadınla-rını kıskandıracak kadar çok güzel, kıvırcık saçlı ve dolğun vücutlu bir kadındı. Resûlullâh (s.a.v), sık sık onun yanına gider gelirdi. Hz.Mariye, Medine’de Âli’ye mevkiinde ki Meşrebe denen yere taşındığı zaman, bu defa oraya da gidip gelmeye başlamış, bu olay Resûlullâh’ın kadınlarının çok ağırına gitmişti. Resûlullâh’ın oğlu İbrahim’in, Mariye’den doğması ise, üzerindeki kıskançlığı, büsbütün arttırmıştı.

Mariye’nin, Kibti kölesi, yanında barınır, ona su ve odun taşırdı. Halktan bazı kendini bilmez münafık kişiler: Hz.Maria’nın yanında kalan kölesini bu fitneye alet ederek:

      “-Bir yabancının yanına, bir yabancı giriyor!”diye dedikodu yaptılar.

Resûlullâh (s.a.v), halkın bu dedikodusunu işitince, Hz.Ali’yi oraya gönderdi. Hz.Ali (r.a), Meşrebe’de tatlı su kuyusunun başında Kıbti, köle-ye rastladı. Kılıcını sıyırıb üzerine doğru vardı. Kıbti köle, Hz.Ali’yi öyle görünce, elindeki su kırbasını yere atarak, yakındaki hurma ağacına doğru kaçıp tırmanı verdi. Öyleki korkusundan, üzerinde olan alt elbisesi yere düştü. Vücudu açılınca, kendisinin erkeklik uzvunun bulunmadığı, hadım olduğu göründü. Hz.Ali, hemen kılıcını kınına soktu. Resûlullâh (s.a.v)’ın yanına geri döndü. Kıbti’nin durumunu bildirdi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Şâhid, ğaibin görmediğini, görür!”buyurdu. Olayın iftira olduğu açıkça anlaşılmıştı. 5

Resûlullâh (s.a.v), bütün bu kadınlık gayreti olan kavga ve sıkıntılar içindeyken Hz.Hafsa’yı üzmemek için ona gizli bir sır olarak Mariye’nin artık kendisine haram olduğunu söyleyerek onu hoşnud etmeye çalıştı ve bu sırrı saklamasını ondan istedi. Ancak, Hz.Hafsa, hemen ortağı Âişe’ye bunu aktardı. Ancak bunun ne kadar zarar vereceğini tahmin edememişti.

Resûlullâh’de onlardan uzak kalmak için Medine dışında inzivaya çekildi.

Bu İnziva ve Sıkıntılar Sırasındaki Gelişmeler Şöyle Oldu.

Resûlullâh (s.a.v)’ın Hanımları, çevresini sarıb birtakım isteklerde bulundukları ve Resûlullâh ile görüşmeye gelen bazı Müslümanların içeri alınmayarak kapıda bekleştikleri bir sırada idi ki, Hz.Ebû Bekr (r.a), sonra Hz.Ömer (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’den izin alıb içeri girdiler. Resûlullâh’ı, çevresinde hanımları oturmuş, ve Kendisini de, üzüntüsünden susmuş bir halde buldular.

Hz.Ömer (r.a):

      “-Yâ Resûlallâh! Hanımım Harice’nin kızını bir görseydin, benden dünyevi geçimlikler istemişti. Ben de, kalkıb yanına varmış, boynunu sıkı vermiştim!”deyince, Resûlullâh (s.a.v) güldü ve:

      “-Bunlar da, gördüğün gibi, çevremde, benden birtakım geçimlikler isteyib duruyorlar!”buyurdu.

Bunun üzerine, Hz.Ebû Bekr (r.a) kalkıb Hz.Âişe’nin boynunu sıktı. Hz.Ömer’de kalkıb Hz.Hafsa’nın boynunu sıktı. Her ikisi de, kızlarına:

      “-Demek siz Resûlullâh (s.a.v)’den, yanında bulunmayan şeyler isti-yorsunuz ha?!”diyerek çıkıştılar.

Bunu üzerine, Resûlullâh (s.a.v)’in kadınları:

      “-Vallâhi, bir daha Resûlullâh (s.a.v)’den, yanında bulunmayan bir şeyi istemeyeceğiz!”dediler.

Bazı kaynaklarda Tahrim âyetinin iniş sebebi olarak Mâriye kıssası zikir edilmiş ise de, Buhâri Şarihi Şarih Bedrüddinü’l-Ayni:

      “-Tahrim âyetinin iniş sebebleri hakkında doğru olan, bal kıssası hakkında inmiş olduğudur. Yoksa, Bûhari ve Müslim’ın Sahihleri’nden başkasında rivâyet olunan Mâriye (r.a), kıssası hakkında inmiş olduğu değildir!”der.

İmam-ı Nevevi (r.a):

      “-Mâriye kıssası, hiçbir sağlam tarıkla rivâyet olunarak gelme-miştir!”diyor. Doğrusunu Allâh bilir.

Bir başka sebeb ise Hz.Âişe vâlidemizin şu olayı:

Hz.Âişe der ki:

“-Resûlullâh (s.a.v), tatlıyı ve balı severdi. İkindi namazını kılıb dönünce, kadınlarından birinin yanına varırdı. Hafsa’nın odasına varıb onun yanında, her zamanki kalışından daha çok kalınca onu kıskandım. Resûlullâh’ın Hafsa’da bu kadar kalışının sebebini sordum?:

      “-Hafsa’ya kavminden bir kadın, küçük bir tulum bal hediye etmiş. O da bu baldan şerbet yapıp Resûlullâh (s.a.v)’e içirmiş!”denildi.

Kendi kendime:

      “-Biz de vallâhi ona bir tedbir düşünürüz!”dedim.

Bunu Sevde bint-i Zem’a’ya anlattım ve dedim ki:

“-Resûlullâh yakında senin yanına gelecektir. Yanına gelince, ona:

      “-Yâ Resûlallâh Mağafir mi yedin?”dersin.

O sana:

      “-Hayır!”diyecektir.

Bunun üzerine sen ona:

      “-Ya bu koku nedir?”dersin.

Resûlullâh (s.a.v), üzerinde böyle ağır bir koku bulunmasından hiç hoşlanmazdı. Tabii ki sana:

      “-Hafsa, bana bir bal şerbeti içirmişti!”diyecektir.

Sen de o zaman:

      “-Demek, o balın arısı Urfut ağacından yayılmış bal toplamış!”dersin ben de ona böyle diyeceğim.

Safiyye’ye de:

      “-Ey Safiyye! Sen de ona böyle söylersin!”dedim.

Sevde bint-i Zem’a:

“-Kendisinden başka ilâh bulunmayan Allâh’a yemin ederim ki: Resûlullâh, gelib yanıma girdiğinde:

      “-Ey Âişe! Bana söylememi emrettiğin sözü senden korkumdan, Resûlullâh daha kapıda iken neredeyse söyleyiverecektim!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v), yanına gelince, Sevde:

      “-Yâ Resûlallâh Meğafir mi yedin?”diye sordu.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Hayır!”buyurdu.

Sevde:

      “-Yâ bu koku nedir?”diye sordu.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Hafsa, bana bir bal şerbeti içirmişti!”buyurdu.

Sevde (r.a) dedi ki:

      “-Demek ki, o balın arısı Urfut ağacından yayılmış bal toplamış!”

Resûlullâh (s.a.v), benim yanıma geldiği zaman, ben de kendisine böyle söyledim. Sonra Safiyye’nin yanına vardı. O da bunun gibi söyledi.

Resûlullâh (s.a.v), Hafsa’nın yanına girince:

      “-Yâ Resûlallâh! Sana, bu bal şerbetinden yine içireyim mi?”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Hayır! Artık, onun bana gereği yok!”buyurdular.

Sevde (r.a):

      “-Sübhanallâh! Vallâhi, O’nu, bal şerbetinden mahrum ettik!”dedi.

Ben de ona:

      “-Sus sesini çıkarma!”dedim.

Hz.Âişe, Hz.Hafsa’ya karşı yaptığı bu işin açığa çıkmasından çok korktu.

Resûlullâh (s.a.v)’in kadınları, gerek birtakım dünyalıklar isteyib durmalarıyla, gerek birbirlerini kıskanmaları ile, Resûlullâh (s.a.v)’i çok üzmüşlerdi. Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v) kadınlarının odalarından ayağını çekib Meşrebe diye anılan çardakta 29 gece yalnız başına oturdu. Sabah akşam yemeğini orada tek başına yedi. Resûlullâh (s.a.v) evvelce attan, hurma kütüğünün üzerine düşüb sağ yanı, bacağı sıyrıldığı zaman da Meşrebe’ye çekilmişti. Sahabeleri kendisini orada ziyaret etmişler, Resûlullâh (s.a.v), orada oturarak namaz kılmış ve kıldırmıştı.

Kadınlarından bir aylık inzivasını da bu Meşrebe’de geçirdi. Burası Resûlullâh (s.a.v)’e ve Hz.Âişe’ye aitti. Benî Nadr Yahudilerinin âlim-lerinden Müslüman olub Uhud’da şehid düşen Muhayrık’ın yedi hurma bahçesinden birisinin ismi de Meşrebe idi.

Resûlullah (s.a.v)’in câriyesi Mariye buradaki kulübede oturur hur-ma mahsulü ile ilgilenirdi. Resûlullâh (s.a.v)’in Mariye’den olan oğlu İbrahim de bu Meşrebe’de doğmuştu.

Hz.Ömer (r.a) der ki:

“-Vallâhi, biz, cahilliye çağında kadınları hiçbir işte hesaba bile almazdık. Yüce Allâh, onlar hakkında indirdiğini indirinceye ve kendile-rine verdiği payı verinceye kadar, biz Kureyş cemaatı kadınlara karşı hâkim durumda bir kavim idik. Medine’ye geldiğimiz zaman, orada, bir kavim bulduk ki, kadınları onlara hâkim bir durumda bulunuyorlardı. Nihayet, bizim kadınlarımız da, onların kadınlarından öğrenerek bize tahâkküme başladılar. Benim, Medine’deki evim Âvali mevkiinde Benî Ümeyye bin Zeyd mahallesinde idi. Bir gün bir iş üzerinde kendi kendi-me düşünürken karım işe karışarak:

      “-Şöyle şöyle yapsana?”dedi.

Onun böyle işime karışmasından bana karşılık vermesinden hoşlan-madım, kızdım. Kendisini azarladım.

      “-O iş, seni, ne ilgilendirir? Benim yapmak istediğim bir işte sen, hangi hakla bana teklifte bulunmağa kalkıyorsun?”dedim.

Hanımım:

      “-Şaşılır sana ey Ömer İbn-i Hattab! Sen, kendine karşılık verilme- sinden hoşlanmıyor, beni azarlıyorsun amma, vallâhi Resûlullâh (s.a.v)’in kadınları bile, O’na karşılık veriyor söyleniyorlardır. Hem onlardan her-hangi biri, o gün, geceye kadar Kendisinin yanına da, uğramıyor! Hattâ senin kızın bile, Resûlullâh (s.a.v)’e karşılık veriyor, söyleniyor da o gününü öfkeli geçirtiyor!”dedi.

İçimden:

      “-Onlardan, bunu yapan kadın, muhakkak hüsrana uğrar!”dedim.

Hemen kalkıb yerime vardım. Ridamı, üzerime aldım, yola çıktım. Hafsa’ya kadar gittim. Ona:

      “-Ey kızcağızım! Sen, Resûlullâh (s.a.v)’e karşılık veriyor, söyleni-yor, hattâ, Kendisinin o gününü öfkeli geçirtiyormuşsun öyle mi?”diye sordum.

Hafsa:

      “-Evet! Vallâhi, hepimiz, ona karşılık verir, söyleniriz!”dedi.

      “-Sizlerden herhangi birinizin, o gün geceye kadar Resûlullâh’in yanına uğramadığı da, oluyor mu?”diye sordum.

Hafsa:

      “-Evet!”dedi.

      “-İçinizden her kim böyle birşey yaparsa, muhakkak o, hüsrana düşer! Ey kızcağızım! Bilirsin ki: Ben, seni, yüce Allâh’ın azabından ve Resûlü’nün ğazabı’ndan sakındırır dururum. Her hangi biriniz, kendisine, Resûlü’nün ğazabından dolayı Allâh’ın ğazab etmeyeceğinden emin mi bulunuyor? Yüce Allâh’ın ğazab ettiği ise, helâk olur gider! Sen, sakın Resûlullâh (s.a.v)’e karşılık verme, söylenme! Kendisinden de, bir şey istemeye kalkma! Neye ihtiyacın olursa, sen, gel onu benden iste! Ey kızcağızım! Sakın şu komşun ve arkadaşın olan Âişe’nin senden daha güzel ve Resûlullâh (s.a.v)’e senden daha sevgili olması dolayısıyla naz-lanması, karşılık vermesi, seni aldatmasın!”dedim.

Resûlullâh (s.a.v)’e karşı böyle cebhe aldıkları zaman, Resûlullâh’ın kadınlarına:

      “-Eğer, O, sizi boşayacak olursa, O’nun Rabbı’nın, O’na, sizin yeri-nize, sizden daha hayırlılarını vermesi memuldur!”dedim.

Hafsa’nın yanından ayrılıb akrabam olan Ümmü Seleme’nin yanına vardım. Ona da, söyleyeceklerimi söyledim.

Ümmü Seleme bana dedi ki:

      “-Şaşarım sana, ey İbn-i Hattab! Sen, her şeye girdin, karıştın, dur-dun. Resûlullâh (s.a.v) ile, kadınları arasına da mı girmek istiyorsun?”

İşte, bu söz, beni öyle bir tutuşla tuttu ki içimde duyduğum endişe ve üzüntüden bir kısmını kırdı, dağıttı!”

Hz.Ömer der ki:

“-Ensâr’dan bir komşumla birlikte Benî Ümeyye bin Zeyd yurdunda otururdum. Oturduğumuz bu yurd, Medine’nin Âvâli diye anılan semtin-dedir. Resûlullâh (s.a.v)’in yanına bu komşumla nöbetleşe inerdik. Bir gün, o iner, bir gün, ben inerdim. Ben, indiğim zaman, o gün, vahiy vesai-renin haberini komşuma getirirdim. O da, indiği zaman, böyle yapardı. O sırada, Ğassan hükümdarlarından birisinin, üzerimize yürümek istediğini ve bizimle savaşmak için atlarını nallatmakta olduklarını haber almıştık. Yüreklerimiz, onların endişesi ile dopdolu bulunuyordu. Arkadaşım, iniş nöbeti günlerinden birinde idi ki, yatsı vakti bana geldi. Birdenbire kapımı hızlıca çalmaya:

      “-Aç, Aç!”diyerek seslenmeye başladı.

Çok korktum. Hemen yanına çıktım.

      “-Çok büyük bir hadise oldu!”dedi.

      “-Nedir o hadise? Yoksa, Ğassanlar mı geldi?”dedim.

Arkadaşım:

      “-Hayır! Ondan daha büyük, daha ağır! Resûlullâh (s.a.v) kadınların-dan inzivaya çekilmiş, kadınlarını boşamış!”dedi.

İçimden:

      “-Hafsa ile Âişe’nin burnu sürtüldü! Hafsa, hüsrana uğradı! Ben, zâten böyle bir şey olacağını zan ve tahmin edib duruyordum!”dedim.

Hz.Ömer, bu haberi alınca başına toprak saçmış:

      “-Allâh, Ömer’i ve kızını ayıplamaz mı?”demişti.

Hz.Ömer (r.a) bu hadiseyi anlatmaya şöyle devam eder:

“-Sabah namazını kılınca, giyinib kuşandım. Sonra Medine’ye indim Hafsa’nın yanına vardım. Ağladığını gördüm. Mü’minlerin diğer Anaları-nın odalarına da uğradım. Hepsinde ağlamalar vardı. Mescide girdiğim zaman, gördüm ki; halk canlarının sıkıntısından, üzüntülerinden, çakıllı yeri dürtüştürüyorlar ve:

      “-Resûlullâh (s.a.v) kadınlarını boşamış!”diyorlardı.

Kendi kendime:

      “-Ben, bu işi bugün, öğrenirim!”dedim.

Hemen Âişe’ye varıb:

      “-Ey Ebû Bekr’in kızı! Senin halin Resûlullâh (s.a.v)’e eziyet edecek dereceye mi ulaştı?”dedim.

Âişe bana:

      “-Ey İbn-i Hattab! Bana ait bir şey, seni, ne ilgilendirir? Sana, kendi heybenle ilgilenmek, kendi kızını öğütlemek düşer!”dedi.

Hafsa’nın yanına vardım ona da:

      “-Ey Hafsa! Senin halin, Resûlullâh (s.a.v)’e eziyet edecek dereceye mi ulaştı? Vallâhi, iyi bil ki: Resûlullâh (s.a.v), seni hiç de seviyor değil! Ben, olmasaydım, Resûlullâh (s.a.v), seni, çoktan boşardı!”dedim.

Hafsa son derece ağlamaya başladı.

      “-Sen, ne diye ağlıyorsun ki?! Ben, seni, bundan sakındırmamış mı idim? Kızım! Resûlullâh Âleyhisselâm, sizleri boşadı mı?”diye sordum.

Hafsa:

      “-Bilmiyorum!”dedi.

      “-Resûlullâh Âleyhisselâm, nerededir?”diye sordum.

      “-Şuradaki Meşrebe’de, Meşrebe mahzeninde inzivaya çekilmiş bulunuyor!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v)’in Meşrebe’deki zenci kölesinin yanına vardım. Köle Rebah Meşrebe’nin alt taraftaki kapısının eşiğinde Resûlullâh’ın merdiven gibi üzerine basarak çıkıb indiği oyuk bir hurma kütüğüne ayaklarını dayamış olduğu halde oturuyordu.

Bu zenci köleye:

      “-Ey Rebah! Yanındaki Resûlullâh’ın yanına benim girmem için izin iste!”diyerek seslendim.

Rebah içeri girdikten sonra yanıma çıktı:

      “-Seni kendisine söyledim. Sustu, bir şey söylemedi”dedi.

Dönüb Mescide gittim. Vardım ki: Minberin çevresinde bir takım kimseler oturmuşlardı. Bazıları ağlıyorlardı. Orada, ben de, biraz oturdum İçimde duyduğum endişe ve üzüntü, bana ğalebe çaldı.

Tekrar kölenin yanına vardım.

      “-Ömer’in içeri girmesi için izin iste!”dedim.

Köle içeri girdikten sonra yanıma çıktı.

      “-Seni kendisine söyledim. Sustu bir şey söylemedi!”dedi.

Yine, dönüb mescide gittim. Minberin yanında oturdum. İçimde duyduğum endişe ve üzüntü, beni yendi, bana ğalebe çaldı. Tekrar köle-nin yanına vardım. Sesimi yükselterek:

      “-Ey Rebah! Yanındaki Resûlullâh (s.a.v)’in yanına benim girmem için izin iste! Sanırım ki: Resûlullâh (s.a.v), benim Hafsa için geldiğimi sanıyordur. Vallâhi Resûlullâh (s.a.v) onun boynunu vurmayı bana emr ederse, boynunu da, vururum!”diyerek seslendim.

Köle, içeri girdikten sonra yanıma çıktı.

      “-Seni kendisine söyledim. Sustu bir şey söylemedi”dedi.

Bunun üzerine, geri dönüb giderken, köle, beni çağırdı ve:

      “-Gir, artık, sana izin verdi!”dedi.

İçeri girdim. Resûlullâh (s.a.v)’e selâm verdim.

Gördüm ki: Resûlullâh (s.a.v), bir hasırın üzerine uzanmış. Hasırın örgüsüne yaslanmış. Hasırın örgüleri, Kendisinin böğründe izler yapmıştı. Hasırla vücudu arasında hiç bir şey, bir kilim, döşek dahi bulunmuyordu. Başının altında içine hurma lifi doldurulmuş, yüzü meşin bir yastık vardı. Ben, oturunca, Resûlullâh (s.a.v), izarını, üzerine çekti. Zâten, üzerinde ondan başka bir şey de yoktu. Resûlullâh (s.a.v)’in hücresine göz gezdir-diğim zaman gördüm ki: Avuçla avuçlanacak kadar azıcık bir Sa’a yakın arpa, ayaklarının yanına da onun kadar, deri tabaklanmasında kullanılan Karaz, Selem ağacı posası dökülmüş! Başucunda ise, dabaklanması tamamlanmamış bir postaki asılı idi!

Resûlullâh (s.a.v)’ın böğründeki hasır izlerini görünce gözlerimin yaşını tutamayarak ağlamağa başladım.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Ey İbn-i Hattab! Neye ağlıyorsun?”diye sordu.

      “-Ey Allâh’ın Rasûlü! Ben, ne diye ağlamayayım ki: Üzerine uzan-dığın şu hasır, senin böğründe izler yapmış! Şu da, Senin yatıb kalktığın tam takır hücren ki, içinde görebildiğim birkaç şeyden başka bir şey göremiyorum! Vallâhi, çok iyi biliyorum ki; Sen, Allâh katında Kisrâ ve Kayser’den daha şerefli ve kıymetlisin! Halbuki, yâ Resûlallâh! Kisrâ ve Kayser, bulundukları refahlı yaşantı içinde debdebe sürüyor, nimetler ve nehirler içinde yüzüyorlar! Sen ise, yâ Resûlallâh! Görmüş olduğum yerde ve şu haldesin! Sen ki, Allâh’ın Resûlü ve en seçkin kulusun! Hal, böyle iken, hücren tam takır!”dedim.

Bunun üzerine, Resûlullâh bana:

      “-Ey Ömer İbn-i Hattab! Sen, dünyanın, onlara, Âhiretin de bize aid olmasına râzı değil misin?”diye sordu.

Ben de:

      “-Evet! Razıyım!”dedim.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Öyle ise, bu iş, böyledir, böyle olacaktır!”buyurdu.

      “-Yâ Resûlallâh! Bâri, Allâh’a duâ et de, ümmetine, geçim bolluğu versin. Allâh’a hiç ibâdet etmezlerken, Allâh, Gayr-i Müslimlere geçim bolluğu vermiştir!”dedim.

Ben, böyle söyleyince, Resûlullâh (s.a.v) doğrulub oturdu, ve:

      “-Ey İbn-i Hattab! Yoksa, sen, şübhe içinde misin? Onlar, hazları, nasibleri, dünya hayatında tez elden verilib geçiştirilen birer kavimdir!” buyurdular.

      “-Öyle ise, yâ Resûlallâh! Benim için, yüce Allâh’dan mağfiret dile!”dedim.

      “-Yâ Resûlullâh! Yüzünde ğazab eseri görüyorum. Yoksa, kadınla-rının sana karşı takındıkları tutum canını mı sıkıyor? Şayed, Sen, onları boşarsan, Allâh, Seninledir. Allâh’ın Melekleri Cebrâil ve Mikâil, ben, Ebû Bekr ve Mü’minler de, seninledir!”dedim.

Kimlere ve neler söylediğimi, Resûlullâh’a birer birer anlatıb Ümmü Seleme’nin haberine geldiği zaman, Resûlullâh (s.a.v) gülümsedi.

      “-Yâ Resûlullâh! Kadınlarını boşadın mı?”diye sordum.

Başını bana doğru kaldırıb:

      “-Hayır!”buyurdu.

      “-Allâh-u Ekber!”dedim.

“-Yâ Resûlallâh! Ben, mescide girdiğimde, Müslümanlar, üzüntü-lerinden, çakılları dürtüyorlar.

      “-Resûlullâh Âleyhisselâm, kadınlarını boşamış!”diyorlardı. İneyim’ de boşamadığını, onlara haber vereyim mi?”dedim.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Haber vermek istiyorsan, olur!”buyurdular.

Yüzünden, ğazabı açılıncaya kadar, O’nunla konuşmaya devam ettim. Nihayet, şenlendi, yüzü güldü. Dişleri herkesinkinden daha güzeldi. Sonra Resûlullâh (s.a.v), indi. Ben de indim. Ben, basamaklı kütüğe tutu-narak inmiştim. Resûlullâh Âleyhisselâm ise, sanki, yer üzerinde yürür gibi inmiş, inerken, eliyle bir yere dokunmamış, tutunmamıştı.

      “-Yâ Resûlallâh! Hücrede yirmi dokuz gün kaldın!?”dedim.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Bu ay, yirmi dokuzdur!”buyurdular.

Mescidin kapısına dikilib en yüksek sesimle:

      “-Resûlullâh (s.a.v), kadınlarını boşamamıştır!”diyerek bağırdım...

Bunun üzerinedir ki yüce Allâh, Tahyir âyetlerini indirdi.

Yüce Allâh, Resûlullâh’a indirdiği âyetlerde şöyle buyurdu:

      “-Ey Peygamber! Allâh’ın sana helâl kıldığı şeyi, kadınların hoş-nutluğunu arayarak Sen ne diye kendine haram edersin? Bununla birlikte, üzülme! Allâh, çok yargılayıcı, çok esirgeyicidir!” 6

      “-Ey Peygamber! Kadınlarına de ki: Eğer, siz, dünya yaşantısı ve onun ziynetini istiyorsanız, geliniz, size boşanma bedellerini vereyim de, hepinizi güzellikle salıvereyim? Eğer, Allâh’ı, Allâh’ın Resûlü'nü ve Âhiret yurdunu istiyorsanız, şüphe yok ki, Allâh, sizler-den güzel hareket edenler için, büyük bir mükâfat hazırlamıştır!” 7

Hz.Âişe (r.a)’nın bildirdiğine göre:

“-Resûlullâh (s.a.v) kadınlarına ya dünyayı ve dünya ziynetini ya da Allâh’ı, Allâh’ın Resûlü'nü ve Âhiret yurdunu tercih etmeleri hususunda serbest bırakmakta olduğu zaman, Hz.Âişe’nin yanına varmıştı.

Hz.Âişe (r.a):

      “-Yâ Resûlallâh! Yanımıza bir ay uğramamaya yemin etmiştin. Sen, ise, aydan yirmi dokuz gün geçince, uğradın? Ben, onları sayıb duruyor-dum!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Bu ay, yirmi dokuz gündür. Yâ Âişe! Ben, sana, bir iş açıklaya cağım ki onu, ana ve babandan her ikisine danışıncaya kadar cevab-lamakta acele etmemenden sana bir vebal yoktur!” buyurdu.

Hz.Âişe (r.a):

      “-Nedir o ya Resûlallâh?”diye sordu.

Resûlullâh (s.a.v), Azhab sûresinin 28 ve 29’uncu âyetlerini okudu.

Hz.Âişe (r.a):

      “-A! A! Ben, bu hususta mı, anne ve babama danışacağım? Ben Elbette ki: Allâh’ı, Allâh’ın Resûlü’nü ve âhiret yurdunu tercih ediyor ve diliyorum! Bu hususta, ne Ebû Bekir’e ne de, Ümmü Ruman’a danışırım!” Dedi. Resûlullâh (s.a.v) güldü.

Hz.Âişe (r.a):

      “-Benim, seni tercih ettiğimi, kadınlarına haber verme! Sana söyle-diklerimi, kadınlarından hiçbirine haber vermemeni isterim!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Onlardan, sorana, muhakkak haber vereceğim! Çünkü, Allâh, beni, tebliğ edici olarak gönderdi. Güçlük çıkarıcı, sıkıntı verici ve bunu, arzu edici olarak göndermedi. Fakat öğretici ve kolaylaştırıcı olarak gönderdi!” buyurdular.

Hz.Âişe (r.a) der ki:

      “-Resûlullâh Âleyhisselâmın diğer kadınları da, benim yaptığım gibi yaptılar. Allâh’ı, Allâh’ın Resûlü’nü ve Âhiret yurdunu seçtiler!” 8

İbn-i Hacer, el-İsabe’sin de bu olay üzerine şöyle der:

Hz.Ömer, kızının boşanmış olması korkusu ile çok ızdırablanmıştı ki ertesi gün Cebrâil (a.s) inmiş ve Resûlullâh (s.a.v)’e Hz.Ömer’in hatırı için kızı Hafsa’ya dönmesini istemiştir.

Diğer bir rivâyette Cebrâil (a.s):

      “-Yâ Resûlallâh! Hafsa’ya dön. Zira, o çok oruç tutar, çok namaz kılar ve aynı zamanda Cennette Senin zevcendir!” buyurdular. 9

Resûlullâh (s.a.v) Hz.Hafsa ile Hz.Âişe’yi birlikte eşit mertebede tutmuştur. Bu iki Ümmühatı Mü’minin, Resûlullâh’ın diğer hanımlarına nazaran daha faâl idiler. Bazı rivâyetlere göre, Resûlullâh (s.a.v) bir ara Hz.Hafsa (r.a)’yı ric’i talâk ile boşamış ise de, dini faziletlerini takdir ettiğinden ve Allâh’dan gelen bir emir üzerine nikâhını tazelemiş veya yenilemiştir.

Bizde Resûlullâh (s.a.v) ve âilesinin başına gelen bu âilevi olayları kitabımızda, en ince detaylarıyla anlatmamızın gayesi ise, onları rencide etmek için değil. Her Müslüman âilenin yaşaması muhtemel olan bu gibi sorunlara en güzel çözüm ve örnek, Resûlullâh (s.a.v) ve O’nun şerefli Âilesi’nin başına nelerin geldiği bilinsin, ve ona göre ibret alınsın diye, aslında O’nlar için değil, bizim için yazdık.

Hz.Hafsa (r.a), Büyük İslâm şahsiyeti Hz.Ömer’in kızı olması ve Resûlullâh (s.a.v)’ın hanımları içerisinde okuma yazmayı bilen istisnai bir hanımefendi idi. Resûlullâh (s.a.v)’ın vefatlarına yakın, son hastalıkları sırasında, Müslüman cemaate namaz kıldırılması hususunda kimin imam olması yönünde çok önemli rol oynamıştır. Resûlullâh (s.a.v)’ın vefâtın-dan sonra da çok mühim hizmetlerde bulundu.

Meselâ bunlardan birisi: Hz.Ebû Bekr (r.a) devrinde Zeyd bin Sâbit (r.a)’ın çalışmalarıyla mushaf halinde bir araya getirilen Kûr’ân-ı Kerîm nüshalarını muhafaza etmekle vazifelendirilmesiydi. Hz.Hafsa (r.a), bu vazifeyi hakkıyla ifa etti. Ümmü’l-Kitab adı verilen bu mushaf-ı şerifi Hz.Ebû Bekr (r.a) devrinde, muhafaza etmiştir. Ebû Bekr (r.a), dönemin-de Resûlullâh’in diğer hanımları gibi Beytü’l-Mâl’dan kendisine ayrılan hisse ile geçinmiştir. Ebû Bekr (r.a)’ın vefatından sonra, kendisine emanet edilen Mushafı şerif, halife Ömer (r.a)’a intikal etti.

Babası, Hz.Ömer zamanında ise, Mü’minlerin anası olmak hasebiyle divana kaydedilerek kendisine yıllık on bin dirhem tahsisat bağlanmıştır. Babası Hz.Ömer, halifelik zamanında kızı Hz.Hafsa (r.a)’ya kadın hakları ile ilgili önemli bazı hususları danışıb ondan fikir almıştır.

İbn-i Cüreyc anlatıyor:

“-Sözüne güvendiğim biri, bana şöyle bir hadise anlattı:

Halife Ömer (r.a) bir gece dolaşırken genç bir kadının kendi evinde:

      “-Bu gece ne kadar uzun, her taraf ne kadar karanlık. Oynaşacak bir sevgilimin yanımda olmaması uykularımı kaçırıyor. Eğer, Allâh korkusu olmasaydı, mutlaka bu karyolanın her yanı gıcırdardı!” dediğini duyunca:

      “-Neyin var be kadın?” diye sordu.

Kadın:

      “-Aylardan beri kocamı ğurbet illerde tutuyorsun. Ben ise onu çok özledim!”karşılığını verdi.

Halife Ömer (r.a):

      “-Kocana ihanet etmeyi mi düşünüyorsun?”diye sorunca.

Kadın:

      “-Allâh korusun!”dedi.

Halife Ömer (r.a):

      “-Kendine hakim ol! O tarafa giden posta ile kocana mutlaka haber gönderilecek!”dedi.

Sonra, doğru kızı Hz.Hafsa (r.a)’nın yanına gitti.

      “-Beni, son derece üzen bir mesele hakkında kızım sana bazı şeyler soracağım. Bana, cevab ver de beni feraha kavuştur. Bir kadın ne kadar zamanda kocasını arzular?”dedi.

Hz.Hafsa utanarak başını önüne eğdi. Halife Hz.Ömer (r.a):

      “-Allâh, gerçekleri açıklamadan utanmaz kızım!?”dedi.

Bunun üzerine Hafsa (r.a) eliyle; üç kur müddeti geçince arayacağını ve en çok, dört ay tahammül edebileceğini işaret etti.

Halife Ömer bin Hattab (r.a)’da orduların dört aydan fazla seferde tutulmamalarını emretti. 10

Bazı Alimlere göre: Hz.Hafsa validemiz, babasına bilgi verirken Hafız olması dolaysıyla Kûr’ân-ı Kerim’de ki şu âyeti delil göstermiştir:

      “-Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç hayız ve temizlenme süresi beklerler!” Veya:

      “-İçinizden ölenlerin geride bıraktıkları hanımları dört ay on gün beklerler!” 11

Âyetlerini delil göstererek babası Hz.Ömer (r.a)’a cevab vermiştir. Hz.Ömer (r.a)’da bu âyetlere kıyasen askeri birliklere izinlerin dört ayı geçmemesi yönünde talimat göndermiştir.

Hz.Hafsa (r.a), babası Ömer (r.a) şehid edilirken Hz.Ebû Bekr, dev-rinde cem edilmiş olan Kûr’ân-ı Kerîm’i kendisinden sonra kimin halife olacağı o anda kesin belli olmadığı için saklamakla görevlenmiştir.

Hz.Osman (r.a) zamanında Hz.Hafsa (r.a), Kûr’ân-ı Kerîm’in teksiri esnasında Hz.Osman (r.a)’ın isteği üzerine kendisinde muhafaza altında bulunan Kûr’ân-ı Kerîm’i Hz.Osman’a teslim etmiştir. Çoğaltma işi bitin-ce Mushaf-ı Şerif yine Hz.Hafsa’ya teslim edilmiştir. Okuma yazma bildiği anlaşılan Hz.Hafsa’ya yazıyı hanım sahabiyelerden Şifâ bint-i Abdullah öğretmiştir. Ayrıca Hz.Hafsa’nın hâfız sahabiyelerden olduğu rivâyet edilmektedir. Hz.Hafsa (r.a)’nın bu önemli olayların dışında pek faaliyeti görülmemiştir.

Hz.Osman’ın şehâdetinden sonra, dördüncü halife olan Hz.Ali (r.a) zamanında hakem meselesi ortaya çıkınca, kardeşi Abdullah İbn-i Ömer-in hilafet meselesinin hakeme tevdiinde halife adayı olmasını teşvik ve ikna etmiştir. Fakat en sonunda kardeşi bunu kabul etmemiştir.

Hz.Hafsa (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’den ve Hz.Ömer’den altmış hadis rivâyet etmiştir. Bunların dördü hem Sahih-i Bûhari hem de Sahih-i Müslim’de, altısı sadece Sahih-i Müslim’de bulunmakta, rivayetlerinden kırkdördü Ahmed İbn-i Hanbel’in Müsned’inde yer almaktadır. Ondan hadis rivayet edenler arasında kardeşi Abdullah İbn-i Ömer, Abdullah’ın oğlu Hamza, ashab’dan Hârise bin Vehb, Şüteyr bin Şekel, Muttalib bin Ebû Vedâa ve tâbii Abdullah bin Safvân el-Cumahi gibi isimler vardır. 12

Çeşitli hadis kitaplarında yer alan bu hadislerden birisi şu meâldedir:

“-Resûlullah yatağına girdiğinde sağ elini sol elinin üzerine koyar ve şöyle duâ ederdi:

      “-Yâ Rabbi! Kullarını dirilttiğin gün beni azabından koru!”Bunu üç defa tekrar ederdi”derdi

Mü’minlerin annesi olma şerefine nâil olan Hz.Hafsa (r.a) vâlide- miz, Hicretin 41. veya 45. yılının Şaban ayında, Miladi 647-48. veya 665. yılın Ekim ayında takriben altmış yaşlarında, Muâviye bin Ebi Süfyân’ın zamanında vefât etti. Cenaze namazını o zaman Medine valiliği görevin-de olan Mervân bin Hakem tarafından kıldırıldığı da söylenir. Kabri, Medine’de Cennetü’l-Bâkî kabristanlığında dır.

Hz.Hafsa (r.a)’yı görenler şöyle anlatırlardı;

Heybetli, bir o kadar da vakarlı hali vardı. Her gören onu babası Hz.Ömer (r.a)’a benzetirlerdi. Uzun boylu, endamlı ve çok güzeldi. Biraz asabi, oldukça titiz, celalli, bir o kadar da merhametliydi, Zekâsı, ilmi, dirayeti ve ibadete olan düşkünlüğü ile Nübüvvet evinde öne çıkmış bir hanımefendi annemizdi.

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan râzı olsun.



1- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1261-özet 
2- Tahrim-4 
3- Tahrim-3 
4- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-16-120-123 
5- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-16-136-137 
6- Tahrim-1 
7- Ahzab-28-29 
8- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-16-123-136 
9- El İsabe İbn-i Hacer-8-52 
10- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-2-485 
11- Bakara suresi-228-231 
12- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi-15-119-120-Konu akışına göre montajlandı.