Evs Bin Muâz

Evs bin Muâz (r.a) Medine’de doğmuştur. Ancak hangi tarihte doğduğu belli değildir. Neseb silsilesi ise: Evs bin Muâz bin el-Nu’man bin İmrülkays bin Zeyd bin Abdüleşhel bin Cüşem bin el-Hazrec bin Nebit onun ismi Amr’u bin Mâlik bin Evs el-Ensâri el-Evsi sonra Eşheli dir.

Evs Bin Muâz

Evs Bin Muâz
أوْسُ بْــنُ مُــعَــا ذ


 Baba Adı    :    Muâz bin Nu’man.
 Anne Adı    :    Ümmü Sa’d Kebşe bint-i Râfi’.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Tarih yok, Medine doğumludur.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 4. yılda Bi’r-i Maune de şehid oldu.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
 Eşleri    :    Hind bint-i Semmak bin Atik bin İmrü’l-Kays.
 Oğulları    :    Hâris,
 Kızları    :    Bilgi yok.
 Gavzeler    :    Bedir, Uhud, Bir’i Mâune.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Medineli Ensâr dandır.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    Bilgi yok.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Evs bin Muâz bin el-Nu’man bin İmrülkays bin Zeyd bin Abdüleşhel bin Cüşem bin el-Hazrec bin Nebit onun ismi Amru bin Mâlik bin Evs el-Ensâri el-Evsi sonra Eşheli dir.
 Lakap ve Künyesi    :    Bilgi yok.
 Kimlerle Akraba idi    :    Uhud Şehidi Amr bin Muâz ve Sa’d bin Muâz’ın kardeşleri, Es’âd İbn-i Zürâre’nin dayısı oğludur.



Evs Bin Muâz Hayatı

Evs bin Muâz (r.a) Medine’de doğmuştur. Ancak hangi tarihte doğduğu belli değildir. Neseb silsilesi ise: Evs bin Muâz bin el-Nu’man bin İmrülkays bin Zeyd bin Abdüleşhel bin Cüşem bin el-Hazrec bin Nebit onun ismi Amr’u bin Mâlik bin Evs el-Ensâri el-Evsi sonra Eşheli dir. Babası Muâz bin Nu’man İslâm davetinden önce Câhiliye döneminde ölmüştür. Annesi; Ümmü Sa’d Kebşe bint-i Râfi’ bin Ubeyd bin Ebcer (Hudra) bin Avf bin el-Hazreciy el-Ensâri el-Hudriye’dir.

Annesi Ümmü Sa’d Kebşe bint-i Râfi’ (r.a) Hazreci olmasına rağmen, babası Muâz bin Nu’man Beni Evs’den olub, İslâm davetinden daha önce câhiliye devrinde vefat etmiştir. Kardeşleri ise; Beni Evs’ın Umumi Seyyidi ve Abdü’l-Eşhel Oğulları kolunun büyük reisi olan, büyük sahabi Sa’d bin Muâz ve Uhud şehidi Amr bin Muâz’dır.

Evs bin Muâz (r.a), Useyd bin Hudayr’ın halası Hind bint-i Semmak bin Atik bin İmrü’l-Kays ile evliydi bu evlilikten Hâris isimli bir oğlu olmuştu. Evs bin Muâz Bi’r-i Maûna’da şehid olunca bu kadın Evs’in küçük kardeşi Sa’d bin Muâz ile evlendi. Bu evlilikten iki tane oğlu oldu. Hicri beşinci yılda Sa’d bin Muâz da Hendek kuşatmasından sonra Beni Kurayza kuşatmasının ardından şehid oldu.

Bu kahraman kardeşler birlikte başta Bedir sonra Uhud Savaşı’na katılmışlardır. Uhud Savaşı’nda en küçük kardeşleri Amr bin Muâz’ın şehadeti onları çok etkilemiştir. Uhud Savaşı’ndan bu hal ve minval üzere dönerlerken Resûlullâh (s.a.v), kendi atı üzerinde bulunuyor, atının dizgi-nini, kendisinden küçük yaşta olan kardeşi Sa’d bin Muâz tutuyordu. Anneleri Kebşe bint-i Râfi’ Resûlullâh (s.a.v)’ın yanına doğru geldi.

Sa’d bin Muâz:

      “-Yâ Resûlallâh! Bu, annemdir!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v), Amr bin Muâz’ın annesi Ümmü Sa’d Kebşe’ye:

      “-Merhaba!”buyurdu.

Ümmü Sa’d Kebşe bint-i Râfi’, Resûlullâh (s.a.v)’ın yanına kadar yaklaşıb Resûlullâh (s.a.v)’e baktı:

      “-Babam, anam Sana fedâ olsun yâ Resûlallâh! Ben, Seni, sağ sâlim gördüm. Sen, selâmette olunca, her felâket hiç gelir bana!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v), ona, oğlu Amr bin Muâz’dan dolayı baş sağlığı diledikten sonra şöyle buyurdular:

      “-Ey Ümmü Sa’d! Seni müjdelerim ve onun ev halkına da müjdeler olsun ki, onlardan şehid düşenler on iki kişidirler Cennette toplandılar ve birbirlerine arkadaş oldular. Onlar ev halklarına da şefâat edeceklerdir!”

Ümmü Sa’d Kebşe bint-i Râfi’ (r.a):

      “-Razıyız yâ Resûlallâh! Onlardan geri kalanlar için de dua et!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Allâh’ım! Onların kalblerindeki üzüntüleri gider! Musibetlerini düzelt! Geride kalanlarını da, geri kalanların en iyisi eyle!”diye dua etti.

Resûlullâh (s.a.v), Sa’d bin Muâz’a:

      “-Ey Amr’ın babası! Hayvanın yolunu aç yürüsün!”buyurdu.

Yolu, açılınca, at, yürümeye başladı, Resûlullâh (s.a.v), Sa’d bin Muâz (r.a)’a:

      “-Senin ev halkının yaralıları çoğalmış ve yaraları azmıştır. Onlardan Kıyamet günü, yaraları çeşme gibi kanayarak gelmeyen bir yaralı bulun-mayacak onların kanlarının rengi, kan rengi, kokusu da, misk kokusu olacaktır! Kim yaralı ise, evinde oturup yarasını tedâvi ettirsin! Evime kadar benimle gelmeyen yaralı, benim yakınımdandır!”buyurdu.

Sa’d bin Muâz, onlara:

      “-Resûlullâh’ın ardından gelmiyenler, Resûlullâh’ın yakınındandır!”

Diyerek seslenince, Abdü’l-Eşhel Oğullarının bütün yaralıları geride kaldılar. Evlerinde ateş yaktılar. Geceyi yaralarının, yaralılarının tedâvisi ile geçirdiler. İçlerinde otuz yaralı vardı. 1

Evs bin Muâz (r.a) Uhud Savaşı’ndan dört ay sonra Bi’ri Maûne Vak’ası’nda kardeşi Amr bin Muâz gibi bu âilenin ikinci şehidi olacaktı.

Bi’ri Maûne Vak’ası Nedir?:

Uhud Savaşı’ndan dört ay sonra, Hicretin dördüncü yılı Safer ayında, Ebû Berâ’ Âmir bin Mâlik, bin Câfer, Medine’ye gelerek Resûlullâh (s.a.v)’i ziyaret etmişti. Ebû Berâ’ Amir Oğulları kabilesinin Seyyidi ve lideri idi. Ebû Berâ’ getirdiği iki at ile iki deveyi hediye etmek isteyince

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Ben, müşriklerin hediyesini kabul edemem. Eğer hediyeni kabul etmemi istiyorsan Müslüman ol!”buyurduktan sonra, ona İslâmı anlattı.

İslâmiyet dininde neler olduğunu, Allâh’ın Mü’min kullarına verece-ğini vadettiği sevab ve mükâfatları haber verdi. Kûr’ân-ı Kerîm’i okudu. Ebû Berâ’ ne Müslüman oldu, ne de, Müslümanlıktan uzak kaldı.

Ebû Berâ’:

      “-Yâ Muhammed! Beni, kabule dâvet ettiğin bu işin, bu dinin pek güzel, pek şereflidir. Kavmim, benim ardımdadır. Ne dersem, yaparlar. Eğer, İslâm’ı öğretmek için ashabından bir kaçını gönderecek olursan, umarım ki, onlar, Sana tâbi olurlar. Onlar, tâbi olduktan sonra, artık, işin daha da, parlar ve yükselir. Eğer, Sen, Necid halkına Ashabından bazı-larını gönderib de, onları, yaymağa çalıştığın işe, İslâmiyete dâvet edecek olursan, umarım ki, dâvetini kabul ederler!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v) de:

      “-Göndereceğim kişiler hakkında Necid halkından korkarım!”dedi.

Ebû Berâ’:

      “-Göndereceğin kimselere Necidliler bir şey yaparlar diye korkma! Ben, onları himayeme alırım. Gönder de, halkı, İslâm dinine dâvet etsin-ler. Onları, ben, himayeme aldıktan sonra, Necid halkından hiç biri onlara dokunamazlar!”dedi.

Enes bin Mâlik (r.a)'den rivâyete göre:

“-Ri’l, Zekvan, Usayya ve Lihyan kabilelerinden bazı kimseler, Medine’ye gelerek, kavimlerinden düşmanlık edenlere karşı yardımcı olmasını Resûlullâh (s.a.v)’den dilediler. Resûlullâh (s.a.v)’de, onlara destek ve yardımcı olmak üzere Ensâr’dan yetmiş kişi gönderdi.

Buna göre, gönderilecek irşad heyeti, aynı zamanda, gidecekleri yer-lerde bulunan Müslümanlara da, Ebû Berâ’nın himayesi altında destek ve yardımcı olacaklardı. Ebû Berâ’nın yapmış olduğu kesin taahüd üzerine, Resûlullâh (s.a.v), Saîde Oğulları’nın kardeşi Münzir bin Amr’ın kuman-dası altında, Ashabından kırk kişiyi yola çıkardı.

Buhârî’nin Sahihi gibi bazı önemli kaynaklarda bu sayı yetmiş kişi, bazılarında ise kırk veya otuz kişi olarak geçer. En doğrusunu Allâh bilir.

İrşad heyetinde bulunanların dördü Muhacir, diğerleri Ensâr’dır.

1-Aiz bin Mâis.

2-Âmr ibn-i Füheyre.

3-Amr bin Mâbed.

4-Amr bin Ümeyye.

5-Abdullah bin Kays. bin Sırma, bin Ebî Enes.

6-Beşiri Ensarî.

7-Dahhak bin Abd-i Amr.

8-Ebû Amr bin Kâ’b, bin Mes’ûd.

9-Ebû Ubeyde bin Amr, bin Mıhsan.

10-Enes bin Muâz.

11-Evs bin Muâz.

12-Ebûşeyh Ubeyd bin Sâbit.

13-Hâris bin Simme.

14-Haram bin Milhan.

15-Hâlid bin Kâ’b, bin Amr.

16-Hâlid bin Sâbit, bin Nûman.

17-Hâkem bin Keysân

18-Kutbe bin Abd-i Amr, bin Mes’ûd.

19-Kâ’b bin Zeyd, bin Kays.

20-Münzir bin Amr, bin Huneys.

21-Münzir bin Muhammed, bin Ukbe.

22-Muâz bin Maiz.

23-Mes’ûd bin Halde.

24-Mes’ûd bin Sa’d.

25-Mâlik bin Sâbit.

26-Nâfi bin Büdeyl, bin Verka (Huzai)

27-Riyad bin Huneyf, bin Hâris, bin Ümeyye, bin Zeyd.

28-Sâbit bin Hâlid, bin Amir.

29-Sa’d bin Amr, bin Sâkıf.

30-Süfyan bin Hâtib, bin Ümeyye.

31-Süfyan bin Sâbit.

32-Süleym bin Milhan.

33-Sehl bin Amir, bin Sa’d, bin Amr.

34-Selh bin Amir, (Amr) bin Sâkıf.

35-Süheyl bin Amir, bin Sa’di Ensarî.

36-Tufel bin Sa’d, bin Amr.

37-Ubâde bin Amr, bin Mihsan.

38-Urve bin Esmâ, bin Salt (Sülemi).

39-Ubey bin Muâz, bin Enes.

40-Muttalib-i Sülemi.

İrşad ve tâlim heyetıne katılanlar, Âshâb-ı Suffa’dan olup kendilerine Kurrâ denilirdi. Onlar; gecelerini ibâdetle, Kûr’ân-ı Kerim ve ilim öğren-mek ve öğretmekle geçirirler; gündüzleri de, Mescid’e su taşırlar, odun toplayıp satarak Âshab-ı Suffa ve yoksul Müslümanlar için yiyecek satın alırlardı.

Ebû Berâ’, Resûlullâh (s.a.v)’e şöyle dedi:

      “-Ben, kavmimin yanına döner, göndereceklerini görür gözetirim!”

Resûlullâh’ın gönderdiği İrşad heyetinin önce Medine’den ayrılıp Necid bölgesine doğru gitti. Necidlilere, Muhammed’ın Ashâbını himâye-sine aldığını bildirerek onlara kat’iyyen dokunmamalarını tenbih etti.

Necidliler:

      “-Ebû Berâ’ın himaye teahhüdü bozulmayacak, onun teahhüdüne aykırı tutum ve davranışlarda bulunulmayacaktır!”dediler.

Ebû Berâ’ın yeğeni Âmir İbn-i Tufeyl, amcasının isteklerini yerine getirmeğe yanaşmadı, ona aykırı davranışlarda bulundu. İslâm irşad heye-ti Urve bin Esmâ bin Salt-ı Sülemi’nin kılavuzluğu ile Bi’ri Maûne, Maûne Kuyusu’na doğru yollarına devam ettiler ve bir sabah Maûne Kuyusu başına indiler.

Bi’ri Maûne: Âmir Oğulları yurdu ile Süleym Oğullarının karataşlığı arasında olub her iki bölgeye yakındır. Fakat, Süleym Oğullarının karataşlıklarına daha yakındır. Mekke ile Usfan arasında Hüzeyl’lere aid bir bölgedir. Maûne Kuyusu, Süleym Oğullarına aid olan sulardandır.

İrşad heyeti, Maûne Kuyusu mevkiine gelip inince, hemen develerinin dizlerini bağladılar. İçlerinden dördü, yitirdikleri develerini aramaya gittiler. Amr ibn-i Ümeyye ile Ensâr’dan Münzir bin Muhammed bin Ukbe’yi, binek develerini otlatmak üzere otlağa gönderdiler.

Resûlullâh (s.a.v), Necd halkı ve Âmir Oğulları liderlerine verilmek üzere bir mektup da, göndermişti, İslâm irşad heyeti, Maûne Kuyusu’nun üst tarafında bulunan bir mağarada oturub dinlendikleri sırada, birbirlerine:

      “-Hanginiz, şu, su civarı halkına, Resûlullâh (s.a.v)’ın elçiliğini yapar?”dediler.

Haram bin Milhan (r.a):

      “-Ben yaparım! Ben, size bir haber getirinceye kadar, siz yerinizde durunuz. Sizden önce, ben, Süleym Oğullarına varayım. Eğer, onlar, bana Resûlullâh (s.a.v)’den aldığımız emri kendilerine tebliğ edinceye kadar emân ve imkân verirlerse, ne âlâ! Emân vermezler de, ihanet ederlerse, zaten, siz de, benden uzakte değilsiniz, bana yakın bulunuyorsunuzdur!” dedi. Haram bin Milhan, yanına topal bir zatla başka bir arkadaş daha alarak gitti. İki arkadaşına:

      “-Ben, onların yanına varıncaya kadar, siz, yakınlarda bulununuz. Eğer, bana emân verirlerse zâten yakınlardasınız, görürsünüz. Şâyed, beni öldürecek olurlarsa, hemen arkadaşlarınızın yanına gidersiniz!”dedi.

Haram bin Milhan, Âmir bin Tufeyl’e yaklaşınca:

      “-Resûlullâh (s.a.v)’ın elçiliğini tebliğ için bana emân ve izin verir misiniz? Yanınıza gelib sizinle konuşayım?”dedi.

Yanlarına gelmesine izin verdiler. Haram bin Milhan, müşriklerin yanlarına varıp:

      “-Ey Maûne Kuyusu halkı! Ben, sizlere, Resûlullâh (s.a.v)’ın gönder-diği elçisiyim! Ben şehâdet ederim ki: Allâh’dan başka ilâh yoktur! Muhammed (s.a.v)’de, Allâh’ın kulu ve Resûlüdur! O halde, siz de, Allâh’a ve Resûlüne iman ediniz!”dedi.

Âmir bin Tufeyl, Haram bin Milhan’ın götürüb sunduğu mektuba hiç bakmadı bile! Haram bin Milhan, konuştuğu sırada, onu ansızın mız-rakladı. Yahud, adamlarından birisine işaret ederek onu arkasından mız-raklattı. Saplanan mızrak, Haram bin Milhan’ın göğsünden çıktı! Mızrak, vücuduna saplanır saplanmaz, Haram bin Milhan:

      “-Allâh’û ekber! Kâbe’nin Rabbına andolsun ki: Kazandım gitti!” dedi, ellerini fışkıran kanına bulayıp yüzüne ve başına sürdü!

Âmir bin Tufeyl, Haram bin Milhan’ın gerisinde bulunan Müslüman topluluğunu’da, kuşatıp imha etmek için, Âmir Oğulları kabilesinin yardı-mını istedi. Onlar ise:

      “-Biz, Ebû Berâ’ın teahhüdünü bozamayız. Ebû Berâ’ın bunlar için bir akdi ve kendilerini himaye edeceğine dair bir tehhüdü var!”dediler ve Âmir bin Tufeyl’ın davetine icabetten kaçındılar.

Âmir bin Tufeyl, Âmir Oğullarından red cevabı alınca, Süleym Oğul-larından bazı kabilelere, bu cümleden olarak Useyye, Ri’l ve Zekvan kabilelerine baş vurarak, kendi-sine fi’li olarak yardımda bulunmalarını istedi. Onlar da, Âmir bin Tufeyl’ın davetine icabet ettiler.

Âmir bin Tufeyl, Lıhyan Oğullarına da baş vurmuştu. Baş vurulan; Lıhyan Oğullarının Kare oymağı idi.

Resûlullâh (s.a.v)’ın beddua ederken, Adal ve Zı’b kabileleri de andığına bakılırsa, bunlar da, harekete katılmışlardı.

İslâm irşad heyeti, Haram bin Milhan’ın geciktiğini görünce, ardın-dan gittiler. Pek çok sayıda müşriklerle karlılaştılar ve onlar tarafından kuşatıldılar. Kuşatanlar arasında çekingen davranmalarına rağmen Beni Âmirler den kalabalık bir kabile de, bulunuyordu. Düşmanlar tarafından etraflarının böyle çepe çevre kuşatıldıklarını görünce:

Müslümanlar hemen kılıçlarına el attılar:

      “-Vallâhi, bizim, sizinle hiç bir işimiz yok. Biz Resûlullâh (s.a.v)’ın bir işi için yolumuza gidiyoruz!”dedilerse de, müşriklere dinletemediler.

Müşrikler, Urve bin Esmâ bin Salt-ı Sülemi’ye:

      “-Sana emân verilmiştir. İstersen, yanımıza gel, İstersen, bizden başkasının yanına çık git!”dediler.

Urve bin Esmâ:

      “-Ben, hiçbir zaman, ellerimi müşriklerin ellerine vermemek, onlar- lardan dost tutmamak üzere Resûlullâh (s.a.v)’e kesin söz vermişimdir!” diyerek müşriklerin emân teklifini reddetti.

Urve’nin mensup bulunduğu Süleym Oğulları kabilesiyle Amr bin Tufeyl arasında dostluk vardı. Bunun için Urve’nin ölmesini, kurtulmasını çok istediler. Fakat Urve:

      “-Ben, ne onların emânını kabul ederim, ne de şu arkadaşlarımın vurulub düştükleri yerden kendimi ayırmak, kayırmak isterim!”diyerek çarpışmaya girişti ve çarpışa çarpışa şehid düştü.

Bi’ri Maûna’da müşrikler tarafından çepeçevre kuşatılan İslâm İrşad birliği, şehid olacaklarını anlayınca:

      “-İlâhi! Resûlüne, durumumuzu haber verecek, burada, Senden baş-kasını bulamıyoruz! Selâmımızı, Ona, tebliğ et, ulaştır! İlâhi! Resûlünün vasıtasıyla kavmimize haber ver ki: Rabbimize kavuştuk! Rabbimiz, bizden hoşnud oldu ve bizi de, hoşnud kıldı!”dediler.

Vahy Meleği Cebrâil gelip, Resûlullâh (s.a.v)’e:

      “-Onlar Rablerine kavuştular. Rableri onlardan hoşnut oldu. Ve kendileri de hoşnut oldu. Ve kendilerini de hoşnut kıldı!”dediler.

Vahiy Meleği Cebrâil (a.s) gelib Resûlullâh (s.a.v)’e:

      “-Onlar, Rab’larına kavuştular, Rab’ları, onlardan hoşnud oldu ve kendilerini de, hoşnud kıldı!”diyerek bunu haber verdi.

Abdullah İbn-i Mes’ûd’dan rivayet edildiğine göre:

“-Resûlullâh (s.a.v) hutbeye kalkıp Allâh’a hamd-ü senâdan sonra:

“-Kardeşleriniz, müşriklerle karşılaştılar. Müşrikler, onları kesip biç-tiler, mızraklarla delik deşik ettiler. Onlardan hiçbirini sağ bırakmadılar! Onlar şehid olurlarken:

      “-Ey Rabbimiz! Bizim, Rabbimizden hoşnud olduğumuzu, Rabbim-izin de bizden hoşnud olduğunu kavmimize Sen tebliğ et!”dediklerini,

Ben, size tebliğe onlar tarafından elçiyim! Onlar Allah’dan hoşnud oldular. Allah’da, onlardan hoşnud oldu. Onlar için, Allah’dan mağfiret dileyiniz. Onlar, bana selâm da, gönderdiler!”buyurdu.

Cebrâil (a.s), onların selâmlarını tebliğ edince, Resûlullâh (s.a.v):

      “-Âleyhimüsselâm! Allâh’ın selâm ve rahmeti onlara da, olsun!”

Diyerek onlara mukabele etti. Cebrâil (a.s), Bi’ri Maûne haberini, Resûlullâh’a son derecede üzgün bir halde vermişti. Bi’r-i Maûne haberi ile Reci’ haberi Resûlullâh’a aynı gecede gelmişti.

Resûlullâh (s.a.v) Bi’ri Maûne haberini alınca:

      “-Bu Ebû Berâ’ın işi, o, getirdi başımıza bunu! Ben, zaten, onları, ancak Ebû Berâ’ın ısrarı üzerine, istemeye istemeye, korka korka gönder-miştim!” buyurdu.

Ebû Berâ’ ise, Resûlullâh (s.a.v)’in bu sözünü işitti. Vermiş olduğu himâye teahhüdünün yeğeni Âmr bin Tufeyl tarafından bu şekilde bozul-masına son derecede çok üzüldü. Çünkü, Resûlullâh’ın sahâbilerinin baş-larına gelen, kendisinin himâye teahhüdü sebeb olmuştu.

Enes bin Mâlik (r.a):

      “-Resûlullâh (s.a.v)’ın, Bi’ri Maûne’de şehid düşen Ashâba yanıb üzüldüğü kadar hiç bir kimseye, hiç bir şeye bu kadar yanıp üzüldüğünü görmedim!”der.

Resûlullâh (s.a.v), kendisine acı haberin geldiği gece, sabah namaz-ında birinci rekâttan sonra, ikinci rekâtın rükûundan:

      “-Semiallâhu limen hamideh!”diyerek doğrulduğu zaman:

      “-Ey Allâhım! Mudar kabilelerini şiddetle tepele! Ey Allahım! Onla-rın yıllarını, Yûsüf peygamberin kıtlık yılları gibi çetin yap, başlarına dar getir! Ey Allâhım! Lihyan Oğullarını, Adal, Kare, Zi’b, Rı’l, Zekvan ve Usayya kabilelerini Sana havale ediyorum! Çünkü, onlar, Allah’a ve Resûlüne âsi oldular!”diyerek beddua etti.

Resûlullâh (s.a.v)’ın buna beş vakit namazlarında bir ay devam ettiği arkasında bulunan cemâatın da Âmin dedikleri rivayet edilir.

Resûlullâh (s.a.v)’ın bedduası kabul olunmuş, kuraklık ve kıtlık baş-lamıştı. Bedrü’l-Mev’id seferi münasebetiyle Kureyş lideri Ebû Süfyan’ın da, itiraf ettiği gibi:

      “-Yağışlar kesilmiş, sular çekilmiş, yeşillikler, otlar kavrulub kuru-muş, sefere çıkmaktan gözlerini yıldıran ve korkutan çetin ve sert bir yıl olmuştu!”

Rı’l, Zekvan, Usayya Kabilelerinden yediyüz kişi humma hastalığına tutulub ölmüştür. 2

Ebû Berâ’ Resûlullâh (s.a.v)’ın sitemine ve yapmış olduğu himâye teahhüdünü yeğeni Âmir bin Tufeyl’ın böyle çiğneyerek işlediği cinayete üzüntüsünden öldü. 3

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan râzı olsun.



1- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-10-218-231-233 
2- M.Âsım Köksal İslam Tarihi-11-33-43 
3- M.Âsım Köksal İslam Tarihi-11-48-