Esmâ Bint-i Ümeys

Esmâ bint-i Ümeys (r.a) Resûlullâh (s.a.v)’ın Amcası oğlu Câ’fer bin Ebû Talib (r.a)’in hanımlarıdır. Takriben Miladi 595. yılda Mekke’de doğmuştur.

Esmâ Bint-i Ümeys

Esmâ Bint-i Ümeys
أسْـمَـاء بـِـنْـتُ عُــمـَـيـس


 Baba Adı    :    Ümeys bin Ma’bed bin Teym, bin Hâris.
 Anne Adı    :    Hind bint-i Avf bin Züheyr.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Takriben Miladi 595.yılda Mekke’de doğdu
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 40. Miladi 660. yılda Küfe’de vefat etmiştir. Kabri Küfe’dedir.
 Fiziki Yapısı    :    Kadın Sahabi idi.
 Eşleri    :    1-Hz.Câ’fer bin Ebû Talib 2-Hz.Ebû Bekir 3-Hz.Ali bin Ebû Talib.
 Oğulları    :    Hz.Ca’fer’den; Abdullâh, Muhammed, Avf. Hz.Ebû Bekr’den; Muhammed bin Ebû Bekr, Hz.Ali’den; Yahya ve Avn bin Ali bin Ebû Talib. Olmak üzere altı tanedir.
 Kızları    :    Hz.Ca’fer’den; Ammare adlı bir kızı vardı.
 Gavzeler    :    Bazı seferlere katılmıştır.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Mekke, Habeşistan, Medine Muhacirdir.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    60 tane.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Esmâ bint-i Ümeys bin Mabed bin Teym bin Hâris bin Kâ’b bin Mâlik bin Kuhafe bin Amır bin Rebia bin Amr bin Muaviye bin Zeyd bin Mâlik bin Bişr bin Vehbullâh bin Şehran bin İfris bin Half bin Efdel el-Has’ami’dir.
 Lakap ve Künyesi    :    Ümmü Abdullâh
 Kimlerle Akraba idi    :    Resûlullâh (s.a.v)’ın eşi Hz.Meymune’den taraf baldızı, Hz.Abbas’ın eşi Lübabetü’l-Kübra, Hz.Hamza’nın eşi Selmâ bint-i Ümeys, Hz.Hâlid bin Velid’in annesi Lübabetü’l-Suğra’nın bacıları, Hâlid bin Velid ile Abdullah ibn-i Abbas’ın da teyzeleridir.



Esmâ Bint-i Ümeys Hayatı

Esmâ bint-i Ümeys (r.a) Resûlullâh (s.a.v)’ın Amcası oğlu Câ’fer bin Ebû Talib (r.a)’in hanımlarıdır. Takriben Miladi 595. yılda Mekke’de doğmuştur. Kabile neseb ve soyu: Esmâ bint-i Ümeys bin Mabed bin Teym bin Hâris bin Kâ’b bin Mâlik bin Kuhafe bin Amır bin Rebia bin Amr bin Muaviye bin Zeyd bin Mâlik bin Bişr bin Vehbullâh bin Şehran bin İfris bin Half bin Eftel el-Has’ami’dir. Babası: Ümeys bin Ma’bed bin Teym’dir. Annesi ise: Hind bint-i Avf bin Züheyr bin Hâris bin Kinâne’dir. Hicretin 40. Miladi 660 yılında Küfe’de vefat etmiştir. Kabri Küfe’dedir.

Esmâ bint-i Ümeys (r.a)’nın İlk kocası Hz.Câ’fer bin Ebû Tâlib’dir. Hz.Ca’fer şehid olunca, Hz.Ebû Bekr ile evlenmiştir. Hz.Ebû Bekr vefat edince, Hz.Ali bin Ebû Tâlib ile evlenmiştir. Hz.Câ’fer’den, Abdullâh, Muhammed, Avf adlarında üç oğlu ve Ammere adında bir kızı olmak üzere üç oğlan bir kız çocukları olmuştur. Büyük oğlu Abdullâh’a izafeten ona, Ümmü Abdullâh künyesi verilmiştir. Hz.Ebû Bekr’den, Muhammed bin Ebû Bekr, Hz.Ali’den, Yahya ve Avn bin Ali bin Ebû Talib, olmak üzere toplam altı oğlan bir kız çocuğu annesidir.

Esmâ bint-i Ümeys (r.a)’nın annesi: Hind bint-i Avf, bin Züheyr, el-Kureyşi’dir. Mekke’nin çok sayğın hanımlarından biridir. Hind bint-i Avf, birkaç kez evlenmiş olub bu evliliklerindende dokuz tane kızları vardı. Her bir kızını Mekke’nin önemli âilelerinden birine vererek, onlarla âilevi bağlar tesis etmiştir. Bu kız kardeşlerin, hemen hepsi İslâm tarihinde çok meşhur olan kişilerdir ki,

Büyük âlim İbn-i Habib:

      “-Hind’in sahib olduğu damatlar kadar asil damatlara sahib hiç bir Arab kadını yoktur!”demektedir. 1

Meymune (r.a)’ın, Anne, veya anne baba bir bu kız kardeşlerinin hepside islâm tarihinde çok meşhur olmuş kişilerdir ki, Resûlullâh (s.a.v) bu bahtlı bacılara:

      “-Mü’mine kardeşler!”pâyesi’ni vermiştir. Bu kızkardeşler şöyledir.

Anne baba bir kız kardeşleri:

1-Meymûne bint-i Hâris, İslâmdan önce, Câhilliye devrinde Mes’ûd bin Amrü’s-Sekafi ile evli iken onunla anlaşamıyarak ayrıldı. Bu evlilikten sonra da, Sehcere bin Ebi Rühm bin Abduluzza ile evlenmişti. O da vefât edince, dul kaldı. Daha sonra Resûlullâh (s.a.v) ile evlendi.

2-Lübabetü’l-Kübra Ümmü’l-Fadl; Hz.Abbas’ın hanımı, Abdullah bin Abbas, Fadl, Kusem, Mabed, Abdurrahman, ve Meşhur hanım muhaddis ve âlimlerden olan Ümmü Habibe’nin Anneleridir.

3-Lübabetü’l-Suğra; Velid bin Muğire’nin eşi, Hz.Hâlid bin Velid’in muhterem annesi dir.

4-Âsmâi, Ubeyy bin Halef’in eşidir.

5-Azze, Ziyad bin Abdullah bin Mâlik’in hanımıdır.

Anne bir kız kardeşleri ise şunlardır;

1-Zeyneb bint-i Huzeyme: ilk önce, Resûlullâh (s.a.v)’ın amcası oğlu Tufeyl bin Hâris ile evliyken ondan boşandı. Sonra, diğer kardeşi Ubeyde bin Hârise ile evlendi. Onun Bedir’de şehâdetinden sonra, Abdullah bin Cahş ile evlendi. Onun’da Uhud’da şehâdetinden sonra Resûlullâh (s.a.v) ile evlendi, üç beş ay sonra da vefat ettiler.

2-Esmâ bint-i Ümeys’e, Hz.Câ’fer bin Ebû Talib (r.a)’in eşi, onun şehâdetinden sonra, Hz.Ebû Bekr (r.a) ile evlendi. Onun vefatından sonra ise, Hz.Ali bin Ebi Tâlib (r.a) ile evlendi.

3- Selmâ bint-i Ümeys’e, Hz.Hamza (r.a)’ın eşi, onun Uhud’da şehid olmasından sonra, Şeddâd bin Hâdiyyü’l-Leysi ile evlenmiştir.

4- Selâme bint-i Ümeys’e, sahabeden Abdullah bin Kâ’b’ın eşidir.

Esmâ bint-i Ümeys (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’ın Dâr-ı Erkam’a girib halkı, orada, İslâmiyet dinine gizlice dâvete başlamasından önce Müslü-man olmuştur. Sabikunu evvelin’den dir. Yüce Allâh yolunda Habeşiştan ülkesine yapılan ikinci hicrete, kocası Hz.Câ’fer’le katılmış ve oradan da, Medineye hicret etmişlerdir. 2

Habeşistan da kocası Hz.Câ’fer’in Habeşistan Kralı Necaşi’ye karşı tarihi veciz konuşması üzerine, on küsür yıl orada kaldılar. Orada oğulları Abdullâh ve Muhammed’in hatta diğer oğlu Avn’ın dahi burada doğduğu zikredilir. İbn-i Hişam; bu çocuklardan sadece Abdullâh’ın adını zikreder. Hicretin yedinci yılında Hudeybiye anlaşmasından sonra Hayber’in fethi sırasında Medine’ye gelmişlerdir.

Ebû Mûsâ el-Eş’ari (r.a) anlatıyor:

“-Yemen’de iken, Resûlullâh’ın Medine`ye hicret ettiğini duyduk. İki kardeşim Ebû Bürde ile Ebû Ruhm, ve kavmimden elli küsür kişi ile bera-ber gemiye binerek yola düştük. Gemimiz bizi Habeşistan sahillerine attı. Orada karaya çıkarak Necaşi’nin yanına gittik.

Câ’fer bin Ebû Tâlib’le görüştük. Onunla bir müddet beraber kaldık, daha sonraları hepimiz birlikte Medine’ye döndük. Resûlullâh’ın Hayber’i fethettiği sırada yanına geldik. Bir kısım Müslümanlar bize:

      “-Biz, sizden önce hicret ettik!”diyorlardı. Bizimle beraber gelen Câ’fer bin Ebû Talib’in hanımı Esmâ bint-i Ümeys; Mü’minlerin annesi Resûlullâh (s.a.v)’ın hanımı Hz.Hafsa’yı ziyaret için gitmişti. Esmâ bint-i Ümeys’e Habeşistan’a hicret edenlerdendi.

Hz.Ömer (r.a), o sıralarda kızı Hz.Hafsa’nın yanına gelmiş, Hz.Ömer, Esmâ bint-i Ümeys (r.a)’yı görünce:

      “-Bu kim?”diye sormuş,

Hz.Hafsa da:

      “-Esmâ bint-i Umeys!”demiş.

Hz.Ömer (r.a):

      “-Haa, şu Habeşistan’a hicret eden, gemiye binen Esmâ mı?”demiş.

Esmâ bint-i Ümeys ise:

      “-Evet!”demiş.

Bunun üzerine Hz.Ömer (r.a):

      “-Biz hicretle sizden daha üstünüz. Resûlullâh (s.a.v)’e sizden daha yakınız!”demiş.

Esmâ da kızarak:

      “-Hayır! Sizler, Resûlullâh ile beraberdiniz. Aç olanlarınızın karnını doyuruyor, dini bilmeyene de dini öğretiyor. Biz ise uzak diyarlarda, asık suratlılar içinde Habeşistan’da idik. Bunlara Allâh ve Resûlü uğrunda kat-landık. Allâh’a yemin ederim ki, senin bu söylediklerini, ben, Resûlullâh’a giderek anlatıp, aslını öğrenmedikçe hiçbir şey yiyip, içmeyeceğim!” demiş.

Resûlullâh (s.a.v)’e gelince:

      “-Yâ Resûlallâh! Ömer böyle, böyle diyor?”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Sen ona ne cevab verdin?”diye sordu.

Esmâ bint-i Ümeys (r.a):

      “-Ben de şöyle şöyle dedim!”dedi.

Bunun üzerine Allâh’ın Resûlü:

      “-Onlar bana sizden daha yakın olamazlar. O ve arkadaşları bir defa hicret etmiş, siz de gemi ile iki defa hicret ettiniz!”buyurmuştur.

Esmâ bint-i Ümeys (r.a) der ki:

“-Ebû Mûsâ ve Habeşistan’a hicret edenler grub grub bana gelerek bu hadisi sordular. Hiçbir şey Resûlullâh’ın sözleri kadar onları sevindir-medi. Ebu Mûsâ’nın bu hadisi benden tekrar, tekrar sorduğunu hatırlarım. 3

Habeş ülkesine hicret edip, Resûlullâh (s.a.v)’in, Amr bin Ümeyye’yi Hudeybiye anlaşmasından sonra, elçi olarak Necaşi’ye yolladığı Hicretin yedinci yılına kadar Habeş ülkesinde oturan Muhacirler, Habeşistan Meliki Necaşi tarafından iki tane gemiye bindirilip deniz yoluyla Habeşistandan Medine’ye gönderilmişlerdi.

Resûlullâh (s.a.v) Hayber’den döndüğü zaman, Hz.Câ’fer’le karşı-laşıb onu, gözlerinin arasından, alnından öptü, kucakladı ve bağrına bastı. O kadar sevinç duydu ki:

      “-Ben hangisine sevineceğimi bilemiyorum; Hayber’in feyhine mi, yoksa, Câ’fer’in gelişine mi?”buyurdu.

Hz.Câ’fer ve eşi, Medine’ye gelince Resûlullâh (s.a.v) onun âilesine Mescid’in yanın da bir ev yaptırdı. 4

Hz.Câ’fer (r.a) ve Hanımı Esmâ bint-i Ümeys (r.a), hicretin yedinci yılındaki Kaza Umresine katılmışlardır. Bu Umre sırasın da İslâm fıkhına ışık tutan şöyle bir olay gerçekleşmiştir.

Hz.Câ’fer’in hanımı Esmâ bint-i Ümeys’in kız kardeşi, ve kendisinin baldızı ve aynı zamanda amcası Hz,Hamza (r.a)’ın, hanımı Selmâ bint-i Umeys’den doğma kızı Umâme, o tarih te Mekke’de bulunuyordu.

Resûlullâh (s.a.v) Hicri yedinci yılda bir yıl önce yapamadığı Umre-sini kaza etmek üzere Mekke’ye kaza Umresi için geldiği sırada, Hz.Alî, Resûlullâh (s.a.v)’e:

      “-Amcâmızın biricik yetim kızını, müşriklerin arasında ne diye bırakılım?”demişti.

Resûlullâh (s.a.v)’de bunu ğayet olumlu karşılamıştır.

Hz.Ali (r.a), Umâme’yi, erkekler arasında Kâbe’yi tavaf ederken görüp, elinden tutmuş, ve, Hz.Fâtıma’nın yanına getirmiş:

      “-Amcanın kızı yanında dursun!”demişti.

Onu, Hz.Fâtma’nın bindiği devenin hevdecinin içerisine koymuştu. Resulullah (s.a.v), Mekke’den ayrılırken: Ümâme bint-i Hamza:

      “-Amca! Amca!”diye seslenerek, Resulullah’ın arkasına düşmüştü.

Resûlullâh (s.a.v)’de, onu alıp Medine’ye getirmiştir!”

Daha sonra ise Hz.Hamza’nın kızı Ümâme üzerinde anlaşmasızlık çıktı. Bu anlaşmazlık ise şöyle idi:

Zeyd bin Hârise, Hz.Hamza’nın şehâdetin’den sonra, onun çocuklarının velîsi ve vâsisi kendisi olduğunu söyledi. Çünkü; Resûlullâh (s.a.v), Zeyd bin Hârise ile, Hz.Hamza’yı, Hicretten önce Mekke’de iken din kardeşi ilân etmişti. Bunun için de, Zeyd bin Hârise (r.a):

      “-Kardeşim Hamza’nın kızını, görüp gözetmeğe, ben, daha haklı ve layığım!”dedi.

Hz.Câ’fer bin Ebû Tâlib (r.a), bunu işitince:

      “-Teyze’de, bir nevi annedir. Teyzesi benim zevcem olarak bulunan Esmâ bint-i Umeys’den dolayı Umâme’yi, görüp gözetmeye, ben, daha haklı ve layığım!”dedi.

Hz.Ali (r.a):

      “-Amcamın kızı hakkında, anlaşmazlığa düştüğünüzü görüyorum. Halbuki, onu, müşriklerin arasında görüp çıkarıp getiren benim. Siz, ona, soyca, benim kadar yakın değilsinizdir. Ben, onu, görüp gözetmeğe, sizden daha haklı ve layığım dır!”dedi.

Bunun üzerine, Resûlullâh (s.a.v):

“-O halde, aranızda, ben, hüküm vereceğim:

      “-Ey Zeyd! Sen, Allâh’ın ve Resûlünün dostusun!”

      “-Ey Ali! Sen de, benim kardeşim ve arkadaşımsın!”

      “-Ey Câ’fer! Sen de, bana yaratılışça ve huyca en çok benzersin! Ey Ca’fer! Umâme’yi görüp gözetmeğe, sen, daha haklı ve daha lâyıksın. Çünkü, onun, teyzesi ile evli bulunuyorsun. Kadın, ne teyzesi, ne de, halası üzerine nikahlanıb gelemez!”buyurdular.

Hz.Câ’fer’in, Umâme’yi görüp gözetmesine hüküm verdi.

Resûlullâh (s.a.v), bu hükmü verince, Hz.Câ’fer, sevincinden, ayağa kalkıp Resûlullâh (s.a.v)’in çevresinde tek ayağı üzerinde “Hacel” yapıp seke, seke yürümeğe başladı.

Resulullah (s.a.v):

      “-Ey Câ’fer! Nedir bu?” diye sordu.

Hz.Câ’fer (r.a):

      “-Bu, Habeşlilerin, sevinçlerinden, Krallarına yaptıklarını gördüğüm bir şeydir! Yâ Resûlallâh! Necaşî de, bir kimseden hoşlandı mı, kalkar, onun çevresinde tek ayağı üzerinde seke, seke yürürdü!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v), daha sonra Amcas’ı Hz.Hamza’nın, kızı Ümâme-’yi, üvey oğlu olan Hz.Ümmü Seleme’nin oğlu Seleme bin Ebû Seleme ile evlendirmiştir. 5

Hz.Câ’fer Hicretin 8. Miladi 629. yılda Mute’de şehid olunca Esmâ bint-i Ümeys (r.a) dört çocuğu ile dul kalmıştır. Esmâ bint-i Ümeys der ki:

“-Câ’fer bin Ebû Tâlib ve arkadaşları Mu’te’de şehid olduğu zaman, Resûlullâh (s.a.v), evimize yanıma geldi. O gün, kırk deri dabaklamıştım. Ekmeklik hamurumu yoğurduktan sonra çocuklarımın yüzlerini yıkamış, başları tarayıb yağlamıştım bana:

      “-Ey Esmâ ! Câ’fer’in oğulları, nerede?”diye sordu ve:

      “-Câ’fer’in oğullarını bana getir!”buyurdu.

Onları yanına getirdim. Bağrına basıp öptü ve kokladı. Gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Ben:

      “-Yâ Resûlullâh! Babam anam Sana feda olsun! Sen, ne için böyle ağlıyorsun? Ne için oğullarıma yetimlere yaptığın gibi yapıyorsun? Yoksa, Câ’fer ve arkadaşlarından Sana acı bir haber mi erişti. Her halde, Câ’fer- den sana bir şey erişmiş olmalı?”dedim.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Evet! Onlar, bugün şehid oldular!” buyurdu.

Ben dayanamadım:

“-Vâh efendim! Vâh Câ’fer’im! diyerek feryada başladım. Kadınlar başıma toplandılar. Resûlullâh (s.a.v):

      “-Ey Esmâ! Sakın, ağzından kaba ve uygunsuz sözler kaçırma ve göğsünü de dövme!”buyurdu.

Oğlu Abdullâh bin Câ’fer der ki:

“-Resûlullâh (s.a.v), benim ve kardeşimin başlarımızı okşarken, ben O’nun yüzüne bakıyordum. Gözlerinden süzülen yaşlar, adeta sakalından damlıyordu. Sonra:

      “-Ey Allâh’ım! Câ’fer, hiç şüphesiz, sevabın en güzeline doğru ilerleyib vardı, kavuştu. İyi kullarından olanların zürriyetine halef olduğun en güzel şeyle halef ol!” diyerek dua etti.

Esmâ bint-i Ümeys der ki:

“-Resûlullâh (s.a.v) kalkıp evine gitti. Kızı Fâtıma’nın yanına vardı. Fâtıma, Câ’fer’in şehâdetini duyunca:

      “-Vâh amcacığım!”diyerek ağlıyordu.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Sen, ağıtçı olarak Câ’fer üzerine, Câ’fer gibisine ağla!”buyurdu.

Daha Sonra da:

      “-Câ’fer âilesi için yemek yapınız! ihmal etmeyiniz. Onlar için yemek yapınız! Onlar, bu gün başlarının derdiyle, kaybettikleri Âile büyüklerinin acısıyla uğraşıyorlar! Onların başına, kendilerine bakamayacak hal geldi!” buyurdular.

Üç gün, boyunca Câ’fer (r.a)’in Ev halkına yemek yapılıp yedirildi. Bu, Hâşim oğulları Hânedanı arasında Sünnet oldu. Bu, İslâm’da ölenin ev halkı için yapılan ilk yemekti. Oğlu Abdullâh bin Ca’fer’de o günlere ait hatıralarını şöyle anlatır:

“-Resûlullâh (s.a.v), evine girdi ve beni de beraberinde içeri aldı. Ve emretti. Ev halkımız için yemek yapıldı. Adam gönderdi. Kardeşimi de oraya getirtti. Yanında yemek yedik. Vallâhi yediğimiz tatlı ve mübarek bir yemekti. Hizmetçisi Selmâ, hemen arpa kabının yanına vardı. Onu, öğütüp kepeğinden ayırdı. Pişirdi. Zeytinyağı kattıktan sonra, üzerine biber ekti. Onu, ben ve kardeşim, Resûlullâh ile birlikte yedik. Resûlullâh (s.a.v)’ın evinde üç gün oturduk.

Resûlullâh (s.a.v)’ın kadınlarının evlerinden her birinde kendisiyle birlikte kalıyorduk. Sonra evimize döndük. Resûlullâh (s.a.v) benim ve kardeşim için bir davar işaret-leyip gönderdi ve bereket duası yaptı. Ben, o davar kadar bereketli ve verimli ne bir şey sattım. ne de satın aldım!”

Resûlullâh (s.a.v), Câ’fer’in ev halkının yanına üç gün uğramadı. Onları, kendi hallerine bıraktı. Sonra, onların yanlarına vardı:

      “-Kardeşime ağlamayınız artık! Bu günden veya, yarından sonra Kardeşimin iki oğluna bakmak da, bana aiddir!”buyurdu, ve bizleri kuş yavrusu gibi evine getirtti.

      “-Bana, bir Berber çağırınız!”buyurdular.

Berber çağrıldı. Gelip başımızı tıraş etti.

      “-Muhammed, Amcamız Ebû Tâlib’e daha çok benziyor! Abdullâh ise, yaratılışı (fizik yapısı) ve huyca bana daha çok benziyor!” buyurduktan sonra, ellerini kaldırdı.

      “-Ey Allâh’ım! Câ’fer’in ev halkına hayırla halef ol! Abdullâh’ın sağ elini, alış verişte mübarek ve verimli kıl!” diyerek dua etti. Ve, bunu üç defa tekrarladı.

Annemiz Esmâ gelince, ona, bunları anlattım. Çok sevindi. Resûlullah (s.a.v) de, kendisine:

      “-Sen, bu çocukların geçim ve bakımları hakkında hiç endişelenme! Dünya’da ve ahiret’te onların velisi benim. Bu günden sonra kardeşime ağlama!”buyurdular.

Resûlullâh (s.a.v), üç günden sonra Câ’fer için ağlamayı yasakladı.

Hz.Âişe (r.a) der ki:

“-Câ’fer’in şehid edildiği haberi geldiği zaman, Resûlullâh (s.a.v)’ın yüzünden çok hüzünlü olduğunu anladık. Resûlullâh Mescidinde oturuyor, ben de, kapının, Resûlullâh’ı görebileceğim kadar bir aralığından kendisine bakıyordum. O sırada Resûlullâh’ın yanına bir adam geldi.

      “-Yâ Resûlallâh! Câfer’in evinde kadınlar ağlayıp duruyorlar!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Yanlarına dön de, sustur onları!”buyurdu.

Adam, gitti ve geri dönüp geldi. Onları, çığlık koparmaktan nehy ettiğini ve fakat, kendisini dinlemediklerini söyledi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Git de sustur onları!”buyurdu.

Adamcağız, tekrar gitti. İzi sıra geri dönüb geldi.

      “-Vallâhi, kadınlar, bana galebe çaldılar!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Git de sustur onları! Susmaktan kaçırırlarsa, onların ağızlarına, yüzlerine doğru toprak saç!”buyurdu.

Kendi kendime, O adama:

      “-Allâh, senin cezanı versin! Yüzünü yere sürtsün! Sen, Vallâhi, ne gelip gidip Resûlullâh’ı üzmekten geri durdun, ne,de Resûlullâh (s.a.v)’ın bu yoldaki buyurduğunu yerine getirdin! diyerek söylendim. Anladım ki adam, onların ağızlarına doğru toprak saçmağa da güç yetirememiştir!”

Hz.Câ’fer (r.a) Mu’te’de Zeyd bin Hârise’den sonra kumandayı ve İslâm sancağını eline alarak iki yüz bin kişilik düşman ordularıyla çarpışa çarpışa şehid düşmüştür. Şehid olurken kırk yaşlarında idi.

Hz.Câ’fer (r.a)’ın şehid düşmesi ile dul kalan zevcesi Esmâ bint-i Ümeys, Hicri sekizinci yılın Şevval ayının sekizinde Huneyn Savaşının olduğu günlerde, Hz.Ebû Bekr (r.a) ile evlenmiş. Hicri onuncu yılda ondan Muhammed bin Ebi Bekr adında bir oğlu olmuş. Bu doğum Vedâ Haccı için Medine’den yola çıkılıp Zülhuleyfe mevkiine gelindiği zaman oldu.

Hz.Ebû Bekr hemen Resûlullâh (s.a.v)’e müracaat ederek Esmâ’nın hacca devam edip edemeyeceğini sordu. Resûlullâh (s.a.v)’de:

      “-Yıkansın. Bir elbise ile kuşak sarınsın sonra ihrama niyyet etsin!” buyurdular.

Böylece Esmâ (r.a) Vedâ Haccı’nı ifa etmiştir. 6

Resûlullâh (s.a.v)’ın vefatlarından sonra, Hz.Ebû Bekr (r.a) hilafet makamına geçti fakat çok uzun yaşamadı iki yıl sonra o da vefat etti, Bazı rivayetlerde; Hz.Ebû Bekr’in, vefat edince kendi vasiyeti üzerine kendisini hanımı, Esmâ yıkadı denilir.

Esmâ bint-i Ümeys (r.a) Hz.Ebû Bekr’in vefatından sonra, ilk kocası olan Hz.Câ’fer’in kardeşi Hz.Ali ile evlenmiştir. Bu evlilikten ise; Yahya adında bir oğlu olmuştur. Bazı rivayetlerde ise:

Yahya ve Avn veya Muhammed el-Asğar adında iki çocuğu olmuş-tur da denilir. Esmâ bint-i Ümeys (r.a)’nın Hz.Câ’fer’den olan oğlu Muhammed ile, Hz.Ebû Bekir’den olan oğlu Muhammed, aralarında birbirlerine karşı:

      “-Ben senden daha şerefliyim. Babam da senin babandan daha hayırlıdır!”diyerek övünmeye başlamışlardı.

Hz.Ali (r.a), Esmâ’ya:

      “-Ey Esmâ haydi bunların aralarında hükmünü ver!”deyince, Esmâ bint-i Ümeys (r.a):

      “-Ben, Arab gençleri içinde Câ’fer’den daha hayırlısını, olğunları içinde de Ebû Bekr’den daha hayırlısını görmemişimdir!” dedi.

Hz.Ali (r.a):

      “-Sen, bize bir şey bırakmadın! Eğer bu söylediğinden başkasını söylemiş olaydın, muhakkak sana, kin bağlardım!”dedi.

Esmâ bint-i Ümeys (r.a):

      “-Vallâhi, Arab genç ve olğunları içinde elden ele, dilden dile dolaş-tırılacak olan hayırlıların üçüncüsü de, hiç şüphesiz, sensin!”dedi. 7

Esmâ bint-i Ümeys çok maharetli bir kadın idi. bunun örneklerini şöyle sıralayabiliriz. Hz.Ali ile Hz.Fâtıma’nın evliliklerinde ki hünerleri:

“-Resûlullâh (s.a.v) Hz.Fâtıma (r.a)’yı Hz.Ali (r.a) ile evlendireceği zaman, Esmâ bint-i Ümeys (r.a)’ya:

      “-Git, Fâtıma’nın evini hazırla!”buyurdu.

Esmâ, Hz.Fâtıma (r.a)’nın gelin gideceği eve vardı. Bir minder hasır-dan bir, minder yeni meşinden, bir minderde yamalı meşinden yapıp içlerini hurma Lifi ile doldurdu. Resûlullâh (s.a.v)’de yatsı namazını kıldıktan sonra kızı Hz.Fâtıma (r.a)’nın evine gelerek yapılanları gözden geçirdi. Hz.Fâtıma’nın cehizları ve ev eşyaları şunlardı:

1-Esmâ bint-i Ümeys (r.a)’nın yapmış olduğu, üç adet minder.

2-Saçaklı bir halı.

3-İçi hurma lifi ile doldurulmuş bir yüz yastığı.

4-İki el değirmeni.

5-Bir tane su tulumu kırba (tuluk).

6-Topraktan yapılmış bir su testisi.

7-Meşinden bir su bardağı.

8-Bir elek.

9-Bir havlu.

10-Tabaklanmış bir koç postu.

11-Eskiyip tüyü dökülmüş yemen dokuması alacalı bir kilim.

12-Hurma yaprağında örülmüş bir sedir.

13-Yemen işi alacalı iki elbise.

14-Bir kadife yorgandan ibaretti.

Geceleri üzerinde uyudukları gündüzleri de biraz kestirip uykusuz-luklarını giderdikleri döşekleri koç postu idi uyumak istedikleri zaman koç postunun yünlü tarafını çevirirlerdi.

Esmâ (r.a)’nın bildirdiğine göre:

      “-O zamanda (yani asrı saâdette) Hz.Ali ve Hz.Fâtıma’nın düğün ziyafetinden daha üstün bir ziyafet olmamıştı Bu ziyafette, çekirdeği çıkartılmış kuru hurmaya un, yağ ve yoğurt kurusu karıştırılarak yapılan bir yemeği arpa ekmeği ile beraber yemekten ibaretti!”

Resûlullah (s.a.v)’in dadısı Ümmü Eymen (r.a)’in anlattığına göre:

“-Resûlullâh (s.a.v) kızı Fâtıma’yı gerdeğe koyacağı zaman, Ali’ye; kendisi gelinceye kadar Fâtıma (r.a)’nın yanına girmemesini emretmişti. Resûlullâh gelip kapıyı çaldı. Kendisini karşıladım. Resûlullâh, selâm verip içeri girmeye izin istedi. Kendisine izin verilince de içeriye girdiler.

      “-Kardeşim burada mı?”diye sordu:

      “-Babam anam sana feda olsun. Yâ Resûlallâh! Senin kardeşin de kim?”dedim.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Ali bin Ebi Tâlib dir!”deyince,

Ben:

      “-Sübhanallah! Yâ Resûlallâh! Sen kızını onunla nikahladığına göre o senin nasıl kardeşin olur ki?”dedim.

Resûlullâh (s.a.v)’de:

      “-Evet! O, muhakkak böyledir!(yani din kardeşimdir ) ey Ümmü Eymen!” diye buyurdular. Sonra da:

      “- Esmâ bint-i Umeys’de burada mı?” diye sordu.

Ben de:

      “-Evet burada!”deyince.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Esmâ, hayra ersin!”diyerek ona dua ettiler. 8

Başka bir rivayette ise;

Perdenin veya kapının arkasında bir karartı görünce:

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Bu da kim?”diye sordular.

Hz.Fâtıma (r.a)’da:

      “-O, Esma!”diye cevab verdi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Ûmeys’in kızı Esmâ mı?”dedi.

Hz.Fâtıma (r.a)’da:

      “-Evet, Ûmeys’in kızı Esmâ! Yâ Resûlallâh!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Esmâ! Kimin hatırı için geldin?”dedi.

Esmâ bint-i Ûmeys (r.a)’da:

      “-Resûlullâh (s.a.v)’ın hatırı için geldim!Çünkü, yeni gelin olan, ve zifafa giren bir kızın, herhangi bir ihtiyacı olursa, onu derhal karşılamak için, bir kadının onu beklemesi lâzımdır! Yâ Resûlallâh!” diye cevap verdi.

Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v), ona dua ettiler.

Esma bint-i Ûmeys (r.a) sevinerek der ki:

      “-Benim en çok güvendiğim amelim, işte bu duadır!”

Ûmeys’in kızı Esmâ (r.a) şöyle de rivayet eder:

      “-Fâtıma (r.a), Ali’ye nikâhlandığı zaman, Ali’nin evinde bir hasır, bir yastık, içi lif dolu bir yatak, bir çömlek ve bir testiden başka bir şeyi yoktu!”

Resûlullâh (s.a.v), Kızı Fatıma’yı evlendirdikten sonra zifafdan önce, Hz.Ali’ye, kendisi gelmeden ailesine yaklaşmaması için haber gönder-mişti. Resûlullâh (s.a.v) gelince; biraz su isteyerek üzerine bir şeyler okudu. Hz.Ali’nin göğsünü ve yüzünü sıvazladı.

Sonra, kızı Fâtıma'yı çağırdı. Fâtıma kalkıp gelirken utancından eteğine basınca, sendeledi, az kalsın düşecekti. Resûlullâh (s.a.v) onun üzerine de bu sudan serpti ve dua ettikten sonra:

      “-Yâ Fâtıma! Şunu İyi bil ki, seni çok sevdiğim birine nikâhla- makta elimden geleni yaptım!”dediler.

Başka bir rivayette ise:

Resûlullâh (s.a.v), bir kap içersinde su getirtti, ellerini sokup abdest aldı suyun içine misk döktü. Hz.Ali’yi çağırdı. Önüne oturttu o sudan onun göğsüne ve iki dalı arasına ve kollarına sepeledik den sonra:

      “-Allâhümme bârik fima, ve bârik âleyhime, ve bârik lehüma, fi neslihima!”Allâh’ım bu evlenmeyi mübarek kıl onlara, mübarek kıl onların nesillerine, mübarek kıl!”diyerek dua etti.

Sonra Hz.Fâtıma’yı yanına çağırdı. Hz.Fâtıma, utancından gözlerini yere elbisesine dikip duruyordu. Resûlullâh (s.a.v) Onunda üzerine o sudan serpti ve:

      “-Vallâhi ey Fâtıma! Ben, seni ailemin en hayırlısına nikahladım!” buyurdu.

Resûlullâh (s.a.v) dua ederken İhlas suresiyle Muavvezeteyn surele-rini okuyup gerek kendileri gerek zürriyetleri hakkında şeytandan Allâh’a sığındığını ve Hz.Ali’ye:

      “-Allâh’ın ismi ve bereketiyle haydi zevcenin yanına gir!”buyurdu, diye de rivayet edilir.

Başka bir rivayette ise; Resûlullâh (s.a.v) Hz.Ali’ye:

      “-Haydi hanımının yanına git!”diye emrettikten sonra kendisi dışarı çıktı, gözden kayboluncaya kadar onlara dua etti.

Ûmeys’in kızı Esmâ (r.a)’dan gelen başka bir rivayette ise şöyle denmektedir:

“-Resûlullâh (s.a.v)’ın kızı Fâtıma (r.a), zifafa girdiği gece bir ihtiyacı olur diye onu bekledim. Sabah olunca Resûlullâh (s.a.v) geldi, kapıya vurdu. Ümmü Eymen kalktı, kapıyı açtı,

Resûlullâh (s.a.v) ona:

      “-Yâ Ümmü Eymen! Kardeşimi bana çağır!”dedi.

O da:

      “-Hem kardeşim diyorsun, hem de ona kızını veriyorsun?” diyerek hayretini ifade etti.

Resûlullâh (s.a.v) ona:

      “-Yâ Ümmü Eymen! Sen, Onu bana çağır!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v)’ın sesini işiten kadınlar kendilerine çekidüzen verdiler, Resûlullâh (s.a.v)’de gelip bir kenara oturdu. Daha Sonra da Ali (r.a) yanına geldi. Resûlullâh (s.a.v) ona dua etti, ve üzerine biraz su serptikten sonra:

      “-Fâtıma'yı bana çağır!” dedi.

Fâtıma geldi. Utancından terlemiş, ve ağlıyordu.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Sus yâ Fâtıma! Seni Ehl-i beytim’den en çok sevdiğim kimse ile evlendirdim!” dediler. 9

Önemli bir Not:

Yukarıda anlatılan olaylara bakınca Hz.Fâtıma ile Hz.Ali’nin evlilik leri Hicretin ikinci yılında olmuştur. Oysa ki; o tarihlerde Esmâ bint-i Ümeys, kocası Hz.Ca’fer ile birlikte Habeşistan ülkesinde bulunuyordu. Kendileri hicretin yedinci yılında Medine’ye geldiklerine bakılırsa; bu tarih-lerde Esmâ bint-i Ümeys (r.a), Ya geçici bir süreliğine Medine’de bulunu-yordu, veya bu başka bir Esmâ dır ki; böyle bir rivayete’de rastlamadık, Ya da ğarib bir rivayet. Doğrusunu Allâh bilir.

Esmâ bint-i Ümeys’in başka bir hüneri ise tıp alanında idi:

Resûlullâh (s.a.v)’ın vefatından önce O’nun hastalığının zâtülcenb olduğu düşüncesiyle, Habeşistan taraflarında kullanılan acı bir ilacı, Resûlullâh (s.a.v)’ın istememesine rağmen kendini kaybettiği sırada ağzına sürenlerden biri de Hz.Esmâ idi.

Resûlullâh (s.a.v), bu tatsız ve acı ilâcın Habeşistandan gelen kadın-ların işi olduğunu söyleyerek onu ağzına koy-mamaları yolundaki ikazına uymadıkları için amcası Abbas dışında orada bulunan herkesin ağzına bu ilâcın sürülmesini isteyince Esmâ (r.a) da bu acı ilâcı tatmak zorunda kaldı.

Taberi’nin rivayetinde, Resûlullâh (s.a.v)’ın hastalığını tahmin edip O’na ilâc verenin Esmâ (r.a) olduğu ifade edilmektedir.

Esmâ (r.a)’ın marifetli bir kadın olduğu kocası Hz.Câ’fer’in şehid edildiği zaman onun ölüm haberini Resûlullâh (s.a.v) bizzat evine gelerek haber verdiği saate kadar kırk deri dabakladığını söylediğine bakılırsa dericilikte ulaştığı hüner ve başarısını gösterir.

Ayrıca Habeşistan’da öğrendiği şekilde Hz.Fâtıma veya Hz.Zeyneb bint-i Cahş’a vefatlarında tabut yaptığı, göz değmesinden sık sık rahatsız-lanan Ca’fer’den olan çocuklarına Resûlullâh (s.a.v)’den izin alarak rukye uyğuladığı rivayet edilmektedir.

Hz.Ömer (r.a), halifelik döneminde onun ilk Müslümanlardan olma-sını ve İslâm’a hizmetini dikkate alarak Esmâ bint-i Ümeys’e bin dirhem maaş bağladı.

Esmâ bint-i Ümeys (r.a) çok güzel rü’ya tabiri yapardı bunun en muşahhas örneği ise:

Ma’dan bin Ebi Talha el-Yamuri’den:

“-Ömer bin Hattab Cuma günü minberde ayağa kalkarak Allâh’a hamd ve senâ etti. Resûlullâh (s.a.v), ve Ebû Bekr’i de zikrettikten sonra şöyle dedi:

“-Bir rüya gördüm. Bunu ecelimin yaklaştığından başka bir şeye yoramıyorum. Rüyamda kırmızı bir horozun bana iki gaga vurduğunu gördüm. Rüyamı Ümeys’in kızı Esmâ’ya anlattım. O da bu rüyayı;

      “-Seni bir yabancı öldürecek!” diye tabir etti demiştir. Ve dediği gibi birkaç gün sonra Hz.Ömer (r.a) şehid olmuştur. 10

Esmâ bint-i Ümeys (r.a)’nın Hz.Ebû Bekr’den olan oğlu Muhammed bin Ebû Bekr, Hz.Osman’ın öldürülme olayına karıştı. Daha sonraları ise Mısır valisi oldu. Hicri 38. Miladi 658 yılında Mısır valisi olduğu sıralarda Muâviye bin Ebû Süfyan’ın kuvvetleri ile çarpışır iken öldürüldü. Esmâ bint-i Ümeys, Bunu duyunca çok üzüldü. Evinin mescid olarak kullandığı bir odasına kapanıp öfkesine hâkim olmaya çalışırken göğüslerinden kan geldiği nakledilmektedir.

Bu olaydan iki yıl sonra da kocası Hz.Ali’yi kaybetti.

Kaynaklarda Esmâ (r.a)’nın Hz.Ali’den sonra vefat ettiği kaydedil-mekle beraber bir rivayette ise kırk yılında vefat ettiği belirtilmektedir.

Esmâ bint-i Ümeys (r.a) dan rivayet edilen altmış hadis’i şeriften biri Sahih-i Buhâri’de yer almıştır. Diğer dört Sünen ile Müsned’de bulunan rivayetlerini kendisinden oğulları Abdullâh ve Avn bin Câ’fer, torunu Kâsım bin Muhammed bin Ebû Bekir, kız kardeşinini oğlulları Abdullâh bin Abbas ile Abdullâh bin Şeddâd, ayrıca Urve bin Zübeyr, Said bin Müseyyeb ve Şâ’bi gibi âlimler nakletmişlerdir. 11

Esmâ bint-i Ümeys (r.a) anlatıyor:

“-Resûlullâh (s.a.v) kendisini üzen veya sıkan bir mesele ile karşı-laştığı zaman şöyle dua ederdi:

      “-Yüce Allâh’a sığınırım Rabbıma sığınırım O’na hiçbir şeyi ortak koşmuyorum!” 12

Esmâ bint-i Ümeys (r.a) Hicri 40. Miladi 660. yılda Küfe şehrin de vefat etmiştir. Kabri Küfe’de dir.

Şübhesiz ki en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.



1- İbn-i Habib, el-Muhabbar-s-109 
2- M.Âsım Köksal İslam Tarihi-3-196 
3- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-1-350 
4- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-14-301-302 
5- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-14-353 
6- M.Âsım Köksal islam Tarihi-17-223 
7- M.Âsım Köksal İslam Tarihi-15-49-83 
8- M.Âsım Köksal İslam Tarihi-9-258-259 
9- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1272-1274-Özet. 
10- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-5-1822 
11- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi-11-422 
12- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-4-1726