Ebü’l-heysem Mâlik Bin Teyyihan

Ebü’l-Heysem Mâlik bin Teyyihan (r.a) Zü’s-Seyfeyn lakabıyla da tanınır. Medine doğumludur ancak, hangi tarihte doğduğu belli değildir. Babası Teyyihan bin Mâlik’in sahâbi olduğu söylenmekteyse de onun İslâmiyetten önce öldüğü belirtilmektedir.

Ebü’l-heysem Mâlik Bin Teyyihan

Ebü’l-heysem Mâlik Bin Teyyihan
أبُـو اْلـهَــيْــثَــم مَـا لِــكُ بْــنُ اْلـتـَـيّـِـهَـان


 Baba Adı    :    Teyyihan bin Mâlik, bin Ubeyd.
 Anne Adı    :    Leylâ bint-i Âtik bin Âmr.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Tarih yok, Medine doğumludur.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 20.Miladi 640 yılında Hz.Ömer’in hilafeti devrinde Medine’de vefat etti. Kabri, Cennetü’l-Baki dedir.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok
 Eşleri    :    Müleyke bint-i Sehl.
 Oğulları    :    Bilgi yok
 Kızları    :    Ümeyme.
 Gavzeler    :    Bedir, Uhud, Hendek, biatı Rıdvan, gibi bir çok seferlere iştirâk etti.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Birinci ve ikinci Akabe beyatlarında bulun-muş Ensâr’dan dır.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    Rivayeti var, sayısı belli değildir.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Osman İbn-i Maz’ûn ile din kardeşidir.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Mâlik bin Teyyihan bin Mâlik bin Ubeyd bin Amr bin Abdülâlem bin Zeûra bin Cüşem bin Hâris bin el-Hazrec bin Amru (ve onun adı) el-Nebit bin Mâlik bin Evsi el-Ensariy el-Evsi.
 Lakap ve Künyesi    :    Ebû’l-Heysem, Zü’s-Seyfeyn.
 Kimlerle Akraba idi    :    Useyd bin Hudayr’ın amcası oğlu, Ubeyd ve Atik bin Teyyihan’ın kardeşidir.



Ebü’l-heysem Mâlik Bin Teyyihan Hayatı

Ebü’l-Heysem Mâlik bin Teyyihan (r.a) Zü’s-Seyfeyn lakabıyla da tanınır. Medine doğumludur ancak, hangi tarihte doğduğu belli değildir. Babası Teyyihan bin Mâlik’in sahâbi olduğu söylenmekteyse de onun İslâmiyetten önce öldüğü belirtilmektedir. Annesi; Cüşem Oğulları’ndan Leylâ bint-i Âtik’tir. Câhiliye döneminde putlara ibadet etmediği Hanif inancına sahib olduğu nakledilen Mâlik bin Teyyihan (r.a) Resûlullâh ile ilk defa Akabe mevkiinde karşılaşıp Miladi 620 yılında Müslüman olmuş Medine’ye geri dönünce İslâmiyeti yaymaya çalışmıştır.

Mâlik bin Teyyihan (r.a) Câhiliye devrinde bile putlardan nefret ve sıkıntı duyardı. Kendisi ve Esâd İbn-i Zürare Allâh’ın bir olduğunu söyler dururlardı Esâd bin Zürare Müslüman olub Medine’ye döndüğü zaman Mâlik bin Teyyihan (r.a) ile buluşub ona Müslüman olduğunu islâmiyet ve, Resûlullâh (s.a.v) hakkında ona bir çok şeyler anlatarak onu islâmiyete davet etmişti. Ebû’l-Heysem Mâlik bin Teyyihan’da Kelime-i Şehâdet getirerek Müslüman olmuştur. Birinci ve ikinci Akabe bey’atlarında hazır bulunmuş, Bedir, Uhud, Hendek, gibi savaşlara katılmıştır. 1

Mâlik bin Teyyihan (r.a) İkinci Akabe beyatında şöyle konuşmuştur:

      “-Sizler bu Zât’ın Allâh tarafından size peygamber gönderildiğine iman ve tasdikde bulunduğunuzu biliyorsunuz değil mi?”diye sordu.

Ensâr cemaât’ı olan arkadaşları:

      “-Evet biliyoruz!” dediler.

Ebû’l-Heysem:

      “-Kendisinin Belde-i Harem’de oturduğunu, doğum yerinin orası olduğunu ve Âilesi’ninde Belde-i Harem’de bulunduğunu biliyorsunuz değilmi?”diye sordu.

      “-Evet biliyoruz!”dediler.

Ebû’l-Heysem Mâlik bin Teyyihan (r.a):

“-Ey Kavmim! Bu, Allâh’ın Resûlü’dür! Ben, onun doğruluğuna Şehâdet ediyorum! Kendisi, bugün Allâh’ın Haremi’nde kavm ve kabile-sinin himayesi altında emniyet içinde bulunmaktadır. İyi biliniz ki, O’nu alıp yanınıza götürdüğünüz zaman bütün Arablar sizi tek yaydan oka tutacaktırlar. Allâh yolunda savaşmak mallarınızı çoluk ve çocuklarınızı ğayb etmek gönlünüzden kopuyor hoşunuza gidiyorsa ki, Allâh katındaki sevab canlarınızdan mallarınızdan çoluk çocuğunuzdan daha hayırlıdır.

Kendisini yurdumuza Medine’ye dâvet ediniz. Çünkü O, Allâh’ın Resuludür. Eğer, ilerde O’na yardım edememekten korkuyorsanız şimdi-den bundan geri durunuz. Eğer, siz O’nu alıp götürdükten sonra zaman içinde bir gün yardımsız ve muhaliflerinin ellerine bırakacak olursanız muhakkak üzerinize bela çöker!” dedi.

Orada bulunan Medineli Müslümanların hepsi:

      “-Biz, O’nu, asla yardımsız ve yalnız bırakmıyacağız her zaman vefâ ve sadakatle kendisinin yanında bulunacağız. Ey Ebâ’l Heysem! Bizim aramızla Resûlullâh (s.a.v)’ın arasından çekil de O’na beyat edelim!” dedilerse de Ebü’l Heysem Mâlik bin Teyyihan (r.a):

      “-Hayır, bu hususta ilk beyatı yapacak kişi benim!”dedi.

Ve ardından şöyle dedi:

      “-Yâ Resulallah! İsrâil oğullarından oniki nakib (temsilci) Mûsâ Âleyhisselâm’a, ne üzerine beyat etti ise, bende sana onun üzerine beyat ediyorum!”dedi,

Ve, Abduleşhel oğullarına göre ilk beyat eden Ebü’l Heysem oldu.

Hz.Abbas (r.a), Akabe de, geceleyin bir ağacın altında Resûlullâh (s.a.v)’ın elinden tutup Medineli Müslümanları Resûlullâh (s.a.v)’e birer birer beyat ettirdi Resûlullâh, beyatta yalnız iki kadına elini vermeyip:

      “-Gidiniz siz beyat etmiş oldunuz!”dedi. 2

Başka bir rivâyette, Akabe biatında onu şöyle anlatırlar:

Kâ’b bin Mâlik anlatıyor:

“-Biz vadide toplandık. Resûlullah (s.a.v)’ile Abdülmuttalib oğlu Abbas ile geldi. Abbas henüz Müslüman olmamıştı. Sadece yeğeninin işi ile meşğul olmak ve onun emniyetini sağlamak istiyordu. Toplantı başla-dığında ilk sözü Abbas aldı:

      “-Ey Hazreçli’ler, bildiğiniz gibi, Muhammed bizim yakınımızdır. Görüşlerimizin âleyhinde olmasına rağmen, kavmimiz arasında onu himâye etmişiz dir. Kavmi arasında bir itibarı vardır. Kendi yurdunda himâye ediliyor. Ancak, sizinle beraber olmak, ve sizin yurdunuza da gitmekte ısrar ediyor. Eğer teahhüt ettiğiniz hususları yerine getirecekseniz ve düşmanlarına karşı onu koruyacaksanız ve bir takım meşakkatlere de katlanacaksanız, onu alıp götürün. Eğer sizinle geldikten sonra onu yalnız bırakacak ve düşmanlarının eline teslim edecekseniz şimdiden bırakın. Zira, o, memleketinde, kavmi içinde itibarlı ve himaye gören bir kişidir!”dedi.

Bunun üzerine:

      “-Söylediklerini hepimiz dinledik. Ey Allâh’ın Resulü! Şimdi de Sen konuş. Rabbin ve kendin adına istediğin şartları öne sür!”dedik.

Resûlullah (s.a.v)’de konuştu. Kûr’ân okuyup Allâh’a dua ettikten, onları İslâm’a girmeye teşvik ettikten sonra, şöyle buyurdu:

      “-Düşmanlara karşı hanımlarınızı ve çocuklarınızı himâye ettiğiniz gibi, beni de himâye ettiğiniz takdirde sizin biatınızı kabul ediyorum!”

Berâ bin Mâ’rur, Resûlullah (s.a.v)’in elini tuttu ve:

      “-Evet, seni hak din ile gönderen Allah’a yemin olsun ki, Âilemizi himâye ettiğimiz gibi, seni de koruyacağız. Ey Allâh’ın Resulü, sana biat ediyoruz. Allâh’a yemin ederim ki, biz savaşla haşır neşir insanlarız. Bu bize ecdadımızdan miras kaldı!”dedi.

Ber’â bin Mâr’ur, Resûlullah (s.a.v) ile konuşurken Ebü’l-Heysem Mâlik bin Teyyihan (r.a) söze karıştı, ve:

      “-Ey Allâh’ın Rasûlü! Yahudilerle aramızda bir anlaşma var. Bu durumda onu bozmuş oluruz. Biz bütün bunları yerine getirirsek, Allâh’ da Seni muzaffer ederse, herhalde o zaman bizi bırakıp da kavmine geri dönmek istemezsin, değil mi?”dedi.

Resûlullah (s.a.v) gülümsedi, ve:

      “-Kanımın son damlasına kadar sizinle beraberim. Kabrim de sizin kabirlerinizin yanında olacak. Ben sizdenim, siz de bendensiniz. Düşman-larınızla savaşır, dostlarınızla dost olurum!” buyurdu.

Kâ’b bin Mâlik (r.a) anlatıyor:

“-Resûlullâh (s.a.v) daha sonra şöyle buyurdular:

      “-İçinizden kendi kabilelerine İslâm’ı anlatacak temsilci seçin!”

Onlar da dokuzu Hazrec’den, üçü de Evs’den olmak üzere on iki Nakib kişi seçtiler.

Urve anlatıyor:

“-Ensâr’dan Resûlullah (s.a.v)’me ilk biat eden Ebü’l-Heysem bin Teyyihan idi. Resûlullah (s.a.v)’me:

      “-Ey Allâh’ın Resulü! Diğer kabilelerle aramızda bir takım anlaşma-lar var. Belki, biz bu anlaşmaları bozmak mecburiyetinde kalacağız. Anlaşmaları bozup ve bütün Arablarla savaşa tutuştuğumuz zaman, bizi bırakır da kavmine dönersen durum ne olacak?” dedi.

Bunun üzerine, Allâh’ın Resulü:

      “-Kanımın son damlasına kadar sizinle beraberim. Kabrimde sizin kabirlerinizin yanında olacak!”buyurdu.

Resûlullâh (s.a.v)’ın sözlerinden memnun olan Ebü’l-Heysem (r.a), kavmine döndü. Ve:

      “-Ey ahali! Bu, Allâh’ın elçisidir. Ve O’nun gerçekten doğru olduğu-na ve kavmi, aşireti arasında korunduğuna, Allâh’ın himayesinde olduğu- na şehâdet ederim. Şunu da bilin ki, eğer siz onu yanınıza alıp götürür iseniz bütün Arablar bir olup size hücum edeceklerdir. Eğer, Allâh yolunda savaşı, mallarınızı ve çocuklarınızı telef etmeyi göze alıyorsanız O’nu memleketinize dâvet ediniz. Zira O, gerçekten Allâh’ın Resulü’dür. Eğer, içinizde bir endişe varsa, şimdiden tezi yok onu bırakın!”dedi.

Bunun üzerine orada bulunanlar:

      “-Allâh ve Rasûlü’nün bütün tekliflerini kabul ediyoruz. Bizden istediğini de seve, seve vereceğiz, ya Resûlullah! Ey Ebü’l-Heysem, Resûlullah (s.a.v)’le aramızdan çekil ki, ona biat edelim!” dediler.

Bunun üzerine Ebü’l Heysem:

      “-O halde ilk biat eden ben olacağım. Sonra siz biat ediniz!”dedi. 3

Hicreti Nebevi’den sonra, Muhacirlerle Ensâr arasında kardeşlik tesis edilirken Resûlullâh (s.a.v) onu, Osman bin Maz’un’la din kardeşi ilan etti. Ebü’l Heysem daha sonra Resûlullâh (s.a.v) ile bütün seferlere iştirak etti. Sırasıyla Bedir, Uhud, Hendek, Biat-ı Rıdvan, ve Mekke’nin fethine katıldı. Ayrıca bazı seriyyelerde bulundu.

Bir defasında Resûlullâh (s.a.v), Ebû Bekr ve Hz.Ömer ile birlikte Mâlik bin Teyyihan (r.a)’ın evine misafir olmuş, Mâlik bin Teyyihan (r.a) gösterdiği misafirperverlik ve cömertlik sayesinde Resûlullâh’ın hayır duasını almıştır. Bu ziyaret sırasında evinde hizmetçisinin olmadığını gören Resûlullâh (s.a.v)’ın daha sonra kendisine tahsis ettiği câriyeyi âzad etmesi de Resûlullâh’ın hoşnutluğunu kazanmasına vesile olmuştu.

Tirmizi’nin rivâyeti şöyledir:

“-Resûlullâh (s.a.v), mutadı olmayan bir saatte evden çıktı. O saatte kimse evden çıkmazdı. Yolda yanına Ebû Bekr (r.a) gelince, ona:

      “-Niye geldin, yâ Ebû Bekr?”diye sordu.

Ebû Bekr (r.a) şu cevabı verdi:

      “-Allâh’ın Rasûlüne kavuşmak, yüzüne bakmak ve O’na selâm vermek için!”

Çok geçmeden Hz.Ömer de çıkageldi. Ona da:

      “-Niye geldin, ya Ömer?”diye sorunca:

      “-Açlık yüzünden, ey Allâh’ın Rasûlü!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Ben de duyuyorum o açlığı!”dedi.

Birlikte Ensâr dan Ebû’l-Heysem bin Teyyihân’ın evine gittiler. Ebû’l-Heysem, hurmaları ve koyunları bol bir adamdı. Onun hizmetçisi yoktu. Hanımına:

      “-Kocan nerede?”dediler.

Kadın:

      “-Bize tatlı su getirmeye gitti!”dedi.

Çok geçmeden Ebû’l-Heysem, elinde su dolu bir kapla geldi. Kabı hurma ağacına astı, sonra Resûlullâh (s.a.v)’ın boynuna sarıldı:

      “-Anam babam sana fedâ olsun yâ Resûlallâh!”diye söyledi.

Sonra onları bahçesine götürdü. Onlar için yere sergi serdi. Sonra hurma ağacına gidip irice bir salkım hurma getirdi, önlerine indirdi.

Resûlullâh (s.a.v)’de ona:

      “-Bize olğunlarından seçseydin!”dedi.

O da:

      “-Ey Allâh’ın Rasûlü! Olğununu, koruğundan sizin seçmenizi arzu ettim!”dedi.

Onlar da o hurmadan yediler ve o tatlı sudan doyasıya içtiler. Sonra Resûlullâh (s.a.v) şöyle buyurdular:

      “-Serin gölge…Olğun hurma…Soğuk su! Hayatın kudret elinde olan Allâh’a yemin ederim ki, kıyâmet günü bu nimetlerden sorulacaksınız!”

Sonra Ebû’l-Heysem (r.a), yemek hazırlamak için kalktı. Bir koyun kesecekti.

Resûlullâh (s.a.v), ona:

      “-Sakın sütlü hayvan kesme!”diye ikaz etti.

Ebû’l-Heysem, bir dişi veya erkek oğlak kesti. Pişirip getirdi. Onlar da yediler.

Resûlullâh (s.a.v) ona:

      “-Hizmetçin var mı?”diye sordu.

      “-Hayır!”deyince;

      “-Savaş esirleri getirilince bize uğra!”dedi.

Bir müddet sonra Resûlullâh (s.a.v)’e sadece iki tane harb esiri getirildi. Ebû’l-Heysem de geldi.

Resûlullâh (s.a.v) ona:

      “-İstediğini seç!”buyurdular.

O da:

      “-Ey Allâh’ın Rasûlü, benim için sen seç!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v) şöyle dedi:

      “-Müşavere edilen kişi, güvenilen insandır. Sen şunu al. Çünkü ben onu namaz kılarken gördüm. Ona iyi davran!”

Ebû’l-Heysem evine döndü, hanımına Resûlullâh (s.a.v)’ın sözünü haber verince, hanımı:

      “-Sen onu âzâd etmeden, Resûlullâh (s.a.v)’ın sözünün hedefine ulaşamazsın!”dedi.

Bunun üzerine o da:

      “-O artık özgürdür!”diyerek âzâd etti.

Bunu duyan Resûlullâh (s.a.v) şöyle buyurdular:

      “-Yüce Allâh gönderdiği her Nebiye veya halifeye, mutlaka iki çeşit maiyet (kadro, danışman) da verir. Bunlardan biri marûfu emreden ve münkerden men eden, diğeri de onu yanıltmakdan geri kalmayan kadro. Kötü maiyetten korunan, gerçekten korunmuştur!” 4

Abdullah bin Revâha’nın Mute Savaşında şehid olmasından sonra Resûlullâh onun yerine Mâlik bin Teyyihan (r.a)’nı Hayber mahsülünün vergisini belirlemek üzere Mâlik bin Teyyihan (r.a)’ı görevlendirdi. Resûlullâh ile Vedâ Haccı’nda hazır bulundu.

Resûlullâh (s.a.v)’ın vefatından sonra Medine’de sessiz sedâsız yaşadı. Hz.Ebû Bekr (r.a) onun görevine devam etmesini istediyse de o bunu kabul etmedi.

Hz.Ömer (r.a) döneminde muşavere heyetinde bulundu. Hz.Ömer, andlaşmalara sadık kalmayıp Müslümanlar aleyhinde faaliyette bulunduk-ları için Yahûdileri Fedek’den çıkarmaya karar verdiğinde, esasen daha önce yarısı Resûlullâh’a bırakılmış olan Fedek arazisinin kalan bölümünün bedelini tesbit ettirmek üzere görevlendirdiği üç kişi arasında Mâlik bin Teyyihan (r.a)’da vardı.

Resûlullâh’ı öven şiirlerinin bulunmasından şairliğinin de olduğu anlaşılan Mâlik bin Teyyihan (r.a)’ın Resûlullâh henüz hayatta iken veya Hicri 21. Miladi 642 yılında vefât ettiği söylenir.

Veyahut Hicri 37. Miladi 641 yılında Sıffın Savaşı’nda şehid düştüğü söylenmekteyse de kaynakların çoğu onun Hz.Ömer’in halifeliği sırasında Hicri 20. Miladi 641 yılında Medine’de vefât ettiğini belirtmektedir. 5

En doğru olan rivayet ise Hz.Ömer’in halifeliği döneminde Medine’de vefat etmiş olmasıdır.

Rivayet etmiş olduğu bazı hadisler vardır çoluk çocukları hakkında fazla bilgimiz yoktur. Kabri Medine’de Cennetü’l Baki dedir.

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.



1- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-6-12 
2- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-6-40 
3- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-1-243-246 
4- Câmiu’l-Usûl-7-407-Zühd ve Fakr-No-2.806-Tirmizi-Zühd-39-2369 
5- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi-27-516