Ebû’l-âs Bin Rebi

Ebû’l-Âs bin Rebi’ (r.a) Mekke’de dünyaya gelmiştir. Ancak hangi tarihte doğduğu ise belli değildir. Ebû’l-Âs, Mekke’nin sayılı ve sayğın tüccarlarından biriydi. Genç yaşına rağmen emin güvenilir, bir zenginliği ile ticarette sayılı olan kişilerdendi.

Ebû’l-âs Bin Rebi

Ebû’l-âs Bin Rebi
أبُـواْلـعَــاصُ بْــنُ اْلـرَبـِيـع


 Baba Adı    :    Rebi’ bin Abdüluzza.
 Anne Adı    :    Hâle bint-i Huveylid, Hz.Hadice’nin bacısı.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Tarih, yok. Mekke doğumludur.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 12. yılın Zilhicce ayında, Miladi 634. yılın Şubat ayında Medine de vefat etti. Kabri, Cennetü’l-Bâki’dedir
 Fiziki Yapısı    :    Uzun boylu, uzun saçlı ve çok yakışıklı idi.
 Eşleri    :    1-Zeyneb bint-i Resûlullâh (s.a.v), 2-Fahita bint-i Kurayz bin Rebia, 3-Fahita bint-i Ebû Ühayhe Said bin Âs.
 Oğulları    :    Ali bin Ebû’l-As.
 Kızları    :    Ümame ve Meryem.
 Gavzeler    :    Hz.Ali ile Yemen taraflarında gitmiştir.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Mekke, Medine, Muhacirdir.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    Bilgi yok.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    -
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Ebû’l-Âs bin Rebi’ bin Abdüluzza bin Abdi-şems bin Abdimenaf bin Kusay el-Kureyşi dir.
 Lakap ve Künyesi    :    el-Emin, Cervü’l-Bâthâ. Çölün aslan yavru-su anlamında kullanılır.
 Kimlerle Akraba idi    :    Resûlullâh (s.a.v)’ın damadı, kızı Zeyneb’ın kocası ve Resûlullâh (s.a.v)’ın çocuklarının teyzeleri Hale’nin oğludur.



Ebû’l-âs Bin Rebi Hayatı

Ebû’l-Âs bin Rebi’ (r.a) Mekke’de dünyaya gelmiştir. Ancak hangi tarihte doğduğu ise belli değildir. Ebû’l-Âs, Mekke’nin sayılı ve sayğın tüccarlarından biriydi. Genç yaşına rağmen emin güvenilir, bir zenginliği ile ticarette sayılı olan kişilerdendi. Babası:Rebi’ bin Abdüluzza olub, neseb soyu ise: Ebû’l-Âs bin Rebi’ bin Abdüluzza bin Abdişems bin Abdimenaf bin Kusay el-Kureyşi dir. Annesi; Hâle bint-i Huveylid, Hz.Hadice (r.a)’nin kız kardeşiydi. Ebû’l-Âs künyesi ile meşhur olub, asıl adının Lakit olduğu görüşü ağırlık kazanmakta, ayrıca onun için Hüşeym, Mihşem, Müheşşem, Yâsim, Yâsir, Kâsım, Mukassim isimleri ile de zikredilmektedir. Bâthâ’nın aslan yavrusu anlamında Cervü’l-Bâthâ lakabıyla anılırdı. Ayrıca güvenilir olması hesabıyla ona “el-Emin”de denilirdi.

Ebû’l-Âs bin Rebi’in annesi Hale bint-i Huveylid, Hz.Hadice valide- mizin kız kardeşi idi. Bundan dolayı da bacısı Hz.Hadice (r.a)’dan kızı ve yeğeni olan Hz.Zeyneb’i, oğlu Ebû’l-Âs bin Rebi ile evlendirmesini istedi. Hz.Hadice’de yeğeni Ebû’l-Âs’ın genç, dürüst ve güvenilir oluşunu çok beğenirdi. O Eminlik sıfatları değil mi ki, up uzun bir araştırmadan sonra Resûlullâh (s.a.v) ile evlenmişti?! İşte bu yüzden de Muhammedü’l-Emin olan kocasına ısrarla bu evliliğin olmasını istemişti.

Muhammedü’l-Emin (s.a.v)’de, firasetinden emin olduğu, emine eşi Hz.Hadice (r.a)’nın bu isteğine muhalefet etmemişti. Ayrıca, baldızı Hale-’nin oğlu Ebû’l-Âs’ın’da emin, güvenilir bir genç oluşunu ve dürüstlüğünü çok seviyordu. Resûlullah (s.a.v), Nübüvvetten kısa bir zaman önce kızı Zeyneb’i, Ebû’l-Âs bin Rebi’ye nikâhladı. Hz.Hadice (r.a), yeğeni Ebü’l- Âs bin Rebi’yı kendi evlâdı yerinde tutardı.

Yüce Allâh, Resûlullâh (s.a.v)’ı, Risalet göreviyle şereflendirdiğinde Hz.Hadice ile kızları (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’e hemen iman ettib ilklerden oldular. Resûlullâh (s.a.v)’in Allâh’dan getirib tebliğ ettiği şeyleri tasdik, ve İslâmiyet’i kabul ettiler. Ebû’l-Âs ise, İman edemedi ve müşrik olarak kaldı. Ancak şu da bir gerçektir ki, Resûlullâh (s.a.v)’e, ve O’nun şerefli âilesine karşı daima sayğılı oldu. Bu sayğıda hiç kusur etmedi.

Buna bir örnek olarak şu olayı anlatalım:

Resûlullâh (s.a.v)’e, evlenme ve boşanma ile ilgili helâl ve haram hükümleri henüz gelmeden önce, Mübarek kızlarından Rukeyya’yı Ebû Leheb’in oğlu Uteybe bin Ebi Leheb’e, diğer kızı, Ümmü Külsüm’ü de, Utbe bin Ebi Leheb’e nişanlamıştı. Kureyş müşrikleri yüce Allâh’ın emir-lerine ve O’nun, sevgili Resûlüne azğınlıkla karşı koymaya ve düşmanlık ederek saldırıya başladıklarında, onların babaları Ebû Leheb’i yanlarına alıb iki kardeşin Uteybe ve Utbe bin Ebû Leheb’ın yanlarına vardılar:

      “-Siz, Muhammed’in kızlarını almakla, O’nu derdinden kurtardınız. Kızlarını geri çevirip onlarla kendisini meşgul ediniz!”dediler.

Kureyş müşrikleri, önce Uteybe bin Ebi Leheb’e:

      “-Muhammed’in kızını boşa! Biz, sana, Kureyş kadın ve kızlarından istediğini nikahlıyalım!”dediler.

Uteybe bin Ebû Leheb:

      “-Eğer, beni, Ebân bin Said’in, yahut Said bin Âs’ın kızı ile evlen-dirirseniz, onu, kendimden ayırırım!”dedi.

Kureyş müşrikleri, Uteybe bin Ebû Leheb’i Said bin Âs’ın kızı ile evlendirince, o da, Hz.Rukeyya (r.a) ile evlenmeden kendisinden ayrıldı. Yüce Allâh, bu suretle, Uteybe’nin elini bir lütuf eseri olarak onun üze-rinden çekti. Daha sonra Hz.Rukeyya (r.a), Hz.Osman (r.a) gibi biri ile evlendi. Uteybe bin Ebû Leheb’in bu teklifi Kureyş müşrikleri tarafından kabul edilince, Resûlullâh (s.a.v)’ın yanına gelerek O’nun yakasını parça-lamış, ve ağır hakaretlerde bulunmuştu.

Resûlullâh (s.a.v)’de, ona şöyle beddua etti:

      “-Allâh’ım ona parçalayıcılardan birini musallat et!”

Bu bedduadan dolayı, ticaret için Şam taraflarına gittiğinde gecele-yin yattıkları yerde bir dağ arslanı özellikle onu gezdi buldu ve parçaladı.

Utbe bin Ebû Leheb ise, kardeşi gibi fazla aşırıya gitmeden sadece nişanlısı Ümmü Külsüm’den ayrıldığını söyledi. Hikmet bu ya! Mekke fethi’nden sonra, Utbe, Amcası Hz.Abbas tarafından Resûlullâh’ın yanına getirilerek iman edib Müslüman oldu.

Mekke müşrikleri aynı teklifle Hz.Zeyneb (r.a)’in kocası Ebû’l-Âs bin Rebi’e gittiler ona da şöyle dediler:

      “-Yâ Ebû’l-Âs! Hanımın Zeyneb bint-i Muhammed’i boşa! Biz, seni, Kureyş’in kadın veya kızlarından hangisini istersen onunla evlendirelim!”

Bu teklif karşısında Ebû’l-Âs bin Rebi’:

      “-Hayır! Vallâhi, ben Hanımımdan ayrılamam. Onun yerine, Kureyş-in kadın veya kızlarından birinin, benim kadınım olmasını da istemem!”

Resûlullâh (s.a.v)’de, Ebû’l-Âs’ın bu onurlu davranışına karşı onun hayırlı bir damat olduğundan ölene kadar takdirle bahs ederdi.

Resûlullâh (s.a.v), Mekke’de iken İslâm şeriâtının helâl ve harama âit hükümlerini tatbik imkânı bulamamakta idi. Nitekim Zeyneb (r.a)’nın Müslüman olmayan kocası Ebû’l-Âs bin Rebi’ ile, Nikâhlı yaşamalarına devam etmişlerdi. Nihayet hicret vaki’ oldu. Ve, hicretten iki yıl sonra da Bedir Savaşı meydan geldi. Ebû’l-Âs bin Rebi’ Kureyş müşrikleri ile bir-likte kendisininde ticaret mallarının içinde bulunduğu Mekkelilerin ticaret kervanını kurtarmak için Bedir’e gelmiş, ve bu savaş sonunda Kureyş’in ağır hezimetinden sonra Ebû’l-Âs bin Rebi’,de esir edilenler arasında idi.

Mekkeliler esir akrabalarını kurtarmak için Medine’ye kurtulmalık akçesi göndermeye başladıkları zaman Mekke’de bulunan Hz.Zeyneb’de kocası Ebû’l-Âs bin Rebi’ın kurtulabilmesı için biraz mal ile, Muhterem Annesi Hz.Hadice (r.a)’nın kendisine evlendiği sırada hediye etmiş oldu-ğu yemen işi göz boncuğundan yapılmış gerdanlığını, kocasının kurtulma-lığı için babasına fidye olarak göndermişti. Resûlullâh (s.a.v), bu gerdan-lığı görür görmez son derece etkilenib, duyğulandı. Ve ona işaret ederek:

      “-Eğer, onun esirini serbest bırakmayı uygun görürseniz malını da kendisine geri çeviriniz?!”buyurdular.

Sahabiler:

      “-Olur, yâ Resûlallâh!”dediler.

Ebû’l-Âs bin Rebi’i serbest bıraktılar. Hz.Zeyneb (r.a)’nın kocasının kurtulması için gönderdiği kurtulmalık mal ve gerdanlığı, Zeyneb (r.a)’ya iâde ettiler.

Resûlullâh (s.a.v), Ebû’l-Âs’a, kızı Zeyneb’in Medine’ye gelmesine imkan vermesi için Ebû’l-Âs’dan söz almış, yahut o kendiliğinden söz vermiş. Yâ öyle şart koşulmuştu. Fakat bunu ne Resûlullâh (s.a.v) ne de Ebû’l-Âs açıklamıştır. Ancak bilinen şu olmuştur ki, Ebû’l-Âs, Mekke’ye gidince hanımı Zeyneb (r.a)’yı çok sevmesine rağmen sözünde durarak Hz.Zeyneb (r.a)’nın yolunu açmış, çocuğu Ümame ile birlikte Medine’ye gönderdi. Onun bu davranışından memnun kalan Resûlullâh (s.a.v):

      “-Bana doğru söyledi ve sözünü tuttu!”diye kendisini takdir etti.

Bedir harbinden bir ay sonra, Resûlullâh (s.a.v), Zeyd bin Hârise ile Ensâr’dan bir zatı Mekke’ye göndererek onlara:

      “-Zeyneb yanınıza gelinceye kadar siz Ye’cec Vadisi’nde bulununuz. Zeyneb gelince, teslim alıb onu bana getirirsiniz!”diye buyurmuştu.

Onlar’da Mekke’ye yakın bir yer olan Ye’cec Vadisi’ne gitmişlerdi. Ebû’l-Âs, Mekke’ye gelince, babasının yanına gitmesini Hz.Zeyneb’e emretti. O da, hazırlığını görüp yola çıktı.

Rivâyete göre: Hz.Zeyneb, Resûlullâh (s.a.v)’in yanına gitmek için Mekke de hazırlandığı sırada Utbe bin Rebiâ’nin kızı ve Ebû Süfyan’ın hanımı Hind bint-i Utbe, Hz.Zeyneb’e:

      “-Ey Muhammed’in kızı! Senin, babanın yanına gitmek istediğin bana haber verilmedi mi sanki?”dedi.

Zeyneb (r.a):

      “-Böyle bir şey düşünmedim!”dedi.

Hind bint-i Utbe bin Rebia:

      “-Ey amcamın kızı! Yapma böyle. Babanın yanına gidinceye kadar, yolculuğun sırasında, sana lüzumlu olan erzak mal neye ihtiyacın varsa hiç utanma bana söyle! Yanımda olanlardan onları sana temin edeyim! Erkekler arasındaki düşmanlıklar, kadınlar arasına girmemelidir!”dedi.

Zeyneb (r.a) Hind’in, bunu samimi olarak söylediğine ve her isteğini yerine getireceğine de inanıyordu, fakat yine de açıklamaktan çekinerek Medine’ye gitmeye hazırlandığını tedbir yönünden inkâr etti.

Hz.Zeyneb (r.a), yol hazırlığını görünce, Ebû’l Âs’ın kardeşi Kinâne bin Rebi’, Zeyneb’in bineceği deveyi getirdi. Zeyneb (r.a), devenin üze-rindeki hevdecin içine girdi. Kinâne yayını ve ok çantasını aldıktan sonra güpe gündüz devenin yularını çekerek Mekke’den yola çıktı.

Bu hâdise, Kureyş müşrikleri arasında konuşulmağa başlayınca, bir takım kimseler, Hz.Zeyneb’i geri çevirmek için acele yola çıktılar. Zituvâ mevkiinde ona yetiştiler. İlk yetişten de, Hebbar bin Esved ile Nafi bin Abdi Kays idi. Hebbar, Hevdec içinde bulunan Hz.Zeyneb’i mızrağı ile rahatsız edip korkuttu. Hz.Zeyneb (r.a) o zaman hâmile idi. Korkusundan, veya, Deveden düşürdüler hamlindeki çocuk düştü. Veya o anda çok zarar görüp bilahare çocuk düştü. Allâh bilir.

Bunun üzerine kayın biraderi Kinâne, yere çöktü. Ok çantasını açtı:

      “-Bana yaklaşana bir ok yapıştırırım!”deyince, gelenler korkuların-dan geri çekilib takib etmekten vazgeçtiler.

Ebû Süfyan Sahr bin Harb’de, Kureyş’in büyüklerinden bazılarıyla birlikte oraya kadar geldi. Kinâne’ye şöyle dedi:

      “-Hey be adam! Bize ok atmaktan vazgeç de, seninle konuşalım!”

Kinâne ok atmaktan vaz geçti. Ebû Süfyan, Kinâne’nin yanına gelib üzerine dikildi:

      “-Halkın gözü önünde açıktan açığa kadınla böyle yola çıkman hiç- de isabetli değildir. Sen, Muhammed’in başımıza getirdiği musibetleri ve zahmetleri biliyorsun. O’nun kızını, halkın gözlerinin önünde Mekke’den açıktan açığa çıkarıb, O’na götürdüğün zaman, halk bunu, uğradığımız musibetin gerektirdiği bir zillet sanacak, zâafımızın ve korkumuzun bir neticesi gibi telakki edecekler. Hayatıma yemin ederim ki; Zeyneb’in babasının yanına gönderilmeyib Mekke’de tutulmasına bizim için hiç bir lüzum ve zarûret yok. Bunda bir öc alma da bahiskonusu değil. Sen, beni dinle de, kadını, şimdi geri çevir, itiraz sesleri kesildiği, onu geri çevirdi-ğimiz halk arasında konuşulmaya başladığı zaman, gizlice çıkar babasına kavuştur!”dedi.

Kinâne de, böyle yaptı. Birkaç gece Mekke’de oturduktan, sonra itirâz seslerinin arkası kesildikten sonra, bir gece Hz.Zeyneb’le birlikte Mekke’den yola çıktı. Hz.Zeyneb’ı, Zeyd bin Hârise ile arkadaşına teslim etti. Onlarda Hz.Zeyneb’i Resûlullâh (s.a.v)’e getirdiler. 1

Hz.Âişe (r.a) anlatıyor:

“-Urve bin Zübeyr, Resûlullâh’ın şöyle dediğini nakleder:

      “-Zeyneb benim yüzümden başına bela gelen kızlarımın en hayır-lısıdır!”

Bunu duyan Hz.Hüseyin (r.a)’in oğlu Ali bin Hüseyin (r.a), Urve’ye gelip çıkışır.

      “-Neler söylüyorsun sen, Fatıma’nın hakkını yiyorsun!”der

O da:

      “-Bütün dünya malı benim olsa vallahi hiçbir zaman Fâtıma’nın değerini düşüren bir söz söylemeyeceğim!”der.

Urve bin Zübeyr:

      “-Zeyneb hicret ederek Medine’ye geldi. Fakat çocuk düşürmeden mütevellid hastalığı devam etti. Hatta bu hastalık sebebiyle şehid olduğu söylenir!”der. 2

Ebû’l-Âs’ın Hanımı Hz.Zeyneb (r.a) artık Medine de idi. Fakat yine üzgün zira canı gibi sevdiği küçük kız kardeşi Rukeyya (r.a), Bedir Savaşı sırasında vefat etmişti. Onu, yıllardan beri hiç görmemişti. Hz.Zeyneb bir yandan hastalık bir yandan da biricik kızı Ümame’yi babasız büyütmeye çalışıyordu ki sadık ama halen küfürde ısrar eden kocası Ebû’l-Âs bin Rebi’ aklından hiç çıkmıyordu. Aradan yıllar su gibi akıb geçti. Nihayet bir gün kocası yine esir edilir. Olay şöyle gelişir.

İs Seferi:

İs Seferi Hicretin altıncı yılı, Cumadel’ula ayında vuku’ bulmuştur. Seferin Mevkii: İs, Süleym, oğulları yurdunda bir yerdir. Ebü’l-Eş’as’a göre: İs, Sevarkıyye’nin yukarısındadır. Orada İs-i Zenbani diye anılan bir su da, vardır. Medine’ye dört gecelik, Zülmerve’ye bir geceliktir. Ağaçlı bir vadiliktir. Kızıldeniz sahilinde, Kureyş müşriklerinin Şam’a gidip gel-irken tutukları yol üzerindedir. Seferin Sebebi ise: Kureyş müşriklerinin, Şam’dan bir ticaret kervanı ile gelmekte olduğu Resûlullâh (s.a.v)’e haber verilmişti. Kureyş müşrikleri, daha önce de, Ebû Süfyan’ın idaresindeki büyük ticaret kervanının bağışlanan kazancı ile güçlenerek Uhud’a kadar gelerek Resûlullâh (s.a.v) ve sahabiler ile çarpışmışlardı.

Kureyş müşrikleri, iktisaden güçlü durumda bulundukça, Hendek Kuşatmasında olduğu gibi, bir çok kabileleri kandırıp, veya parayla kira-layıp yanlarına alarak fırsat buldukça Medine’ye açıkça saldırıyorlardı. Özellikle, Sümame bin Üsal (r.a)’in Müslüman olmasından sonra ona karşı yaptıklarından dolayı, Yemame’den Mekke’ye hububat yüklenme-sini engellemesinde veya Ebû Basir (r.a) ve arkadaşlarının Kızıldeniz kenarından geçen Şam ticaret yollarını kesmesinde, olduğu gibi. Fakat her başları dara düştükçe Resûlullâh (s.a.v)’e yalvarmaktan’da geri durmu-yorlardı. O halde, Kureyş müşriklerinin şerrinden selamette kalabilmek için, zaman zaman onları iktisaden güç durumlara düşürmek gerekiyordu.

Zeyd bin Hârise'nin İs'e Gönderilişi:

Resûlullâh (s.a.v), Şam’dan gelmekte olan Kureyş’ın ticaret kervanı-na el koymak üzere, Zeyd bin Hârise’nin kumandası altında yüz yetmiş kişilik bir süvari birliği yola çıkardı.

Resûlullâh (s.a.v)’in kızı Zeyneb’in kocası Ebû’l-Âs bin Rebi’de, ticaret için Şam’a gitmişti. Kendisi henüz Müslüman olmamakla beraber, güvenilir kişi idi. Ebû’l-Âs’ın yanında, Kureyş müşriklerine ait pek çok emanet mal bulunuyor ve kendisi de, o kafile ile Şam’dan dönüyordu.

Müslüman mücahidler, Kureyş kervanını yakaladılar. Ve, kervanda bulunan malları, bilhassa, Safvan bin Ümeyye’ye aid pek çok gümüşleri ele geçirdiler. Kervanın yanında olan kimseleri esir ettiler. Ebû’l-Âs bin Rebi’ ile Mûgire bin Ebi’l-Âs, esir edilenlerin arasında idi. Müslüman mücahidler, yakaladıkları Kureyş’in ticaret kervanını ve esirleri alıb, Medine’ye getirdiler. Resûlullâh (s.a.v), ğanimet mallarını mücahidler arasında bölüştürdü.

Ebû’l-Âs bin Rebi’, seher vakti, Resûlullâh’in kızı Hz.Zeyneb’e:

      “-Babandan, benim için emân al!”diye haber gönderdi.

Resûlullâh (s.a.v), Müslümanlara sabah namazını kıldırdığı sırada, Hz.Zeyneb (r.a), başını hücresinin kapısından çıkararak:

      “-Ey İnsanlar! Ben, Resûlullâh’ın kızı, Zeyneb’im! Ben, Ebû’l-Âs’ı, himayem altına aldım!”diyerek seslendi.

Resûlullâh, namazdan selam verince, yüzünü, halka çevirdi ve:

      “-Ey insanlar! Benim işittiğimi sizde, işitiniz değil mi?” diye sordu.

Cemaât:

      “-Evet!”dediler.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Varlığım kudret elinde bulunan Allâh’a yemin ederim ki, sizin şimdi işitmiş olduğunuz şeyi, bende şimdi işitinceye kadar bu hususta hiç bir şey bilmiyordum. Mü’minler, birbirlerine eşit, tek kişi, tek el hükmün-dedirler. Bunun için, onlara, yakınlarını himaye etmeleri ğayet yaraşır. Müslümanlara, yakınlarını himaye etmeleri düşer!” buyurdular.

Resûlullâh (s.a.v) Mescid’den dönünce kızı Zeyneb’in yanına vardı:

      “-Senin himayene almış olduğun kişiyi, bizde himayemize aldık!” buyurdular.

Hz.Zeyneb, Resûlullâh (s.a.v)’e:

      “-Baba! Ebû’l-Âs bin Rebi’ akrabandır, amcamızın oğludur. (aslında teyzesinin oğludur) Hem de, çocuğumun babasıdır. Bunun için ben, onu, himayeme aldım!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Ey kızcağızım! Makamını şerefli tut, ve gözet! Sana yaklaşmağa yol bulmasın Çünkü, sen, ona helâl değilsin! O, müşriklikte devam ettiği müddetçe bu böyledir!” buyurdular.

Hz.Zeyneb (r.a):

      “-Ebû’l-Âs, malını istemeye gelmiştir!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v), evine dönünce, Zeyneb (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’in yanına gitti. Ebû’l-Âs’dan ğanimet olarak elde edilmiş olan malların da, kendisine geri verilmesini diledi. Resûlullâh (s.a.v) mücahidlere haber gönderdi. Onlar, gelib yanına toplandıkları zaman, onlara:

      “-Şu adam’ın (Ebû’l-Âs)’ın bizden olduğunu biliyorsunuzdur. Sizler, onun ve ondan başkalarının da mallarını elinize geçirmiş bulunuyorsunuz. O mallar ki; size, Allâh’ın müşriklerinden nasib ettiği ğanimetlerdendir. Ben, sizin iyilik etmenizi, mallarını ona geri vermenizi umarım. Onları, kendisine geri vermenizi uyğun görürseniz, geri veriniz. Geri vermek istemezseniz, onlar, zaten en çok sizin hakkınızdır!”buyurdular.

Müslüman mücahidler:

      “-Hayır! Yâ Resûlallâh! Biz, o malları, ona geri vereceğiz!”dediler.

Her biri almış oldukları küçük ve eski su kırbasına, veya, abdest matarasına, veya, ipe varıncaya kadar, yanlarında az veya çok, hiç bir şey bırakmaksınız hepsini getirib ona, geri verdiler. Ebû’l-Âs, aldığı mallarla birlikte Mekke’ye geri döndü. Her hak sahibine hakkını mallarını teslim edib işini bitirdikten sonra:

      “-Ey Kureyş cemaâti! Her hangi birinize, yanımdaki mallardan ver-mediğim bir şey kaldı mı?”diye sordu.

      “-Hayır! Vallâhi, kalmadı!”dediler

Ebû’l Âs bin Rebi’:

      “-Size olan ahdimi yerine getirdim mi?”diye sordu.

      “-Evet! Vallâhi, yerine getirdin!”dediler.

      “-Allâh, seni hayırla mükafatlandırsın! Biz, seni, şerefli ve vefalı olarak bulduk!”dediler.

Ebû’l-Âs bin Rebi’:

      “-Vallâhi, benim sizin yanınıza gelmeden önce, Müslüman olmamı engelleyen şey, mallarınızı götürmek istediğim için Müslüman olduğumu sanmanız korkusundan başka bir şey değildir! Ben, şehâdet ederim ki: Allâh’dan ğayrı ilah yoktur. Ve, yine şehâdet ederim ki, Muhammed, Allâh’ın kulu ve Resûlü dür!”dedi.

Ebû’l-Âs bin Rebi’(r.a), Mekke’den Medine’ye Resûlullâh (s.a.v)’in yanına döndü. Resûlullâh (s.a.v), Hz.Zeyneb’i, eski nikahı ile veya yeni bir nikahla ve yeni bir mehirle Ebû’l-Âs (r.a)’a verdi. 3

Ebû’l-Âs bin Rebi’nin Zeyneb (r.a)’dan Ümame ve Ali isminde iki çocuğu vardı. Kızı Ümame, teyzesi Hz.Fâtıma (r.a)’nın vefatından epeyce sonra Hz.Ali ile evlendi. Fakat oğlu Ali ise, küçük yaşta vefat etti.

Üsâme bin Zeyd (r.a) şöyle demiştir:

“-Resûlullâh (s.a.v)’ın kızı Zeyneb (r.a):

      “-Oğlum ölmek üzere, bize geliniz!”diye Resûlullâh (s.a.v)’e haber gönderdi. Resûlullâh (s.a.v) kızına selâm gönderib şöyle cevab yolladı:

      “-Aldığı da verdiği de yüce Allâh’a aittir. Her şeyin Allâh katında bir eceli vardır. Sabret! Sabrının sevabını Allâh’dan bekle!”

Zeyneb and vererek Resûlullâh (s.a.v)’ın gelmesi için bir kez daha haber yolladı. Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v) yanında Sa’d bin Muaz, Muaz bin Cebel, Übey İbn-i Kâ’b, Zeyd İbn-i Sâbit ve başka kimseler bulunduğu halde Zeyneb’in yanına gitti. Çocuk can çekişme halinde çırpı-nırken Resûlullâh (s.a.v)’e verildi. Resûlullâh (s.a.v)’ın gözlerinden yaşlar boşalıyordu.

Sa’d bin Muaz (r.a):

      “-Ey Allâh’ın Resûlü! Bu ağlama neyin nesi?”diye sordu.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Bu, Allâh’ın kullarının kalblerine koyduğu rahmettir. Allâh kullar-ından yalnızca merhamet sahibi olanlara merhamet eder!”buyurdu. 4

Ali vefat hastalığına yakalandığında bu olayın olduğu sanılmaktadır. Daha sonra onun oğlunu hep birlikte defnettiler. Bu olayın hicri beşinci yıldan önce olduğu kesindir. Zira burada ismi geçen Sa’d bin Muaz, hicri beşinci yılda Hendek Savaşı’nda yaralanıb daha sonra Beni Kurayza Savaşı sonrasında şehid olmuştur. Ali’nin vefat hastalığına yakalandığın-da bu olayın olduğu sanılmaktadır. Daha sonra ise, Zeyneb’in oğlunu hep birlikte defnettiler.

Ebû’l-Âs’in, Zeyneb (r.a)’dan Ümâme ve Ali isminde iki çocuğu vardı. Fakat, Ali küçük yaşta vefat etti. Ali hakkında bazıları, Mekke Fethi’nde dahi bulunduğunu, Fetih’den sonra ise vefat ettiğini söylerler. Bazıları da; Ali’nin Yermük Savaşı’na katılıb Yermük’de şehid olduğunu söylerler. Doğrusunu Allâh bilir.

Ebû’l-As’ın hanımı Hz.Zeyneb (r.a), hicretin sekizinci yılın başında Medine’de vefat etti. Vefat sebebi ise: Mekke’den Medine’ye gelirlerken deve üzerinde, hevdec içinde Kureyş müşriklerinden Hebbar bin Esved ile Fihrli bir arkadaşı Zituva’da, mızrak ile vurub, onu, devesinden bir kaya- nın üzerine düşürmüş, karınındaki çocuğunun düşmesine zayi’ olmasına sebeb olmuştur. Zeyneb (r.a), kan zayiatı yüzünden hastalandı. Vefatına kadar bu hastalıktan bir türlü kurtulamadı. Hz.Zeyneb’i Resûlullâh’ın zevcelerinden Hz.Sevde, ve, Hz.Ümmü Seleme ile Resûlullâh (s.a.v)’in dadısı Ümmü Eymen ve Ensâr kadınlarından Ümmü Atiye, hep birlikte yıkadılar. Hz.Zeyneb’i yıkarlarken Resûlullâh (s.a.v), onların yanlarına vardı ve şöyle dedi:

      “-Kızım Zeyneb’i yıkamaya sağ tarafından, ve, abdest azalarından başlayınız. Tek sayıda su ve sidir ile üç veya beş ya da yeddi defa hatta gerekli görürseniz bundan daha fazla yıkayınız! Sonuncusunda suya kâfur veya kâfur’dan biraz koku koyunuz! Yıkama işini bitirib boşalınca bana bildiriniz!”

Yıkayıcılar Zeyneb (r.a)’in saçlarını taradılar. üçe ayırıp her birini bir bukle yaptılar. Buklelerden ikisini, Hz.Zeyneb (r.a)’in yan taraflarındaki biri’de ön tarafındaki saçlarındandı. Yıkayıcılar yıkama işini bitirince Resûlullâh (s.a.v) onlara Hıkvesini beline bağladığı futasını verib:

      “-Bunu Zeyneb’e iç gömleği yapınız!”buyurdu.

Resûlullâh (s.a.v), Ebû’l-As (r.a)’ın hanımı Zeyneb (r.a)’in cenaze namazını bizzat kendileri kıldırdılar. Cenaze defni müddetince oldukça düşünceli ve üzüntülü olarak durdular. Sonra, onun için hazırlanan kabrin içine indi, ve biraz durduktan sonra sevinerek dışarı çıktı:

      “-Zeyneb’in zayıflığını düşünüb ona, kabr’ın sıkışını ve hareretini hafifletmesini yüce Allâh’dan diledim. O da, bu dileğimi kabul buyurub; ona bunları hafifletti!”buyurdular.

Resûlullâh (s.a.v) Ebû’l-As’ın hanımı Zeyneb (r.a)’yi ilk defa olarak üzerinde taşındığı sedir ile kabre koydu. Kabrine ise; Hz.Zeyneb’in kocası Ebû’l-Âs bin Rebi’nin yardımı ile indirildi. Kabri; Cennetü’l-Baki dedir. 5

Resûlullâh (s.a.v), bu büyük kızı Hz.Zeyneb’i çok severdi. Onun için şöyle derdi:

      “-Zeyneb, benim en hayırlı kızımdır. Benim uğrumda nice sıkıntılar çekmiştir!” 6

Ebû’l-Âs bin Rebi’ için, meşhur İmam-ı Zehebi; onun Hudeybiye Andlaşması’ndan beş ay kadar önce Müslüman olduğunu söylemektedir. İbn-i Sa’d ise: Ebû’l-Âs’ın, Resûlullâh (s.a.v) ile birlikte hiçbir Ğazveye katılamadığını kaydeder. Belâzuri’nin nakline göre; Mekke’nin fethinden sonra oraya yerleşti, der.

Ebû’l-Âs bin Rebi (r.a)’, bacanağı Hz.Ali (r.a) ile beraber Yemen’e gittiği, ve Yemen’de bir müddet onunla beraber görevli kaldığıda nakl edilir. Ayrıca, Mekke’ye geri dönmenin hicret sevabını kaydettireceği dikkate alınarak, onun Mekke’ye yerleştiğine dair rivâyetin pek güvenilir olmadığı ileri sürülebilir.

Ebû’l-As (r.a), Hz.Zeyneb validemizden birkaç yaş büyük olduğu tahmin edilmektedir. Hz.Zeyneb ile yaptığı bu evlilik, Resûlullâh (s.a.v)’e Nübüvvet gelmeden önce olmuştur. Ebû’l-As (r.a)’ın hanımı Zeyneb (r.a) hayatta olduğu müddetçe başka hiçbir evlilik yapmamıştır. Bu yönünü’de Resûlullâh (s.a.v) sürekli medh eder dururdu şöyle ki:

Mekke fethinden sonra, Hz.Ali (r.a)’nın Ebû Cehl’in kızı Cüveyriye ile evlenmek istemesi, veya Ebû Cehl’in yakınlarının kızlarını Hz.Ali ile evlendirmek için, Resûlullâh (s.a.v)’in iznini taleb etmeleri üzerine O’nun gösterdiği tepkidir. Bu vesile ile yaptığı konuşmalarda:

Fâtıma’nın kendisinin bir parçası olduğunu, onun üzülmesini hiç istemediğini, Resûlullâh’ın kızı ile Allâh düşmanının kızının bir araya gelemeyeceğini, Cenâb-ı Hakk’ın helâl kıldığı bir şeyi haram kılmamakla beraber bu evliliğe asla izin vermeyeceğini, ancak, Ali’nin Fâtıma’yı boşadıktan sonra bir başka kadınla evlenebileceğini söyledi. Resûlullâh’ın bu konudaki hassasiyeti, Hz.Fâtıma’nın itidalını koruyamıyacağı düşün-cesinden kaynaklandığı söylenir.

Diğer taraftan Resûlullâh’ın konuşmasına başlarken öbür damadı Ebû’l-Âs’ın kendisine verdiği sözde durduğunu belirtmesi, Ebû’l-Âs’a Zeyneb’in üzerine bir başka kadınla evlenmemeyi şart koştuğunu hatıra getirmekte, ve aynı şekilde Hz.Ali’den de böyle bir söz aldığını, fakat Hz.Ali’nin bunu unutmuş olabileceğini düşündürmektedir. Bu olaydan sonra Hz.Ali (r.a), Fâtıma’nın vefâtına kadar bir başka kadınla evlenme-diği gibi câriye dahi edinmemiştir.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Ebû’l-As, bana hep doğru söyledi ve sözünü tuttu!”demiştir. 7

Ebû’l-As (r.a), hanımı Zeyneb (r.a) hayatta olduğu müddetçe başka bir kadınla asla evlilik yapmamıştır.Ebû’l-As (r.a)’ın hanımı Zeyneb (r.a) validemiz’in vefatlarından sonra kalan dört yıllık ömrü içerisinde ise iki defa evlilik yaptı.

Bu evliliklerinden ilki ise; Fahita bint-i Ebû Üheyha Said bin As’dır. Fahita hanımdan Meryem isminde bir kızları olur, Fahita’ya daha sonra, Meryem’in annesi manasında“Ümmü Meryem”künyesiyle hitab edilirdi. Kızı Meryem bint-i Ebû’l-As, daha sonra büyük sahabi Abdurrahman bin Avf (r.a)’ın oğlu Muhammed ile evlenirler, ve ondanda Kâsım isimli bir oğulları olur. Kâsım’ın soyu ise, devam eder. Diğer hanımlarının adı ise; Fahita bint-i Kureyz, bin Rebia’dır ki; bu kadından ise, çocuklarının olup olmadığı hakkında elimizde herhangi bir bilgi yoktur.

Ebû’l-Âs bin Rebi’(r.a)’dan herhangi bir hâdis rivâyet edilmemiştir. Hicri, onikinci yılın, Zilhicce ayının onikisinde, Miladi, altıyüzotuzdört yılının, Şubat ayında yakalandığı amansız bir hastalıktan dolayı Medine-i Münevvere’de vefat etti. Kabri, Medine’de Cennetü’l-Baki dedir. 8

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh onlardan razı olsun.



1- M.Âsım Köksal İslam Tarihi-9-204-206 
2- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-1-360 
3- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-13-60-64 
4- Muhtasar Fethü’l-Bâri-cenazeler bölümü-32-1284 
5- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-15-6 
6- ed-Dımaşki, Subul el-Huda ve’reşâd fir sireti Hayri’l-İbad-11-43 
7- Dimaşki, Subul el-Hudâ ve’r-reşâd fi sireti Hayri’l-ibâd-11-42-Buhari, Fedâilu’l-Ashab-12-16 
8- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi-10-293-294-Konunun akışına göre montajlandı.