Ebû’d-derdâ Ûveymir Bin Amr

Ebû’d-Derda (r.a)’ın asıl ismi, Amr’dır. İsmi tasğir siğasıyla ona Amrcık anlamında Uveymir denmiştir. Künyesi ise; Ebû’d-Derda olub bu isim ve künye ile İslâm tarihinde meşhur olmuştur.

Ebû’d-derdâ Ûveymir Bin Amr

Ebû’d-derdâ Ûveymir Bin Amr
أبُـو اْلــدَّ رْدَاء عُــوَيـمِــرُ بْــنُ عَـا مْـر


 Baba Adı    :    Amr bin Zeyd bin Kays.
 Anne Adı    :    Mahabbe bint-i Vakid bin Amr dır.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Tarih yok, Medine doğumludur.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 32. Miladi 652. yıllarda Şam da vefat etti. Kabri, Suriye’nin Şam Şehri’nde dır.
 Fiziki Yapısı    :    Tümsek burunlu gözlerinin akında biraz kır-mızılık vardı. Başına külah giyer etrafına sarık sarardı. Sarığın ucunuda iki kürek kemiğinin arasına omuzlarına salardı.
 Eşleri    :    1-Ümmü Derda el-Kübra Hayre bint-i Ebi Hadret bin Eslem. 2-Mahabbe bint-i er-Rebi (Sa’d bin Rebi’nin bacısıdır) 3-Ümmü Derda es-Suğra (Hüceyme Hatun Tabii’den dir.)
 Oğulları    :    Bilâl ve Yezid.
 Kızları    :    Nesibe ve ed-Derda
 Gavzeler    :    Uhud, Hendek, Hayber, Mekke’nin Fethi, Huneyn, Tebük, gibi bir çok seferlere iştirak etmiştir
 Muhacir mi Ensar mı    :    Medineli Ensâr dan dır.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    179 tane.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Selmân-ı Fârisi ile din kardeşi idi.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Üveymir bin Amr bin Mâlik bin Zeyd bin Kays bin Ümeyye bin Amr bin Adiy bin Kâ’b bin Hazrec bin el-Hâris bin el-Hazrec el-Ensariy el-Hazreci dir.
 Lakap ve Künyesi    :    Ebû’d-Derda,
 Kimlerle Akraba idi    :    Abdullah bin Revahâ ile ana bir kardeştir.



Ebû’d-derdâ Ûveymir Bin Amr Hayatı

Ebû’d-Derda (r.a)’ın asıl ismi, Amr’dır. İsmi tasğir siğasıyla ona Amrcık anlamında Uveymir denmiştir. Künyesi ise; Ebû’d-Derda olub bu isim ve künye ile İslâm tarihinde meşhur olmuştur. Ebû’d-Derda (r.a)’ın neseb silsilesi: Üveymir bin Amr bin Mâlik bin Zeyd bin Kays bin Ümeyye bin Amr bin Adiy bin Kâ’b bin Hazrec bin el-Hâris bin el-Hazrec el-Ensariy el-Hazreci dir. Veya Üveymir bin Zeyd bin Kays bin Ümeyye bin Amir bin Kâ’b bin Hazrec el-Ensariy el-Hazreci’dir.

Babasının ismi üzerinde çeşitli ihtilaflar vardır. Bazılarına göre; babasının adı; Zeyd, bazılarına göre; Amir, bazılarına göre; Mâlik veya Sâ’lebe veyahut’da Abdullah’dır. Ancak en çok kabul edilib zikredilen isim, Mâlik bin Zeyd ismidir. Annesinin adı; Mahabbe bint-i Vakid bin Amr dır. Bu kadın aynı zamanda Abdullah bin Revahâ’nın da annesi olmaktadır. Dolaysıyla Ebû Derda ile Abdullah bin Revahâ anne bir kardeş olurlardı.

Resûlullâh (s.a.v)’in Resûl olarak gönderilmesi zamanında Ebû’d-Derda Medine’de ticaret ile meşgul oluyordu. Bu sebebden dolayı çok seyahat ettiği gezib gördüğü için de ülkelerin bir çok yerlerini kültürlerini örf ve adetlerini inançlarını yakından görmüş olduğundan, semavi dinler hakkında da oldukça geniş bir bilgi birikimine sahib idi. Bu bilgi ve biri-kimlerin tesiri altında birdenbire ticaretten vazgeçerek, kendi kendine Hânif dini üzere zühd ve ibadete kapılıb, elini ayağını dünya meşğalele-rinden tamamen çekib Ruhbanlığa özendi.

Bu arada, elindeki mali sermayesini işleten ortakları, ona muâyyen bir kâr verdikleri için geçimini kimseye muhtaç olmadan idâme ettirmeye başladı. Eline ihtiyacından fazla miktarda bir para geçtiği zaman bunları fakirlere ve muhtaçlara sadaka olarak verib ruhunu ve vicdanını tatmin etme yolu buluyordu.

Resûlullâh (s.a.v), Medine’ye hicret ettiği zaman, Ebû’d-Derda hala eski hâli üzerine devam ediyordu. Bu arada, İslâmiyet’in esaslarını’da iyiden iyiye inceleyerek akli deliller üzerinde duruyordu. Bu yüzden’de adete taklidi bir şekilde Müslüman olmayı kabul edemiyordu. Netice de hicretin ikinci yılında, Ensâr’dan bir yıl sonra ve Bedir Ğazvesi’nden kısa bir müddet geçtikten sonra kendi içtihad ve kanaatinin mahsulü olarak dini mübini İslâmı kabul etti, şöyle ki:

Ebû’d-Derda (r.a) hem ruhban bir hayat yaşar, hem de puta tapardı. Abdullah bin Revahâ onun ana bir kadeşi idi, Abdullah bin Revahâ ile Muhammed bin Mesleme, Ebû’d-Derda’nın bulunmadığı bir sırada evine girerek, onun Allâh ile benim aramda şefaatçı olduğuna inandığı çok özel putunu kırdılar. Ebû’d-Derda, eve dönünce kendisinin o çok özel putunun kırıldığını gördü. Bir taraftan hem kırılan putunun kırık parçalarını top-luyor bir yandan da:

      “-Yazıklar olsun sana! Sen ne diye sana saldıranlara mani olamadın? Onları ne diye üzerinden defetmedin?”diyordu.

Zevcesi Ümmü Derda:

      “-Eğer, o bir kimseye fayda verebilse veya gelecek bir zararı önleye-bilseydi kendisine gelen zararı önler kendisine fayda verirdi!”deyince

Ebû’d-Derda hatasından uyandı. Hemen hanımı Ümmü Derda’ya:

      “-Ğusl etmek için bana su hazırla!”dedi.

Hanımı su hazırladı önce yıkandı temiz elbiselerini giydikten sonra Resûlullâh (s.a.v)’in yanına gitmek üzere yola çıktı. Ebû’d-Derda gelirken Anne bir kardeşi olan Abdullah bin Revahâ Resûlullâh (s.a.v)’in yanında bulunuyor, ve ona bakıyordu.

      “-Yâ Resûlallâh! Bu gelen Ebû’d-Derda’dır. Ben, onun bizi görmek için geldiğini sanıyorum!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v)’de:

      “-O, Müslüman olmak için geliyor! Çünkü, Rabbim olan Allâh bana Ebû’d-Derda’nın Müslüman olacağını vaâd etti!”dedi.

Diğer bir rivayete göre:

Abdullah bin Revahâ, Ebû’d-Derda’nın öteden beri ana bir kardeşi idi. Bir gün eline keser alıb, Ebû’d-Derda’nın putunu kırdı. Ebû’d-Derda, evine döndüğü zaman, zevcesi Ümmü Derda durumu ona haber verdi. bunun üzerine Ebû’d-Derda iyiden iyiye düşünmeğe başladı.

      “-Eğer, bu putta bir hayır olsaydı, önce kendi kendini korurdu!”dedi

Müslüman olmak için, hiç vakit kaybetmeden Resûlullâh (s.a.v)’a gitti. Ebû’d-Derda’nın ev halkı kendisinden önce Müslüman olmuşlardı.

Vâkidi ise şöyle anlatıyor:

“-Anlatıldığına göre; Ebû’d-Derda, ailesi içinde en son Müslüman olan kişiydi. Hala putuna bağlıydı. Onun üzerine bir mendil koymuştu. Abdullah bin Revahâ onu İslâm’a davet ediyor, o ise bunu reddediyordu. Müslümanlıktan evvel kardeşi olan İbn-i Revahâ bir gün ona gitti ve alel acele içeri evine girdi. O günlerde henüz Hicab âyetleri nazil olmadığı için, Ebû’d-Derda’nın hanımı o sırada saçlarını tarıyordu.

Abdullah bin Revahâ:

      “-Kardeşim Ebû’d-Derda nerede?”diye sordu.

Hanımı Ümmü Derda:

      “-Kardeşin biraz evvel çıktı!”dedi.

Abdullah bin Revahâ kardeşinin putunun bulunduğu odasına girdi. Onun yanında kendisini savunması için bir de balta konulmuş olduğunu gördü. O, baltayı oradan alıb putu parçalamaya başladı. İçinden de bütün putların isimlerini sayıyor ve:

      “-Allâh’a eş kabul edilen her şey batıldır!”diyordu.

Sonra o odadan çıktı. Kadın, puta baltayla vuruş seslerini işitmişti. Olanları duyub görünce:

      “-Mahvettin beni, İbn-i Revahâ!”dedi.

Abdullah bin Revahâ çıkıb gitti. Ebû’d-Derda, eve geldiğinde kadını oturmuş korkudan ağlar bir halde buldu.

      “-Ne oldu?”diye sordu.

Kadın.

      “-Kardeşin Abdullah bin Revahâ geldi ve gördüğün şeyi yaptı!”dedi.

Ebû’d-Derda buna çok kızdı. Fakat sonra kendi kendine düşündü ve:

      “-Eğer, bu putta bir hayır olsaydı kendisini müdafaa ederdi!”dedi.

Evinden çıktı, Resûlullâh’ın yanına geldi. O sırada İbn-i Revahâ’da oradaydı ve hemen Müslüman oldu!” 1

Ebû’d-Derda (r.a), biraz geç Müslüman olmasına rağmen, kısa bir zamanda ashâb-ı kirâm’ın en güzide olanlarının arasındaki yerini almayı başardı. Bedir Ğazvesi’ne iştirak edemedi. Zira o zamanlar henüz iman etmemişti. Bedir Ashâbı olma fırsatını kaçırmıştı. Fakat Uhud Ğazvesi’ni kaçırmak istemiyordu. Ebû’d-Derda (r.a), Uhud Savaşı’na iştirak etmiş ve bu ğazvede en kıymetli bir kahraman olarak temayüz etmiştir. Onun savaş alanında göstermiş olduğu cesaret, Resûlullâh (s.a.v)’ın dikkatini çekerek:

      “-Uveymir ne mükemmel bir süvaridir! O, bu ümmetin hakimidir!” buyurmuşlardır.

Resûlullâh (s.a.v)’in ğazvelerine katılmaya, Uhud Ğazvesi ile başla-yan Ebû’d-Derda (r.a), bundan sonraki ğazvelerin hemen hemen hepsine iştirak etti. Bu ğazvelerde yüksek liyakat ve meziyetlerini göstermek sure-tiyle Resûlullâh’ın hoşnutluğunu ve rızasını kazandı. Ebû’d-Derda (r.a) çok âlim, Âmil, fâkih, akil, hâkim bir zattı.

Mesruk (r.a):

      “-Resûlullâh’ın Ashâbı’yla görüştüm. Onların ilimlerinin altı zata; Hz.Ömer’e, Hz.Ali’ye, Abdullah İbn-i Mes’ud’a, Muaz bin Cebele, Zeyd bin Sâbit’e, ve Ebû’d-Derda’ya varıb dayandığını anladım!”der.

      “-Bu altı zatla da görüştüm onların ilimlerinin Hz.Ali’ye ve Abdullah ibn-i Mes’ûd’a varıb dayandığını anladım!”derdi.

Resûlullâh (s.a.v)’in devrinde Medineli Müslümanlardan Kûr’ân-ı Kerim’i altı zat; Übey bin Kâ’b, Muaz bin Cebel, Ebû’d-Derda, Zeyd bin Sâbit, Sa’d bin Ubeyd, Ebû Zeyd ezberlemişti.

Hz.Ömer (r.a):

      “-Abdullah ibn-i Mes’ûd ile Ebû’d-Derda ve Ebû Zer’i Ğifâriye bu hadis Resûlullâh’ın mıdır?”diye sorardı.

Ölüm döşeğine düşünce Muaz bin Cebel’e hangi âlimi tavsiye edebi-leceği sorulduğunda:

      “-İlmi dört zatın yanında; Ebû’d-Derda, Selman-ı Fârisi, Abdullah ibn-i Mes’ûd, Abdullah bin Selâm’ın yanında arayınız!”demiştir.

Ebû’d-Derda (r.a) çok müttaki ve zahid bir zattı. Müslüman olmadan önce ticaretle uğraşırdı. Müslüman olunca da ticaret ile ibadeti birleştirdi. Her ikisini bir arada yürütemeyeceğini anlayınca ticareti bırakıp kendisini büsbütün ibadete verdi. 2

Ebû’d-Derda’nın Menkıbeleri:

Resûlullâh (s.a.v), Selman-ı Fârisi ile Ebû’d-Derda (r.a)’ı din kardeşi olarak ilân etmişti. Selman-ı Fârisi, bir gün din kardeşi Ebû’d-Derda (r.a)’ı ziyarete gitti. Ebû’d-Derda’nın zevcesi Ümmü Derda’yı üstü başı perişan bir halde görünce:

      “-Nedir bu perişan halin?”dedi.

Ümmü Derda’da:

      “-Kardeşin Ebû’d-Derda’nın artık dünyaya hiçbir ihtiyacı kalmadı. Dünya ile olan ilgi ve alakası kesildi. Geceleri namaz kılmakla gündüzleri oruç tutmakla meşguldur!”dedi.

Biraz sonra Ebû’d-Derda gelib, Selman-ı Fârisi (r.a)’e:

      “-Hoş geldin!”dedi, ve ona yemek getirdi.

      “-Ben oruçluyum, buyur yâ Selman sen ye!”dedi.

Selman-ı Fârisi (r.a)’de:

      “-Hayır sen yemedikçe bende yemem!”dedi.

Ebû’d-Derda’da onunla birlikte yemek zorunda kaldı.

Ebû’d-Derda (r.a), geceleyin namaza kalkmaya davranınca Selman-ı Farisi (r.a), ona:

      “-Yat uyu!”dedi.

O da yatıp uyudu bir müddet sonra yine namaza kalkmaya davrandı.

Selman-ı Fârisi (r.a):

      “-Yat uyu!”dedi.

Yatıb uyudu. Sabah namazı vakti girince:

      “-Şimdi kalk artık!”dedi beraber kalktılar.

Selman-ı Fârisi (r.a), ona:

      “-Senin üzerinde bedeninin hakkı var! Rabbinin hakkı var! Misafirin hakkı var! Âilenin hakkı var! Oruç tut, iftarda et! Namaz kıl, (Teheccüd) ama ailenin de yanına git! Sen, her hak sahibine hakkını ver!”dedi.

Abdest alıb sabah namazının sünnetini kıldıktan sonra farzını kılmak için mescide gittiler. Durumu Resûlullâh (s.a.v)’e, anlattılar.

Resûlullâh (s.a.v)’de:

      “-Selman doğru söylemiş doğru yapmış!”dedi.

İbn-i Sad’ın Ebû Salih’den rivayetine göre:

Selman-ı Fârisi (r.a), Ebû’d-Derda’nın gece namazına kalkmasına da gündüz oruç tutmasına da mani olunca Ebû’d-Derda (r.a), ona:

      “-Sen, beni Rabbıma oruç tutmaktan, namaz kılmaktan, alı mı koya-caksın!”dedi.

Selman-ı Fârisi’de ona:

      “-Senin üzerinde gözü’nün hakkı var! Âilenin’de hakkı var! Hem oruç tut, hem de iftar et! Hem namaz kıl, hem de yatıb uyu!”dedi.

Selman-ı Fârisi’nin bu nasihatını Resûlullâh (s.a.v) işitince:

      “-Selman, ilimle doldurulmuştur!”buyurdular.

İbn-i Sa’d’ın Muhammed bin Sirin den rivayetine göre de:

“-Selman-ı Fârisi (r.a), Cuma günü Ebû’d-Derda’nın evine gitmişti, Ebû’d-Derda’yı sordu:

      “-Ebû’d-Derda uyuyor!”dediler.

Selman-ı Fârisi (r.a):

      “-Niçin uyuyor?”diye sordu.

      “-O, Cuma gecelerini namazla gündüzlerini de oruçla ihya eder!”

Selman-ı Fârisi (r.a), onlara yemek hazırlamalarını söyledi. Sonra’da yanlarına vardı. O sırada Ebû’d-Derda uyanmıştı Ona:

      “-Yemek ye?”dedi.

Ebû’d-Derda (r.a):

      “-Ben, oruçluyum!”dedi.

Selman-ı Fârisi ona yedirib orucunu açtırmadıkça ayrılmadı sonra kalkıb Resûlullâh (s.a.v)’in yanına gittiler ve bu olanları anlattılar.

Resûlullâh (s.a.v)’de elini Ebû Derda’nın dizine vurarak üç kere:

      “-Uveymir! Selman senden daha iyi bilir! Sen, gece namazını geceler arasında Cuma gecesine tahsis etme! Orucunu da günler arasında Cuma gününe tahsis etme!”dedi.

Ebû’d-Derda (r.a):

      “-Rabbime karşı tevazu için yokluğu yoksulluğu severim! Rabbimi arzuladığım için ölümü severim! Günahıma keffâret olacağı için hastalığı severim!”derdi.

Avf bin Mâlik (r.a), rüyasında yeşillikler içinde kurulmuş meşinden bir çadır görmüş:

      “-Bu çadır kimin dir?”diye sormuş.

      “-Bu Abdurrahman ibn-i Avf’ın dır!”denilmiş.

Abdurrahman ibn-i Avf’ın çıkmasını gözlemişler çıkınca:

      “-Yâ Avf bin Malik! Bunu bize Kûr’ân’dan dolayı Allâh verdi. Eğer şu tepenin üzerine çıkmış olsaydın orada gözünün hiç görmediği kulağı-nın hiç duymadığı benzeri hatıra ve hayaline gelmeyen şeyi görürdün ki Allâh onu Ebû’d-Derda için hazırladı!”demiştir. 3

Resûlullâh (s.a.v) bir gün Abdullah bin Revahâ ile Ebû’d-Derda’nın yanlarına gitmişti. Onların yanlarında Mescid-i Saâdet’in damına örtmek için ektikleri kamışlar vardı. Resûlullâh (s.a.v) sordu:

      “-Ne yapıyorsunuz?”

Onlar da:

      “-Resûlullâh (s.a.v)’in Mescidi’ni Şam Mescidi gibi yapmak istiyo-ruz!”dediler.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Getirin onları!”dedi.

Ekilen kamışları Mescid’in kapısına kadar alıb getirdiler kamışları Mescid’in üzerine döşeyib yaydılar. 4

Ebû’d-Derda (r.a) Mescid’e girdiği zaman öğrencileri peşini bırak-mazlar. Kimi ona feraiz’den soruyor, kimi Hisab’dan, kimi hadis’den, kimi karışık dolaşık meselelerden, kimisi şiir ve edebiyattan sorarlardı. 5

Hasan bin Atıyye, Ebû’d-Derda (r.a)’ın şöyle dediğini naklediyor:

      “-İyilerinizi sevdiğiniz müddetçe hayır da devam edersiniz. Aranızda hak söylendiği müddetçe, hakkı tanımışsınız demektir. Hakkı tanıyan, onunla amel eden gibidir!”

Ebû’d-Derda (r.a) dan:

      “-İnsanları, yapamayacakları şeylerle mükellef tutmayınız. Rablerin-den önce onları muhasebe etmeyiniz. Ey adem oğlu sen kendini düzelt. Başkalarında gördüklerini tenkid eden kimselerin, hüzünleri, ve kederleri artar, ve kinleri sona ermez!”

Ebû’d-Derda (r.a) dan:

      “-Allâh’ı görüyormuşçasına O’na ibadet ediniz. Kendinizi ölülerden farz ediniz. Bilmiş olunuz ki size yetecek kadar olan az, sizi doğru yoldan saptıracak olan çok dan daha hayırlıdır. Şunu’da biliniz ki, iyilikler kayb olmaz, kötülükler de unutulmaz!”

Ebû’d-Derda (r.a)’ dan:

      “-Hayır, mal ve evladının çok olmasından değil, senin çok hâlim, çok âlim olmanda, ve Aziz ve Celil olan Allâh’a ibadette diğer Müslü-manlarla yarış etmendedir. İyilik edersen Allâh’a hamd et, günah işlersen Aziz ve Celil olan Allâh’dan af dile!”

Sâlim bin Ebû’l-Ca’d, Ebû’d-Derda (r.a)’dan naklediyor:

      “-Kişi, hiç farkında olmadan Mü’min’lerin nefretini kazanmaktan kaçınsın. Bu nasıl olur biliyor musunuz?”dedi.

Ben de:

      “-Bilmiyorum!”dedim.

Şöyle izah etti.

      “-Kul, Aziz ve Celil olan Allâh’a âsi olur. Bunun üzerine Allâh’da o farkında olmadan diğer Mü’minlerin kalblerine ona karşı kin yerleştirir!”

Ebû’d-Derda (r.a)’dan:

      “-İmanın zirvesi, Allâh’ın hükmüne sabır takdiri ilahiye rıza, Allah’a güvenmede samimiyet ve Aziz ve Celil olan Allâh’a tam teslimiyettir!”

Ebû’d-Derda (r.a)’dan:

      “-Durmadan, deliler gibi ağzını açarak, hırsla servet biriktirenlere yazıklar olsun. Kendi servetini görmez, gözü başkalarının servetindedir. Eğer gücü yeter, geceyi de gündüze katarak çalışır. Sıkı bir hesab’ın ve şiddetli, bir azabın olduğu ahirette vay onun haline!”

Ebû’d-Derda (r.a)’dan:

      “-Ey Şam’lılar utanmıyor musunuz? Yiyemeyeceklerinizi topluyor- sunuz. İçinde oturamayacağınız binalar yapıyorsunuz. Ulaşamayacağınız emeller besliyorsunuz. Sizden öncekileri de servet biriktirir onu muhafaza eder, uzun, uzun emeller besler, sağlam yapılar yaparlardı. İşte onların servetleri mahvolub gitti. Emelleri sadece boşbir hayal oldu. Evleri mezar oldu. İşte Ad Kavminin, Aden’le, Umman arasına doldurdukları mallar ve evlatları!Şimdi, bu Ad Kavminin terekisini iki dirheme benden kim alır?”

Avn bin Abdullah’dan:

“-Ebû’d-Derda (r.a), Müslümanların boş arazilere evler yaptıklarını, ağaçlar diktiklerini görünce, onların mescidlerinde ayağa kalkarak:

      “-Ey Şamlılar!”diye nida etti.

Bunun üzerine herkes oraya toplandı. Ebû’d-Derda (r.a)’da Allâh’a Hamd-u Sena etti ve O’nu övdükten sonra yukarıdaki konuşmasını yaptı.

Safvan bin Amr’dan:

“-Ebû’d-Derda (r.a) şöyle demişti.

      “-Ey zenginler! Sizler ve bizler eşit olmadan, servetin bir afet oldu-ğunu beraber görmeden önce servet hırsını bırakınız!”

Ebû’d-Derda (r.a)’dan:

      “-Sizin adınıza sizi ğaflete götüren gizli hevesten korkuyorum. İşte o zaman karnınız doyar fakat, ilim dağarcıklarınız boş kalır!”

Ebû’d-Derda (r.a)‘dan:

“-En hayırlınız, arkadaşına:

      “-Gel, ölmeden orucumuzu tutalım!”diyendir.

“-En hayırsızınız da:

      “-Gel, ölmeden önce yiyelim, içelim ve eğlenelim!”diyendir.

Ebû’d-Derda (r.a), bina yapan bir topluluğun yanlarından geçerken onlara şöyle dedi:

      “-Allâh dünyanın eskimesini isterken siz onu yeniliyorsunuz. Allâh, her istediğini yapar!”

Mekhul’den:

Ebû’d-Derda (r.a) harabelerde dolaşır ve şöyle derdi:

      “-Ey harabeler! Nerede sizin ilk sahibleriniz?!”

Ebû’d-Derda (r.a)’dan:

“-Benim istediğim fakat insanların hoşlanmadığı üç şey vardır:

      “-Fakirlik, hastalık ve ölüm!”

Ebû’d-Derda (r.a)’dan:

      “-Ölümü, rabbime kavuşmak için, fakirliği rabbime karşı mütevazi olmak için, hastalığı da günahlarıma keffâret olması için severim!”

Şurahbil anlatıyor:

“-Ebû’d-Derda (r.a) bir cenaze gördüğü zaman şöyle derdi.:

      “-Siz gidin, biz de peşinizden geliyoruz. Bu cenaze ne kadar tesirli bir öğüt. Ama ne kadar çabuk gaflete düşeriz. İnsana öğüt olarak ölüm, kafidir. İyiler gidiyor, akılsızlar, kötüler kalıyorlar!”

Avn bin Abdurrahman, Ebû’d-Derda (r.a)’dan naklediyor:

      “-İnsanların bütün hallerini araştıranlar, aradığı kimseyi bulamazlar. Feci hadiselere sabra hazırlanmayanlar, olaylar karşısında aciz kalırlar. İnsanlara yardım edersen, onlar da sana yardım ederler. Sen onlarla ilgi-lenmezsen onlar seninle ilgilenirler!”

      “-Bu durumda bana ne tavsiye edersin?”dedim.

      “-En çok fakir düşeceğin kıyamet günü için mal varlığından başka-larına yardım et!”dedi.

Ebû’d-Derda (r.a)’dan:

      “-Ölümü çok hatırlayanların sevinci, başkalarına karşı hasedi azalır!”

Ebû’d-Derda (r.a.)’dan:

“-Allâh rızkınıza kefilken, sizi neden böyle hırslı görüyorum? Asıl vazifenizi de ihmal ediyorsunuz. Baytarın attan anladığı gibi, ben de sizin kötülerinizi gayet iyi tanıyorum. Onlar namazlarını vaktinde kılmazlar. Kûr’ân-ı, istemeye istemeye dinlerler. Kölelerini azad etseler bile yine de kendi işlerinde çalıştırırlar.

Ebû’d-Derda (r.a)’dan:

      “-Her zaman hayırı arayın. Allâh’ın rahmetine ve lütfüne yaklaş-maya çalışın. Çünkü, rahmetine nâil olunarak yüce Allâh’a yaklaşılır. Onu kullarından dilediklerine verir. Allâh’dan ayıblarınızı örtmesini ve korku-larınızdan emin kılmasını isteyiniz!”

Abdurrahman bin Cübeyr, bin Nüfeyr’den:

“-Bir adam, Ebû’d-Derda (r.a)’a:

      “-Aziz ve Celil olan Allâh’ın bana fayda vereceği bazı tavsiyelerde bulun!”dedi.

Ebû’d-Derda (r.a)’da şöyle cevab verdi:

      “-İki tavsiyede, üç dört ve beş tavsiyede’de bulunurum. Onlarla amel edenlerin derecelerini Aziz ve Celil olan Allâh yükseltir. Sadece helâl ye! Helâlin’den kazan! Evine sadece temiz, helâl olanları sok! Aziz ve Celil olan Allâh’dan her gün için geçenicek kadar rızık iste! Sabah kalktığında kendini ölülerden say! Ve sanki bu gün onlara katılacağını kabul ederek hareket et! Aziz ve Celil olan Allâh için varlığından hibede bulun! Kim sana söver, küfür eder veya sataşırsa onu Allah’a havale et! Kötülük işlediğin zaman Aziz ve Celil olan Allâh’dan af dile!”

Ebû’d-Derda (r.a)’dan:

      “-İhtiyarlıktan bir deri bir kemik haline bile gelseniz, gönlünüz yine- de bir genç kadar dünya malında dır! Sadece Allâh’ın müttaki kulları bun-dan müstesnadırlar. Fakat onlar da ne kadar azdır!”

Ebû’d-Derda (r.a)’dan:

      “-Şu üç şeyi yapmazsanız, değeriniz düşmez: başınıza gelen belalar-dan şikâyet etmeyin, ağrı ve sızılarınızdan yakınmayın, kendi kendinizi temize çıkarmayın!”

Ebû’d-Derda (r.a)’dan:

      “-Mazlumun ve yetimin beddualarından sakınınız. Çünkü onların bedduaları, insan uykuda iken geceleyin Allâh’a ulaşır!”

Ebû’d-Derda (r.a)’dan:

“-İnsanlar arasında en çok kızdığım kimse; kendine zulmettiğim tak-dirde Allâh’dan yardım isteyen (bana beddua eden)’dir.

Ma’mer bir arkadaşından naklediyor:

“-Ebû’d-Derda (r.a) Selman-ı Fârisi’ye şöyle bir mektub yazdı.

“-Kardeşim, kulların def’ine muktedir olamayacağı belalar gelmeden önce, sıhhatinin kıymetini bil, ve boş vakitlerini değerlendir. Belaya uğra-yanın da hemen yardımına koş! Kardeşim, mescid evin olsun. Çünkü ben Rasûlullâh’ın şöyle buyurduğunu işitmiştim:

“-Mescidler, bütün müttakilerin evidir. Aziz ve Celil olan yüce Allâh Cennet, Cehennem korkusunu, sıratı, kolayca geçib rızasına kavuşmayı mescitleri yurd edinen kullarına ğaranti etmiştir!

Kardeşim, yetimlere merhamet et, onları koru. Yediklerinden onlara- da yedir. Çünkü, katı kalbliliğinden şikayet ederek Resûlullâh (s.a.v)’ın yanına gelen bir adama Rasûlullâh (s.a.v)’ın şöyle sorduğunu işitmiştim:

“-Kalbinin yumuşamasını ister misin? Adam:

      “-Evet!”deyince, Resûlullâh (s.a.v) ona;

      “-Öyleyse yetimleri himaye et, onları okşa, yediklerinden onlara da yedir, işte o zaman kalbin yumuşar, ihtiyaçların da karşılanır!”buyurdular.

Kardeşim, şükrünü eda edemeyeceğin kadar servet yapma. Çünkü ben Resûlullâh (s.a.v)’in şöyle buyurduğunu duydum:

“-Kıyamet günü, dünyada yüce Allâh’a itaat eden biri getirilir. Onun malları arkasında, kendisi’de önce yürümektedir. Sırat köprüsü’nden geç-erken her sendeleyişinde malları ona:

“-Geç, sen bizim üzerimizde hak bırakmadın! derler:

Yine kıyamet günü, Allâh’a itaât etmeyen biri, malları omuzlarına yükletilmiş olarak getirilir. Malları onu tökezleterek:

      “-Yazıklar olsun sana! Allâh’ın bizim üzerimizdeki hakkını niçin vermedin?”derler.

Bu hal o, veyl derecesine varıncaya kadar devam eder! Kardeşim, senin bir hizmetçi satın aldığını duydum. Halbuki ben Resûlullâh’dan:

      “-Kul, başkasını kendisine hizmet ettirmediği müddetçe Allâh’ın hesabından emin olur. Eğer, hizmetçi kullanırsa hesaba çekilmesi vacib olur!”buyurduğunu duymuştum.

Hanımım benden bir hizmetçi istemişti. O zaman halim vaktim de yerindeydi. İşte bu hesab işini duyunca hanımımın bu istediğini yapmadım. Kardeşim, hesabdanda korkmazsak kıyamet günü bize kim yardım edebilir. Kardeşim, Resûlullâh (s.a.v)’ın ashâbı olmana güvenme! Çünkü biz, ondan sonra uzun zaman yaşadık. Allâh bilir, neler yaptık!”

Abdurrahman bin Muhammed el Muharibi’den:

“-Duyduğuma göre Ebû’d-Derda bir kardeşine şöyle mektub yazmış:

“-Dünyada sahib olduğun herbir şey, senden önce, başkalarına aitti. Senden sonra yine başkalarının olacak. Yaptıklarından sadece ahiret için olanların sana faydası vardır. Servetini evlatlarından iyi olanlara bırak. Çünkü sen, hiçbir mazeret beyan edemeyeceğin kimsenin huzuruna gidi-yorsun. Servetini de sana rahmet okumayacak olanlara bırakıyorsun.

Sen iki kişiden biri için servet biriktiriyorsun; Yâ senin meşakkat ile biriktirdiğin mallarla Allâh’a itaat ederek Mes’ud olacak biri için, yâ’da senin topladığın mallarla Allâh’a isyan ederek ona asi olan biri için. Vallâhi her ikisi de senin günahlarını hafif-letmezler. Onun için servet bıraktıklarını kendine tercih etme. Ölenlere Allâh’ın rahmet edeceğini um. Kalanların rızıklarını da Allâh’a emanet et. Vesselam!”

Ebû’d-Derda (r.a) Müslim bin Muhallede şöyle bir mektub yazdı:

      “-Kul, Allâh’a itaat ederse, Allâh onu sever. Allâh, sevdiğini yarat-tıklarına da sevdirir. Kul, Allâh’a âsi olursa, Allâh ona buğz eder. Allâh o kuluna buğz ettiği zaman, diğer yaratıkları da onu buğz ettirir!”

Ebû’d-Derda (r.a)’dan:

      “-İtaatsiz Müslümanlık olmaz. Cematte hayır vardır. Allâh’a halifeye ve bütün Mü’minlere karşı samimiyet göstermek lazımdır!” 6

Şureyn bin Ubed anlatıyor:

“-Adamın birisi , Ebû’d-Derda’ya karşı şöyle dedi:

      “-Ey Kûr’ân okuyanlar; sizler ne kadar korkak; istenildiği zaman ne kadar cimrisiniz! Ve yemek yerken ne büyük lokmalar atıştırıyorsunuz!”

Bunları işiten Ebû’d-Derda adama cevab vermedi ve yüzünü çevirdi. Durum Hz.Ömer (r.a)’a haber verilince, Ebû’d-Derda’ya böyle bir şey olub olmadığını sordu. Ebû’d-Derda (r.a)’da:

      “-Allâh’ım bağışla! Biz, onlardan işittiğimiz her sözle, kendilerini hesaba mı çekeceğiz!”dedi.

Bunun üzerine, Hz.Ömer, derhal Ebû’d-Derda’ya bu sözleri söyleyen adamın yanına giderek onun yakasını toplayıb, boğazına yapıştı. Doğruca Resûlullâh (s.a.v) in yanına getirdi. Adam, Resûlullâh (s.a.v)’e:

      “-Biz sadece eğlenib oturuyorduk!”dedi ve bunun üzerine yüce Allâh şu âyetleri indirdi.

“-Onlara soracak olursan.

      “-Biz and olsun ki sadece eğlenib oturuyorduk!”diyecekler.

Onlara de ki:

“Allâh’la, Âyetleriyle, Peyğamberleriyle mi alay ediyorsunuz?” 7

Âyetleri nazil oldu: 8

Talk anlatıyor:

Adamın birisi Ebû’d-Derda’ya gelerek:

      “-Yâ Ebû’d-Derda! Evin yandı!”dedi.

Ebû’d-Derda (r.a):

      “-Yanmaz!”diye cevab verdi.

Birisi daha gelerek:

      “-Yâ Ebû’d-Derda! Evin yandı!”deyince,

      “-Yanmaz!”diye karşılık verdi.

Sonra bir başkası geldi ve aynı şeyleri söyledi. Ebû’d-Derda (r.a), ona da aynı cevabı verdi. Daha sonra bir başkası daha geldi ve:

      “-Yâ Ebû’d-Derda! Bir yangın çıktı, senin evine kadar geldi ve orada söndü!”deyince.

Ebû’d-Derda (r.a) şöyle cevab verdi:

      “-Zaten ben Allâh’ın evimi yakmayacağını biliyordum!”

Adam:

      “-Yâ Ebû’d-Derda! Acaba evim yanmaz! Sözün mü? Yok Allâh’ın evimi yakmayacağını biliyordum sözün mü, hangisi daha hayret vericidir? bilemiyoruz, açıklar mısın?”dedi.

Ebû’d-Derda (r.a)’da:

“-Bunda şaşılacak bir şey yok. Çünkü ben Rasûlullâh (s.a.v)’ın:

      “-Allâh’ım; Sen, kendisinden başka ilah olmayan Rabbimsin. Sana güvenib dayandım. Büyük Arş’ın sahibisin, kerimsin. Allâh ne isterse o olur. İstemediği olmaz. Allâh’ın yardımı olmadan hiçbir hayır iş yapma-ya, hiçbir kötülüğe mani olmaya gücün yetmez. Allâh ’ın her şeye kadir olduğunu biliyorum. O her şeyi hakkı ile bilir. Rabbim, nefsimin ve bütün canlıların şerlerinden sana sığınırım. Onların şerlerine ancak Sen mani olabilirsin!”diye dua ettiğini ve bunu sabahleyin okuyan kimsenin akşama kadar hiçbir felâkete düçar kalmayacağını söylediğini işitmiştim!”diye cevap verdi. 9

Hz.Ömer (r.a)’ın zamanında, bütün sahâbelere maaş bağlanmıştı. Bedir Ğazileri’nin tahsisatı diğerlerinden farklı idi. Ancak Hz.Ömer gibi adaletli bir halife, Ebû’d-Derda’yı da, Bedir Savaşı’na katılmadığı halde, bu maaşa layık görmüştür.

Ebû’d-Derda (r.a) anlatıyor:

      “-Resûlullâh (s.a.v)’ın Peyğamberliği’nden önceleri, ben tacirdim. Resûlullâh (s.a.v), hak dini getirince, ticaretle ibadeti bir arada yürüteyim dedim olmadı. Bunun üzerine ticareti terk edib kendimi ibadete verdim!”

Ebû’d-Derda (r.a), anlatıyor:

      “-Kudret ve iradesiyle yaşadığım Allâh’a yemin olsun ki; Mescidin kapısının yanında, bir dükkanım olsa, namazıma mani olmasa, her gün 40 dinar kazansam, hepsini de Allâh yoluna tasadduk etsem yine istemem!”

Ona:

      “-Yâ Ebû’d-Derda! Neden çekiniyorsun?”diye sordular.

      “-Hesabın şiddetinden!”dedi.

Bir başka rivayette: Ebû’d-Derda (r.a), şöyle diyor:

      “-İnanın, cami kapısında bir dükkanımın olması, alış veriş yapıp her gün üç yüz dinar kazanmak, beş vakit namazı camide kılmış olsam bile, yine de beni sevindirmez. Yanlış anlaşılmasın, ben, Allâh alış verişi helâl faizi ise haram kılmadı demiyorum. Fakat ben, ticaret, alım satım, kendi-lerini Allâh’ı anmaktan alıkoymayan kişilerden olmak istiyorum!”

Hâlid bin Hudeyr el-Eslemi anlatıyor:

“-Hâlid bin Hudeyr (r.a) Ebû’d-Derda (r.a)’ın odasına girdi. Gördüğü manzara şu idi: Ebû’d-Derda’nın altında deriden veya kaba kumaştan bir yatak vardı. Üzerinde kaba kumaştan bir elbise, ayağında ise yine adi bir deriden bir çift ayakkabı vardı. Hasta olduğundan iyice terlemişti. Ona:

      “-İstersen, döşeğini güzel kumaşlardan yapabilir, halifenin gönder-diği kıymetli elbiseleri giyebilirsin?”dedim.

Ebû’d-Derda (r.a):

      “-Bizim yurdumuz ahiret yurdudur. Biz onun için çalışır ve oraya göçeriz!”diye cevab verdi.

Hassan, bin Atıyye den:

“-Ebû’d-Derda (r.a)’ın arkadaşları, ona misafir olarak geldiler. O da, onları ağırladı. Misafirlerin bir kısmı keçe üzerindeki, bir kısmı da elbise-leriyle gecelediler. Sabahleyin Ebû’d-Derda (r.a), hemen yanlarına geldi. Rahat uyumadıklarını anlayınca:

      “-Bizim yurdumuz ahirettir. Onun için çalışır, ona döneriz!”

Muhammed bin Kâ’b anlatıyor:

“-Bir ğrub insanlar soğuk bir gecede, Ebû’d-Derda’ya misafir oldu. Ebû’d-Derda (r.a), onlara sıcak yemek gönderdi, fakat yatak göndermedi. Bunun üzerine içlerinden biri:

      “-Bize yemek gönderdi. Fakat soğukta bu yemeğin tadını alamadık. Gidib bunu, mutlaka ona söyleyeceğim!”dedi.

Bir diğeri:

      “-Boş ver ne lüzumu var?”diye itiraz etti.

Fakat o adam, dinlemedi. Kalkıb Ebû’d-Derda’nın kaldığı yere geldi Kapıya varınca Ebû’d-Derda ile hanımının oturmakta olduklarını gördü. Hanımının üzerinde, çok kötü eski bir örtü vardı. Bunun üzerine o adam, Ebû’d-Derda’ya dönerek:

      “-Sen de bizim gibi gecelemişsin!”dedi.

O zaman Ebû’d-Derda (r.a):

      “-Bizim için önemli olan öbür dünyadır. Oraya göçeceğiz. Yatak ve yorğanlarımızı öbür dünyaya gönderdik. Eğer yanımızda olsaydı elbette size gönderirdik. Önümüzde çok tehlikeli bir geçit var. O geçidi hafif yük ile geçmek, ağır yük ile geçmekten daha az tehlikelidir. Ne demek istedi-ğimi anladın mı?”diye sordu.

Gelen adam da:

      “-Evet, anladım!”diye cevab verdi.

Halife Hz.Ömer, Şam’a Ebû’d-Derda’nın yanına geldi. Kapıyı açıb içeri girdi. Kapıyı kapatmak istedi. Fakat kapıda kilidin olmadığını gördü. Oda karanlık olduğundan, onu el yordamıyla bulabildi. Ebû’d-Derda ise, yatıyordu. Hz.Ömer (r.a), yastığını yokladı, bir at eyeri olduğunu gördü. Yatağını yokladı, kupkuru toprak üzerinde yatıyordu. Elbisesine baktı, oldukça incecikti.

O zaman Halife Hz.Ömer (r.a):

      “-Allah iyiliğini versin! Ben sana yiyecek ve giyecek göndermedim mi? Söyle, göndermedim mi?”diye sordu.

Ebû’d-Derda (r.a):

“-Resûlullâh (s.a.v):

      “-Siz, dünyada bir yolcu gibisiniz. Sahib olacağınız dünya malı, bir yolcunun aldığı erzak kadar olmalıdır!”dedi.

Halife Hz.Ömer (r.a):

      “-Evet hatırladım!”dedi.

O zaman Ebû’d-Derda (r.a):

      “-Resûlullâh (s.a.v)’in bu sözünü duyduktan sonra, bize ne yapmak düşer ya Ömer?”dedi.

Bunun üzerine herikisi de ağlamaya başladılar. Öyle ki, sabaha kadar karşı karşıya ağladılar. 10

Ebû’d-Derda (r.a)’dan:

“-Akıllıların uykusu ve yiyib içmesi bile güzel! Ahmakların sabah-lara kadar ibadetleri ve gündüzleri oruçları da ayıplanmamalı, takva ve yakın sahibi olanların zerre miktarı kadar iyilikleri, ğururlu kimselerin dağlar kadar ibadetlerinden daha üstün, daha büyük ve daha çok kabule şayandır.

Ebû’d-Derda (r.a)’dan:

“-Allâh-u Teâla’nın bir vakit namazımı kabul ettiğini kesin olarak bilmem, benim için dünyadan ve dünyada olan her şeyden daha üstündür. Çünkü, Cenab-ı Allâh, Kûr’ân-ı Kerim’de:

      “-Allâh-u Teâla, sadece takva sahibi kullarının ibadetlerini kabul eder!”buyurmuştur. 11

Ebû’d-Derda (r.a) anlatıyor:

“-Bir adam, Resûlullâh’a gelerek ruhunun sıkıldığından bahsetti.

Resûlullâh (s.a.v)’de ona:

      “-İçinin ferahlaması ve ihtiyacının temin olunmasını mı istiyorsun? Öyle ise yetime şefkat göster, onun başını okşa karnını doyur, o zaman için ferahlar ve ihtiyacın temin olunur!”buyurdu. 12

Sâbit el-Bünani den:

“-Ebû’d-Derda, Selman-ı Fârisi (r.a) ile beraber Beni Leys kabilesin-den bir kadını Selman’a istemeye gittiler. Ebû’d-Derda (r.a), Selman’ın faziletini geçmişini ve Müslüman oluşunu anlattıktan sonra dünürlüğe geldiğini söyledi. Onlar:

      “-Selman’a vermeyiz, fakat sana veririz!”dediler.

Ebû’d-Derda (r.a), daha sonraları Selman’a istediği kadınla evlendi. Bir müddet sonra Selman (r.a)’a:

      “-Olanları sana anlatmaya utanıyorum!”dedi.

Selman-ı Fârisi (r.a):

      “-Neymiş o?”diye sordu.

Ebû’d-Derda durumu anlatınca; Selman-ı Fârisi (r.a):

      “-Utanacak biri varsa o da benim. Allâh-u Tealâ’nın sana yazdığı bir kadına ben dünür gönderdim!”dedi. 13

Sâbit el-Bünani’den:

“-Muâviye’nin oğlu Yezid, Ebû’d-Derda (r.a)’in kızı Derda’ya dünür gönderdi. Ebû’d-Derda (r.a), kızını vermedi.

Yezid’in maiyetinden biri Yezide:

      “-Allâh, sana daha hayırlısını versin. İzin ver Ebû’d-Derda’nın kızını ben kendime isteyeyim?”dedi.

Yezid bin Muâviye:

      “-Yazıklar olsun sana çekil!”dedi.

Adam tekrar:

      “-Müsaade et. Allâh sana başka yerden versin!”dedi.

Yezid bin Muâviye:

      “-Peki!”deyince adam gidib Derda’yı kendine istedi. Ebû’d-Derda, kızı Derda’yı ona (Abdullah bin Sa’d bin Heyseme’ye) verdi.

Yezid’in Derda’ya dünür gönderdiği ve babası Ebû’d-Derda (r.a)’ın kızı ona vermeyib fakir bir Müslümana verdiği herkes tarafından duyuldu. Ebû’d-Derda bu hareketinin sebebini soranlara şöyle açıkladı:

      “-Siz, kızım Derda’yı ne sanıyorsunuz? Ben düşündüm; kalktığında başında hizmetçiler! Saraydan baktığı zaman her taraf ayağının altında… her şey emrinde o zaman onun dini nereye gider? Onda din mi kalır?” 14

Ebû’d-Derda (r.a)’ın şöyle dua ettiği nakledilir:

      “-Allâh’ım, kıyâmet günün de kardeşim Abdullah bin Revahâ’nın utanacağı, benim günahlarımı meydana çıkarmandan sana sığınırım!” 15

Ümmü Derda’dan:

“-Ebû’d-Derda’ya bir misafir geldi. Ebû’d-Derda ona:

      “-Kalacaksan seni misafir edelim, gideceksen hayvanını yemleye-lim?”dedi.

Adam:

      “-Gideceğim!”dedi.

Ebû’d-Derda (r.a):

“-Sana bir şey söyleyeceğim. Eğer daha güzelini bilseydim onu sana söylerdim. Bir defasında Rasûlullâh (s.a.v)’e gelmiş ve:

      “-Ey Allâh’ın Resulü! Zenginler dünya ve ahirette ne varsa hepsine sahib oldular. Biz namaz kılıyoruz onlar da kılıyorlar. Biz oruç tutuyoruz onlar’da tutuyorlar. Ayrıca onlar zekat’da veriyorlar. Fakat bizler zekat veremiyoruz?” demiştim.

Rasûlullâh (s.a.v):

      “-Sana bir şey öğreteceğim. Bunu, yaptığın takdirde senden ilerde olan herkese yetişirsin. Bunu yapmayan hiç kimse de sana yetişemez. Her namazdan sonra otuz üç defa Sübhanallâh, otuz üç defa Elhamdülillâh, otuz dört defa’da Allâhü ekber, de!”buyurdu dedi. 16

Bilâl bin Sa’d el-Eş’ari’den:

“-Muâviye bin Ebû Süfyan, Ebû’d-Derda’ya Şam’da bulunan fasık kişilerin isimlerini yazıb kendisine vermesini istedi.

Ebû’d-Derda (r.a):

      “-Şam’ın fasıkların’dan bana ne? Ben, onları nereden bileyim ki?” deyince oğlu, Bilâl:

      “-Ben biliyorum, yazayım!”dedi ve yazdı.

Bunun üzerine babası Ebû’d-Derda (r.a):

      “-Sen onları nerden tanıyorsun? Eğer sen de onlardan biri olmasa idin, onları tanımazdın. Öyleyse kendini o listenin başına yaz!”dedi.

Böylece, birçok kimsenin gizli taraflarının açığa çıkacağı düşüncesi ile listeyi vermekten vazgeçirtti. 17

Havşeb el-Fezari’den:

“-Ebu’d-Derda (r.a)’ın minberde şöyle konuştuğunu duydum:

      “-Aziz ve Celil olan Rabbimin, bana şöyle nida edeceği bir günden çok korkuyorum!”

      “-Uveymir!!!”buyuracak.

      “-Bildiklerinle nasıl amel ettin?”diye soracak.

      “-Sonra Allâh’ın Kitabı’ndan emredici ve nehy edici âyetler gelerek benden gerektiği gibi amel edib etmediğimi sorarlar. Emredici mahiyette olanlar, emirlerini yapmadığıma, nehyedici mahiyette olanlar da nehiyleri-ne uymadığına şahidlik yaparlar!Yetmez mi? Daha konuşayım mı?” 18

Ebû’d-Derda (r.a)’dan:

“-Resûlullâh (s.a.v)’den kapısında sabahlayıb bir ihtiyacı olursa beni

uyandırması için izin istedim. Bana müsaade ettiler. Bir gece, O’nun kapısında sabahladım!” 19

Habib bin Ubeydullah’dan:

“-Bir adam, Ebû’d-Derda’ya gelerek:

      “-Bana öğüt ver!”dedi. O da ona:

      “-İyi zamanlarında Allâh’ı zikret’ki, dar zamanlarında da O, seni hatırlasın. Herhangi bir dünya nimetine kavuştuğun zaman sonunun ne olacağını düşün!”dedi.

Ebû’d-Derda (r.a) şöyle dedi.

      “-Amellerinizin en hayırlısını, Rabbiniz katında en makbulünü ve derecenizi yükseltenini size haber vereyim’mi? Bu amel düşmanla çarpış-manızdan, şehid olmanızdan düşmanları öldürmenizden daha hayırlıdır. Bu amel, altın ve gümüş tasadduk etmekten de hayırlıdır!”dedi.

Yanındakiler:

      “-Nedir o, yâ Ebû’d-Derda?”diye sordular.

O da şöyle cevab verdi;

      “-Allâh’ı zikretmektir. Allâh’ı zikretmek en efdâl ameldir!”

Yine Ebû’d-Derda (r.a)’dan:

      “-Dillerinden zikrullâhı düşürmeyenler gülerek cennete girerler!” 20

Ebû’d-Derda (r.a)’dan:

      “-Konuşmasını öğrendiğiniz gibi, susmasını’da öğrenin. Çünkü sus-mak, büyük bir akıllılıktır. Konuşmaktan çok dinlemeye çalış. Seni ilgi-lendirmeyen hususlarda konuşma. Hayretini mucib olmayan şeye gülme. İşin olmayan yere gitme!”

Ebû’d-Derda (r.a)’dan:

      “-Mü’min’de Allâh’ın en çok sevdiği orğan dilidir. Mü’mini onun vasıtası ile cennete sokar. Kâfir’de de Allâh’ın en çok buğz ettiği orğan dilidir. Kâfiri de dili sebebi ile cehenneme atar!” 21

Lokman bin Amir’den:

“-Ebû’d-Derda (r.a) şöyle derdi:

“-Ben kıyamet günü Rabbimin herkesten önce beni çağırarak;

      “-Ey Uveymir!”

      “-Buyur, yâ Rabbi!”

      “-Bildiklerinle hangi emeller işledin?”diye sormasından korkarım.

Ebû’d-Derda’dan:

“-Benim en çok korktuğum şey, kıyamet günü şöyle denilmesidir:

      “-Ey Uveymir! Dinini öğrendin mi, yoksa öğrenmedin mi?”

Eğer, öğrendim cevabını verirsem o zaman da bütün emir ve nehy âyetleri benden hesab soracak: Emreden âyetler:

      “-Muhtevamı yerine getirdin mi?”

Nehy âyetleri de:

      “-Yasağa uydun mu?”diye soracak.

Faydası olmayan ilimden, doymayan nefsden ve kabul olunmayan duadan Allâh’a sığınırım!”

Ebû’d-Derda (r.a)’dan:

      “-Kişi âlim olmadıkça müttaki olamaz. İlim ile amel etmeyen kimse- de hakiki âlim olamaz!”

Ebû’d-Derda (r.a)’dan:

      “-Kıyâmet günü Allâh indinde en kötü kul, ilmiyle amel etmeyen alimdir!” 22

Hasan-ı Basri’den:

“-Ebû’d-Derda (r.a) şöyle demiştir:

      “-Yâ âlim ol! Yâ öğrenci ol! Yâ onlara uyan ol! Yâ onları seven ol! Sakın bunların dışında olma. Yoksa mahvolursun!”

Humeyd, Hasan-ı Basri’ye:

      “-Bunların dışındakiler kimlerdir?”diye sordu.

Hasan-ı Basri’de:

      “-Bid’atçılar dır!”dedi.

Dahhak’dan:

“-Ebû’d-Derda (r.a) şöyle demiştir.

      “-Ey Şamlılar! Siz, dinde kardeşsiniz. Yurdunuzda birbirinize kom-şusunuz. Düşmanlara karşı birbirinize arka çıkarsınız. Beni sevmenize mani olan nedir? Ben size yük değilim. Bakıyorum âlimleriniz dünyadan göçüb gidiyor, câhilleriniz bir şey öğrenmiyor. Allâh rızkınızı vermeyi vaâd ettiği halde, siz, servet peşindesiniz. Yapmakla emredildiğiniz şeyi terk ediyorsunuz. Şunu bilin ki muhteşem binalar yapan hesabsız servet biriktiren ve büyük emelleri olan nice kavimler vardı. Binaları kendilerine mezar, emelleri hayal, topladıkları servet de helâk oldu. Öyleyse, öğren-meyi ve öğretmeyi ihmal etmeyin. Çünkü öğrenen ve öğretenler aynı derecede sevab alırlar. Bunların dışında kalan insanlarda hayır yoktur!”

Hassan anlatıyor:

“-Ebû’d-Derda, bir defasında Şam halkına şöyle dedi:

      “-Her yıl buğday ekmeği yemekten başka bir şey düşünmüyorsunuz. Meclislerinizde Allâh ismi anılmıyor. Âlimleriniz tek tek dünyadan göçü-yorlar. Câhilleriniz neye güvenib’de hiçbir şey öğrenmiyorlar. Eğer, âlim-leriniz isteselerdi ilimde daha da derinleşebilirlerdi. Câhilleriniz de ilim öğrenmek isteselerdi mutlaka öğrenirlerdi. Rızkınızı kazanırken diğer mükellef olduğunuz şeyleri ihmal etmeyiniz. Kudret ve iradesiyle yaşadı-ğım Allâh’a yemin ederim ki, fertleri nefsâni arzularına uymayan ve böbürlenmeyen hiçbir millet helâk olmamıştır!”

Muâviye bin Kurre babasından naklediyor:

“-Ebû’d-Derda şöyle derdi:

      “-Âlimler yok olmadan önce ilim öğrenin. İlmin yok olması demek âlimlerin ölmesi demektir. Âlimler ve talebeler aynı derecede sevab alır-lar. İnsanlar iki kısımdır. Âlimler ve talebeler. Bunların dışında kalanlarda hayır yoktur!”

Abdurrahman bin Mes’ûd el-Fezâri’den:

“-Ebû’d-Derda (r.a), şöyle dedi:

      “-Mescide koşarak ilim öğreten veya öğrenen hiçbir kimse yoktur ki ğanimetsiz dönmeyen bir mücahid gibi sevab almasın!”

İbn-i Ebû Hüzely’den:

“-Ebû’d-Derda (r.a) şöyle derdi:

      “-Sabah akşam ilimle uğraşmayı cihad kabul etmeyen kimse hem akılsızdır. Hem de kısır görüşlüdür!” 23

Ebû’d-Derda (r.a)’dan:

      “-Ben iyiliği emrediyorum, ama yapamıyorum. Fakat, bu yüzden Allâh’ın beni mükafatlandıracağını da umuyorum!” 24

Ebû’d-Derda (r.a)’dan:

      “-Müslüman’ın evi ne güzel bir mabed dir! Kendisini, gözlerini ve namusunu orada korur. Çarşılarda sohbet etmeyin. Çünkü, bu hareket sizi oyalar ve hiçbir fayda getirmez!” 25

Ümmü Derda (r.a)’dan:

“-Bir gün Ebû’d-Derda öfkeli bir halde yanıma geldi:

      “-Niye öfkelisin?”dedim.

      “-Vallâhi ben Muhammed (s.a.v)’ın cemaâtsiz namaz kıldığını hiç bilmiyordum!”dedi. 26

Ebû’d-Derda (r.a)’dan:

“-Kim sabah ve akşam samimi veya ğayri samimi olarak şu duayı yedi defa okursa, Allâh onun dilediğini yerine getirir!

      “-Hasbiyellahu lâ ilahe illa hu. Aleyhi tevekkeltü ve hüve Rab-bül arşil Azim” 27

Ebû Kilabe’den:

“-Ebû’d-Derda (r.a), günah işlemiş bir adama rastladı. Oradakiler bu günah işleyen adama sövüb sayıyorlardı.

Ebû’d-Derda (r.a):

      “-Heyy!! Onu, bir kuyuya düşmüş görseniz çıkarmayacak mısınız?” diye seslendi.

Onlar;

      “-Çıkarırdık elbette!”dediler.

Ebû’d-Derda (r.a):

      “-Öyleyse, o kardeşinize sövmeyin’de size sıhhat ve afiyet veren Allâh’a hamd edin!”dedi.

Ebû’d-Derda’nın bu sözü üzerine ona:

      “-Sen kızmıyor musun?”dediler.

Ebû’d-Derda (r.a):

      “-Ben, onun yaptığı işe kızıyorum. Yaptığını terk ettiği zaman o yine benim kardeşimdir!”diye mukabele etti.

Buna benzer bir rivayeti İbn-i Mes’ûd (r.a) şöyle naklediyor.

“-Bir kardeşinizi günah işlerken gördüğünüz zaman:

      “-Ey Allâh’ım ona lânet et, onu sürüm sürüm süründür!”

Diyerek kardeşinizin âleyhine şeytana yardımcı olmayın, Allâh’dan onu düzeltmesini isteyin. Hz.Muhammed (s.a.v)’ın ashabı bizler, ne dur-umda öleceğini görmeden hiç kimse hakkında bir hükme varmazdık. Eğer iyi amel üzere iken ölürse o iyi bir Müslümande derdik. Kötü amellerde devam ederken ölürse, onun akıbetinden korkardık!” 28

Ebû’d-Derda (r.a)’dan:

“-Sevdiğim üç şey olmasaydı, dünyada kalmak istemezdim.

      “-Nedir onlar?”denildiğinde:

      “-Rabbime secde etmek için alnımı yere koymak, ilmi susuzluğumu gidermek, ve meyvelerin çürüğünün sağlamından ayırt edilmesi gibi ilmi hakikatlerden hurafeleri ayıran kimselerle sohbette bulunmak!”dedi. 29

Ümmü Derda (r.a)’dan:

“-Ebû’d-Derda, ne zaman bir hadis anlatsa muhakkak gülümserdi.

      “-Halkın sana ahmak demesinden korkuyorum?”dedim.

      “-Resûlullâh, bir söz söylerken gülümserdi”diye cevab verdi. 30

Ebû’d-Derda (r.a)’dan:

      “-Kişinin ilim ehliyle yürümesi, onların girdiği yere girmesi, onların çıktığı yerden çıkması, anlayışlılığından ileri gelir!” 31

Avn bin Abdullah, bin Utbe anlatıyor:

“-Derda’nın annesi Ümmü Derda’ya, Ebû’d-Derda (r.a)’ın en çok devam ettiği ibadetin hangisi olduğunu sordum.

O da:

      “-Tefekkür ve gördüğü her şeyden ibret almak!”diye cevab verdi.

Ümmü Derda’ya:

      “-Ebû’d-Derda’nın en çok yaptığı amel hangisidir?”diye soruldu.

      “-Gördüğü her şeyden ibret almak!”diye cevab verdi.

Ebû’d-Derda (r.a)’dan:

“-Bir saat Tefekkür, bütün gece ibadetten daha hayırlıdır.

Ebû’d-Derda (r.a)’dan:

      “-İnsanlardan bir kısmı hayıra vesile olur, şerre mani’ olur. Bundan dolayı onlar için bir mükafat vardır. Bir kısmı da hayıra mani’ olur, şerre vesile olur. Bundan dolayı’da onlar sorguya çekilirler. Bir saat tefekkür bütün gece nafile ibadetten daha hayırlıdır!”

Habib bin Abdullah anlatıyor:

“-Savaşa gitmek isteyen bir adam, Ebû’d-Derda’ya gelerek:

      “-Yâ Ebû’d-Derda! Bana nasihat et!”dedi.

Ebû’d-Derda (r.a):

      “-Rahat zamanlarında Allâh’ı hatırla’ki, O, da seni sıkışık anında hatırlasın. Dünyalık bir şey görünce sonunun ne olacağını düşün!”dedi. 32

Cübeyr bin Nüfeyr (r.a) anlatıyor:

“-Kıbrıs fethedildiği zaman alınan esirler, harbe iştirak edenler arasında taksim edilince birbirlerine bakıb ağlaştılar. Esirlerin ağladığını gören Ebû’d-Derda’yı da tek başına oturmuş ağlarken gördüm. Kendisine:

      “-Allâh’ın İslâm’ı ve Müslümanları yücelttiği bir günde seni ağlatan nedir?”dedim.

Ebû’d-Derda (r.a):

      “-Yazıklar olsun, sana Cübeyr! Baksana. Allâh’ın emrine uymayanlar ne kadar zelil oluyor. Bunlar’da güçlü, kuvvetli, saltanat sahibi bir millet iken, Allâh’ın emrine itaat etmediler de gördüğün bu hale düştüler, köleliğe layık oldular. Esarete düşen bir millet Allah’ın nimet ve lütufların dan mahrum kalır!”dedi. 33

Hizam bin Hâkim’den:

“-Ebû’d-Derda (r.a) şöyle dedi:

      “-Ölümden sonra göreceklerimizi bilseydiniz, ne iştahla yemek yer-diniz. Ne iştahla bir şey içerdiniz. Ve, ne de dinlenebileceğiniz bir eve girerdiniz. Mutlaka kalabalık yerlere çıkar, gögüslerinizi döverek halinize ağlardınız. Keşke Allâh beni, kesilen, sonra da meyvesi yenen bir ağaç olarak yaratsaydı!” 34

Başka kaynaklarda, Ebû’d-Derda (r.a)’ın şöyle dediği nakledilidir:

      “-Keşke âilemin bir koçu olaydım da, onlara bir misafir gelseydi. Benim kesilmemi emretseydiler ve beni yeyib yedireydiler!”

Ebû’d-Derda (r.a)’ın sayısız bir çok menkıbeleri ile birlikte birçok güzel sözleri vardır. Biz burada sadece bu kadarı ile iktifâ ediyoruz.

Ebû’d-Derda (r.a)’ın Hayat Serüveni:

Ebû’d-Derda, Uhud, Hendek, Hudeybiye’de bulunub Hayber fethine iştirak ettikten sonra Mekke’nin fethine de iştirak etti. Bu arada Huneyn Ğazvesi’nde büyük kahramanlıklar gösterdi. Tâif Kuşatması’nda bulundu. Sonra Tebük Seferi’ne iştirak etti. Arkasından Resûlullâh (s.a.v) ile bir-likte Vedâ Haccı’na iştirak etti.

Resûlullâh (s.a.v)’ın Vefatı’ndan sonra, Medine Şehri sanki, Ebû’d- Derda’ya dar gelmişti. Nereye baksa Resûlallâh’ın bir hatırasını görüb içi kan ağlıyordu. Bu duruma uzun müddet dayanamadı. Ailesini ve çocuk-larını din kardeşi Selman-ı Fârisi’ye emânet ederek, Şam taraflarına gitti ve orada yerleşti. Kısa bir zaman sonra âilesini Şam’a yanına aldırdı.

Hz.Ebû Bekr (r.a)’ın hilafetinin son zamanlarında başlayan Yermük Savaşı’nda ordu kadısı (Kâdilcund) görevinde bulundu. Bu görev İslâm tarihinde ilk defa onunla başlamış oldu. Hz.Ömer ve Hz.Osman devirle-rinde’de bu görevi zaman zaman üstlendiği anlaşılmaktadır.

Halife Hz.Ömer, Ashab-ı Kirâm-a yaptıkları hizmetleri göz önüne alınarak yıllık maaş bağlardı. Ebû’d-Derda (r.a)’da Bedir Ğazvesi’ne işti-rak etmediği halde Bedir Ğazvesi’ne iştirak edenlere verilen maaş kadar yıllık tahsisat ayırarak onun Ensâr ve Muhacirin arasındaki mevkiini nasıl takdir ettiğini ortaya koydu.

Hz.Ömer (r.a)’ın hilafeti döneminde Medine’de bir müddet diğer sahabilerle birlikte kadılık yaptı. Fakat Resûlullâh’ın ayrılığı Medine’yi ona dar ediyordu. Bu yüzden dolayı fazla kalamadı. Halifeden izin istedi Suriye’ye Şam’a gitmek için izin isteyince, Hz.Ömer (r.a) orada âmillik yapmasını teklif ettiyse de bu görevi kabul etmedi. Onun derdi sevdası, Resûlullâh (s.a.v)’ın Sünnetini yaymak, halka Kûr’an-ı öğretmek, namaz kıldırmak istediğini söyledi. Halifenin iznini alarak Şam’a gitti.

Başka bir rivayete göre ise:

Suriye valisi Yezid bin Ebû Süfyan’ın halife Ömer’den Kûr’ân ve fıkıh muallimi istemesi üzerine, Hz.Ömer onu iki kişiyle birlikte Suriye taraflarına gönderdi. Valinin bu talebiyle onun Suriye’ye gitme arzusunun aynı tarihlere rast gelmiş olması da mümkün olabilir. Ebû’d-Derda (r.a) ’ın aralarında bulunduğu üç kişilik muallimler heyeti önce Humus’a gidib orada bir süre muallimlik yaptı. Daha sonra Şam’a geçen Ebû’d-Derda, Muaviye bin Ebû Süfyan’ın Suriye valiliği sırasında Halife Hz.Ömer’in emriyle Şam Kadılığına tayin edildi ve Şam’ın ilk kadısı oldu.

İşte bu sıralarda Halife Hz.Ömer (r.a) Şam taraflarını teftişe geldiği zaman hemen Ebû’d-Derda’yı arayarak buldu. Baktı ki, evinin kapısı dahi açık, evinde bir posttan başka hiçbir şey yok, çok memnun oldu. Onu bu mütevazi evinde ziyaret etti ve zâhidâne bir hayat sürdürdüğünü gördü. Sabaha kadar karşılıklı söyleşib ağlaştılar.

Ebû’d-Derda (r.a) hem halife Hz.Ömer (r.a), hem halife Hz.Osman devirlerinde Kûr’ân öğretimiyle meşğul oldu. Pek çok kişi ondan kıraat ve hadis dersleri aldı.

Hz.Osman devrinde, Şam valisi Muaviye bin Ebû Süfyan Şam’a bir kadı tayin edilmesini istedi. Hz.Osman, bu görevi en iyi Ebû’d-Derda’nın yapacağını beyan ederek görevin ona verilmesini emretti. Bunun üzerine, Şam valisi Muâviye kadılık görevini Ebû’d-Derda (r.a)’a verdi. Muâviye bin Ebû Süfyan’ın Şam valiliği sırasında diğer bazı sahabilerle birlikte Kıbrıs’ın fethine katıldığı da bilinmektedir.

Güzel yüzlü, nurani çehreli, koyu esmer tenli ve sakalını kına ile boyayan bir zat olan Ebû’d-Derda başına bir takke takarak etrafını sarık ile sarardı. Bu haliyle herkes tarafından uzaktan dahi olsa tanınırdı.

Ebû’d-Derda (r.a), ashab-ı Kiram’ın Ûlemasından ve kibâr ricalden- dir. Kendisinin büyüklüğünü, fazlını ve faziletini herkes takdir ederdi. İlim ve kemal bakımından oldukça zengin idi. İslâmiyet’teki âlimlerin içinde en iyilerindendi. Onun durumunu gayet iyi bilen Ebû Zerr (r.a) bir gün ona:

      “-Yâ Ebû’d-Derda! Gökyüzü senden daha âlim bir adamı gölgelen-dirmedi. Yeryüzü de senden daha âlim bir kimseyi taşımadı!”demiştir.

Ebû’d-Derda (r.a) Mescid’de ders verdiği zaman etrafında binaltı- yüz kişi kadar bir cemaat toplanarak onu büyük bir iştiyakla dinler ve bir şeyler öğrenmeye ğayret ederlerdi. Derslerine genellikle sabah namazın-dan hemen sonra başlardı. Ebû’d-Derda, fıkıh ve hadis ilimlerinde adeta bir okyanus kadar engin bilgiye sahib idi. Fakat onun en büyük merakı Kûr’ân-ı Kerim öğretmekti. Zira kendisi Resûlullâh (s.a.v)’ın zamanında Kûr’ân-ı Kerim’i tamamen ezberlemişti.

Onun bu durumunu bilen halife Hz.Ömer, Ebû’d-Derda (r.a)’a haber göndererek Şam’da Camii Kebir’de Kûr’ân-ı Kerim dersi vermesini iste-mişti. O, bu işi memnuniyetle kabul ederek yüzlerce Kûr’ân-ı kerim hafızı yetiştirmiştir. Yetiştirdiği talebeleri arasında “Sahibi Ebû’d-Derda”adıyla şöhret yapmış, Halife bin Sa’d vardır. Ebû’d-Derda, Kûr’ân-ı Kerim’in birçok âyetlerinin tefsirine aid sağlam rivayetler bırakmıştır. Bu rivayet-lerin hemen hemen hepsini Resûlullâh (s.a.v)’den sorarak öğrenmişti.

Ashab-ı Kiram, Kûr’ân-ı Kerim’in neşir ve talimini en öncelikli farz olarak kabul ederlerdi. Ebû’d-Derda (r.a)’da aynı şekilde hareket etmiştir. Bu arada bizzat Resûlullâh’dan işitmiş olduğu hadisler ile Hz.Âişe (r.a) ve Hz.Zeyd bin Sâbit’den rivayetler yaparak Hadis-i Şerifler nakletmiştir. Rivayet etmiş olduğu hadislerin yekunu 179 tane olub Enes bin Mâlik, Abdullah bin Amr bin Âs, Abdullah bin Abbas gibi sahabilerle hanımı Ümmü’d-Derda, oğlu Bilâl, Cübeyr bin Nüfeyr, Ebû İdris el-Havlani. Said bin Müseyyeb, Atâ bin Yesar gibi Tabiiler kendisinden hadis rivâyet eden-ler arasında yer almaktadır.

Ebû’d-Derda (r.a)’dan arz yoluyla Kûr’ân öğrenenler arasında ise başta eşi Küçük Ümmü’d-Derda, Atiyye bint-i Kays el-Kilâbi, Hâlid bin Ma’dan ve Ba’lebek Kadısı olan Süveyd bin Abdülaziz bulunmaktadır. Meşhur yedi kıraat imamından İbn-i Amr’de ondan Kûr’ân dersi almıştır

Ebû’d-Derda (r.a), fıkıh ilminde de çok üstün idi. Şam’da bulunduğu sıralarda Kûfe’den ve başka yerlerden gelenler onun reyine başvurur ve kendisinden bir fetva alırlardı. Ebû’d-Derda, Ashâb-ı Kirâm içinde hak-severliliği hak bildiği hususlarda pervasızlığı ile meşhurdu. Son derece iyi huylu bir sahabi idi. En şiddetli hükümdarlara hakkı hakça söylemekten çekinmezdi. Bu suretle onları hak hizasına getirirdi.

Ebû’d-Derda (r.a) huzuru ilahiyeye durduğunda, derin bir hudu, ve huşu’ içinde ibadetini yapardı. Nafile namazları kılmayı pek çok severdi. Bu itibarla günlük farzlarını eda ettikten sonra hemen nafile namazlarını kılmaya başlardı. Her namazı mutlaka tesbih tahmid ve tekbir ile bitirirdi.

Ebû’d-Derda (r.a), bütün hayatı boyunca kendini dünyada bir misafir gibi kabul etmiş ve ona göre hareket etmiştir. Zühd-ü takvasını hiç elden bırakmayarak dünya külfetlerinden daima uzak yaşamaya çalışmıştır. Muâviye bin Ebû Süfyan, Şam’da vali iken, Ebû’d-Derda’nın yanında gümüşten bir bardak alarak, eksik fiat vermişti. Ebû’d-Derda (r.a), hemen atılarak ihtarda bulunmuş ve şöyle demiştir:

      “-Resûlullâh (s.a.v) Bir şeyin tam bedeli verilmelidir!”buyurmuştur.

Ebû’d-Derda (r.a), bütün Müslümanlara karşı son derece edeb ve hürmetle muamele ederdi. Herkesin içindeki ğazabı ve ğayzı izale etmeye çalışırdı. Daima güler yüzlü olduğundan, her sözünü ve hatta hadis-i şerif-leri bile güler yüzlü bir tarzda irad ederdi. Son derece cömert ve kerem sahibi idi. Kendisine misafir olarak gelen herkese izzet ve ikramda bulu-nurdu. Bizzat kendisi misafirlerine hizmet ederdi. Kalbi hassas bir sahabi olduğundan kimseyi incitmezdi. Yaratılış bakımından gönlü çok zengindi. Hiç bir mala ve hiçbir kimseye tezelzül etmemiş ve bir şey ummamıştır. Onu yakından tanıyan herkes onu çok sever ve sayardı. O da herkesi sever ve sayardı. Nihayet Hicretin 32. Miladi 652 yıllarında Şam’da hastalandı.

Muaviye bin Kurre’den:

“-Ebû’d-Derda (r.a) Şam’da iyice rahatsızlandı. Arkadaşları kendi-sini ziyarete geldiler.

      “-Nerenden şikayetçisin yâ Ebû’d-Derda?”dediler.

      “-Günahlarımdan şikayetçiyim!”dedi.

      “-Ne arzu ediyorsun?”dediler.

      “-Cenneti arzu ediyorum!”dedi.

      “-Sana bir doktor çağıralım mı?”dediler.

      “-Beni yatıran doktor!”dedi. 35

Hastalığının son anında dahi hadis-i şerif rivayet ederek vefat etti.

Ebû’d-Derda (r.a) Hicri 31-32. Miladi 651-652 yılında Şam’da vefat etti, ve Babü’s-Sağir Kabristanı’na defnedildi.

Miladi 1938 yılında, Muaviye bin Ebû Süfyan’ın kabrinin yirmi metre güneybatısında biri kendisine ait diğeri hanımı Ümmü’d-Derdâ’ya ait iki mezar taşı bulunmuştur. Küfi hatla yazılı olan ve günümüzde el-Methafü’l-Vatani’de (müze) korunan bu taşların IV. (X.) veya V. (XI.) yüzyılda dikildiği sanılmaktadır.

Ebû’d-Derda (r.a)’in üç hanımının olduğu rivâyet edilir.

Ebû’d-Derda’nın birinci hanımı; Ümmü Derda el-Kübra Hayre bint-i Ebi Hadret el-Eslemi. Kadın sahabiyelerin meşhurlarındandır. Kendisi fıkıh konusunda bilgisi çok üstün olan bir hanımefendiydi. Son derece dirayetli ve dindar bir kadın olmakla birlikte pek çok Hadis-i Şerif rivayet etmiştir.

İkinci hanımı; Mahabbe bint-i er-Rebi bin Amr bin Ebu Züheyr. Uhud Şehidi ve Ensar dan olan Sa’d bin Rebi’nin kız kardeşidir.

Üçüncü hanımı; Ümmü Derda es-Suğra Hüceyme Hatun Tabii’den olup onun talebesidir. Ebû’d-Derda ölünce, Şam valisi Muaviye, genç yaşta dul kalan küçük Ümmü Derda’yla evlenmek istedi. Kûr’ân kıraatindeki üstünlüğü ile tanınan bu hanımefendi valinin bu teklifini kabul etmedi. Ölene kadar kimseyle evlenmedi. Şam’da sayısız kız talebe yetiştirdi.

Ebû’d-Derda (r.a)’ın, Bilâl ve Yezid adında iki oğlu ile, Derda, ve Nesibe adlarında iki kızı olmuştur. Bunlardan Bilal, Ebû Muhammed ed-Dimeşki adiyle isim yapmış olub, Emeviler döneminde Yezid devrinden Abdülmelik devrine kadar Şam’da kadılık yapmıştır. O da Hicri 92. Miladi 713 yılında vefat etti. Yezid’in nesli devam etmedi. Kızlarından Derda, Bedir şehidi Sa’d bin Heyseme’nin oğlu Abdullah bin Sa’d bin Heyseme ile evlendi, ondan çocukları olmuştur. Nesibe ise; Said bin Sa’d bin Ubade ile evlenmiş ondan çocukları olmuştur.

Ebû’d-Derda (r.a)’ın güzel sözlerinden bazıları şunlardır:

      “-Kul Allâh’a ibadetle meşğul olunca Allâh onu sever, mahlukatına da sevdirir!”

      “-İman’ın zirvesi başa gelene sabır, kadere rıza, samimi bir tevekkül ve Allâh’a boyun eğmektir!”

      “-Bir saat tefekkür, bütün bir gece nâfile ibadet etmekten hayırlıdır!”

      “-Bilmiyene bir kere, bilib de yapmayana yedi kere yazıklar olsun!” 36

Şüphesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.



1- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-1-230 
2- M.Âsım Köksal islâm Tarihi-9-70 
3- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-9-72 
4- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-8-129 
5- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-8-221 
6- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-5-1888-1893 
7- Tevbe-65 
8- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1064 
9- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-4-1413 
10- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-2-878 
11- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1216 
12- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1103 
13- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1280 
14- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1280 
15- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-4-1739 
16- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-4-1653 
17- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1022 
18- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-5-1863 
19- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1298 
20- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-4-1627 
21- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1237 
22- M.Yusuf Kahdehlevi Hadislerle Müslümanlık-4-1594 
23- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-4-1505-1506 
24- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1250 
25- M.Yusuf Kahdehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1253 
26- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-4-1467 
27- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-4-1456 
28- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1029 
29- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-4-1508 
30- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-4-1552 
31- M.Yusuf Kahdehlevi Hadislerle Müslümanlık-4-1556 
32- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1233 
33- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-5-2093 
34- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1225 
35- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1184 
36- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi-10-310-311-özet