Ebû Heyseme Mâlik Bin Kays

Ebû Heyseme Mâlik bin Kays el-Ensâri (r.a) künyesiyle meşhur oldu-ğu için adını tesbit etmekte güçlük çekilmekte, çeşitli kaynaklarda Abdullah bin Heyseme, veya Sa’d bin Heyseme diye’de, geçmektedir.

Ebû Heyseme Mâlik Bin Kays

Ebû Heyseme Mâlik Bin Kays
أبَـوُ خَــيْــثَــمَــةُ مَـا لـِكُ بْــنُ قَـيـس


 Baba Adı    :    Kays bin Heysemetü’s-Sülemi.
 Anne Adı    :    Beli bint-i Amr.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Tarih yok, Medine doğumludur.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Bilgi yok.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
 Eşleri    :    Amre bint-i Mâlik.
 Oğulları    :    Hayseme ve Hakem.
 Kızları    :    Bilgi yok.
 Gavzeler    :    Uhud ve özellikle Tebuk Seferi meşhurdur.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Ensâr’dan dır.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    Bilgi yok.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Ebû Hayseme Mâlik bin Kays bin Sâ’lebe bin Aclan bin Zeyd bin Ğanm bin Salim bin Amr bin Avf bin el-Hazrec.
 Lakap ve Künyesi    :    Ebû Heyseme.
 Kimlerle Akraba idi    :    Bilgi yok.



Ebû Heyseme Mâlik Bin Kays Hayatı

Ebû Heyseme Mâlik bin Kays el-Ensâri (r.a) künyesiyle meşhur oldu-ğu için adını tesbit etmekte güçlük çekilmekte, çeşitli kaynaklarda Abdullah bin Heyseme, veya Sa’d bin Heyseme diye’de, geçmektedir. Usdül Ğabe’de İbn-i Esir; Adının Mâlik bin Kays bin Sâ’lebe olduğunu, Künyesinin ise Ebû Heyseme olduğunu söyler. El-İsabe’de de bu böyle geçer. Ebû Heyseme Mâlik bin Kays el-Ensâri (r.a) Medine doğumludur. Ancak hangi tarihte doğduğu belli değildir. Kendisi Medineli Ensar dan olup Hazrec kabilesine mensub’dur.

Ne zaman Müslüman olduğu ve İslâm tarihinde neler yaptığı pek belli değildir. Fakat, Bedir Savaşına katıldığı kesin olmamakla beraber, Uhud Savaşına katıldığı kesin olduğuna göre, demek ki, Uhud Savaşı’ndan önce İslâmiyeti kabul etmiş olması kesindir. Daha sonraki zamanlarda Resûlullâh (s.a.v) ile bir çok savaşlara katılmış denilmektedir. Bununla beraber kaynak kitablarımızda bu sahabeye ait fazla bilgi yoktur. Ancak Ebû Heyseme, Tebük Seferi ile ilgili tutumu sebebiyle tanınmıştır.

Resûlullâh (s.a.v) Tebük Seferi’ne çıkılacağını, hazırlık yapmalarını emrettiği zaman mevsim olukça sıcaktı. Tâif Seferi’nden yeni dönüldüğü için bazı sahabiler yol yorğunluğunu henüz üzerlerinden atmamışlar, müna-fıkların Müslümanları bu seferden vaz geçirme yolundaki ğayretlerinden etkilenmişlerdi. Sefere katılamayan sahabilerden biriside Ebû Heyseme idi.

Büyük Siyerci Vakidi Meğazisinde; Tebük Seferi’ni anlatırken onun adını Mâlik bin Kays değil de, Abdullah bin Heysemetü’s-Salimi diyerek fakat, Ebû Heyseme künyesi ile beraber anarak şöyle der:

“-Ebû Heyseme, Ebû Sâlimlerin kardeşi olub Müslümanlıklarına ve doğruluklarına dil uzatılmayacak kişilerdendi. Dininden hiçbir kuşkusu olmadığı halde, Tebûk Seferi’nde Resûlullâh (s.a.v)’den geri kalmıştı. Resûlullâh (s.a.v), Medine’den Tebûk’e doğru hareket ettikten günlerce sonra, Ebû Heyseme, çok sıcak bir günde ev halkının yanına dönmüş iki kadınını bostanındaki serin iki çardak içinde bulmuştu. Onlardan her ikisi, çardaklarını su serpip serinletmiş, kendisi için su soğutmuş yemek hazır-lamış bulunuyorlardı. Ebû Heyseme, bostana girip çardakların kapısı önüne dikildi. Kadınlarına ve kendisi için onların hazırladıkları seylere şöyle bir baktı.

      “-Sübhanallah! Geçmişteki ve gelecekteki günahları bağışlanmışken Resûlullâh (s.a.v) yakıcı güneşin rüzgar ve sıcağın içinde silahını boynun- da taşısın’da, Ebû Heyseme, serin gölgede, yemeği hazırlanmış, iki güzel kadının yanında, mülkünün içinde oturup dursun! İnsaf mı bu ?! Vallâhi Resûlullâh (s.a.v)’e gidip kavuşmadıkça hiç birinizin çardağına girmeye-ceğim! Hemen yol azığımı hazırlayınız!”dedi.

Yol azığını hazırladılar. Sonra devesini getirdiler. Ebû Heyseme, devesini ıhdırdı. Kolanını sıkıladı. Yoş azığını aldı. Resûlullâh (s.a.v)’i, bulmak üzre yola çıktı. Kadınları konuşmak istedilerse de Ebû Hayseme onlara hiçbir şey söylemedi. Yolda Umeyr bin Vehbü’l-Cümahi’ye yetişti. O da, Resûlullâh (s.a.v)’e yetişmek onu bulmak istiyordu ikisi yoldaş oldular. Tebük’e yaklaşınca, Ebû Heyseme, Umeyr bin Vehb’e:

      “-Ey Umeyr! Ben günahkarım! Sen ise günahsızsın! Benden geri kalmanda sana bir sakınca yok! Ben Resûlullâh (s.a.v)’ın yanına senden önce varacağım!”dedi. Umeyr öyle yaptı.

Ebû Heyseme hayvanını sürüb gitti. Resûlullâh (s.a.v) O sıralar da Tebük’te konaklamış bulunuyordu. Ebû Heyseme Resûlullâh (s.a.v)’e yaklaştığı zaman orada bulunan Müslümanlar:

      “-İşte bakınınız yolda bir süvari geliyor!”dediler.

Resûlullâh (s.a.v):

”-Ebû Hayseme mi ola? Ebû Hayseme olmasını ister dim!”buyurdu.

      “-Yâ Resûlullâh! O, vallâhi, Ebû Hayseme’dir!”dediler.

Ebû Hayseme, devesini ıhdırdıktan sonra Resûlullâh (s.a.v)’in yanına gelib selâm verdi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Ey Ebû Heyseme! Sen, helâke yaklaşmış gitmiştin!”buyurdu.

Ebû Hayseme, olup bitenleri haber verince, Resûlullâh ona hayırlı dua da bulundu. 1

Şairliği de olan Ebû Hayseme bir şiirinde bu olayı, bir başka şiirinde Resûlullâh (s.a.v)’in kızı Zeyneb’ın Bedir Ğazvesi’nden sonra Medine’ye gidişi sırasında çektiği sıkıntıları anlatmıştır.

Resûlullâh (s.a.v)’den sadece bir tek Hadis-i Şerif rivâyet ettiği bilinmekte olup, Tevbe sûresinin 79 ve 118. âyetlerinin onun hakkında nazil olduğu nakledilmektedir.

Ebû Hayseme’nin hangi tarihte vefat ettiği belli değildir.

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.



1- M.Âsım Köksal İslam Tarihi-16-206-207