Ebû Bekre Es-sekafi

Doğum tarihi belli olmayan Ebû Bekre’nin Annesinin ismi Sümeyye olup el-Hâris bin Kelde’nin cariyesi idi. Asıl ismi Nufey’ bin Mesruh’tur. Ebû Bekre lakabını Resûlullâh (s.a.v) ona vermiştir.

Ebû Bekre Es-sekafi

Ebû Bekre Es-sekafi
أبُــو بـَـكْــرَة اَلـثَّـقـَـفِـى


 Baba Adı    :    Mesrûh bin Kelde (Hâris’de olabilir).
 Anne Adı    :    Ümmü Ebû Bekre, Sümeyye el-Hâris bin Kelde’nin Cariyesi’dir.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Bilgi yok.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicretin 51-52. Miladi 651-652 yıllarında Basra şehrinde vefât etti. Kabri Basra’da dır.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
 Eşleri    :    Sayısı hakkında bilgi yok.
 Oğulları    :    Kırk tane evladının olduğu rivayet edilir. Bunların en meşhurları; Abdullah, Ubeydullah, Abdurrahman, Abdülaziz, Müslim, Merrâr bin Ebû Bekre’dir.
 Kızları    :    Bilgi yok.
 Gavzeler    :    Tebûk sonrası bir çok savaşlara katıldı.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Bilgi yok.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    132 tane.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Ebû Berze Nadle bin Abdullah el-Eslemi
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Ebû Bekre Nufey’ bin el-Hâris bin Kelede bin Amr bin İ’lâc bin Ebi Seleme bin Abduluzza bin Ğiyere bin Avf veya; bin Abde bin Avf bin Kays es-Sekafi’dir.
 Lakap ve Künyesi    :    Ebû Bekre.
 Kimlerle Akraba idi    :    Ziyad bin Ebu Süfyan’ın ana bir kardeşidir.



Ebû Bekre Es-sekafi Hayatı

Doğum tarihi belli olmayan Ebû Bekre’nin Annesinin ismi Sümeyye olup el-Hâris bin Kelde’nin cariyesi idi. Asıl ismi Nufey’ bin Mesruh’tur. Ebû Bekre lakabını Resûlullâh (s.a.v) ona vermiştir. Hayatı hakkında fazla bilgi yoktur. Vâsıt yakınlarındaki Zendeverd adlı şehrinden olan annesi Sümeyye’nin İran Kisrâsı tarafından Yemen Meliki Ebû’l Hayr’a hediye edildiği, Yemen Meliki Ebû’l Hayr’ın de kendi ülkesine dönerken Tâif’te hastalandığı sırada, kendisini tedavi eden, meşhur Arab tabibi, Hâris bin Kelede’ye onu hediye ettiği bilinmektedir.

Sümeyye, Hâris bin Kelede’nin kölesi Mesrûh ile evlendirilmiş ve bu evlilikten Nûfey’ yani Ebû Bekre dünyaya gelmiştir. Kaynakların bir çoğunda Hâris bin Kelede’ye nisbet edilmesi onun kölesi olması sebebiy-ledir. Ebû Bekre’nin Müslüman olduktan sonra, Hâris bin Kelede’ye nisbet edilmeyi reddetmesi de onun oğlu olmadığını açıkça göstermektedir. Ziyâd bin Ebih Nüfey’in anne bir kardeşidir.

Başka bir rivayette ise:

Ebû Bekre babasından ziyade annesi Sümeyye ile tanınmaktadır. Annesi Sümeyye, İran’lı bir cariye idi. Önce Mekke’ye getirildi. Burada Ebû Süfyan’a satıldı. Ondan hâmile kalınca bu defa Taif’teki eşraftan Hâris bin Kelede’ye satıldı. Tâif’te üç çocuk doğurdu. Bunlardan biride meşhur Ebû Süfyan’ın Sümeyye’den olan oğlu Ziyâd bin Ebih’i’dir. Burada Câhiliye devrinde kadına özellikle cariye statüsünde olan bir kadına ne kadar zalim bir bakışla baktığı açıkça görülmektedir…

Resûlullâh (s.a.v) Hicri 8.Miladi 630 yıllarında önce Mekke’yi feth etti. Ardından Huneyn savaşını kazandı. Ve, hemen peşinden de Tâif şehri kuşatıldı. Tâif ve Tâif bölgesinde oturan Sâkıf kabilesi geleneksel olarak çok zorlu ve savaşçı bir millet idiler. Günlerce süren şiddetli kuşatmaya karşı mukavemet gösterip şiddetli direnıp karşılık verdiler.

O sıralarda Tâif’te köle olarak bulunan Ebu Bekre, İslam ordusu Tâif şehrini muhasara ettiğinde Resûlullâh (s.a.v)’ın Beni Sakif’in elinde bulunan bütün köleler için şu taktiği gerçekleştirdi. Onlara el altından haber göndererek müslüman olup veya müslümanların saflarına geçmeleri halinde, azad edileceklerini bildirdi. Veya, bunu daha kapsamlı ve açıktan bir duyuru şeklinde yaptırdı:

      “-Müslümanların tarafına katılacak olan hür olan kişiler serbest! Köleler ise, azad edilecektir!” duyurusu yapıldı.

O anda, Tâif kalesinde bulunan kölelerden biri olan Ebû Bekre: ve kendisiyle beraber özgürlüğe susayan otuzüç köle arkadaşları ile birlikte, doğduğu günden beri, yıllardır hayal edip susadığı, insanlık haysiyet ve fıtratına aykırı olan kölelikten, kurtulma adına, özgürlük Peyğamberinin azad ve hürriyet çağrısına uyarak Tâif kalesinden aşağı doğru uzanan su oluğundan tutuna tutuna aşağıya indi. Veya Bekre denen su kuyusunun makarasına takılı bir iple Resûlullâh (s.a.v)’ın huzuruna kendisini attı.

Huzuru Risalete çıktı ve Müslüman oldu. Onun bu şekilde kaleden kaçış hikayesini dinleyen Resûlullâh (s.a.v) çok memnun oldu ve ona:

“Su oluğunun babası”veya “Bekre kuyusu babası”anlamına gelen Ebû Bekre lakabını takıb ona iltifat etti.

İşte o günden sonra hep bu künye ile anıldı. Resûlullâh (s.a.v) onu Ebû Berze Nadle bin Abdullah el-Eslemi ile din kardeşi ilan etti. Ebû Bekre (r.a), Resûlullâh (s.a.v), ile birlikte Tâif kuşatmasından sonra Medine’ye geri döndüğünde Ashab-ı Suffa arasına katıldı. Resûlullâh’ın emriyle İslâmiyet’i Amr bin Said bin Âs (r.a)’dan öğrendi. Burada Kûr’ân-ı Kerim ve diğer dini ilimleri de öğrenmeye başladı.

Bu arada etrafında bulunan Müslümanlara sık sık şöyle derdi:

      “-Ben sizin din kardeşinizim! Resûlullâh (s.a.v) benim Mevlam’dır!”

Medine eşrafı onu kendi öz evladları gibi görerek ellerinden gelen yardımları yaparlardı.

Oğlu Abdülaziz bin Ebi Bekre’den:

Babam Ebû Bekre; vaktiyle Ğudâne kabilesinden bir kadınla evlen-mişti. Bu hanımı ölünce onu mezarlığa kadar taşıdı. Hanımının kardeşleri, ablalarının namazını kendileri kıldırmak için Ebû Bekre’nin kıldırmasına engel oldular. Bunun üzerine Ebû Bekre, onlara hüzünlü bir halde:

      “-Yapmayın! Onun, namazını kıldırmak sizden daha çok benim hakkımdır!”dedi.

Onlar:

      “-Resûlullâh (s.a.v)’in arkadaşı doğru söylüyor!”dediler.

Böylece Ebû Bekre (r.a) hanımının namazını kıldırdı. Sonra da kabre indi. Onu zorla kabrin içine ittiler, kabrin içersine düştü. Düşer düşmez bayıldı. Hemen ailesine götürüldü. O gün 20 tane çocuğu ona ağladılar. Ben o zaman onların en küçüğü idim.

Ebû Bekre ayılınca şöyle dedi:

      “-Bana ağlamayın! Allâh’a yemin ederim ki, ölen hiçbir kimseyi kendimden daha çok sevmiyorum!”

Çocukları onun bu sözüne hayret ederek:

      “-Niçin, baba?” diye sordular.

O da:

      “-Ben iyiliği emretmeye ve kötülüğe engel olmaya muktedir olama-yacağım günlerde yaşamaktan korkuyorum. İşte öyle bir günde hiçbir hayır yoktur!”

Ebû Bekre (r.a), Hicri 9. Miladi 630 yılında yapılan Tebük gazvesine iştirak ettikten sonra, Hicri 10. yılda Resûlullâh ile birlikte vedâ haccında bulunmuştur. Resûlullâh (s.a.v)’in vefatından sonra Ebû Bekir (r.a)’ın hilafeti zamanında Suriye taraflarındaki savaşlara iştirak etti.

Ebû Bekre, Hz.Ömer zamanında da aynı şekilde Irak taraflarında yapılan birçok savaşlara katılmıştır. Hicri 18. Miladi 638 yılında Basra şehri kurulduğu vakit, Ebû Bekre (r.a) buraya yerleşti.

Ebû Bekre ve ana bir kardeşi Ziyâd bin Ebih, iki kişiyle birlikte Muğire bin Şu’be’nin zina yaptığını ileri sürdüler. Ancak Ziyâd’ın olayda gördüğü şahış tam tesbit edemediğini söylemesi üzerine Muğire bin Şu’be recm cezasından kurtuldu. Ebû Bekre ile diğer iki arkadaşı ise elde kaldılar. İddialarını isbat edebilmek için yeterli sayı olan en az dört kişiyi bulamadıkları için had cezasına çarptırıldılar. Bundan böyle şahidliklerinin kabul edilmesi için Muğire bin Şu’be hakkındaki bu iddiaları ile ilgili olarak tövbe etmeleri teklif edilince iki arkadaşı bu isteği yerine getirdiği halde Ebû Bekre tövbe teklifini kabul etmedi.

Basra şehrinde ikamet ettiği sıralarda bu olaydan dolayı Muğire bin Şu’be ile arası açıldı. Muğire bin Şu’be onu, halife Ömer (r.a)’e şikayet etti. Hz.Ömer, her iki tarafı iyice dinledi. Ebû Bekre (r.a) tarafından şahid gösterilen üvey kardeşi Ziyâd bin Ebih, Ebû Bekre’yi te’yid ve tasdik etmeyib şahidlik etmekten vaz geçtiği için Ebû Bekre cezaya çarptırılarak Hz.Ömer tarafından ifk cezası haddi gerekçesiyle kamçı ile döğüldü.

Buna rağmen Hz.Ömer onu çok severdi. Daha sonra Ebû Bekre’nin kız kardeşi Ezde’nin kocası olan Ashâb-ı Suffe’den Utbe bin Gazvan (r.a) Hz.Ömer tarafından Basra’ya vali tayin edilince o sıralarda Bahreyn’de bulunan Ebû Bekre’yi yanına aldırdı. Ebû Bekre burada uzun süre kaldığı için, “Basri” nisbetiyle de anılır dı.

Üvey kardeşi Ziyâd bin Ebih’in gerek bu olaydaki tutumu gerekse Muaviye bin Ebû Süfyan’ın hilâfet mücadelesi sırasında Ebû Süfyan’ın oğluymuş gibi ona nisbet edilmeyi uyğun görmesi sebebiyle onunla bir daha konuşmadı. Ebû Süfyan oğullarının kardeşi tarafından himaye edilip önemli mevkilere getirilmelerini de tavsib etmedi.

Ebû Bekre’nin Hz.Osman (r.a) zamanındaki faaliyetleri hakkındaki bir kayıt yoktur. Hz.Ali (r.a) zamanında, Hz.Âişe (r.a) ile Hz.Ali (r.a), arasındaki meydana gelen Cemel Vak’ası’nda Hz.Âişe taraftarı iken bu savaş sırasında Resûlullâh (s.a.v)’den duyduğu bir hadis-i şerif’i hatırla-mış ve hemen geri çekilip tarafsız kalmayı tercih etmiştir. Aynı gerekçe ile Sıffın Savaşı’na da katılmadı.

Yirmi veya kırk tane çocuğunun olduğu nakledilen Ebu Bekre (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’den 132 hadis rivayet etmiştir. Bunlardan sekizi Sahih-i Buhâri ve Sahih-i Müslim’de bulunmakta, ayrıca beşi yalnız Buhâri’de biri Müslim’de yer almaktadır. Rivayetlerinin tamamı Kütüb-i Sitte gibi diğer hadis kitablarında yer almış olup Ahmed bin Hanbel’in Müsned’in deki rivâyetleriyle ilgili olarak bir çok araştırmalar çalışmalar yapılmıştır.

Ebû Bekre (r.a)’dan çok değerli oğullarından Abdullah, Ubeydullah, Abdurrahman, Abdülaziz, Müslim, Merrâr, ve torunu Bahr bin Merrâr ile Ebû Osman en-Nehdi, Hasan-ı Basri, İbn-i Sirin gibi ve daha başkaları rivâyette bulunmuşlardır. Ebû Bekre (r.a) kardeşi Ziyâd bin Ebih’in Basra valiliği zaman’ında Hicretin 51-52. Miladi 671-672 yıllarında Basra’da ikamet ettiği sıralarda vefat etti.

Cenaze namazını Sahabiden olan Ebû Berz el-Eslemi kıldırdı. 1

Geriye kırk tane evlad bırakmıştı. Basra şehrinde ilim tedrisi ile uğraşır sayısız talebeler yetiştirmiştir.

Tabiinden ve onun talebelerinden olan Hasan-ı Basri onun hakkında:

      “-Basra’da oturan sahabelerin en faziletlileri İmran bin Husayn ile Ebû Bekre idi”demiştir.

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.



1- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi-10-114