Ebû Akil Abdurrahman

Ebû Akil künyesi ile meşhur olan bu sahabenin İslâm’dan önce ki adı Abdüluzza idi İslâm’dan sonra Resûlullâh (s.a.v), onun adını Abdurrahman olarak değiştirdi. Kudâa kabilesinin Beli koluna mensubtur.

Ebû Akil Abdurrahman

Ebû Akil Abdurrahman
اَبُـوعَــقِـيـلُ عَــبْــدُالــرَّ حْــمَــن


 Baba Adı    :    Ceşm el Belvi.
 Anne Adı    :    Bilgi yok.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Bilgi yok.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicretin 12. Miladi 633 yıllarında Yemâme Savaşında şehid olmuştur. Kabri, Yemâme bölgesindedir.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
 Eşleri    :    Bilgi yok.
 Oğulları    :    Bilgi yok.
 Kızları    :    Bilgi yok.
 Gavzeler    :    Bedir, Uhud, Hendek, Beni Kurayza savaşı, Hudeybiye Sulhu, Mekke fethi, Huneyn, Tebuk, Seferi, Yemâme Savaşları.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Ensâr’dan dır.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    Bilgi yok.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Abdurrahman bin Abdullah bin Sa’lebe bin Beycan bin Amir bin Hâris bin Mâlik bin Uneyf bin Ceşm el- Belevidir.
 Lakap ve Künyesi    :    Ebû Akil, Uneyf bin Ceşm el Belevi dir. lakabı ise;Adüvvü’l Evsân dir.
 Kimlerle Akraba idi    :    Bilgi yok.



Ebû Akil Abdurrahman Hayatı

Ebû Akil künyesi ile meşhur olan bu sahabenin İslâm’dan önce ki adı Abdüluzza idi İslâm’dan sonra Resûlullâh (s.a.v), onun adını Abdurrahman olarak değiştirdi. Kudâa kabilesinin Beli koluna mensubtur. Dedesinin babasına nisbetle Abdurrahman bin Seyhân, Beyhân, veya Beycân, diye de anılır. Nesebi ise: Abdurrahman bin Abdullah bin Sa’lebe bin Beycan bin Amr bin Hâris bin Mâlik bin Mâlik bin Uneyf bin Ceşm el-Belevi dir. Beni Cahcebe’nin hâlefidir. Evs kabilesinin beni Külfe koluyla anlaşması oldu-ğunu zikr edenler de vardır.

Künyesi Ebû Akil olub İslâm tarihinde künyesi ile meşhur olmuş ve adı adete unutulmuştur. Ebû Akil (r.a)’ın esas adı kabedeki putlardan uzzaya nisbetle Abdüluzza iken, Hicreti Nebeviden sonra Müslümanlığı kabul edince, Resûlullâh (s.a.v), onun adını Abdurrahman olarak değiştir-miştir. Bazı eserlerde ise adının Abdurrahman Adüvvü’l-Evsân, yani Rahman’ın kulu putların düşmanı olarak geçmektedir.

Ebû Akil (r.a)’ın hangi tarihte doğduğu ve kaç yaşında şehid olduğu belli değildir. Annesinin ismi dahi bilinmemektedir. Medineli Ensâr’dan İslâm’ı ilk kabul edenlerdendir. Bedir Ğazvesi’nde bulunarak Ehl-i Bedir-den olma pâyesini kazanmıştır. Daha sonra Uhud, Hendek, Beni Kurayza Savaşlarına katıldı. Daha sonra Hudeybiye Musalahası’nda’da bulunarak bia’tı Rıdvana iştirak etmiş, daha sonra Mekke’nın fethinde bulunub Ardından meydana gelen Huneyn Ğazvesi ve Tâif Kuşatması’nda da büyük yararlılıklar göstermiştir.

Ebû Akil, maddeten çok fakir idi. Fakat niyyeti ise çok zengindi. Resûlullâh (s.a.v) Tebuk Seferi için hazırlıklara başlamış zorluk ordusuna destek arıyordu. Herkes elinden gelen fedakarlığı yapıyordu. Hz.Ebû Bekr, Hz.Osman, Hz.Abdurrahman bin Avf, ve bütün Ashab-ı kirâm ellerinde ki bütün varlarını yoklarını getirib ortaya koymuşlardı. Bu kadar büyük bir fedakarlık karşısında münafıklar yayğaraya başladılar. bunların yaptıkları ancak gösteriştir dediler.

Ebu Akil de oradaydı eve gitti bir miktar hurma ile döndü

      “-Yâ Resûlallâh! Diyerek söze başladı. Önceki akşam ücret karşılı-ğında bir hurma bahçesini suladım. İki sa’ölçek hurma kazandım. Birisini âileme bir ölçeğini de Allâh yolunda harcamanız için size getirdim!”dedi

Tüm getirdiklerini Resûlullâh (s.a.v)’e verdi. Resûlullâh (s.a.v) onun getirmiş olduğu hurmayı yardım yığının üzerine dökmesini söyledi. Ebû Akil, kazancının yarısını getirmişti. Ebû Akil’in bu mütevazi halini izleyen münafıklar gülmeye başladılar. Alaylı bir tavırla

      “-Ebû Akil diğer zenginlerle birlikte anılmak için bir sa’ hurma getirdi Allâh Ebû Akil’in getirdiği hurmaya muhtaç mı dır ki?”diye söylenmeye başladılar.

Ebû Akil (r.a), münafıkların bu sataşmalarından üzüldü fakat cevab vermedi. O, bu üzüntüyle sâkin sâkin dururken Cebrâil (a.s), şu âyeti kerimeyi getirdi.

      “-İçlerinden gelerek sadaka veren müminleri ve güçlerinin yettiğinden fazla veremiyenleri ayıplayanları ve onlarla alay edenleri Allâh maskaraya çevirir. Onlar için can yakıcı bir azab vardır!” 1

Ebû Akil el-Ensâri künye ve nisbesiyle anılan başka bir sahabi daha vardır. Adının Habhâb olduğu söylenen bi kişi “Sâhibü’s-sâ” lakabıyla tanınmaktadır. Bu olayın aslında bu sahabi ile ilgili olduğu da söylenir. 2

Ebû Akil (r.a), Hicri 9. yılda Tebûk seferine iştirak etmiş ve hayatı boyunca katıldığı tüm savaşlarda hep şehâdeti aramıştır. Savaş sonlarında hep şöyle dua etmiştir.

      “-Yâ Rabbi! Bana niçin şehadet’i nasib etmiyorsun? Yoksa, beni cennetine koymaya layık görmüyormusun?”diyerek hüzünlenirdi. Hatta dövünüp durduğu olurdu.

Resûlullâh (s.a.v) ile birlikte Vedâ Haccı’nda bulunan Ebû Akil (r.a) Ashab-ı Kirâm içinde çok sâkin bir yaşam yaşardı. Kendisi zühd ve takva dairesinde kalmayı tercih ederdi. Resûlullâh (s.a.v)’ın vefatından sonra Ebû Bekr (r.a)’ın hilafeti döneminde yalancı Peyğamber Müseylemetü’l-Kezzâb üzerine gönderilen ordu da ilerleyen yaşına rağmen yerini aldı. Aslında bu, onun yıllardır aradığı Şehadet’ten başka bir şey değildi.

Müseyleme Arabistanda Yemâme’de yaşıyordu. Yemâme savaşına Ashab’dan bir çok Hafız ve âlim zevat katılmıştır. Ebû Akil Allâh düşmanlarıyla karşılaşmak için adete sabırsızlanıyordu. İlerlemiş yaşına rağmen ğayet âtik ve cesur olan, Ebû Akil (r.a) İlk hücüm esnasında ilk yaralanan mücahidlerden oldu. Bir düşman oku gelerek onu iki omuzu arasına saplandı. Ok, iç orğanlarına temas etmediği için hemen ölümüne sebeb olmadı. Sadece sol tarafı felç oldu. arkadaşları o oku çıkardılar. Kendisinide çadıra aldılar.

Yemâme Savaşı’nda Müslümanlar ilk vuruşma da bozguna uğrayınca, Ebû Huzeyfe’nin kölesi Sâlim:

      “-Biz, Resûlullâh (s.a.v) ile beraberken böyle yapmıyorduk!” dedi ve bir çukur kazıp içine dikildi ve savaşmaya devam etti. O gün muhacirlerin sancağı ona verilmişti. Şehid oluncaya kadar savaştı. Bu hâdise Halife Hz.Ebû Bekr zamanında hicretin on ikinci yılında oldu.

Ebû Saîd el-Hudrî’den:

Abbad bin Bişr’den duydum, Şöyle diyordu:

      “-Yâ Ebâ Saîd! Geceleyin gökte bana sanki bir yol açıldığını, geçtikten sonra da kapandığını gördüm. Bu, bi iznillâh, şehidliktir!”dedi.

Ben de:

      “-Hayırdır inşallah!”dedim.

Yemâme Savaşı’nda baktım O, Ensâr’a şöyle bağırıyordu:

      “-Kılıçlarınızın kınlarını kırın! Ve, diğerlerinden ayrılın! Ey Ensâr, diğer savaşçılardan ayrılın!”

Onun bu çağrısı üzerine, Ensâr’dan dört yüz kişi ayrıldı, içlerinde yabancı yoktu. Önlerinde Abbâd bin Bişr, Ebû Dücâne, Berâ bin Mâlik vardı. Bunlar, Müseylime’nin bahçe kapısına kadar geldiler. Orada çok şiddetli çarpışmalar oldu. Abbâd bin Bişr (r.a), bu çarpışmada şehid düştü. Yüzünde ise birçok yara gördüm. Onu, ancak vücudundaki bir işaretten tanıyabildim.

Cafer bin Abdullah bin Eslem el-Hemedânî anlatıyor:

Yemâme Savaşı’nda ilk yaralanan Ebû Akil el-Üneyfî’ydi. Omuzları ile kalbi arasına ok isabet etmişti. Yaralı halde yere düştü. Ok çıkarıldı. Sol tarafı, aldığı yara sebebiyle tutmuyordu. Bu hâdise daha sabahleyin olmuştu. Daha sonra karargâha götürüldü. Savaş iyice şiddetlenince ki, Müslümanlar hezimete uğramışlar, eşyalarını bırakıp geri çekilmişlerdi. Ebû Akil ise çok ızdırap çekiyordu. Ma’n bin Adiy’in Ensar’a şöyle seslendiğini duydu:

Allâh için, Allâh için, düşmana bir daha saldırınız!” Ma’n, düşmana saldırmak için acele ediyor ve Ensâr’a:

      “-Bu tarafa gelin! Bu tarafa gelin!”diye sesleniyordu.

Nihayet, Ensâr teker teker ayrılıb orada toplandılar.

Abdullah bin Ömer (r.a) diyor ki:

Ebû Akîl, kavminin yanına gitmek için yerinden kalktı.

Ben:

      “-Yâ Ebâ Akîl!Ne yapmak istiyorsun? Sen savaşamazsın!” dedim.

O ise:

      “-Münâdî benim ismimi söyledi!” dedi.

Ben de:

      “-O, Ensâr’ı çağırıyor, yaralıları değil!” dedim.

O ise:

      “-Ben de Ensâr’danım ve sürünerek de olsa gideceğim!” dedi.

Sonra kendini topladı, kılıcını sağ eline aldı ve: (yaralı kolunu koparıp attı da denilir)

      “-Ey Ensâr! Huneyn Savaşı’ndaki gibi, bir daha hücum edin!” diye nida etmeye başladı.

Bütün Ensâr oraya toplandı. Düşmana karşı, diğer Müslümanlardan daha büyük bir şecaâtle hücuma geçtiler ve düşmanı bahçeye sıkıştırdılar. Orada birbirlerine girdiler ve, korkunç bir kılıç savaşı oldu. Ebû Akîl’e baktım. Yaralı olan kolu omzundan kopup yere düşmüştü. On dört yara daha almıştı ki, hepsi de öldürücüydü. Sonunda yüce Allâh’ın düşmanı Müseyleme öldürüldü. Savaştan sonra Ebû Akîl’in yanına vardım. Son nefesini vermek üzereydi.

      “-Yâ Ebu Akîl!”dedim.

Kendini kendisini zorlayarak:

      “-Yâ Abdullah! Söyle, savaşı kim kazandı?” dedi.

Ben de:

      “-Müjde!”dedim, ve sesimi yükselterek,

      “-Allâh düşmanı öldürüldü!”dedim.

Allâh’a hamd ve sena ederek parmağını semaya doğru kaldırdı ve son nefesini verdi. Savaştan sonra Medine’ye geri dönünce, durumu babam Ömer İbn-i Hattab’a haber verdim.

Babam:

“Allâh, ona Rahmet etsin! O, zaten şehid olmak istiyordu. Bildiğim kadarıyla da Resûlullâh Ashabı’nın en seçkinlerinden ve İslam’a ilk girenlerdendi!”dedi. 3

Böylece şehâdeti arayan Ebû Akil Yemâme de aradığını buldu. Onun hanımı çocukları hakkında fazla malumat yoktur. Hicri 12. Miladi 633 yılında Yemâme de şehid olmuştu. Kabri, o bölgededir. 4

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.



1- Tevbe-79 
2- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi-10-88 
3- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-2-540 
4- Ashâb-I Kirâmın Meşhurları-Hayati Ülkü-297-300-konunun seyrine gore montajlandı.