Ebû Abs bin Cebr (r.a)

Ebû Abs bin Cebr (r.a), Evs kabilesinin Beni Hârise kolundandır. Takriben Miladi 584 yılında Medine’de dünyaya geldiği tahmin edilmek-tedir. nesebi: Abdurrahmân bin Cebr (veya Câbir) bin Amr bin Zeyd bin Çeşm bin Mecdan bin Hârise bin Hâris bin Hazrec bin Amr bin Mâlik bin Evs, el Ensariy el-Evsî el-Hârisî’dir.

Ebû Abs bin Cebr (r.a)

Ebû Abs Bin Cebr
أَ بُـو عَــبْــسُ بْــنُ جَـبْــر


 Baba Adı    :    Cebir bin Amir.
 Anne Adı    :    Leylâ bint-i Râfi bin Amr.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Takriben Miladi 575 veya 584. yıllarında, Medine’de doğdu
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 34. Miladi 654 yılların’da Hz.Osman devrinde Medine’de vefat etti. Kabri, Medine’de Cennet’ül Baki de dir.
 Fiziki Yapısı    :    Ömrünün sonlarında â’ma oldu.
 Eşleri    :    Ümmü İsa bint-i Mesleme, Ümmü’l-Hâris.
 Oğulları    :    Muhammed, Mahmud, Ubeydullah, Zeyd, ve Humeyd adlarında beş erkek çocuğunun olduğu söylenir.
 Kızları    :    Bilgi yok.
 Gavzeler    :    Bedir, Uhud, Hendek, Mekke’nin Fethi, Huneyn, Hayber, Tebük. Gibi bir çok seferlere katıldı.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Ensâr’dan dır.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    1 tane.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Huneys bin Huzâfe ile din kardeşi idi.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Ebû Abs bin Cebr bin Amr bin Zeyd bin Ceşm bin Mecdaa bin Hârise bin el-Hâris bin el-Hazrec bin Amru bin Mâlik bin Evs el-Ensâriy el-Evsi el-Hârisi dir.
 Lakap ve Künyesi    :    Ebû Abs veya Abis veya Ays’i
 Kimlerle Akraba idi    :    Muhammed bin Mesleme’nin eniştesidir.



Ebû Abs Bin Cebr Hayatı

Ebû Abs bin Cebr (r.a), Evs kabilesinin Beni Hârise kolundandır. Takriben Miladi 584 yılında Medine’de dünyaya geldiği tahmin edilmek-tedir. nesebi: Abdurrahmân bin Cebr (veya Câbir) bin Amr bin Zeyd bin Çeşm bin Mecdan bin Hârise bin Hâris bin Hazrec bin Amr bin Mâlik bin Evs, el Ensariy el-Evsî el-Hârisî’dir. Künyesi Ebû Abs veya Abîs veyahut da Aysî’dir. Bu üç künye’de onun hakkında kullanılmaktadır.

Ebû Abs (r.a)’ın câhilliye devrinde ismi Abdüluzzâ veya Ma’bed idi. Müslüman olduktan sonra Resûlullâh (s.a.v) tarafından ismi değiştirilerek Abdurrahmân olmuştur. Ünlü Sahabi Muhammed bin Meslemen’in eniştesi olan Ebû Abs hicretten önce İslâmiyet’i kabul etti. Annesi Leyla bint-i Râfi’ ve hanımı Ümmü Abs, Resûlullâh’a İslâm inancıyla ilk biat eden hanımlardandır.

Ebû Abs bin Cebr, Müslüman olmadan önce, câhilliye devrinde Medine’de Ebû Bürde ile birlikte Benî Hârise’nin put hânesinde putların muhafazası işi ile meşgul idi. Bu görev ikisine birlikte verilmişti. Okuma yazma bilenlerin çok az olduğu İslâm öncesi döneminin okur yazarların-dan biri olan Ebû Abs, Resûlullâh (s.a.v)’ın Medine’ye hicretinden önce Müslüman olarak hidâyete ermiştir.

Ebû Abs’ın başlanğıçda İslâm inancının gelişip kökleşmesinde çok büyük katkısı olmuştur. Hicretin sıkıntılı günlerinin devam ettiği sıralarda Mekkeli Muhacirlere yardım elini uzattı. Resûlullâh (s.a.v), Medine-i Münevvere’ye hicret ettikten sonra onu muhacirinden Hz.Ömer’in kızı Hafsa’nın Resûlullâh’dan önceki kocası Uhud şehidlerinden olan Huneys bin Huzâfe ile kardeşlık bağı kurmuştur. Böylece aralarında din kardeşliği kurulan bu iki sahabe, diğer sahabeler gibi hayatlarında birbirlerine çok sıkı bir şekilde bağlı kalmışlardır.

Ebû Abs, Müslüman olduktan sonra yakın arkadaşı Ebû Bürde bin Niyar ile birlikte mensub oldukları Hâriseoğulları kabilesinin putlarını gizlice kırmayı iş edinmişlerdi. Ebû Abs (r.a) Bedir gazvesine iştirak etti. Resûlullâh ile birlikte yapılan bütün gazvelere iştirak etmiştir. Bedir gazvesine kırk sekiz yaşlarında katılmıştı. ilerlemiş yaşına rağmen Uhud gazvesine, Hendek muhasarasına Hayber’in fethine Mekke fethine ve Huneyn gazvesine Tâif kuşatmasına Tebük seferine de iştirak etmiştir.

Ebû Abs’i şöhrete ulaştıran en önemli husus, Benî Nâdir Yahudilerin den olan ve çok kuvvetli şiir söyleyen, şiirleri ile halkı kendi tarafına çekmeyi çok iyi başaran ve bu arada Müslümanlara ve Resûlullâh’a karşı her türlü şenâeti işleyen zındık şair: Kâ’b bin Eşref’in öldürülmesi için seçilen fedailer arasında bulunmasıdır. 1

Yahudi Kâ’b bin Eşref Niçin öldürüldü?

Resûlullâh (s.a.v) Mekke’den Medine’ye geldiği zaman, Medine halkı Müslüman, müşrik, Yahudi, ve bunların müttefikleriyle karışık idi. Kendileri Müslüman oldukları halde babaları müşrik olarak kalan nice Medineliler vardı. Medineli müşrikler ve Yahudiler Resûlullâh (s.a.v) ve Ashabı’nı gerek içerden, gerek dışardan, gerek açık gerek gizli olarak son derece rahatsız etmekte idiler.

Halbuki Medine sözleşmesine göre hiç kimse diğer bir kimseyi inancından ötürü rahatsız etmeyecek Medinede hep beraber emniyet içinde yaşayacaklarına dair sözleşme yapıp akid imzalamışlardı. Buna rağmen Yahudiler fırsat buldukça düşmanlıklarını gizli ve açık sürdürüyorlardı. Yüce Allah bu yol da indirdiği Âyetlerle Resûlullâh (s.a.v)’e ve Müslümanlara sabır tavsiye etmekte idi:

      “-Kesinlikle mallarınızda ve canlarınızda imtihan olunacaksınız. Sizden önceki kitap verilenlerden ve müşriklerden birçok incitici söz duyacaksınız. Eğer sabreder ve takva yoluna gider, korunursanız, işte bu, hadiselere karşı gösterilecek bir azim ve bir metanettendir” 2

      “-Ehl-i kitabtan birçoğu sizi, gerçek, kendilerine apaçık belli olduktan sonra, sırf nefislerinden kaynaklanan hasedden dolayı, imanınızdan sonra dinden döndürürüp kafir etmeyi isterler. Şimdi siz, Allâh emrini verinceye kadar onları affedin. Bağışlayıp geçin. Şüphesiz Allâh, daima her şeye gücü yeten kadirdir” 3

Mâ’mer bin Râşid’in, Zühri’den rivâyetine göre:

Âl-ı İmran suresinin yukarıda meâli yazılan 186. âyetinde anılan, Ehl-i kitab kişilerden maksad, Yahudi zındıklarından Kâ’b bin Eşref idi. Kâ’b bin Eşref, Hicaz bölgesinde söylediği etkili yalan şiirlerle Kureyş müşriklerini, Resûlullâh (s.a.v) ve ashabı aleyhine kışkırtır. Resûlullâh’ı ve ashabını hicv ve zem eder dururdu. O fesad yayan bir zındık idi. Zira, o gün şairlerin etkisi, bu günün Medyası gibi insanlar üzerinde etkili idi… Yahudilerden bazıları, Allâh’ın selâmını verirken bile, Resûlullâh için kötülük dilemekten geri durmazlardı.

Hz.Âişe (r.a) derki:

“-Yahudilerden bazı kimseler, Resûlullâh (s.a.v)’ın yanına gelerek bulunduğu yere girdiler ve Ona:

      “-Essâmü aleyke!” Ölüm senin üzerine olsun! dediler. Ben, onların, belli belirsiz söyledikleri şeyin farkına varıp:

      “-Ölüm ve lânet sizlerin üzerine olsun!” dedim.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Yâ Âişe! Sâkin ol. Allâh, her işde yumuşak davranmayı sever!” buyurdular. Ben:

      “-Yâ Resûlullâh! Sen, ne söylediklerini işitmedin mi?” dedim.

Resûlullâh (s.a.v):

“-Ben de, onlara, ve Âleyküm, sizin üzerinize olsun! diyerek karşılık verdim ya! buyurdular.

Abdullah ibn-i Ömer (r.a)’in bildirdiğine göre:

Resûlullâh (s.a.v):

“-Yahudilerden herhangi birisi, size selâm vereceği zaman:

      “-Essâmü âleyküm, ölüm sizin üzerinize olsun!”der. Siz de:

“-Ve âleyküm, size olsun! deyiniz! Buyurmuşlardır.

Yahudiler, öteden beri böyle idiler. Vaktiyle, kendilerine Hz.Mûsâ vasıtasıyla telkin edilen bir sözü de, başka bir sözle değiştirmişler, başka şekle sokmuşlardı. Yani:

      “-Günahlarımızı affet!” Manasına gelen (Hıtta) sözünü, buğday manasında olan (Hınta) şeklinde söylemişler.

      “-Ey Rabbımız! Günahlarımızı düş!” diye Allâh’dan yarğılanma dileyecekleri yerde

      “-Buğday isteriz!”diyerek Allâh ve Peyğamberi ile alay etmişlerdi. 4

Yahudilerin, Resûlullâh (s.a.v)’e karşı amansız bir kıskançlıkları ve kinleri vardı. Bunun için, yahudi erkekleri ve kadınları tarafından zaman zaman su’i kasdler yapılmıştır. Medine barış ve sulh anlaşmasına rağmen bu fiilden kesinlikle geri durmuyorlardı.

Örneğin, Abdullah ibn-i Abbas’tan nakledilen bir rivayette:

Resûlullâh (s.a.v) Bedirde müşriklerle çarpıştıktan sonra, Medine’ye dönerken, yolda bir Yahudi kadın ile karşılaştı Yahudi kadının başında bir çanak, çanağın içinde kızarmış oğlak kebabı ve kolunda ki kapta da tatlı yiyecekler vardı. Yahudi kadın, Resûlullâh (s.a.v)’e:

      “-Yâ Muhammed!Allâh’a hamd olsun ki, seni sağ salim geri getirdi. Eğer, Medineye sağ, salim döner gelirsen, şu oğlağı kesip kızartayım, yemen için Sana getireyim, diye yüce Allah’a adak adamıştım!”dedi.

O sırada Resûlullâh (s.a.v)’in karnı çok açtı. Tam oğlaktan yemeye hazırlanırken, Yüce Allâh, kebab olmuş o oğlağı dört ayağı üzerine kaldırıp dile getirdi ve ona :

      “-Yâ Muhammed! Sakın, beni yeme! Ben, zehirliyim!” dedirtti.

Kâ’b bin Eşref ise; Resûlullâh (s.a.v)’e diş bileyen, tuzaklar tertibler düşünen Yahudi zındıklarındandı.

Kâ’b bin Eşref, bir gün, Yahudilerden bir cemâatle anlaşarak, yemek hazırlamış, Resûlullâh’ı öldürmek için, düğün ziyafetine davet ettirmişti. Düğünün yapıldığı mekanda Resûlullâh’ın oturacağı yerin tam üzerine büyükçe bir kayayı kendiliğinden düşmüş gibi yuvarlayacak şekilde hazırlıklar yaptılar. Resûlullâh (s.a.v) ve ashabı, davete icabet etmek için oraya gittiler. Fakat Cebrail (a.s) hemen bu suikastı Ona haber verince, Resûlullâh (s.a.v) ve ashabı, önceden onların yanından ayrılmıştı.

Kâ’b bin Eşref, Yahudilerin zındıklarından. Şeytanlarındandı.

“-Onlar iman eden mü’minlerle karşılaştıkları zaman:

      “-Bizde iman ettik derler!” Ancak ayrılıp şeytanları ile baş başa kaldıklarında ise:

      “-Gerçek şu ki, biz sizinleyiz, ancak biz, onlarla alay ediyoruz!” derler. 5

Âyetindeki şeytanlardan maksad, Yahudilerden Kâ’b bin Eşref ile Huyey bin Ahtab, Ebû Bürdet-ül Eslemi, İbn-üs Sevdâ ve Abdüddar bin Hudayb gibileridir.

Kâ’b bin Eşref, çok kuvvetli bir şairdi. Söylediği etkili şiirlerle, Resulllah ve Sahabelerini hicv etmekten, Kureyş müşriklerini, Resûlullâh ve Müslümanlar aleyhine kışkırtmakta idi. Özellikle, Kureyş müşrikleri-nin Bedir’de kesin bir hezimete uğramalarından sonra, Zeyd bin Hârise, Medine’nin aşağı kısmında oturan Müslümanlara, Abdullah bin Revaha ise, Medine’nin yukarı taraflarında oturan Müslümanlara Bedir zaferini müjdelemek, müşriklerden öldürülenleri haber vermek üzere müjdeci olarak önden gönderilmişlerdi.

Annesi Nadir oğulları Yahudilerinden, Babası Nebhan oğulları ve Tayyi’ kabilesinden olan Kâ’b bin Eşref, zafer müjdesini haber alınca:

      “-Yazıklar olsun size! Bu haber doğru olabilir mi? Muhammed, şu adamların, isimlerini andıkları, Arabların Eşrafı ve insanların liderleri olan kişileri, gerçekten öldürmüş olabileceğini zan eder misiniz? Eğer, Muhammed, bu kadar cemâatı öldürmüş ise, artık, bizim için yerin altı, -üstünden daha hayırlıdır!” demiş, daha sonra, verilen bu haberin doğru olduğunu anlayınca da, çekip Mekke’ye gitmiş, orada Muttalib bin Ebi Vedâa’nın evine inmişti. Muttalib ile karısı Âtike, onu, evlerinde son derecede ağırladılar.

Kâ’b bin Eşref, Bedir’de Müslümanlar tarafından öldürülüp kör bir kuyuya atılan Kureyş’in müşrik büyükleri üzerine yanık mersiyeler şiirler söyleyerek ağladı, ve ağlattı. Mekkelileri, Resûlullâh aleyhine kışkırtıp ayaklandırmaya çalıştı. Söylediği şiir ve mersiyeler Mekke’de erkek ve kız çocukları tarafından ezberlenip okunmaya başlandı.

Huyey bin Ahtab ile Kâ’b bin Eşref, Mekke’ye gidip Resûlullâh ile çarpışmak üzere Kureyş müşrikleriyle andlaştılar. Kureyş müşrikleri:

      “-Siz, en eski ilim ve kitab sahiblerisiniz. Siz, bize, gerek kendimiz, gerek Muhammed hakkında bilgi veriniz!”dediler. Huyey bin Ahtab ile Kâ’b bin Eşref:

      “-Siz ne haldesiniz? Muhammed ne haldedir ?” diye sordular.

Müşrikler:

      “-Biz, hörgüçlü dişi develeri boğazlar, halka yediririz ve su üzerine süt içiririz. İnsanların sıkıntılarını gideririz. Hacıları sularız. Akrabaları- mızla ilgileniriz!”dediler.

      “-Peki, Muhammed ne haldedir?”diye sordular.

Kureyş Müşrikleri:

      “-Kim olacak ki, O, Oğulsuz, kızsız, kabilesiz, tek başına kalan bir hurma ağacı gibidir. Bizimle akrabalık ilgisini kesmiş, hacıları soyan, ve, hırsız olan, Ğıfar oğulları ancak kendisine tabi olmuştur!”dediler.

Huyey bin Ahtab ile Kâ’b bin Eşref:

      “-Yok yok! Siz, onlardan çok daha hayırlısınız! Ve, daha doğru yoldasınız!”dediler.

Ebû Sûfyan ve öteki Müşrikler, Kâ’b’a:

      “-Sence, bizim dinimiz mi, yoksa Muhammed ve ashabının dinimi daha makbuldür?” diye sordular.

Kâ’b bin Eşref, müşriklere yaranmak için:

      “-Elbette ki siz, onlardan üstün ve daha doğru yoldasınız!”diyerek menfaat ve çıkarı için hasedle bir ehli kitab olarak vicdan ve ilme karşı ihanetin en açık örneğini göstererek, putperest müşrikliği, Müslümanlığa üstün tuttu. Gerek Kâ’b’ın ve gerek öteki Yahudi biginlerinin bu yoldaki tutum ve davranışları Kûr’an-ı Kerim şöyle açıklanır:

“-Görmedin mi? Şu kendilerine kitaptan biraz nasib verilenlerin yaptıklarına? Kendileri, Cibt ve Tâgut gibi putlara, boş şeylere inanırlar. Kafir ve müşrikler hakkında:

      “-Bunlar, Müminlerden daha doğru bir yoldadır!” derler. 6

Rivâyete göre: Ka’b bin Eşref hakkında Resûlullâh (s.a.v):

      “-O, bize karşı düşmanlığını açıklamakta, bizi ise, şiir ve hicv ile rahatsız etmekte, müşrikleri desteklemektedir. Bizim ile çarpışmak için Kureyş’i kışkırtıp bir araya toplamıştır. Yüce Allâh, bunu, bana haber verdi” Buyurduktan sonra, Nisa suresinin 51.Ayetini sonuna kadar ve:

“-Onlar, öyle kimselerdir ki, Allâh, onlara lanet etmiştir. Allâh, kime lanet ederse, artık, onun için bir yardımcı bulamazsın! “

Mealli 52. Âyetin de baş tarafını okudu.

Medineli Ensâr’dan Muhammed bin Mesleme’ye göre:

“-Kâ’b bin Eşref, Resûlullâh (s.a.v) ile yaptığı Medine anlaşmasını bozmuş, Resûlullâh ve Müslümanları, hicv etmek suretiyle düşmanlığını açığa vurmuş, Kureyş müşriklerini Resûlullâh (s.a.v) ve Müslümanların aleyhinde ayaklandırmaya çalışmış ve bu yüzden öldürülmeye müstehak olmuştu.

Enes bin Mâlik’in rivayet ettiği bir Hadis’de, hem Mekkeli, hem Medineli müşriklere karşı, Müslümanların, servetleri, elleri ve dilleriyle cihad etmeleri emrolunmuştur.

Büyük alim ve siyerci Diyar Bekri’nin açıkladığına göre:

Kâ’b bin Eşref, Mekke’ye kırk tane Yahudi ile birlikte gitmişti. Ebû Sûfyan’la görüşmüştü. Ebû Süfyan, kırk hemşerisi ile, Kâ’b bin Eşref’ de, kırk Yahudi ile birlikte Mescid-i Harem’e girip Kâbe ile Kâbe örtüsü arasında Resûlullâh’a ve Müslümanlara karşı birbirleriyle andlaştılar. Cebrâil aleyhisselam, onların bu anlaşmalarını Resûlullâh (s.a.v)’e haber verdi. Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v) Kâ’b’ın öldürülmesini emretti.

Medineli Ensâr Müslümanlardan şair Hassân bin Sâbit, Muttalib bin Ebû Vedâa ile karısı Âtike’nin Kâ’b’ı evlerinde barındırmalarını ve ona aşırı derecede yakınlık göstermelerini diline dolayınca, Mekkeli bu aile bunları onu evilerinden kovmak zorunda kaldılar. Kâ’b bin Eşref kime gitti ise, Hassân bin Sâbit, Resûlullâh (s.a.v)’ın emriyle onu, şiirleriyle diline doladı ve Kâ’b’ı oradan Tedirgin etti. Kâ’b, Mekke’de barınacak bir yer bulamayınca Medine’ye geri geldi.

Kâ’b bin Eşref Medine’ye geri dönünce yine boş durmadı. Bu defa söylediği şiir ve destanlarla, ilk önce, Mekke’de evinde misafir olarak kaldığı Muttalib bin Ebû Vedâa’nın karısı Atike’yi ve onun güzelliğini diline dolayıp iftiralar atarak nankörlükte bulundu. Bu da yetmedi. daha sonra, başta Resûlullâh’ın amcası Hz.Abbas’ın hanımı Ümmülfadl olmak üzere Müslüman kadınlarını söylediği şiirlerle rahatsız etmeye başladı.

Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v):

      “-Allâh’ım! Beni, Kâ’b bin Eşref’in şerrinden dilediğin şekilde kurtar artık! O, kötülüğünü açığa vurmakta ve yaymaktadır!”diye dua etti.

Resûlullâh (s.a.v) Ashabına dönerek:

      “-Beni, şu Kâ’b bin Eşref’in dilinden şerrinden kim kurtarır? Çünkü, o, Allâh’ı ve Resûlullâh’ı rahatsız etmektedir!”Buyurduğu zaman, hemen Abdul’eşhel oğullarının kardeşi Muhammed bin Mesleme:

      “-Yâ Resulallah! Onu, ben, Senin için öldürür, Seni, onun dilinden kurtarırım!” dedi.

Resûlullâh (s.a.v)’de:

      “-Gücün yeterse, yap bu işi!” buyurdu.

Muhammed bin Mesleme (r.a) evine döndü. Üç gün evinden dışarı çıkmadı. Bir şey yemedi, içmedi. Onun bu hali Resûlullâh’a duyurulunca Resûlullâh (s.a.v) Onu yanına getirtti:

      “-Sen, yemeyi, içmeyi ne için bıraktın?” diye sordu.

Muhammed bin Mesleme (r.a):

      “-Ya Resûlullâh! Ben, Sana bir söz vermiş bulunuyorum. Bilmem ki, onu, yerine getirebilecek miyim, getiremeyecek miyim?”dedi.

Resûlullâh (s.a.v) ona:

      “-Sen, ancak, elinden gelebileni yapmakla mükellefsin?” buyurdu.

Muhammed bin Mesleme (r.a):

      “-Yâ Resullallah! Kâ’b’a, Senin aleyhinde bir şeyler söylememiz gerekecek !?” dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Bu hususta istediğinizi söylemeniz size helâldir” buyurdular.

Muhammed bin Mesleme hemen Haris’e oğullarından olan yakın akrabalarıyla acilen bir toplantı yaparak. Yahudi şair Kab bin Eşref’i nasıl öldüreceklerini kararlaştırdılar. Bu mücahidler sırasıyla şöyledir:

1-Muhammed bin Meseleme (r.a)

2-Ebû Nâile Silkan bin Selame (r.a)

3-Abbâd bin Bişr bin Vakş (r.a)

4-Hâris bin Evs (r.a)

5-Ebû Abs bin Cebir (r.a)

Başka rivayetlerde değişik olarak şunlarda söylenir:

Resûlullâh (s.a.v)’ın, Kâ’b bin Eşref’i öldürmeleri için bazı kişileri göndermesini Abdül-eşhel’in reisi olan Sâ’d bin Muaz’a emrettiği ve Muhammed bin Mesleme’nin bu iş için vazifelendirilip gönderildiği rivayet edildiği gibi Muhammed bin Mesleme’nin:

      “-Yâ Resullallah! Kâ’b bin Eşref’i ben öldürmek istiyorum!”dediği zaman, Resûlullâh (s.a.v)’ın biraz sustuktan sonra:

      “-Git, bunu Sâ’d bin Muaz ile görüş!”buyurduğu Sâ’d bin Muaz’da

      “-Allâh’ın bereketi üzerine git. Kardeşimin oğlu Hâris bin Muaz ile Abbâd bin Bişr, Ebû Abs bin Cebr ve Ebû Naile bin Silkan’ı da yanına al!”dediği de rivayet edilir.

Başka bir Rivâyete göre:

Muhammed bin Mesleme, Kâ’b bin Eşref’i öldürmeğe söz vererek evine dönerken, Resûlullâh (s.a.v)’in yanına gitmekte bulunan Silkân bin Selâme’ye kabristanda rastladı. Ona:

      “-Resûlullâh (s.a.v) Kâ’b bin Eşref’i öldürmeyi bana emretti. Sen, onun, cahilliye devrinde dostu idin. O, senden başkasına itimat etmez. Sen onu benim yanıma getir, öldüreyim!” dedi.

Silkân bin Selâme (r.a):

      “-Bunu bana, Resûlullâh (s.a.v) emrederse yaparım!”dedi.

Muhammed bin Mesleme, Silkân bin Selâme ile birlikte Resûlullâh-ın yanına döndü. Silkân bin Selâme:

      “-Yâ Resulallah! Kâ’b bin Eşref’in öldürülmesini emrettiniz mi?” diye sordu. Resûlullâh (s.a.v):

      “-Evet!” buyurdular.

Silkân bin Selâme (r.a):

      “-Yâ Resulallah! Kâ’b bin Eşref’e, Senin aleyhinde birşeyler söyle-mem için müsaade buyur?”dedi

Resûlullâh (s.a.v):

      “-İstediğini söylemek, sana helâldir!”buyurdular.

Bunun üzerine, Silkân bin Selâme, Muhammed bin Mesleme, Abbâb bin Bişr, Seleme bin Sâbit ve Ebû Abs bin Cebr ile birlikt mehtablı bir gecede hurma ağaçlarının gölgesinde gizlenerek gittiler.

Silkân bin Selâme:

      “-Ey Kâ’b!” diye seslendi.

Kâ’b bin Eşref:

      “-Kim o?”diye sordu.

Silkân bin Selâme:

      “-Ben Ebû Leyla’yım!”dedi. Rivayeti de vardır.

Mücahid fedâiler önce, Ebû Nâile Silkân bin Selâme’yi Kâ’b bin Eşref’in yanına gönderdiler. Ebû Nâile onunla bir müddet konuştu şiirler okudular. Ebû Nâile bir ara:

      “-Ey Eşref’in oğlu! Ben, senin yanına önemli bir ihtiyacımız için geldim. Eğer, gizli tutar, kimseye açmazsan, sana o önemli ihtiyacımızı söyleyebilirim?” dedi.

Kâ’b bin Eşref:

      “-Söyle, isteğini yerine getireyim!” dedi.

Ebû Nâile Silkân bin Selâme:

      “-Şu adamın (Resûlullâh (s.a.v)’in) gelmesi, başımızı beladan belaya soktu. Arablar, bize düşman kesildiler. Bizi sanki tek yaydan oka tuttular. Yollarımız kesildi. Çoluk çocuklar mahvoldu. Biz de, çoluk çocukları-mızda çok zor sıkışık duruma düştük!” dedi.

Kâ’b bin Eşref:

      “-Ben, Eşref’in oğluyum! Vallahi, ey İbn-i Selâme! Ben, zaten işin bu sonuca varacağını sana önceden haber vermiş, söylemiştim!” dedi.

Ebû Nâile Silkân bin Selâme:

      “-Ben, senin bize yiyecek satmanı istiyorum. Sana, bunun karşılı-ğında rehin olarak güvenebileceğin, ve uygun görebileceğin teminatı da vereceğiz!” dedi.

Kâ’b bin Eşref:

      “-Bana kadınlarınızı rehin verir misiniz?”dedi.

Ebû Nâile Silkân bin Selâme:

      “-Sana kadınlarımızı nasıl rehin verebiliriz? Sen, Yesriblilerin (Medinelilerin) en genci, en yiğidisin! Onlar, sana gönül verirler!” dedi.

Kâ’b bin Eşref:

      “-Oğullarınızı rehin verir misiniz?” dedi.

Ebû Nâile Silkân bin Selâme:

      “-Ey Kâ’b! Sen, bizi rezil etmek mi istiyorsun? Benim durumumda ve görüşümde daha başka arkadaşlarım da, var. Ben, onları da, sana getir-mek istiyorum. Sen, onlara da yiyecek satarsın, gel, sen uygun gör de biz sana silah ve zırhlarımızı rehin bırakalım. Bunda sana yeteri kadar teminat var!” dedi ve bununla Kâ’b’ın yanına silahlı olarak geldikleri zaman, ürkmemesini sağlamak, silahla gelişlerinin, taahhüdleri icabı olduğunu ona inandırmak istemişti.

Kâ’b bin Eşref:

      “-Eh, silahlar da, teminat olarak yetebilir!” dedi.

Ebû Nâile, arkadaşlarının yanına dönüp durumu onlara anlattı, silah-larını yanlarına almalarını söyledi. Resûlullâh (s.a.v)’in yanında toplan-dılar. Resûlullâh (s.a.v), onlarla Bâki mezarlığına kadar yürüdü

      “-Haydi, Allah’ın ismiyle gidiniz!” buyurarak uğurladıktan sonra:

      “-Allah’ım! Onlara yardım et!” diye dua etti ve evine döndü.

Başka bir rivayete göre:

Kâ’b bin Eşref ile ilk görüşmeye Muhammed bin Mesleme ile arkadaşları da gitmişlerdi. Muhammed bin Mesleme, Kâ’b bin Eşref’e:

      “-Şu kişi (Resûlullâh) bizden sadaka ve zekat istedi. Bize ağır vergi yükledi. Ben de, ödünç birşeyler almak için, sana geldim!”dedi.

Kâ’b bin Eşref:

      “-Muhakkak ki, O, sizin bıkkınlığınızı daha da, artıracaktır!”dedi.

Muhammed bin Mesleme (r.a):

      “-Ne yapalım, Ona, bir kere uymuş bulunduk. Biz, kendisini hemen bırakmak istemiyoruz. Bakacağız: Onun hali ne olacak, sonuna kadar bekleyeceğiz. Şimdi, biz, senin bize bir Vesk (yük), yahut iki vesk (yük) hurma borç vermeni istiyoruz” dedi.

Kâ’b bin Eşref:

      “-Peki, bana bir rehin veriniz!” dedi.

Muhammed bin Mesleme ile arkadaşları, ona:

      “-Rehin olarak ne istersin?” dediler.

Kâ’b bin Eşref:

      “-Kadınlarınızı rehin verin!” dedi.

Muhammed bin Mesleme ve arkadaşları:

      “-Kadınlarımızı sana nasıl rehin bırakabiliriz? Bugün, sen Arab’ın en yakışıklı bir simasısın. Kadın gönlü, akıverir” dediler.

Kâ’b bin Eşref:

      “-Öyley ise, çocuklarınızı (oğullarınızı) rehin veriniz!” dedi.

Muhammed bin Mesleme ve arkadaşları:

      “-Oğullarımızı nasıl rehin veririz ki, gelecekte bunların herhangi biri hakkında bir iki vesk yük hurmaya rehin olunmuştur! Denilmesi, bize temelli, silinmez bir leke olur. Gel, biz sana silahlarımızı ve zırhımızı rehin bırakalım?” dediler.

Kâ’b bin Eşref de bunu kabul ederek şöyle dedi:

      “-Olur. Silahlarınızı bana getiriniz. İstediğinizi yükleyip götürünüz!”

Hicretin üçüncü yılının başında Rebiül’evvel ayının ondördüncü gecesinde mehtaplı bir gecede bu fedâiler, Kâ’b bin Eşref’ın kalesine vardılar. Ebû Nâile Silkân bin Selâme seslendi. Kâ’b bin Eşref, yeni evlenmişti. Sesi işitince, yerinden fırlayıp kalktı. Kâ’b bin Eşref’ın karısı onun eteğine yapıştı:

      “-Sen, savaşçı bir adamsın, savaş eri olanlar, gecenin bu vaktinde kaleden aşağı inmezler! İşittiğim bu sesten kan damlıyor!”dedi.

Fedâiler:

      “-Kaleden inip yanımıza kadar gel! Sendekini biz alalım. Bizdekini de, sen al!” dediler. Kâ’b, İnmeye davranınca karısı:

      “-Bâri, kavminden, onların sayısı kadar kimseleri indir de, senin yanında bulunsunlar!” dedi.

Kâ’b bin Eşref:

      “-Bunlar, beni uyur bulsalar, uyandırmaya kıyamazlar!” dedi.

Kadın:

      “-Öyleyse sen aşağı inme. Onlarla konağın damından konuş!” dedi.

Kâ’b bin Eşref:

      “-Yiğide yaraşan, çarpışmaya, ve, süngülenmeye davet edilse dahi, icabet etmektir!” diyerek aşağıya indi. Onlarla bir müddet konuştu. Ona:

      “-Ey Kâ’b bin Eşref! Acuz vadisine doğru gezip dolaşsak, bu güzel gecemizin geri kalanını orada konuşmakla geçirsek, olmazmı?”dediler.

Kâ’b bin Eşref:

      “-Peki, dolaşmak istiyorsanız dolaşalım!”dedi.

“-Dolaşmaya çıktılar. Bir müddet gezip dolaştıktan sonra, Ebû Nâile, elini, Kâ’b’ın başının örgülü saçına sokup kokladı.

      “-Ben, bu gün, bu geceki gibi hiç böyle güzel koku görmedım”dedi.

Kâ’b bin Eşref:

      “-Yâ sen ne sandın? Arab’ın en asil ve en güzel kokulu kadınları benim yanımda bulunuyor!” dedi.

Fedâilar:

      “-Bu, kimin yaptığı kokudur?” diye sordular.

Kâ’b bin Eşref:

      “-Filânın annesi olan karımın yaptığı kokudur!”dedi.

Yine böylece bir müddet bu minval üzere dolaştılar. Ebû Nâile veya Muhammed bin Mesleme, elini Kâ’b’ın başının örgülü saçlarına tekrar sokup kokladı. Biraz daha dolaştılar. Kâ’b’a iyice emniyet ve sükunet gelmişti. Ebû Nâile veya Muhammed bin Mesleme, elini Kâ’b’ın örgülü saçına tekrar sokup kokladı ve saçlarını sımsıkı tuttu.

Arkadaşlarına:

      “-Vurun şu Allâh düşmanına!”dedi.

Hemen ona vurdular. Öyle ki fedâilerin kılıçları birbirine karıştı. bir şey yapamadılar. Kâ’b bin Eşref’ı kılıçlarıyla öldüremediklerini görünce, Muhammed bin Mesleme, kılıcında bağlı bulunan hançerini hatırlayıp eline aldı. Kâ’b’ın karnını göbeğinden kasığına kadar hançeri ile yırttı. Kâ’b, öyle bir çığlık kopardı ki, çevrelerindeki kalelerinden ışıklarını yakmayan kalmadı. Kâ’b yere yıkıldı. Arkadaşlarının telaşla vurdukları kılıçlarından Hâris bin Evs’de başından veya ayağından yaralanmıştı. Acele, geri döndüler. Umeyye bin Zeyd oğulları yurduna, sonra, Kurayza oğulları mahallelerine geldiler. Sonra, Buas’a gelip kavuştular. En sonunda Medine’nin kara taşlık mevkiindeki Urayz vadisine çıktılar.

Yahudiler, kaleden inip İslâm fedailerinin peşine düşüp bir müddet takip ettilerse’de, onlar başka bir yola saptıkları için onları yakalamaya muvaffak olamadılar. Hâris bin Evs (r.a), ağırca yaralandığı veya yarası kanadığı için, arkadaşlarından geride kalmıştı. Arkadaşları, onu, Urayz’ mevkiinde bir müddet beklediler. Gelince onu sırtlarında taşıyarak gecenin sonuna doğru, Medine’ye Resûlullâh (s.a.v)’in Mescidine kadar getirdiler. Resûlullâh (s.a.v) o sıralarda, Namazda ayakta idi. Kendisini selâmladılar. Namazını bitirince Resûlullâh (s.a.v) onların yanına geldi. Muhammed bin Mesleme ile arkadaşları, Allah düşmanı Kâ’b bin Eşref’ı öldürdüklerini Resûlullâh (s.a.v)’e bildirdiler.

Rivayete göre: fedailer, Baki’ mezarlığına gelip kavuştukları zaman tekbir getirdiler. Resûlullâh (s.a.v), O gece, kalkıp namaza durmuşlardı. Fedâilerin Tekbirlerini işitince, kendisi de, Tekbir getirdi ve Kâ’b’ı öldürdüklerini anladı. Fedâiler, Resûlullâh (s.a.v)’i Mescidin kapısında ayakta buldular.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Murâdınıza erdiniz!” buyurdu.

Fedâiler:

      “-Sen de, Muradına erdin Yâ Resûlullâh!” dediler.

Resûlullâh (s.a.v), onun ölümünden dolayı yüce Allâh’a Hamd etti. Sabaha çıkınca, Resûlullâh (s.a.v), Sahabelerine:

      “-Yahudi Ricalinden (İleride gelen zındıklarını) öldürmeye fırsat bulabildiklerinizi öldürürünüz!” buyurdular. Çünkü, onlar, Resûlullâh Ashabı ile yaptıkları anlaşmayı bozmuşlar, Allâh ve Resûlullâh ile çarpışma yolunu tutmuşlardı.

Şair Kâ’b bin Eşref’ın öldürülmesi Yahudileri ve onlarla işbirliği yapan Müşrikleri korkuya ve endişeye düşürdü. Sabah olunca onlardan bir topluluk Resûlullâh (s.a.v)’in yanına geldiler:

      “-Geceleyin adamımızın başına bir hal geldi. O, bizim büyüklerimiz- den biriydi. Hiç suçsuz ve sebebsiz olarak öldürüldü. Bu anlayama-dığımız bir hadise oldu!” dediler.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-O, kendi görüşündeki başka kimseler gibi yerinde ve kabında dursaydı, öldürülmezdi. Fakat, o, bizi şiirleriyle hep rahatsız eder, yerer dururdu. Sizden her kim böyle yaparsa, onun cezası kılıçtır!” buyurdular.

Kâ’b’ın yaptığı kötülükleri Müşrikleri Müslümanlarla çarpışmağa kışkırtıp savaşamaya hazırladığını, Müslümanları rahatsız etmekten geri durmadığını onlara bir kerre daha hatırlattı.

      “-O Müslümanları da dili ile rahatsız etmekten müşrikleri üzerimize kışkırtmaktan geri durmazdı!”deyince korktular ve sustular.

Bunun üzerine, Resûlullâh (s.a.v), onları Müslümanlarla aralarında bir musallaha (sulh anlaşması) yazısı yazmaya davet etti. Remle bint-i Hâris’in evinde hurma ağacının altında bir musallaha yazısı yazdılar. Bu sulh yazısı, Hz.Ali’nin yanında bulunduruldu. Kâ’b bin Eşref’ın öldürülmesinden sonra, Yahudiler korkup uysal davranmaya başladılar.

Resûlullâh’ın şairi Hassân bin Sâbit, Kâ’b bin Eşref ile onun gibi şerli olan, Hayber taciri Ebu Rafi’ hakkında söylediği bir şiirde:

“-Allâh o topluluğu hayırla mükafatlandırsın ki, Ey Ebülhukayk’ın oğlu! Ve Ey Eşrefin oğlu! Onlar, sık ormanların Aslanları gibi, sevinerek zağlı kılıçlarla sizin yurdunuza yürüdüler, size eriştiler. Bir anda öldürücü kılıçlarla ölüm şerbetini size içirdiler. Onlar, Peygamberlerine yardım için, mallarını ve canlarını giderecek her şeyi göze aldılar. 7

Ebû Abs bin Cebr bir gün gelib:

      “-Yâ Resûlullâh! Elimizde ne çoluk çocuklar için geçimlik, ne yol azığı, ne de,yolculuk elbisesi var!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v.), ona bir elbise verdi.

Ebû Abs, onu sekiz dirheme satıp iki dirhemine yol azıklığı için hurma aldı. İki dirhemini geçimlik için ev halkına bıraktı. Dört dirhemine de kendisine elbise satın aldı. 8

Ebû Abs’ın torunu Meymûn bin Zeyd den :

“-Babamın anlattığına göre: Ebû Abs (r.a) Resûlullâh (s.a.v)’ile beraber namazlarını kılar. Sonra da Beni Harise mahallesine dönerdi. Yine yağmurlu, karanlık bir gecede dönerken birden asası ışık saçmaya başladı. O da bu sayede Beni Hâris yurduna geldi. Ebu Abs Bedir Harbine katılan zevattan biri idi.

Aynı hadiseyi Muhammed bin Dahhak babasından şöyle naklediyor:

“-Ebu Abs bin Cebr gözlerini kaybettikten sonra Resûlullâh (s.a.v) ona bir asa vererek:

      “-Bununla yolunu bulursun!”buyurdu. Bu asa ile o istediği yere gidip geliyordu!” 9

Müslüman olmadan önce okuma ve yazmayı bilen Ebû Abs (r.a), Medineli çocuklara okuma ve yazma öğretme işilerinde de çalışmıştır. Bu arada Resûlullâh’ın yazı işlerinde kâtiplik yapmıştır.

Ebû Abs, Hz.Ebû Bekir ve Ömer (r.a) zamanında, yaşı oldukça ilerlemiş olduğu için Medine’de kalarak halifelere müşavirlik yapmıştır. Hz.Osman devrinde artık çok ihtiyarlamış idi. Hicrî 34 Miladi 654 yılında, takriben yetmiş veya seksen yaşları civarında iken rahatsızlanarak hasta yattı. Onun değerini çok iyi bilen Hz.Osman, ziyaretine gelerek gönlünü almaya çalışmıştır.

Aynı yıl içinde Medine’de vefat etti. Hz.Osman, cenaze namazını kılarak Baki kabristanına defnettirdi. Defin esnasında Ashâb-ı kiramın büyüklerinden Muhammed bin Mesleme, Katâde bin Nu’man ve Seleme bin Selâme gibi ashab, hazır bulundular.

Ebû Abs (r.a)’ın vefatında, Muhammed ve Zeyd adlarındaki oğulları hayatta idi. Ebû Abs, Resûlullâh (s.a.v)’den sadece bir tek hadis rivâyet etmiştir. Muhammed, Mahmud, Ubeydullah, Zeyd ve Humeyd adlı çocuk-ları yoluyla soyunun Medine ve Bağdad’da devam ettiği söylenir. 10

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.



1- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi-10-87 
2- Âl-ı İmran - 186 
3- Bakara-109 
4- Bakara-58-59 
5- Bakara-14 
6- Nisa-51 
7- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-10-5-17 
8- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-14-132 
9- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-5-2014 
10- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi-10-87