Ebân bin Saîd bin el-Âs (r.a)

Ebân bin Saîd bin el-Âs (r.a)’ın nesebi: Eban bin Saîd bin Âs bin Ümeyye bin Abdişems bin Abdimenâf bin Kusay el-Ümeyye (veya el-Emevî) el-Kureyşî dir. Künyesi ise bilinmemektedir. Annesi, Hind veya, Sâfiyye bint-i Muğire bin Abdullah bin Amr bin Mahzumi.

Ebân bin Saîd bin el-Âs (r.a)

Ebân Bin Said Bin El-âs
اَبَـا نُ بـْـنُ سَــعـِـيــدُ بْــنُ اْلــعَـا ص


 Baba Adı    :    Said bin As, Ebû Ûhayha.
 Anne Adı    :    Hind veya Sâfiyye bint-i Muğire bin Abdul-lah bin Amr bin Mahzumi. Halid bin Velid’in halasıdır.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Tarih yok. Mekke doğumludur.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicretin 13. Miladi 634 yılında Ecnâdeyn Savaşı’nda Şehid olmuştur. Kabri o bölgededir.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
 Eşleri    :    Bilgi yok.
 Oğulları    :    Bilgi yok.
 Kızları    :    Bilgi yok.
 Gavzeler    :    Hayber sonrası tüm Seferler.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Mekke’den, Medine’ye Muhacir dir.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    Bilgi yok.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Ebân bin Said bin el-As bin Ümeyye bin Abdişşems bin Abdimenaf bin Kusay bin Kilâb bin Mürre bin Kâ’b bin Lüey el-Kureyşiy el-Emevi dir.
 Lakap ve Künyesi    :    Ebû’l-Velid.
 Kimlerle Akraba idi    :    Hâlid, Amr, Abdullah ve Said bin Said bin el-Âs’ın kardeşleridir. Hâlid bin Velidin’de halası oğludurlar.



Ebân Bin Said Bin El-âs Hayatı

Ebân bin Saîd bin el-Âs (r.a)’ın nesebi: Eban bin Saîd bin Âs bin Ümeyye bin Abdişems bin Abdimenâf bin Kusay el-Ümeyye (veya el-Emevî) el-Kureyşî dir. Künyesi ise bilinmemektedir. Annesi, Hind veya, Sâfiyye bint-i Muğire bin Abdullah bin Amr bin Mahzumi. Bu kadın Hâlid bin Velid’in halasıdır. Ebân bin Saîd bin el-Âs (r.a) Mekke doğumludur ancak kaç tarihinde doğduğu bilinmemektedir.

Neseb soyu Abdimenaf’da Resûlullâh (s.a.v)’ın soyu ile birleşir. Ebû Uhayha künyesiyle tanınan babası, ileri gelen müşriklerden biriydi. Ebû Cehl’in halasının oğlu olan Ebân bin Said, onun gibi aşırı bir İslâm düşmanı olarak bilinmekteydi.

Ebân bin Saîd’ler yedi erkek kardeştiler. Bunlardan ilk önce Hâlid bin Saîd ile Amr bin Saîd (r.a), Müslüman olmuşlardı. Ebân, Ubeyde ve Âs, o zamanlar henüz iman etmemiş müşrik idiler, iki kardeşlerinin Müslüman olduğunu duyan Ebân bin Saîd, çok hiddetlenmişti. Böylece aile arasında iki zümre teşekkül etti. İslâm’a karşı olanlar ki Ebân bin Saîd, Ubeyde bin Saîd ve As bin Saîd bunlar arasında idiler kardeşlerine karşı olmadık işkence ve eziyetleri yaptılar.

Hâttâ daha önceki zamanlarda, Ebân bin Saîd, Zarîbe’ denen bir yer-de çok ciddi bir ölüm tehlikesi geçirmişti. Bu tehlike, bütün âileyi perişan etmişti. Kardeşlerinin Müslüman olduklarını öğrendiği zaman üzüntü ve kederinden şöyle derdi:

      “-Zaribe’de keşke ölmüş olaydım da kardeşlerim Hâlid ile Amr’ın ecdâd’ın dînine iftira ettiklerini görmeseydim!”meâlinde bir şiir okudu.

Kardeşlerinden Amr bin Said ile Hâlid bin Said İslâmiyeti kabul ettikleri için hem akrabalarından özellikle kardeşlerinden hem de Kureyş müşriklerinden çeşitli eziyetlere ve işkencelere uğratıldılar. Bundan dol-ayıda Mecburen Mekke’den Habeşistan’a hicret eden muhacirler ile birlikte Habeşistan’a hicret ettiler.

Ebân bin Saîd, Bedir Ğazvesi’nde müşrik idi. Kardeşleri Ubeyde ve Âs ile birlikte Kureyş ordusu safında Müslümanlara karşı savaştı. Ancak, Ubeyde bin Saîd ile Âs bin Saîd, Müslümanlar tarafından katledildi. Ebân bin Saîd ise canını zor kurtardı. Bedir Savaş’ı Ebân bin Said’ın gözünü öyle korkutmuştu ki, Uhud’a katıldı, ama, aktif olarak değil ve Hendek Ğazvesi’nde yine pek gerilerde idi.

İslâm tarihinde Ebân bin Saîd, ismi ilk defa Hudeybiye Musalahası esnasında duyulmaya başladı. Bu zamana kadar Mekke’nin ileri gelen eşraflarından olub ticaret ile meşğul bulunuyordu. Çok zengin bir kişi olmuştu. Âilesinin en nüfuzlusu idi.

Hudeybiye andlaşması yapılmadan önce, Kureyş’ın ileri gelenleri ile müzakerede bulunmak üzere, Resûlullâh (s.a.v), Osman İbn-i Affan’ı elçi tayin etti. Hz.Osman, Ebân bin Said’in güvencesi altında Mekke’ye girdi. Ebân’ın evinde misafir oldu. Zira Ebân bin Said, Hz.Osman’ı çok severdi. Bilahere anlaşma için gereken zemin hazırlandıktan sonra Hz.Osman (r.a) tekrar Resûlullâh’ın yanına geri döndü. Bu andlaşmadan sonra Ebân bin Said kendi isteğiyle Müslüman oldu.

Ebân bin Said’in Müslüman oluşu:

Ebân bin Saîd, Müslüman olmadan önce’de, Resûlullâh’a muhalif olmasına rağmen hakikat yollarını da araştırmakta idi. Ayrıca, İslâmiyet hakkında da pek çok şeyler öğrenmişti. Fakat bir türlü kendine yedirib de Medine’ye gidip Müslüman olamıyordu. Ancak gün geçtikçe düşüncesi artmaya başladı. Hudeybiye andlaşmasından önce şöyle bir şey yaşamıştı.

Ticaret maksadı ile gelmiş olduğu Şam şehrinde bir rahibe rastladı. Tanıştılar. Kendisinin Kureyş kabilesinden olduğunu anlayan rahib ona:

      “-Bu Kabileden Cenâb-ı Hak tarafından gönderilen bir peygamber çıkacak! Ve, Hak yolunda Hz.Musa ve Hz.İsa’nın takib etmiş oldukları yolu takib edecektir!”diyerek ona anlattı.

Ebân bin Saîd, Rahib’e hitaben, peygamber olarak çıkacak bu zâtın isminin ne olduğunu sordu. Rahib hiç düşünmeksizin şöyle dedi:

      “-Bizim kutsal kitabımızda adı Muhammed olarak bildirilmektedir!”

Kutsal kitablara dayanarak Resûlullâh’ın bütün özelliklerini sayıp ortaya döktü.

Bunları Rahib’den işiten, Ebân bin Saîd, hayrete düşerek ona:

      “-Bu dediğin Abdullah’ın oğlu Muhammed’dir. Saydığın bu husus-ların hepsi onda var!”dedi.

Rahib, Ebân bin Saîd’e:

      “-Sen, memleketine geri döndüğün zaman, İslâm dini hakkında bana geniş malûmât ver! O, Zât-ı Muhtereme hemen git, benden selâm söyle, ve, hürmetlerimi bildir. Zira O, Arab ülkelerini eline geçirdikten başka O’nun iktidarı bütün dünyayı saracaktır!”dedi.

Bu konuşmalar, Ebân bin Saîd’in üzerinde müthiş bir etki yaptı. Rahib sanki geçmişi ve geleceği biliyordu. Kafası karmakarışık olan Ebân bin Said, bu düşüncelerle bir rivâyete göre direk Medine’ye dönüp hemen Müslüman oldu.

Diğer bir rivâyete göre ise:

Mekke’ye geri döndü, içinde İslâmiyet’e ve Müslümanlara karşı bir yumuşama oluştu. Eski muhalefeti artık kalmamıştı. Bir müddet böyle geçti. Bir taraftan Müslümanlığı, bir Rahibin sözlerini düşünüyor, ve bir de Mekke’deki putlara bakıb onların durumları hakkında düşünüyordu. Nihayet hak bâtıla gâlib geldi.

Hicretin altıncı yılının sonu; bir rivâyette Habeşistan dan Mekke’ye dönen kardeşleri Amr ve Halid ile birlikte hemen hazırlanarak Medine’ye doğru yola çıktı. Hayber Seferi’nden önce Resûlullâh (s.a.v)’ın huzuruna çıkarak İslâm ile müşerref oldu.

Başka bir rivâyet ise şöyledir:

Ebân bin Saîd, Hudeybiye seferinden önce, ticaret için Şam’a gitmiş, orada bir Hıristiyan papazı ile karşılaşmıştı. Ebân bin Said, ona:

      “-Ben, Kureyş kabilesinden bir adamım, içimizden bir adam çıktı. Kendisinin Resûlullâh olduğunu, Mûsâ ve İsâ gibi kendisini de Allâh’ın Peygamber olarak gönderdiğini iddia ediyor. Sen, buna ne dersin?”deyip Resûlullâh hakkındaki görüşünü sorunca,

Papaz:

      “-O adamınızın ismi nedir?”diye sordu.

Ebân bin Said:

      “-Muhammed’dir!”dedi.

Papaz:

      “-Ben, O’nu sana tarif edeyim!”diyerek Resûlullâh(s.a.v)’in şekil ve şemailini fiziki yapısını, yaşını, babasını, dedesini, soyunu sopunu anlattı.

Ebân bin Said:

      “-Vallâhi O, aynen böyledir!”dedi.

Papaz:

      “-Öyle ise, vallâhi, O, önce Arablara, sonra da, yeryüzüne ğalib ve hâkim olacaktır! Sen, O, Sâlih zâta benden selâm söyle!”dedi.

Ebân bin Said, Mekke’ye döndüğü zaman, Resûlullâh (s.a.v), ve Esbabı hakkında, kendisi bir şey söylemeden soruşturmalar yaptı. Aldığı bilgiler, papazın söyledikleri gibi idi.

Resûlullâh (s.a.v), Hudeybiye’de Hz.Osman’ı elçi olarak Mekke’ye gönderdiği zaman Hz.Osman, Ebân bin Saîd ile karşılaşmıştı. Ebân bin Said, Hz.Osman’ı atına bindirip Mekke’ye girerken, Ona:

      “-Gel cesur ol!Hiç kimseden korkma! Saîd oğulları, Mekke Harem-i- ’nin en şerefli kişilerindendirler! Mekke’de emniyet ve selâmette olarak, nereye gitmek istersen git!”demiş, onu korumayı üstlenmiş ve korumuştu.

Ebân bin Saîd, Resûlullâh (s.a.v)’ın Hudeybiye’den dönüşünden sonra, Hudeybiye Musalahası ile Hayber Seferi arasında, yani Hicretin altıncı yılının sonu ile yedinci yılının başları arasında Müslüman olmuş ve Müslümanlığını güzelleştirmiştir. 1

Müslüman olduktan sonra, Hicretin 7. yılında Resûlullâh, Ebân bin Saîd (r.a)’ı bir seriyyenin başına kumandan tâyin ederek Necid taraflarına gönderdi. Kendileri’de Hayber Seferine çıktı. Ebân bin Said, Necid’den geri döndüğü zaman Hayber Savaşı zafer ile bitmiş idi. O sıralarda da Habeşistan’dan gelenlerin, Yemen’deki Devs kabilesinden gelenler de orada idiler. Aralarında Ebû Hüreyre’de vardı.

Gerek Ebân bin Saîd, ve gerekse, Ebû Hüreyre (r.a) birbirlerine göz işareti yaparak Hayber Savaşı ğanimetlerinden hisse istediler. Orada hâzır bulunanlardan bâzıları Ebân bin Saîd’e, Hayber Ğazvesi’nde bulunma-dığını hatırlattılar. Ebân bin Saîd buna çok üzüldü. Onun üzüntüsünü gören Resûlullâh (s.a.v), gerek ona ve gerekse Ebû Hüreyre’ye ğanimetin dışında başka iltifatlarda bulundu.

Ebân bin Said ve kardeşleri Hicretin sekizinci yılında Mekke fethine ardından Huneyn Savaşı’na, ve oradan’da Tâif Kuşatması’na katıldılar. Tâif’e giderlerken yolda Liyye’de babaları Ebû Uhayha Said bin Âs’ın Mülkü ve bu Mülkün yüksekçe bir tarafında da onun kabri bulunuyordu. Babaları, Ebû Uhayha, hicretin birinci veya ikinci yılında kâfir olarak ölmüştü. Resûlullâh (s.a.v)’in, kabre doğru bakınca;

Hz.Ebu Bekr (r.a):

      “-Allâh, bu kabir sahibine lânet etsin! Çünkü, O, Allâh ve Resûlüne meydan okuyanlardandı!”dedi.

O sırada, Ebû Uhayha’nın iki oğlu Amr bin Said ile Ebân bin Said, Resûlullâh (s.a.v)’in yanında bulunuyorlardı. Bunlar, Hz.Ebû Bekr’in sözüne karşılık olarak:

      “-Hayır! Allâh, senin baban Ebû Kuhafe’ye lânet etsin! Çünkü o, misafirleri ağırlamaz, haksızlığa engel olmazdı!”dediler.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Ölüler hakkında isterse müşrik olsunlar, kötü söz söylemek, onlara erişmez, fakat, dirileri incitir!”buyurunca, herkes sustu. Bundan sonra, Resûlullâh, Liyye’den ayrıldı. 2

Bundan sonra Ebân bin Said (r.a) küçük bir seriyyenin kumandan-lığında daha bulunduktan sonra Resûlullâh (s.a.v) onu, azledilen Bahreyn emîri Âlâ bin Hadramî’nin yerine Hicri 9. Miladi 630 yılında Bahreyn’e vergiler için âmil ve vali olarak tâyin etti. Ebân bin Said (r.a), bu görevini Resûlullâh’ın vefatına kadar devam ettirdi. Ancak Resûlullâh’ın vefat haberini alır almaz, hemen Medine’ye geri geldi.

Başlangıçta Ebû Bekr (r.a)’a biat etmek istemediyse de duruma iyice baktı. Kureyş’den, birkaç mahdud şahıs’dan başkası Hz.Ebû Bekr’e bîat ederek onu halife olarak tâyin ettiler. Kendisi acele etmedi. Bir müddet bekledi. Sonra Benî Hâşim’in hemen hemen hepsinin bîat ettiğini anlayınca o da bîat etti.

Halife Hz.Ebû Bekr, Resûlullâh’ın izinden yürüdüğü için, âmillerin hiçbirini azletmedi. Ebân bin Saîd’den de vazifesine gitmesini rica etti. Fakat o, bunu kabul etmedi. Hz.Ebû Bekr bu defa ona Yemen âmilliğini ısrarla teklif etti.

Neticede Ebân bin Saîd bu görevi kabul ederek Yemen’e zekât toplama âmilliğine gitti. Ebân bin Saîd, Yemen’den sonra kendi isteği üzerine Suriye’de bölgesindeki savaşlara katıldı.

Bir rivayete göre Hicretin 13. Miladi 634 yılında Ecnadeyn meydan muharebesinde şehid oldu. Diğer bir rivayete göre ise; Hicretin 14. Miladi 636 yılında Bizanslılarla yapılan Yermük Savaşı’nda Hz.Ömer devrinde şehid oldu.

Başka bir rivayete göre ise; Hz.Osman devrinde (r.a) Ebân bin Said hayatta idi. Hz.Osman, Kûr’ân-ı Kerîm’i çoğaltma teşebbüslerinde bulun-duğu zaman, Ebân bin Saîd, merak ederek Kûr’ân-ı Kerîm’i çoğaltma heyeti başkanı Zeyd bin Sâbit’den bu iş için bilgi almıştı. Bu rivayet İbn-i Hacer’e göre tamamen asılsızdır. Zira bu görevi yapan Ebân bin Said’in yeğeni Said bin Âs’dır.

Yukarıdaki rivayetlerin en kuvvetlisi, Ebân bin Saîd’in kardeşleri Amr bin Said ve Halid bin Said’le birlikte Hz.Ebû Bekr (r.a) döneminde Ecnadeyn Savaşı’nda şehid olmasıdır.

Ebân bin Said (r.a)’ın hadîs rivayetinde bulunduğuna dair elimizde bir bilgi olmadığı gibi, Âilesi ve çocukları hakkında’da elimizde yeterli bilgi yoktur. Hattâ yukarıda hayat hikâyesini okuduğunuzda gördüğünüz gibi doğum, ölüm tarihi ve yaşı dahi net olarak bilinmemektedir. 3

Şüphesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.



1- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-14-119-120 
2- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-15-451 
3- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi-10-67