Berire Mevlat’ü-aişe

Berire Mevlat’ü-Âişe, Utbe bin Ebû Leheb’in veya Ensâr dan birinin câriyesi idi. Bedelini dokuz yılda ödeyerek hürriyetini satın almak üzere efendisi ile şartlı bir anlaşma yapmıştı.

Berire Mevlat’ü-aişe

Berire Mevlat’ü-âişe
بَــر ِيــرَة ُمَــوْلا َة ُعَــا ئـِـشَــة


 Baba Adı    :    Safvan.
 Anne Adı    :    Bilgi yok.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Bilgi yok.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 60.Miladi 680 yılında vefât etti.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
 Eşleri    :    Muğis Mevlâ Ebi Ahmed İbn-i Cahş
 Oğulları    :    Bilgi yok,
 Kızları    :    Bilgi yok.
 Gavzeler    :    Bilgi yok.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Bilgi yok.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    Rivayeti var, sayısı belli değildir.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Berire bint-i Safvan Mevlat’ü-Âişe bint-i Ebû Bekr es-Siddik.
 Lakap ve Künyesi    :    Bilgi yok.
 Kimlerle Akraba idi    :    Hz.Âişe’nin azadlı cariyesi idi.


Berire Mevlat’ü-âişe Hayatı

Berire Mevlat’ü-Âişe, Utbe bin Ebû Leheb’in veya Ensâr dan birinin câriyesi idi. Bedelini dokuz yılda ödeyerek hürriyetini satın almak üzere efendisi ile şartlı bir anlaşma yapmıştı. Ara sıra hizmetinde bulunduğu Hz.Âişe’ye kendisini satın almasını teklif etti. Fakat sahiblerinin, velâyet hakkı kendilerinde kalmak şartıyla bu satışa razı olacaklarını söylemeleri üzerine Hz.Âişe, onu satın almaktan vaz geçti. Durumdan haberdar olan Resûlullâh (s.a.v), velâyet hakkının parayı ödeyip köleyi âzad edene aid olduğunu, bu konuda ileri sürülen şartın bir değer taşımadığını söyleyince Hz.Âişe, bedelini ödeyerek Berire’yi satın aldı ve daha sonra da hürriyet-ine kavuşturdu. Ancak, Berire onun hizmetinde kalmakta devam etti.

Hz.Âişe (r.a) şöyle demiştir:

“-Berire bana gelerek:

      “-Sahiblerimle her yıl bir okka ödemek üzere dokuz okka karşılığın-da mükâtebe akdi yaptım. Bana yardım et!”dedi.

Ben:

      “-Efendilerin kabul ederse ben bu paranın hepsini öderim. Seni satın alırım. Sonra seni azad ederim velâyet hakkın da bana aid olur!”dedim.

Berire, efendilerine gidip bunu söyledi. Onlar bunu kabule yanaşma-dılar. Resûlullâh (s.a.v) otururken Berire gelerek bana:

      “-Senin söylediğini efendilerime söyledim. Onlar ancak velâyet hak-kımın onlara ait olması şartıyla bunu kabul edeceklerini söylediler!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v) konuşulanları işitti, ben işin bütün ayrıntısını ona anlattım. Resûlullâh (s.a.v)’de:

      “-Onu satın al. Velânın da efendilerine ait olması şartını kabul et. Ancak velâyet hakkı sadece azad edene aid olur!”buyurdular.

Ben de, Resûlullâh (s.a.v)’ın dediğini yaptım.

Resûlullâh (s.a.v), namazı kıldırdıktan sonra ayağa kalktı. Allâh’a hamdü senada bulundu. Daha sonra şöyle buyurdu:

      “-Bazılarına ne oluyor ki, Allâh’ın kitabında bulunmayan şartları ile-ri sürüyorlar! Allâh’ın kitabında bulunmayan bir şart, yüz tane de şart ileri sürülse batıldır. Allâh’ın hükmü daha layıktır, Allâh’ın şartı daha güveni-lirdir. Velâ ancak azad edene aittir!” 1

Âzad edilmeden önce Muğis Mevlâ Ebi Ahmed İbn-i Cahş adında siyahi bir kölenin hanımı olan Berire, hürriyetine kavuştuktan sonra evliliğini sürdürüb sürdürmeme konusunda dini bakımdan tamamen serbest olduğunu öğrenince kocasından ayrılmayı tercih etti. Bu ayrılığa dayanamayan kocası Muğis’in Medine sokaklarında ağlayarak dolaşması ve Resûlullâh’a kendilerini yeniden birleştirmesi için yalvarması üzerine Resûlullâh (s.a.v), Berire’yi bu evliliğin devamı konusunda ikna etmeye çalıştı. Fakat o önce Resûlullâh’ın bu arzusunun bir emir olup olmadığını öğrenmek istedi. Onun kendisini buna zorlamadığını, sadece arabuluculuk yaptığını anlayınca da kararında ısrar etti. Kocasından boşandı.

Berire âzad edildiğinde kocası Muğis’in hür mü, yoksa köle mi olduğu ihtilaflıdır. Medineli ve Mekkeli râviler onun köle olduğunu belir-tirken Iraklılar hür olduğunu nakletmişlerdir.

Hicretin 9 veya 10. yılında meydana gelen bu hadiseden ahlâki ve hukuki bakımdan 300 kadar mesele elde edildiği söylenmiştir. Taberi ve İbn-i Huzeyme bu konuda birer eser kaleme almışlardır. İbn-i Hacer el-Askalani de Fehu’l-bâri de elde edilen hükümleri özetlemiştir. Bu mese-lenin en önemlileri şunlardır:

1-Velâyet hakkı, bedelini ödeyip köleyi âzad edene aittir.

2-Âzad edilen kadın köle (cariye) kocasından ayrılıp ayrılmama konusunda serbesttir.

3-Hürriyetine kavuşan kadın köleler eşlerinden ayrıldıkları takdirde hür kadınların ki kadar iddet bekleyeceklerdir.

4-Berire kendisine sadaka olarak verilen bir miktar etten Hz.Âişe’ye hediye etmiş, bu etten yemek isteyen Resûlullâh’a sadaka kabul etmediği dikkate alınarak etin mahiyeti hatırlatılınca, Berire’ye sadaka olan bir şeyin kendilerine hediye sayılacağını söylemiş, bundan da birine sadaka olarak verilen herhangi bir şeyin o kimse tarafından Resûlullâh’a hediye edilebileceği sonucu çıkarılmıştır.

Emevi hükümdarı olmadan önce ileri derecedeki dindarlığı ile tanın-an Abdülmelik bir Mervân, Berire ile zaman zaman sohbet ederdi. Berire onda gördüğü bazı kabiliyetler sebebiyle ileri de hükümdar olabileceğini kendisine hatırlatarak kan dökmemesini tavsiye etmiş ve Resûlullâh’ın:

      “-Kişi cennet kapısına kadar getirilip cennet kendisine gösterildikten sonra bile, haksız yere bir Müslüman kardeşinin bir şişe kanını akıttığı için gerisin geri çevrilir!”dediğini söylemiş ve onu uyarmıştı.

Zehebi onun İfk hadisesinde görüş ve şahitliğine başvurulan Berire olmadığını söylemiştir. Bir rivâyeti Nesâi’nin es-Sünen’inde yer alan Berire’nin Yezid İbn-i Muâviye zamanına Hicri 60-64 Miladi 680-83 yılına kadar yaşadığı rivâyet edilir. 2

Hicri 5. yılda meydana gelen Hz.Âişe’ye atılan iftira İfk hadisesinde.

Hz.Ali (r.a) konuşmasına devam ederek:

      “-Yâ Resûlallâh! Bununla beraber siz bir kere de onun hizmetçisini dinleyin. O, sana doğruları söyler!”demişti.

Bunun üzerine Resûlullâh’da, hizmetçi Berire’yi yanına çağırttı:

Resûlullâh (s.a.v), ona şöyle dedi:

      “-Ey Berire! Âişe’yi nasıl bilirsin, onda şüpheli bir şey gördün mü?”

Berire:

      “-Hayır! Seni Hak ve gerçek din üzere Resûl olarak gönderen yüce Allah’a kasem ederim ki, benim onda kusur olarak görebildiğim tek şey ancak şudur. Kendileri genç yaşta bir kadın olduğu için ev halkının hamu-runu yoğururken hamur leğeninin başında uyuya kalırdı da, evde beslenen keçi gelir, o, hamurdan yerdi!” dedi.

Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v)’in ashabından bazıları ki, Hz.Ali olduğu da söylenir:

      “-Doğrusunu söyle!”diyerek, Berire’ye sert davrandılar. Yani doğru konuş yoksa fena olur gibisinden der gibi yaptılar.

Berire:

      “-Sübhanallâh! Vallâhi, ben, Âişe hakkında kuyumcunun halis saf kırmızı altın parçasını nasıl biliyorsa, ben de, Âişe hakkında doğruyu bili-yor, ve, söylüyorum. Ben, onun, hakkında sadece hayır biliyorum, Âişe’-den ayıplanabilecek hiç bir şey görmedim. Ancak, diyorum ya, hakkında, ben, evin hamurunu keçiye kaptırdığından başka bilgim yok. Hem de, Yâ Resûlallâh! Vallâhi onun hakkında bundan başka kötü şeyler olsaydı. Allâh, Sana, haber vermez miydi? Verir di elbet!”dedi. 3

Şimdi Zehebi’nin dediği gibi, eğer bu Berire, o değilse, bu isimde Hz.Âişe’nin başka azadlısı yoktur ki. Daha doğrusu Berire isimli bir azad-lıya rastlayamadık.

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.


1- Muhtasar Fethü’l-Bâri-Alım satım işlemleri-73-2168 
2- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi-5-503-504 
3- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-12-70-71