Aile İfsadının Başlangıç Noktası CEDAW Anlaşmasının 35. Yılı

Son dönemlerin en tartışmalı kanunlarından biri olan İstanbul Sözleşmesinin temel dayanağı olan ve 1985 yılında Türkiye'de kabul edilen Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi olan CEDAW, ülkemizde kabul edilerek Anayasaya konulmasının üzerinden 35 yıl geçti mağduriyetler katlanarak devam etti.

Aile İfsadının Başlangıç Noktası CEDAW Anlaşmasının 35. Yılı

Son dönemlerin en tartışmalı kanunlarından biri olan İstanbul Sözleşmesinin temel dayanağı olan ve 1985 yılında Türkiye'de kabul edilen Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi olan CEDAW, ülkemizde kabul edilerek Anayasaya konulmasının üzerinden 35 yıl geçti mağduriyetler katlanarak devam etti.

​BM Genel Kurulunda 1979 yılında kabul edilen Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi olan CEDAW, Türkiye’de 25 Haziran 1985’te resmi gazetede yayımlanarak kabul edildi.

CEDAW Sözleşmesinin Türkiye’de kabul edilmesinin yıl dönümüne ilişkin yazlı bir açıklama yapan Türkiye Aile Meclisi, söz konusu sözleşmenin sonradan uygulamaya konulan ve aileyi, toplumu ifsat eden birçok yeni uygulamaya zemin hazırladığına dikkat çekti.

“CEDAW dayatması anayasaya bile girmiştir”

Eşitlik kavramının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ile BM kaynaklı CEDAW Sözleşmesi içeriğinden geldiği ve Türkiye mevzuat sistemini Anayasa’dan başlayarak kökten değiştirdiğine dikkat çekilen açıklamada, “Gerek eski Türkiye Medeni Kanunu’nda ve gerekse eski Türkiye Ceza Kanunu’nda kadın erkek arasındaki eşitliği bozucu hükümler ‘ayrımcılık’ yaklaşımı nedeniyle mülga edilmiş, yeni TMK, TCK mevzuatları çıkarılmıştır. CEDAW dayatması anayasaya bile girmiştir. CEDAW ve İstanbul Sözleşmesi’nde ‘kadına yönelik pozitif ayrımcılık’ uygulamalarının Anayasa’ya veya hukukun üstünlüğüne aykırı olduğunu dile getirilememektedir.” denildi.

“İnsanlığımızı, ailemizi, geleceğimizi korumak için varoluş savaşı vermeliyiz”

Anayasanın 10’uncu maddesine göre kadın erkek eşitliğini gerçekleştirmek için alınacak tedbirlerin, eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamayacağı, kadın lehine ayrımcılığın hükme bağlandığı ve anayasaya aykırı olmadığı vurgulanan açıklamada, “Küresel şer güçlerinin aileyi yok etme savaşına karşı el birliğiyle insanlığımızı, ailemizi, geleceğimizi korumak için varoluş savaşı vermeliyiz.” ifadelerine yer verildi.

“1982 Anayasa’sı AİHS-CEDAW esaslarını gözeterek kaleme alınmıştır”

İstanbul Sözleşmesi'nin şiddeti önleme maskesiyle şiddet ürettiği, CEDAW’ın ise ayrımcılık iddiasıyla kadın erkek savaşı var yalanıyla ayrımcılığı körüklediği belirtilen açıklamanın devamında şunlar kaydedildi: “Ayrımcılığı önleme hükümlerine ve gerekse AİHS’in 14. Maddesindeki “Ayrımcılık Yasağı” ilkesi tuzaklarına dikkat etmek gerekir. CEDAW, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 1979 yılında kabul edilmiş, 1981’de yürürlüğe girmiştir. Türkiye, 12 Eylül 1980 ihtilali süreci ile devletin en temel yasasını Avrupa ve BM tarafından belirlenen hak, özgürlük kriterlerine bağlanarak belirlemeyi hedeflemiştir. Bu kapsamda 1982 Anayasa’sı, AİHS-CEDAW esaslarını gözeterek kaleme alınmıştır. AİHS ise 04 Kasım 1950 tarihinde Roma’da kabul edilmiş, 03 Eylül 1953 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye Sözleşmeyi, 04 Kasım 1950 tarihinde imzalamış ve 10 Mart 1954 tarih ve 6366 sayılı Kanun ile onaylamış, Avrupa Konseyi tarafından üyelik 18 Mayıs 1954 tarihinde yürürlük kazanmıştır. Türkiye, 28 Ocak 1987’de AİHM’ne bireysel başvuru hakkını tanımış, Mahkemenin zorunlu yargı yetkisini ise 28 Ocak 1990’da kabul etmiştir. Anlaşılacağı üzere, Türkiye Birleşmiş Milletler-CEDAW ile Avrupa Konseyi-AİHS gibi iki temel sözleşmeyle iç hukukuna küresel etik-norm düzeninden kanun aktarmaktadır. İstanbul Sözleşmesi, gerçekte Türk kadınının ve genişletilmiş kadın figürlerin erkek kimliğinin davranışlarını gözleme, denetleme, engelleme ve cezalandırma kolluğuna dönüştürülmesini hedeflemektedir. Dolayısıyla bu figürle mücadele, etiğe karşı ahlâk esaslı bir aile modeli teklif etmek ve yaşamak olabilir.”

“Süresiz nafaka 2002 yılında yasalaştı”

Süresiz yoksulluk nafakasının da bu süreçten sonra yasalaştığına dikkat çekilen açıklamada, “743 Sayılı Türk Kanunu Medenisi ’nin nafaka başlıklı 144’üncü maddesinde yoksulluk nafakasının bir yıl süreyle verileceğine ilişkin düzenleme 1988 yılında 3444 sayılı kanunun 6’ncı maddesiyle değiştirilerek süresiz hale getirildi. 2002’de yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Yoksulluk Nafakası başlıklı 175’inci maddesinde süresiz nafaka hükmü muhafaza edilmiştir. Bu yasa değişikliği ile 10 gün evli kalıp boşanan kadınlara dahi yoksulluk nafakası bağlanması yolunda karar alınmaktadır.” ifadelerine yer verildi.

“CEDAW dayatmasıyla genç evlilik mağdurlarına verilen cezalar ıslah edilmelidir”

2002 yılına kadar 15 yaşını doldurmuş olanların evlenebileceği hükmünün değiştirilerek 17 yaşını doldurmuş olması şartının getirilmesi hususuna da değinilen açıklamada, genç evlilik mağdurlarının mağduriyetine dikkat çekilerek şu ifadelere yer verildi: “Eski 743 sayılı Medeni Kanun madde 88’de evlenme yaşı erkek için onyedi, kadın on beş yaşını ikmal etmeleri şartını haiz olarak düzenlemişti. Hâkim, fevkalade hallerde ve pek mühim bir sebebe mebni on beş yaşını ikmal etmiş olan bir erkeğin veya on dört yaşını bitirmiş olan bir kadının evlenmesine müsaade edebiliyordu. Yeni 4721 sayılı Medeni kanun ise madde 124’te evlenme yaşını ‘Erkek veya kadın onyedi yaşını doldurmadıkça evlenemez’ şeklinde düzenledi. Yeni Medeni Kanun, hem kadın-erkek cinsleri arasında evlenme yaşı farkını kabul etmemekte hem de kadın-erkek arasındaki olağan evlenme yaşını yükseltmektedir. Oysa Türkiye’de ‘genç yaşta evlilik’ meselesi 1938/2002 arası 63 yıl boyunca uygulanan eski kanun hükümlerine dönüldüğü takdirde büyük oranda çözülecektir. CEDAW dayatmasıyla 18/28Haziran2014 tarihinde çıkarılan TCK 102.103.104.105 deki fıtrata aykırı cezalar ıslah edilmelidir.”