Abdüyaleyl Bin Amrü’s-sakafi

Abdüyaleyl bin Amr bin Ümeyrü’s-Sakafi’nin asıl İsminin Mes’ûd olduğunu, Künyesinin ise: Ebû Amr, veya Ümeyr olduğunu söyleyenler vardır. Ancak, Abdüyaleyl Adıyla şöhret bulmuştur.

Abdüyaleyl Bin Amrü’s-sakafi

Abdüyaleyl Bin Amrü’s-sakafi
عَـبْـدُ يـَا لَـيـلُ بْــنُ عَـمْـرُوالّـثَّــقَــفِـي


 Baba Adı    :    Amr bin Ümerü’s-Sakafi.
 Anne Adı    :    Bilgi yok.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Tâif bölgesinde doğdu Tarih yok.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Bilgi yok.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
 Eşleri    :    Bilgi yok.
 Oğulları    :    Bilgi yok.
 Kızları    :    Bilgi yok.
 Gavzeler    :    Bilgi yok.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Tâifli dir.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    Bilgi yok.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Abdüyaleyl bin Amr bin Umeyrü’s-Sakafi Hevazinler den olub onların reislerindendir.
 Lakap ve Künyesi    :    Mes’ûd bin Abdüyalil diyenler vardır.
 Kimlerle Akraba idi    :    Bilgi yok.


Abdüyaleyl Bin Amrü’s-sakafi Hayatı

Abdüyaleyl bin Amr bin Ümeyrü’s-Sakafi’nin asıl İsminin Mes’ûd olduğunu, Künyesinin ise: Ebû Amr, veya Ümeyr olduğunu söyleyenler vardır. Ancak, Abdüyaleyl Adıyla şöhret bulmuştur. Resûlullâh (s.a.v)’ın Mekke devrinde iken Tâif e yapmış olduğu tebliğ seferinde o gün için islâmiyeti kabul etmemiş, ve, Resûlullâh (s.a.v) ile dalga geçmişti. Öyle ki, O’nu ve azadlı kölesi Zeyd bin Hârise’yi çocuklara taşlatmış, etkili bir kişiydi. Ancak, Hevazin savaşından sonra, Medine’ye bir heyetle gelerek islam dinini kabul etmiştir.

Kendisi, Beni Sakıflar’ın reislerinden bir idi. Hangi tarihte ve nerede doğduğu, ve hangi tarihte ve nerede vefat ettiği kesin olarak belli değildir. Âile bireyleri hakkında da yeterli bilgi yoktur.

Beni Sakıflar, Resûlullâh (s.a.v)’ın dedelerinden Adnan’ın soyundan gelen Hevazin oymaklarındandır. Bunların babaları, Kasiy bin Münebbih-’in asıl adı Sakif olduğundan, bu isimle anılmışlardır. Sakıfların Adnan’a kadar baba ve Ataları şöyle sıralanır:

Sakıf Kasiy bin Münebbih bin Bekir bin Hevazin bin Mansur bin İkrime bin Hasafa bin Kays-ı Aylan bin Mudar bin Nizar bin Maad bin Adnan.

Sakıflar: Beni Mâlik, ve Ahlaf diye ikiye ayrılırlar.

Beni Malikler; Sakif’in oğlu Cüşem’in oğlu Hutayt’ın oğlu Mâlik’in soyundandırlar. Sakif’in diğer oğlu Avf’ın oğulları Sa’d ve Gıyere’nin soyun dan gelen Beni Sa’d ve Beni Gıyerelere de Ahlaf denir.

Resûlullâh (s.a.v) Mekke’yi feth ve Hevazin ordularını mağlub ettik-ten sonra, Ci’râne’ye gelen Hevazin temsilcilerine:

      “-Mâlik bin Avf, ne yapıyor?”diye sormuş.

Temsilciler ise şöyle cevab vermişlerdi.:

      “-O kaçıb Tâif kalesine girdi. Şimdi Sakıfların yanında bulunuyor!”

Resûlullâh (s.a.v)’de:

      “-Mâlik bin Avf’a haber veriniz ki; eğer, Müslüman olur, yanıma gelirse kendisine ev halkını ve malını geri verir, ayrıca da, yüz deve ihsan ederim!” buyurmuştu.

Mâlik bin Avf, Resûlullâh (s.a.v)’in kendisi için yaptığı vaâ’d leri ve kavmi hakkında yapılanları haber alınca devesine bindi, Ci’rane’de veya Mekke’de iken, Resûlullâh (s.a.v)’in yanına gelerek, hemen Müslüman oldu. Resûlullâh (s.a.v), ona ev halkıyla mallarını geri verdi, ve ayrıca ona yüz deve ihsan ettiler. Kendisini, kavminden Müslüman olan kabilelere Sümâle, Selime ve Fehm kabilelerine mesul vali ve kumandan tayin etti. Bu Kabileler, Taif çevresinde oturmakta idiler.

Mâlik bin Avf:

      “-Yâ Resûlallâh! Senin için, ben, Sakıflıların hakkından gelir, kendi-leri, Sana Müslüman olarak gelinceye kadar yaylım hayvanlarının üzerine baskınlar yaparım!”dedi.

Kendisine bağlı kabileleri yanına alarak, müşrik olan kabilelerle, hususen Sakıflılarla savaştı. Onlara baskınlar yaptı. Sakıflıların sağmal develerini, Taif surlarının dışındaki yaylımlara çıkarmaz etti. Dışarı çıkan hayvanlarını ise baskın yapıp ele geçirmekte adamları da, öldürmekte idi. Taiflilerin yaylımlarına yaptığı bir sabah baskınında, bin baş davarlarını ele geçirmişti. Mâlik bin Avf’ın baskınları, Sakıflılara çok güç ve sıkıcı gelmeğe başlamıştı.

Sakıflıların Reislerinden, Beni İ’laclar’ın kardeşi Amr bin Ümeyye bin Vehb bin Muattib aralarında geçen ve hoşa gitmeyen bir hadiseden dolayı Abdü Yaleyl bin Amir’e küsmüştü. Kendisi Arabların en zeki ve cin fikirlilerindendi. Amr bin Ümeyye bir gün öğle vakti, Abdü Yaleyl’in evine gitti. Evin avlusuna girince ona:

      “-Amr bin Ümeyye, senin için, yanıma çıksın diyor!”diyerek birisi ile, içeriye haber gönderdi. Amr bin Ümeyye’nin elçisi, Abdü Yaleyl’in yanına vardığı zaman:

      “-Yazıklar olsun sana! Seni, bana Amr mı gönderdi?”diye sordu.

Elçi:

      “-Evet! İşte, kendisi orada, evinizin avlusunda dikiliyor!”dedi.

Abdüyaleyl, onunla barışmak ister, fakat, onun ayağına kadar git-meyi uygun görmezdi. Abdü Yaleyl, kendi kendine:

      “-Ben, Amr’ın bu şeyi yapacağını sanmaz ve ummazdım. Amr, böyle bir şeyi yapmaktan kendisini Muhakkak alıkordu?”diye söylendi.

Amr bin Ümeyye’nin yanına gidib onu görünce de:

      “-Merhaba! Hoş geldin!”dedi.

Amr bin Ümeyye:

      “-Bizim başımıza öyle bir iş gelmiş bulunuyor ki ondan uzaklaşmak, mümkün değildir. Şu Zat’ın işi, olduğu ve seninde gördüğün, bildiğin gibidir Bütün Arablar, Müslüman oldular. Sizde, onlarla savaşmağa day-anabilecek güç yoktur. Bizler, şu kalemizin içine sığınmış bulunuyoruz. Amma, tabii ki burada temelli kalamayız. Çevremizdekiler ise, tamamıyle yenilgiye uğramışlardır. Bu durumda, bizden her hangi birisinin şu kale-mizden bir karış bile ayrılabileceğinden emin değiliz. Artık işinizi, aranız-da iyice düşününüz, taşınınız!”dedi.

Abdüyaleyl:

      “-Vallâhi, benim görüşüm de, senin görüşün gibidir. Senin, yanıma gelib açtığın bahsi ben gelib sana açmağa güc yetiremedim. Bilgi, tedbir ve isabetli görüş sende ve senin elindedir!”dedi.

Bu sözler üzerine, Sakıflılar, durumu aralarında konuştular ve birbir-lerine danıştılar. Çevrelerinde bulunan Arablarla da savaşmağa güçleri bulunmadığı görüşüne vardılar. Birbirlerine şöyle dediler:

      “-Sizin için, artık, can mal ve yol emniyeti kalmadığını, sizlerden kim dışarı çıksa, onun, muhakkak yakalandığını görmüyor musunuz?”

En sonunda, Resûlullâh (s.a.v)’e, elçi olarak gönderdikleri Urve bin Mes’ûd gibi, birisini elçi olarak göndermeye karar verdiler.

      “-Reisiniz, Abdüyaleyl’i gönderiniz!”dediler.

Abdüyaleyl ile konuşmağa gittiler.

Abdüyaleyl, Urve bin Mes’ûd ile yaşıt idi. Resûlullâh (s.a.v)’e elçi olarak gitmesini ona teklif ettiler. Abdüyaleyl, bunu yapmaktan kaçındı. Müslüman olarak geri döndüğü zaman Urve bin Mes’ûd’a yapıldığı gibi, kendisine de yapılacağından korktu. Zira: kabilesi onu öldürmüştü.

      “-Yanımda bir takım adamlar gönderilmedikçe, ben bu işi yapıcı değilim!”dedi.

Bunun üzerine Sakıflılar, Abdü Yaleyl’den başka Beni Ahlaf’dan iki, Beni Malik’den üç kişi ki; toplam altı kişi oluyorlardı. Bu heyeti gön-dermeyi kararlaştırdılar. Gönderilecek olanların isimleri şöyleydi:

1-Abdüyaleyl

2-Hakem bin Amr, bin Vehb, bin Muattib.

3-Şurahbil bin Gaylan, bin Selime.

4-Osman bin Ebû’l-Âs (Beni Malik’ler den olub Yesar’ın kardeşidir)

5-Evs bin Avf (Beni Sâlim bin Avf’ın kardeşidir)

6-Numeyr bin Hareşe (Beni Hârisler’in kardeşidir)

Bunlardan ilk üçü Ahlaf’dan, yani Urve bin Mes’ûd (r.a)’ın cemâat-inden, son üçü de Beni Mâlikler den idiler.

Sakıf heyetinin on kişiden fazla olduğu, yukarıda isimleri sıralanan altı kişinin Reis mevkiinde bulunduğu da rivayet edilir.

Aşağıdaki zatlar da Sakıf heyetine dahildi:

7-Süfyan bin Abdullah.

8-Kinâne bin Abdüyaleyl.

9-Rebia bin Abdüyaleyl 10-Evs bin Huzeyfe.

Sakıf heyetinin başkanı ve işleri çekib çeviren ise; Abdüyaleyl idi. Sakıf temsilcilerinden, Urve bin Mes’ûd (r.a)’a yapılanın kendilerine de yapılabileceği korkusuyla, kalbi burkulmadan yola çıkanı yoktu! Fakat, heyetten her biri, Taife döndüğü zaman, kendi cemaâti ile meşğul olacak, her biri, kendi cemaâtini yumuşatacak işleri kolaylaştıracaktı. Sakıf heyeti Medine’ye yaklaşınca, Medine’deki, Kanat Vadisi’ne indiler.

Sakıf heyetinin Medine’ye gelişi, Hicretin 9. yılının Ramazan ayında olub, Resûlullâh (s.a.v)’in Tebük Seferi’nden dönüşüne rastlar. Heyet, Kanat Vadi’sine inince, orada dağınık bir halde yayılan develer buldular.

İçlerinden birisi Sakıf heyetine:

      “-Develeri yayan şu kişiye, develerin kime aid olduğunu sorsak, her halde, bize Muhammed’in haberinden bir şeyler haber verir?!”dedi.

Osman bin Ebi’l-Âs’ı develeri yayan kişinin yanına gönderdiler. Osman bin Ebi’l-Âs, Sakıf heyeti arasında yaşça en küçüğü, en genci idi. Osman bin Ebi’l-Âs, orada, Muğire bin Şu’be ile karşılaştı. Kendisi, Resûlullâh’ın ve ashabı’nın binilecek develerini otlatmakta idi. Üzerlerine binilecek develerini nöbetle otlatma vazifesini tüm Ashab almışlardı. Muğire bin Şu’be (r.a), onlarla görüşünce, develeri yanlarına bırakarak Sakıflıların geldiklerini Resûlullâh’a müjdelemek için koşa koşa gitti.

Mescid’in kapısına varınca; Resûlullâh (s.a.v)’ın yanına girmeden önce, Hz.Ebû Bekr (r.a)’a rastladı. Sakıflı’lardan, binitli bir kafilenin, Resûlullâh’ın koşacağı şartlar dairesinde bey’at edib Müslüman olmak ve kavimleri, yurdları ve malların hakkında da Resûlullâh (s.a.v)’e bir yazı yazdırmak, arzusuyla geldiklerini ona haber verdi.

Ebû Bekr (r.a), Muğire’ye:

      “-Sana, Allâh aşkına yemin verdiriyorum! Lütfen önüme geçme de bu güzel haberi Resûlullâh (s.a.v)’e, ben eriştireyim!”dedi.

Muğire bin Şu’be öyle yaptı. Ebû Bekr (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’ın yanına sevinçle girdi. Sakıflıların geldiklerini Resûlullâh (s.a.v)’e haber verdi. Sakıflıların gelişleri Resûlullâh (s.a.v)’i de çok sevindirdi. Hz.Ebû Bekr’den sonra Muğire bin Şu’be de seviçli olarak Resûlullâh (s.a.v)’in yanına girdi, ve şöyle dedi:

      “-Yâ Resûlallâh! Kavmim Sakıflılar, kendilerine koşacağın şartlar dairesinde İslâmiyete girmek ve kavimlerinden arkalarında bulunan kim-seler ve yurtları hakkında bir yazı yazdırmak arzusu ile gelmişlerdir!”

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Ben, istedikleri her şartı, ve her yazıyı, hiç kimseye vermediğimi kendilerine vereceğim. Onlara müjdele!”buyurdular.

Muğire bin Şu’be, Resûlullâh (s.a.v)’in Sakıf temsilcileri arasındaki buyruklarını haber vermek ve müjdelemek için hemen yanlarına döndü. Öğle vakti, onlarla birlikte dinlendi. Resûlulâh’ı nasıl selâmlayacaklarını onlara öğretti. Sakıf Temsilcileri Muğire’nin selâmlamadan başka herbir tavsiyesini yerine getirdiler.

Medine’ye inib de, Mescid’e Resûlullâh (s.a.v)’in yanına girdikleri zaman, Resûlullâh’ı Muğire’nin öğrettiği selâmla değil de kendilerinin cahilliyye devri selâmı ile selâmladılar.

      “-En’im sabâhan! Veya; “-Amme sabâhen!”dediler.

Mescide girdikleri zaman Müslümanlar şöyle dediler:

      “-Yâ Resûlallâh!Onlar, müşrik oldukları halde, Mescid’e girdiler!?”

Resûlullâh (s.a.v)

      “-Yer yüzü hiçbir şeyden kirlenmez!”buyurdular.

Muğire bin Şu’be:

      “-Yâ Resûlallâh! Kavmimi, benim evime indir de, onları ben ağırla-yayım. Çünkü, benim, onlara karşı işlenmiş olan bir suçum var!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Kavmini ağırlamandan, seni men edici değilim. Fakat, ben onları, Kûr’ân dinleyebilecekleri bir yere indireceğim! Bununla birlikte, senin, kavmini ağırlayabileceğinden de pek emin değilim?!”buyurdular.

Sakıf heyetinden Osman bin Ebi’l-Âs’ın bildirdigine göre:

Resûlullâh (s.a.v), Sakıf heyetini, kalbleri yumuşasın diye Mescid’e indirmişti. Resûlullâh (s.a.v), Sakıf temsilcileri için Mescid’in bir tarafına hurma dallarından üç tane çadır kurdurdu. Sakıf temsilcileri Muğire’nin Baki’ mevkiindeki evinde ağırlandı.

Evs bin Huzeyfe der ki:

“-Sakıflılardan Resûlullâh’ın yanına gelib Müslüman olan heyetin içerisinde ben de bulunuyordum. Resûlullâh (s.a.v)’e ait çadıra inmiştik. Rasûlullâh, evler ile Mescid arasında yanımıza gider gelirdi. Yatsı namaz-ını kıldıktan sonra yanımıza döner, bizim ile konuşmadan ve Kureyşiler-den, Mekkeliler’den şikâyetlenmeden yanımızdan ayrılmaz, sonra da:

      “-Mekke de iken bize asla hiç eşidlik yoktu. Hep hor, hâkir ve zaif görülürdük. Medine’ye çıkıb gittigimiz zaman ise, savaş, kâh lehimizde, kâh âleyhimizde neticelenirdi!”buyururdu.

Sakıf temsilcileri geceleyin okunmakta olan Kûr’ân-ı Kerim Âyet ve Sûreleri’ni ve Ashâb’ın Teheccüd namazında okuduklarını dinlemekte, Müslümanların beş vakit namazlarında nasıl saf oluşlarını seyr etmekte ve Muğire’nin evine dönmekte idiler. Sakıf temsilcileri Müslüman olunca ya kadar, Resûlullâh (s.a.v)’in gönderdiği yemekleri Resûlullâh (s.a.v) veya Resûlullâh (s.a.v) ile kendileri arasında gelib giden kâtib Hâlid bin Said, bin Âs (r.a) yemedikçe, yemiyorlardı. Yemeklerini yedikten ve ellerini yüzlerini yıkadıktan sonra orada istedikleri kadar kalmakta idiler.

Sakıf temsilcileri, Resûlullâh (s.a.v)’in hutbesini dinleyib, hutbe de kendisini andığını işitmeyince:

      “-Kendisinin Resûlullâh olduğuna şehadet etmemizi bize emr ediyor da, kendisi hutbesinde buna şehadette bulunmuyor!?”dediler.

Resûlullâh (s.a.v), onların bu sözlerini işitince şöyle buyurdular:

      “-Ben, kendimin Resûlullâh olduğuma şehadet edenlerin ilkiyim!”

Sonra, kalkıb hutbesini irad ve hutbesinde Kendisinin, Resûlullâh olduğuna şehâdet getirdiler.

Sakıf temsilcileri bu hal üzere günlerce kaldılar, ve hergün sabah-leyin Resûlullâh’ın yanına uğradılar. Sakıf temsilcileri her yanına gelib gittikçe, Resûlullâh (s.a.v)’de, onları Müslüman olmaya davet ediyordu. En sonunda Abdüyaleyl:

      “-Sen, hakkımızda ki kararını versen, bizde artık, ev halkımıza ve kavmımıza dönsek olmaz mı?”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Olur! Eğer, siz İslâm olduğunuzu ikrar ederseniz, sizin hakkınızda kararımı veririm. Aksi taktirde, ne bir karar verilir, ne de sizinle aramızda bir sulh ve barış olur!”buyurdu.

Sakıf heyetinden Osman bin Ebi’l-Âs’ın bildirdiğine göre:

“-Sakıf temsilcileri, Sakıflılar’ın:

1-Savaş için toplanmamalarını,

2-Uşr vergisi ile mükellef tutulmamalarını,

3-Namazla mükellef tutulmamalarını

4-Kendilerine kendilerinden başkasının, üzerlerine Amir veya Vali tayin edilmemesini şart koştular.

Resûlullâh (s.a.v):

“-Sizler, ne savaş için toplanacaksınız,

Ne Uşr vergisiyle mükellef tutulacaksınız,

Ne de üzerinize sizden başkası Amir veya Vali tayin edilecektir.

Fakat, namazdan muaf tutulmağa gelince: içinde namaz bulunmayan dinde hayr yoktur!”buyurdu.

Sakıf temsilcileri:

      “-Yâ Muhammed! Bizim için bir küçüklük ve eksiklik olsa’da, bu isteğini yerine getireceğiz! Namaz kılacağız, orucu da, tutacağız!”dediler.

Eshabdan Câbir bin Abdullah’ın bildirdiğine göre:

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Onlar, Müslüman oldukları zaman, zekatı da, verecekler, savaşa da gideceklerdir!”buyurmuştur.

Abdü Yaleyl:

      “-Zina hakkında ne buyurursunuz? Biz, ergen ve yurdundan uzak düşen bir kavimız. Biz, bundan ne geri durabilir ne de, her hangi birimiz ergenliğin şiddetine dayanabilir?”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

“-Zina, Allâh’ın Müslümanlara kesin haram kıldığı şeylerdendir. Zira; yüce Allâh şöyle buyurur:

      “-Zinaya yaklaşmayınız! Çünkü o hiç şübhesiz utanmazlıktır. Kötü bir yoldur.!” Âyetini okudu. 1

Abdü Yaleyl:

      “-Riba, faiz hakkında ne buyurursun?”diye sordu.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Riba, faiz, haramdır!”buyurdu.

Abdü Yaleyl:

      “-Bizim mal ve servetimizin hepsi riba ve faizdir!” dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

“-Mal ve servetlerinizin ana sermayeleri helal olarak sizindir. Zira,

Yüce Allâh, şöyle buyurdu:

      “-Ey iman edenler! Gerçek Mü’minler iseniz Allâh’dan hakkı ile korkunuz! Faiz’den henüz alınmamış kalanı bırakınız almayınız!” 2

Abdü Yaleyl:

      “-Şarab ve içki hakkında ne buyurursun? Biz, onu üzümlerimizden sıkarız. Biz ondan ayrılamayız!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Şüphe yok ki: Yüce Allâh, onu da, haram kılmıştır!”buyurdu ve bu husustaki ayeti okudu:

      “-Ey iman edenler! Şarab, içki kumar tapılan dikili taşlar, fal okları, ancak şeytan’ın amelinden birer murdardır. Bunun için, bunlardan kaçınınız ki kurtuluşa eresiniz!” 3

Sakıf temsilcileri, hemen kalkıverdiler bu meseleleri kendi araların-da birbirleriyle görüşüb konuşmak için bir köşeye çekildiler.

Abdüyaleyl:

      “-Yazıklar olsun size! Biz, şu üç şeyin yasaklığıyla kavmimize döne-ceğiz amma, vallâhi, Sakıf halkı, hiç bir zaman şarab’dan hiç bir zaman zina’dan mahrum kılınmağa dayanamıyacak katlanamayacak tır!”dedi.

Süfyan bin Abdullah:

“-Be adam! Eğer, Allâh, bir kimsenin hayrını murad ederse o adam bunlara dayanır ve katlanır! Resûlullâh’ın yanındaki şu kişilerde vaktiyle bunlara düşkün idiler. Fakat, üzerine düştükleri o kötülükleri bıraktılar ve bunda, sabr ve sebat gösterdiler. Bununla birlikte, biz, şu Peyğamberden korkuyoruz! Kendisi, her yeri basmış, ve yenmiş bulunuyor. Biz ise; yer yüzünün bir köşesinde kale içerisine kapanmış bulunuyoruz.

İslâmiyet, çevremizde tamamen yayılmıştır. Vallâhi, O, kalemizin üzerine yürümeğe kalkacak olursa, biz, bir ayda, muhakkak açlıktan ölürüz! Ben, Müslüman olmakdan başka hiçbir çare göremiyorum! Ben, Mekke’nin karşılaştığı gün gibi bir gün ile bizimde karşılaşacağımızdan korkuyorum!”dedi.

Ötekiler de birbirlerine:

      “-Yazıklar olsun size! Biz, O’na karşı koyub da Mekke’nin karşılaş-tığı gün gibi bir günle karşılaşmaktan korkuyoruz! Gidib, O’nun istediği şeyler üzerinde yazışma yapalım!”diyerek Resûlullâh’in yanına vardılar:

      “- Senin istediğin şeylere Evet! Fakat, Lât putu Rabbe, hakkında ne buyurursun? Onu, ne yapacağız?”dediler.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-O, yıkılacaktır!! Onu, yıkacaksınız!”buyurdular.

Heyet başkanı Abdü Yaleyl:

      “-Çok uzak! Hiç olmayacak bir şey!! Eğer, Rabbe, bizim, kendisini yıkmaya niyet edib, yıkacağımızı ögrenecek olursa, bizim ev halkımızı öldürür! Kendisini, Senin yıkmak istediğini öğrenecek olursa, senin ev halkını da öldürür!”dedi.

Orada bulunan Hz Ömer (r.a) dayanamadı:

      “-Yazıklar olsun sana Ey Abdüyaleyl! Sen ne kadar cahilsin! Rabbe putu hiç şübhesiz, kendisine tapanı da tapmayanları da bilmeyen bir taş parçasıdır!”dedi.

Abdüyaleyl:

      “-Yâ Ömer! Ey ibn-i Hattab! Biz, sana gelmedik ki?”dedi.

Nihayet, Sakıf temsilcileri Müslüman oldular. Resûlullâh (s.a.v) Hâlid bin Said bin Âs’ın kendi el yazısı ile onlar için, Resûlullâh tarafından diye uzun uzadıya bir ferman yazdırdı.

“-Bismillâhirrahmanirrahim:

Bu, Allâh’ın Rasülü Muhammed’ın, Sakıflılar için yazısıdır:

O, yazıdır ki: Sakıflılar, haklarındaki bu Sahife’de yazılı olduğu üzere, hem kendisinden başka İlâh bulunmayan Allâh’ın himâyesinde hem de Allâh’ın Resûlü Muhammed bin Abdullah’ın himâyesindedirler. Onların, vâdilerinin tümü haram ve muharremdir: Oranın, dikenli ağacına, avına dokunulmaz! Orada, zülum, hırsızlık ve kötülük yapılmaz! Vecc Vâdisi’ne sahib olmaya Sakıflılar, herkesten daha lâyık ve haklıdırlar. Onların, ne Taif şehrinden geçilecek, ne de Müslümanlardan hiç biri üzerlerine varıb kendilerine ğalebe çalmağa kalkacaktır. Sakıflar, Taif şehirlerinde ve vâdilerinde istedikleri bina ve başka şeyleri kuracaklardır.

Onlar, ne savaş için toplanacaklar, ne A’şar vergisi ile mükellef tutu-lacaklar, ne de mal ve canlarından dolayı hoşlanmadıkları bir şeyle karşı-laşacaklardır. Onlar, Müslümanlardan bir cemâat olarak, Müslümanların dileyib girdikleri yerlerden her nereyi isterlerse, oraya serbestçe girebileceklerdir. Esirlerden, kendilerine aid olanlar, yine kendilerinindir.

Çünkü, onlar, kendi esirleri hakkında, dilediklerini yapmaya, başkalarından daha lâyık ve daha haklıdırlar. Onlar, ödenmesi gereken borçlarından vâdesi dolmuş bulunanların faizlerinden, Allâh tarafından, kurtarılmış ve berâet ettiril-miştir. Ödenmesi, gereken borçlarından vâdesi Ûkaz panayırı zamanını aşanların, Ûkaz panayırı zamanına kadar yalnız ana paraları ödenecektir.

Sakıflıların Müslüman oldukları gün, defterlerinde yazılı halk üzer-indeki borçlardan alacakları, kendilerine aiddir. Yine Sakıflıların halk üzerindeki emânetleri, ister mal, ister yararlanılmak üzre emânet edilmiş canlı olsun, zayi’ edilmiş bile olsa, onlar, muhakkak, sahiblerine ödene-cektir. Sakıflılardan, muahede de bulunanlara verilmiş olan Emân te’mi-nâtı, onlardan bulunmayanların, canları ve malları için de verilmiştir. Onların, Liyye’deki malları da, Vecc Vâdisi’ndeki malları gibi aynen korunacaktır. Sakıflıların andlaşmalarından veya yabancı tüccarlardan Müslüman olanlar hakkında da, Sakıflılar gibi işlem yapılacaktır.

Kim, Sakıflıların mallarına, canlarına, el, dil uzatmaya veya onlara zulüm ve haksızlık etmeye kalkacak olursa, ona, asla itâat edilmeyecektir. Zâlimlere karşı, Resûlullâh ve Mü’minler, Sakıflılara yardım edecektir. Sakıflıların, yanlarına girmelerini istemediği kimseler, onların yanlarına giremeyecektir. Çarşı, Pazar, ve evlerin önlerinde kurulacak, satışlar, oralarda yapılacaktır.

Sakıflılara, kendilerinden başkası, Amir ve Vâli tayin olunmayacak, Beni Mâliklerin Vâlileri kendilerinden, Ahlaf’ın Vâlileri de, kendilerinden seçilib tayin olunacaktır. Kureyşilere aid olub Sakıflıların suladıkları her üzüm bağından çıkacak olan mahsulün yarısı, sulayana aid olacaktır. Sakıflılara aid olan ve ödenmesi gereken borçlara faiz ödenmeyecektir. Borçlular, borçlarını ödeme imkânını bulurlarsa, ödeyeceklerdir. Şayet, ödemeye imkân bulamazlarsa, vâde, ertesi yıl Cümadiyel’ûlâ ayına kadar uzatılacak, ertelenecektir.

Borcunun vâdesi dolduğu halde, onu, ödemeye yanaşmayan kimse, Fâizci gibi olmuş günaha girmiş olur. Sakıflıların halk üzerindeki borçlar-dan alacaklarına gelince, ana paralarından başkası kendilerinin hakkı değildir. Sakıflılara aid esirlerden her hangi birini, sahibi, satmak isterse, satabilir. Satılmayanlar, için kurtulmalık, iki cinsten: yarısı, dört, yarısı da üç yaşına basmış olmak üzre altı devedir ki bunlar, iyi ve semiz olacaklar-dır. Bir şeyi satın almış bulunan kimse için, onu satmak hakkı da vardır!”

Resûlullâh (s.a.v), Sakıflılar için Hâlid bin Said bin Âs’a yazdırıb Nümeyr bin Hareşe’ye verdiği yazısında da:

      “-Onlar için, Yüce Allâh’ın himayesi ve Muhammed bin Abdullah’ın himayesi vardır!”buyurmuştu.

Sakıf temsilcilerinin, kendilerine aid Vecc Vâdisini dokunulmaz ve yasak bir bölge haline koymasını dilemeleri üzerine, Resûlullâh (s.a.v), bu hususta onlar için ayrıca bir yazı yazdırdı.

Resûlullâh (s.a.v) bu yazısında da şöyle buyurdular:

Bismillahirrahmanirrahim:

“-Bu, Allâh’ın Resûlü Muhammed’den Mü’minlere yazısıdır. Vecc Vâdisi’nin ne dikenli ağaçları kesilecek, ne de avları avlanacak öldürüle-cek! Orada, böyle bir şey yaparken bulunan kimse, kamçılanacak, kendi-sinin elbisesi de soyulacaktır. Bu yasağı dinlemeyen olursa, kendisi yakalanıb Allâh’ın Resûlü Muhammed’e götürülecektir.

Bu, Allâh’ın Resûlü Muhammed bin Abdullah’ın Emridir. Bunu Allâh’ın Resûlü Muhammed bin Abdullah’ın emriyle Hâlid bin Said, bin Âs yazdı. Hiç kimse, buna aykırı hareket etmesin. Sakıflılar hakkında Allâh’ın Resûlü Muhammed’ın vermiş olduğu emirlere aykırı hareket eden, kendisine kıymış olur!”

Resûlullâh’ın Sakıflar için yazdırdığı bu sahifenin bir nüshasına şehâdet yerine Ali bin Ebi Talib, Hasan bin Ali, Hüseyin bin Ali, Şâhid olarak yazıldı.

Vecc Vâdisi, aslında haram ve yasak bölge idi. Nitekim, Resûlullâh, Hicretin sekizinci yılında Sakıflıları Taif’de kuşatmadan önce, Vecc Vâdisi’nde bir sidre ağacının altında durub vâdiye göz gezdirdikten sonra:

      “-Hiç şübhesiz, Vecc Vadisi’nde av avlamayı ve onun dikenli ağaçla-rını kesmeyi, Allâh, haram ve yasak kılmıştır!”buyurmuştu.

Resûlullâh (s.a.v), Vecc Vâdisi korusuna, Sa’d bin Ebi Vakkas’ı korucu tayin buyurdular.

Sakıf temsilcileri, barış ve yazı işleri tamamlandığı zaman, Rabbe Lât putunun üç yıl müddetle yıkılmayıb geri bırakılmasını Resûlullâh’dan istediler. Resûlullâh, onların bu dileklerini kabul etmedi.

Sakıf temsilcileri:

      “-İki yıl, geri bırak!”dediler.

Resûlullâh, yine kabul etmedi.

Sakıf temsilcileri:

      “-Bir yıl, geri bırak!”dediler.

Resûlullâh, yine kabul etmedi.

Sakıf temsilcileri:

      “-Taif’e vardıktan bir ay sonraya olsun bırak!”dediler.

Resûlullâh (s.a.v), Rabbe putunu yıkmak için bir vakit tayinine yanaşmadı. Temsilcilerin, böyle, yıkım işinin geri bırakılmasını ısrarla istemeleri, Sakıf halkının kıt akıllı takımları ile kadınlar ve çocuklarından korktukları içindi. Onlar, kavimlerını, Müslüman oluncaya kadar Rabbe, Lât putunun yıkımıyla heyecana ve korkuya düşürmeyi uygun görmüyor-lardı. Çaresiz kalınca, putlarını, hiç olmazsa, kendi elleri ile yıkmaktan affedilmelerini istediler, ve şöyle dediler :

      “-Biz, Onu, hiç bir zaman yıkamayız! Yıkım işini, Sen üzerine al!”

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Olur! Ben, onu kırmayı ashabıma emr ederim! Ebû Süfyan bin Harb ile Muğire bin Şû’be’yi, onu yıkmak için gönderirim. Putunuzu, kendi elinizle yıkmaktan sizi affediyoruz!”buyurdu.

Kureyş müşrikleri, put olarak Uzzâ’yı kendilerine tahsis ettikleri gibi, Sakıfliler de, Lât’ı kendilerine tahsis etmişlerdi. Kureyşliler, putlar-dan en çok Uzzâ’ya, sonra Lât’a, daha sonra Menât’a tâzim ederlerdi. Lât, Taif’de, dört köşe, beyaz, düz bir kaya olub Taif Mescidinin sol minaresi-nin bulunduğu yerde idi. Önceleri, bir Yahudi, Lât kayasının üzerinde sevik karıştırır hacılara yağ ve süt satardı.

Rivayete göre:

Lât, Sakıflılar dan bilge bir adamdı. Kendisi öldüğü zaman, Amr İbn-i Lüheyy’a haber verildi.

      “-O, ölmemiş, fakat, kayanın içine girmiştir!”dedi.

Ona tapmayı ve üzerine bir bina yapmayı Sakıflılara emr etti:

      “-Rabbınız, şu kayanın içine girdi!”dedi.

Sakıflıların ona tapmaları için, onun üzerine bir de put dikti. Lât, Sakıfların Taif’deki putlarının ismi idi. Lât’ın bakıcısı, Sakıflılardan Attab bin Mâlik oğullarındandı.

Sakıf temsilcilerine İslâm’ın Farzları ve Şeriatı öğretildi. Resûlullâh, Ramazan ayından kalan günlerin orucunu tutmalarını da onlara emr etti. Bilâl-i Habeşi, onların iftarlıklarını yanlarına götürmekte idi. Onlar, bir gün, güneşin daha batmadığını sandılar:

      “-Bu, ancak, Resûlullâh tarafından bize bir imtihandır. İslâmiyet dinine karşı nasıl davranıb yaşadığımızı görmek istiyordur! Ey Bilâl! Daha güneş batmadı!”dediler.

Bilâl-i Habeşi ise:

      “-Resûlullâh (s.a.v), iftar etmedikçe, sizin yanınıza gelmedim!”dedi.

Bunun üzerine, Sakıflılar, Resûlullâh (s.a.v)’ın böyle yapmasından, orucu, açmakta acele edilmesi gerektiğini anladılar.

Sakıf temsilcilerinden birisi der ki:

“-Müslüman olduğumuz ve Ramazan ayının kalan günlerinin orucu-nu Resûlullâh (s.a.v) ile birlikte tuttuğumuz zaman, Bilâl, iftarlığımızı ve sahur yemeğimizi Resûlullâh (s.a.v) tarafından getirirdi. Sahur yemeği-mizi getirince kendisine:

      “-Biz, tanyerinin ağardığını görüyoruz, sanıyoruz!? Yani sahur vakti gecikti sanıyoruz!”derdik.

Bilâl’i-Habeşi ise:

“-Resûlullâh (s.a.v)’i sahur yemeğini yemekte olduğu sırada bırakıb

yanınıza geldim!”derdi.

Bundan da sahurun geciktirilmesi gerektiğini anlardık. İftarlığımızı getirdiği zaman da:

      “-Daha güneşin tamamıyla çekilip gittiğini görmüyoruz!? Yani iftar vakti henüz girmemiş sanıyoruz!”derdik.

Bilâl’i-Habeşi ise:

      “-Resûlullâh (s.a.v), iftar yemeğini yemeğe başlamadıkça, ben size gelmedim!”der. Sonra da elini yemek kabına uzatıb ondan alır, yutardı!”

Sakıf temsilcilerinden Evs bin Huzeyfe de şöyle der:

“-Resûlullâh (s.a.v), bir gece, yatsıdan sonra uzun müddet yanımıza gelmedi:

      “-Yâ Resûlallâh! Neye yanımıza gelmekte geç kaldın?”diye sorduk.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Her gün, Kûr’ân’dan bir Hizb okuyub geçmeyi kendime vazife edinmişimdir. Bunu yerine getirmedikçe, çıkmamak istedim!”buyurdular.

Sabaha çıktığımız zaman, Resûlullâh’ın ashabına sorduk:

      “-Siz, Kûr’ân-ı, nasıl hizbleyib okursunuz?”dedik.

      “-Biz, her üç sûreyi, her beş sûreyi, her yedi sûreyi, her dokuz sûreyi, her onbir sûreyi, her onüç sûreyi ve Kaf sûresine kadar da Mufassal (yüzden ay âyetli olan Mesâni sûrelerini tâkib eden ve araları Besmele ile ayrılıp Uzun, Orta ve Kısa Mufassallar diye üçe ayrılan) sûreleri ayrıca hizblemek üzre hatm edinceye dek hizbler, okuruz!”dediler.

Resûlullâh (s.a.v), Sakıflılara içlerinden en genci ve yaşça en küçük-leri olan Osman bin Ebi’l-Âs’ı onların üzerlerine İmam ve vali tayin etti. Bu da, kendisinin, Sakıf temsilcileri içinde İslâmiyeti ve Kûr’ân-ı Kerim’i öğrenmeye en isteklisi oluşundan Resûlullâh (s.a.v)’ın onda bu özlemi ve düşkünlüğü görüşünden ileri gelmiş idi.

Ve ayrıca Osman bin Ebi’l-Âs kendisi temsilci arkadaşlarından önce, ve gizlice bey’at edip Müslüman olmuştu. Osman bin Ebi’l-Âs’ın bu hali Resûlullâh’ın hoşuna gidiyor ve kendisini seviyordu. İşleri bittiği zaman Sakıf temsilcileri Medine’den ve Resûlullâh’ın yanından ayrılıb, kendi yurdlarına geri dönmeye başladılar.

Sakıf temsilcileri, Sakıflılar’a yaklaştıkları zaman, Abdüyaleyl, arkadaşlarına şöyle dedi:

      “-Ben, Sakıflıları, halkın en iyi bilen, ve en iyi tanıyanıyım dır. Siz, olan bitenleri onlardan, gizli tutunuz. Kendilerini, savaş ve çarpışma ile korkutunuz! Muhammed’in, bizden, büyük ve ağır gördüğümüz bir takım şeyler istediğini, fakat, bizim, onları kabule hiç yanaşmadığımızı, zinayı, şarabı, kendimize yasaklamamızı, mallarımızın faizinden vazgeçmemizi ve Rabbe’yi (Lât’ı) yıkmamızı, bizden istediğini haber veriniz!”dedi.

Daha sonra, kavimleri de kendilerine karşı epey bir mücadele ve itiraz ettikten sonra, neticede hep birlikte Müslüman oldular. 4

Abdüyaleyl hakkında fazla bilgimiz yoktur. Âile bireyleri çocukları ile ilgili olarak malumat verilmemiştir. Ve, nerede hangi tarihte vefat etti, bu hususta da elimizde hiçbir bilgi yoktur.

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.


1- İsrâ-32 
2- Bakara-278 
3- Mâide-90 
4- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-16-300-315