Abdurrahman Bin Semüre

Abdurrahman bin Semüre bin Habib bin Abdi’ş-Şems el-Abşemi. İbn-i el-Kelbi ve bir topluluk onun böyle soy kütüğünü verdi. Zübeyr bin Habib Abdüşems Rabia’yı da nesebine dahil etti. Künyesi Ebû Said olub annesinin ismi; Beni Firâs’dan bint-i Ebi’l Fer’â Harise el-Kinâniyye’dir.

Abdurrahman Bin Semüre

Abdurrahman Bin Semüre
عـَـبْــدُ الــّرَحْــمَــنُ بْــنُ سَــمُــرَة


 Baba Adı    :    Semüre bin Habib bin Abdişşems.
 Anne Adı    :    Erva bint-i Ebi’l Fer’â, el-Kinâniyye’dir.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Tarih yok, Mekke doğumludur.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 50. Miladi 670 yıllarında vefat etti.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
 Eşleri    :    Hind bint-i Ebu’l-As bin Nevfel.
 Oğulları    :    Abdullah, Ubeydullah, Osman, Muhammed, Abdülmelik, ve Şuayb.
 Kızları    :    Bilgi yok.
 Gavzeler    :    Bilgi yok.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Mekkeli dir hicret edemedi.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    14 tane.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Abdurrahman bin Semüre bin Hâbib bin Abdişşems bin Abdimenaf bin Kusay el-Kureyşi el-Abşamiy.
 Lakap ve Künyesi    :    Ebû Said.
 Kimlerle Akraba idi    :    Amr bin Semüre’nin kardeşidir.


Abdurrahman Bin Semüre Hayatı

Abdurrahman bin Semüre bin Habib bin Abdi’ş-Şems el-Abşemi. İbn-i el-Kelbi ve bir topluluk onun böyle soy kütüğünü verdi. Zübeyr bin Habib Abdüşems Rabia’yı da nesebine dahil etti. Künyesi Ebû Said olub annesinin ismi; Beni Firâs’dan bint-i Ebi’l Fer’â Harise el-Kinâniyye’dir. Abdurrah-man bin Semüre’nin kimine göre, adı Abdi Kilâl, kimine göre, Abdi Kelül, Kimine göre Abdü’l-Kâbe idi de, Resûlullâh (s.a.v) onun bu eski isimlerini Abdurrahman olarak değiştirdi. Buhâri der ki:

“-Abdurrahman’ın Resûlulâh (s.a.v) ile sohbeti vardır. Mekke’nin fethi günü Müslüman olmuştur. Tebük Savaşı’nda Resûlullâh ile birlikte bulunmuştur. Daha sonra Irak fetihlerinde de bulundu. Hz.Osman’ın döne-minde Sicistan’ı ve diğer ülkeleri fetheden, sonra da Basra’ya yerleşen odur. Resûlullâh’dan ve Muâz bin Cebel’den rivayet etmiştir. kendisinden, Abdullah bin Abbas, Kattâb bin Umeyr, Hessân bin Kâhil, Said bin el-Müseyyeb, Muhammed bir Sirin, Abdurrahman bin Ebû Leylâ, Hasan el-Basri, Ebû Velid ve kimileri rivayet etmişlerdir.

İbn-i Sa’d der ki:

      “-Abdullah bin Amir onu, Sicistan’da görevlendirmiştir. Horasanda savaşa gitti ve orayı fethetti. Sonra Basra’ya döndü. Basra’daki Sikke bin Semüre adlı kişi ona nisbet edilir. Hicri 50. yılında orada öldü. Birçokları ölüm tarihini böyle kaydettiler. Kimine göre hicri 51. yılda ölmüştür. İbn-i Abdilber bunu kesin bir ifade ile söyledi. Kimisine göre Merv’de vefat etmiştir. Ancak birinci görüş daha doğrudur!” 1

Ebû Said Abdurrahman bin Semüre, bin Habib el-Kureyşi, Mekke-nin fethi sırasında Resûlullâh (s.a.v) tarafından bağışlanan Kureyşliler den (Tuleka) biri olub İslâm’dan önceki adı Abdü Külâl, Abdü Kelül veya Abdü’l-Kâ’be idi. Müslüman olunca Resûlullâh (s.a.v) ona Abdurrahman adını verdi. Daha sonra Tebük Seferi’ne katıldı.

İlk defa akrabası Hz.Osman zamanında idari kademede görev aldı. Irak’ın fethinde katılarak bilhassa Horasan cebhesinde savaştı. Basra genel valisi Abdullah bin Âmir tarafından Hicri 33. Miladi 653-54 yılla-rında Rebi’ bin Ziyâd’ın yerine Sistân valiliğine tayin edildi. Bu sırada Zerenc halkı isyan ederek Rebi bin Ziyâd’ın vekilini nâibini kovunca Abdurrahman sekizbin kişilik bir ordu ile Zerenc’i kuşattı: İki milyon dirheme para ve ikibin köle alarak kale kumandanı ile yeni bir anlaşma yaptı. Aynı orduyla Sistan’a gelen bir grub din bilgini de yerli halka İslâmi esasları öğretmeye başladı.

Abdurrahman daha sonra doğuya seferler düzenledi ve Hindistan yakınlarında Zerenc ile Kiş arasındaki yerleri ve Ruhhac ile Zemindâver arasındaki bölgeyi ele geçirib buradaki putları tahrib etti. Basra’ya geri dönünce Abdullah bin Âmir’in Halife Hz.Ali tarafından azledildiğini gördü. Bunun üzerine Hicri 36. Miladi 657 yılında Cemel Vak’ası’ndan sonra Muâviye’nin saflarına katıldı.

Hz.Hasan ile görüşmek üzere Muâviye tarafından gönderilen heyette o da yer aldı. Hicri 41.Miladi 661 yıllarında Muâviye saltanatını kurunca Abdullah bin Âmir’i tekrar Basra valiliğine tayin etti. Abdurrahman’da Hicri 42.Miladi 662 yılında onun nâibi sıfatıyla emrindeki büyük bir orduyla Sistan’a gitti.

Abdullah bin Hâzim ile beraber Sistan ve Horasan’da İslâm hâkimi-yetini sağlamak için çalıştı. Zerenc’de Hasan-ı Basri’nin üç yıl ders verdi-ği yerde bir Cuma Camii yaptırdı ve Hz.Osman (r.a) devrinde fethedilmiş ancak daha sonra İslâm hâkimiyetinden çıkmış olan toprakları geri almak için teşebbüse geçti.

Bu ğayretleri sonunda Zâbülistan, Ruhhac ve Büst’ü tekrar zabt etti. Bir ay süren kuşatmadan sonra Kâbil’i de ele geçirdi. Bu başarıları üze-rine Muâviye tarafından Sistan valiliğine tayin edildi. Muâviye Hicri 45. Miladi 665 yılında İbn-i Âmir’i ondan bir ay sonra da kendisini görevden alınca Basra’ya döndü ve beş yıl sonra orada vefat etti. Cenâze namazını Ziyâd bin Ebih kıldırdı.

Abdurrahman bin Semüre, son derece cesur ve mütevazi bir kuman-dandı. Doğrudan Resûlullâh’dsn ve Muâz bin Cebel’den hadis rivâyet etmiştir. Bilhassa, İslâm ahlâk ve hukukunun temel prensibinden sayılan:

      “-Sakın kimseden riyâset isteme. Eğer istediğin üzerine sana riyâset verilirse, istediğin şey ile baş başa bırakılırsın. Allâh’ın yardımına mazhar olamazsın. Eğer istemeden sana riyâset verilirse, o zaman Allâh’dan yar-dım görürsün. Bir de bir şeye yemin ettikten sonra başka bir davranışı daha hayırlı görürsen, yeminin için kefâret ödeyip hayırlı olanı işle!”

Meâlindeki hadisin hem muhatabı hem de râvisi olarak şöhret bulmuştur. Rivâyet ettiği ondört hadisin üçü Buhâri ile Müslim’de ikisi de sadece Müslim’de bulunmaktadır. Kendisinden de Abdullah bin Abbas, Said bin Müseyyeb, Muhammed bin Sirin, Abdurrahman bin Ebû Leylâ ve Hasan-ı Basri gibi sahâbi ve tabiiler hadis rivâyet etmişlerdir. 2

Abdurrahman bin Semüre (r.a)’den demiştir ki:

“-Resûlullâh (s.a.v)’ın sağlığında ben ok atarken birden bire güneş tutuldu. Hemen okları yere attım ve kendi kendime:

      “-Güneş tutulması, bugün Resûlullâh (s.a.v) neler yaptıracak bakaca-ğım!”deyip doğru O’na gittim.

Resûlullâh (s.a.v) ellerini kaldırmış tesbih, tahmid ediyor, tehlil geti-riyor ve dua ediyordu. Bu, dua hali güneş açılıncaya kadar devam etti. Resûlullâh (s.a.v) iki sûre okudu ve iki rekat namaz kıldı!” 3

Ebû Lüdeyd’den; Dedi ki:

“-Biz Abdurrahman bir Semüre ile beraber Afğanistan’ın Kabil şehri-ni feth etmiştik. Halk bir ğanimete rastgeldi ve onu yağma ettiler. Derken Abdurrahman bin Semüre söze başlayıp:

      “-Ben Resûlullâh (s.a.v)’i, yağmacılığı yasaklarken işittim!”dedi.

Bunun üzerine halk da aldıkları o ğanimet mallarını geri verdiler ve Abdurrahman bin Semüre (r.a) o ğanimet mallarını onların arasında eşit olarak bölüştürdü!” 4

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.


1- el-İsabe, İbn-i Hacer el-Askalani-3-311-No-5137 
2- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi-1-171-172 
3- Sünen-i Ebû Dâvûd Kitabu’s-Salatu’l-İstiska-Bab-9-No-1195 
4- Sünen-i Ebû Dâvûd-el-Cihad-Bab-128-No-2703