Abdullah Bin Zibe’ra

Abdullah bin Zibe’ra Kureyş kabilesinin Sehm boyuna mensubtur. Babası Zibe’ra bin Kays, Annesi ise:Âtike bint-i Abdullah, bin Umeyr, bin Uheyb, bin Huzafe, bin Cumah’i olub, kendisi Mekke doğumludur. Ancak hangi tarih de doğduğu kesin belli değildir.

Abdullah Bin Zibe’ra

Abdullah Bin Zibe’ra
عــبـداللهُ بْــنُ اْلــز ِبَـعْــرَى


 Baba Adı    :    Zibe’ra bin Kays.
 Anne Adı    :    Âtike bint-i Abdullah bin Umeyr bin Uheyb bin Huzafe, bin Cumah.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Tarih yok. Mekke doğumludur.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Bilgi yok.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
 Eşleri    :    Bilgi yok.
 Oğulları    :    Bilgi yok.
 Kızları    :    Bilgi yok.
 Gavzeler    :    Bilgi yok.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Bilgi yok.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    Bilgi yok.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Abdullah bin Zibe’ra bin Kays bin Adiy bin Sa’d bin Sehm bin Amr bin Husays el-Kureyşiy es-Sehmi.
 Lakap ve Künyesi    :    Bilgi yok.
 Kimlerle Akraba idi    :    Bilgi yok.


Abdullah Bin Zibe’ra Hayatı

Abdullah bin Zibe’ra Kureyş kabilesinin Sehm boyuna mensubtur. Babası Zibe’ra bin Kays, Annesi ise:Âtike bint-i Abdullah, bin Umeyr, bin Uheyb, bin Huzafe, bin Cumah’i olub, kendisi Mekke doğumludur. Ancak hangi tarih de doğduğu kesin belli değildir. Kabile neseb ve soyu şöyle sayılır; Abdullah bin Zibe’ra bin Kays bin Adiy bin Sa’d bin Sehm bin Amr bin Husays el-Kureyşiy el-Sehmi’dir.

Cahiliye devrinde Kureyş kabilesinin en büyük şairlerinden biriydi. Fil Vak’ası üzerine söylediği şiir meşhurdur. Resûlullâh ve Müslümanlara karşı çok büyük bir düşmanlık beslemiş, hatta, taptıkları putlar hakkında Resûlullâh ile bizzat tartışmıştı. Uhud Savaşı’ndan önce, Kureyş ordusu-na destek sağlamak üzere çeşitli kabilelere gönderilen dört kişilik şirk ordusuna davet heyetinde o da vardı.

Uhud Savaşı’nda sahabeden Abdullah bin Seleme’yi şehid etti. Uhud Savaşı’ndan sonra Kureyş ölülerine mersiyeler söyledi. Hassân bin Sâbit tarafından kendisine verilen cevablardan anlaşıldığına göre, Abdullah bin Züba’ra’nın Müslüman olmadan önceki şiirlerinin çoğu islâmiyet ve Resûlullâh âleyhinedir. Bu husus, râvilerin onun şiirleriyle ciddi bir şekil-de ilgilenmemesine ve dolaysıyle bunların büyük bir kısmının kaybolma-sına sebeb olmuştur.

Hicretin sekizinci yılında Mekke’nin fethi sırasında Resûlulâh (s.a.v) kumandanlarına Mekke’ye girme emrini verdiği sıralarda, kendileri ile savaşılmadıkça hiç kimse ile savaşılmamasını emrettiler. Ancak altı erkek ile dört kadını, Kâbe’nin örtüsü altına sığınmış olarak bulsalar dahi onları öldürmelerini emretti. Bunlar arasında Abdullah bin Züba’ra’da vardı. Zira Mekke’de şiirleri ile insanları İslâmiyet âleyhinde kışkırtır dururdu. 1

Mekke Feth edilince, Şâir Abdullâh bin Züba’râ, öldürüleceğinden korkarak, Resulullah (s.a.v)’ın amcasının kızı ve Hz.Ali’nin bacısı olan Ümmehâni’nin kocası Hübeyre bin. Ebû Vebh ile birlikte Necran’a kadar kaçtılar ve Necran kalesine girdiler. Orada kendilerine:

      “-Arkanızdakilerden ne haber var?” diye sordukları zaman

      “-Kureyşlileri soruyorsanız, Muhammed, Mekke’ye girdi. Kureyşlî-lerde öldürüldüler. Vallâhi, öyle sanıyoruz ki, Muhammed, sizin şu kale- nize kadar da ilerleyib gelecektir!”dediler.

Beni Harislerle, Beni Kâ’b’lar, kalelerinin bozuk, yıkık yerlerini onardılar ve yaylım hayvanlarını topladılar.

Şair Hassân bin Sâbit’in Resûlullâh (s.a.v)’ın affedici ve merhamet sahibi olduğunu söylemiş olduğu bir tek beyit, Abdullâh bin Zibe’ra’yı uyarmağa, umutlandırmağa ve geri çevirmeye yetti.

Abdullâh bin Zibe’ra, Hassân bin Sâbit’in beytini alınca, Mekke’ye, Resûlullâh (s.a.v)’in yanına gelmeğe hazırlandı.

Hübeyre bin Vehb:

      “-Ey Amucamın oğlu! Sen, nereye gitmek istiyorsun?”diye sordu.

Abdullâh bin Zibe’ra:

      “-Vallâhi, Muhammed’in yanına gitmek istiyorum!” dedi.

Hübeyre bin Vehb:

      “-O’na tâbi olmayı mı istiyorsun?”diye sordu.

Abdullâh bin Zibe’ra:

      “-Evet Vallâhi!”dedi.

Hübeyre bin Vehb:

      “-Keşke, ben, senden başkasını yoldaş edinmiş olsaydım! Vallâhi, zan etmem ki, sen, Muhammed’e temelli bağlı kalasın!”dedi.

Abdullâh bin Zibe’ra:

      “-Bu, senin görüşündür. İnsanların en hayırlısı ve en iyisi olan Amucamın oğlunu bırakıb da ne için Benî Hârislerin, Benî Kâ’bların yanlarında oturalım?”dedi.

Necran’dan ayrılıb Resûlullâh (s.a.v)’in yanına geldi.

Abdullâh bin Zibe’ra, gelirken, Resûlullâh (s.a.v) Âshabı ile birlikte oturuyordu. Resûlullâh (s.a.v) onu görünce:

      “-İşte, İbn-i Zibe’ra! Yüzünde İslâmiyet Nûru parlıyor!” buyurdu.

Abdullâh bin Zibe’ra, Resûlullâh (s.a.v)’in yanına gelib durdu.

“-Esselâmü Âleyküm Ey Allâh’ın Resûlü! Ben şehâdet ederim ki: Allâh’dan başka ilâh yoktur, ve, hiç şüphesiz Sen de O’nun kulu ve Resûlüsün dür! Hamd olsun O Allâh’a ki beni, İslâmiyet’e hidayet edib kavuşturdu. Ben, Sana karşı, ata, deveye binerek veya yürüyerek düşman-lık yapmaktan bir an geri durmamış, sonra da Senden korkub Necran’a kaçmıştım. İslâmiyet’e, hiçbir zaman yaklaşmak istemiyordum. Yüce Allâh ise, benim için, istediğimden daha hayırlısını diledi.

Onun sevgisini gönlüme düşürünce, içinde yuvarlandığım dalâlet ve sapkınlıkları, hiçbir yarar vermez, kendisine kimin taptığını, kimin tapma-dığını bilmez bir taş parçası karşısında akıl sahibinin tapınmasındaki ve ona kurbanlar kesme-sindeki mânâsızlığı ve boşluğu düşünebildim!”dedi.

Yapmış olduğu bütün kötülüklerden dolayı, Resûlullâh (s.a.v)’den özür ve af diledi. Özrü kabul edildi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Hamd olsun O Allâh’a ki sana İslâmiyeti nasib etti. Şüphe yok ki İslâmiyet, kendisinden önce yapılanları siler!”buyurdular.

Abdullah bin Zibe’ra (r.a)’ın arkadaşı Hübeyre bin Ebi Vehb ise, Necran da oturdu ve orada müşrik olarak ölüb gitti.

Abdullah bin Zibe’ra cahilliye çağında, içinde yuvarlandığı sapkın-lıkları dile getiren, Resûlullâh (s.a.v)’den özür dileyerek Resûlullâh’ı ve İslâmiyet’i öven bir çok güzel şiirler söylemiş, İslâmiyet âmelleri ile Müslümanlığını geliştirib güzelleştirmiştir. 2

Bu sahabe hakkında fazla bilgi yoktur.

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.


1- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-15-240 
2- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-15-327-328