Abdullah Bin Tarık

Abdullah bin Tarık Medineli dir. Ancak hangi tarihte doğduğu belli değildir. Zafer Oğulları’nın müttefikleridirler. Ana bir kardeşi’de Muattıb bin Ubeyd'dir. İki kardeşte Ensâr’ın sayılı simalarındandır. Bedir, Uhud gibi savaşlara katılmışlardır. Ve her ikisi de hicri dördüncü yılın başlarında Reci Seriyesi’nde bir ihanet sonucunda Şehid olmuşlardır.

Abdullah Bin Tarık

Abdullah Bin Tarık
عَــبْـدُاللهُ بْــنُ طَـا رِ قْ


 Baba Adı    :    Tarık.
 Anne Adı    :    Kahiloğullarından bir kadındır.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Tarih yok. Medine doğumludur.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 4. yılda Reci seriyyesinde şehid edildi. Kabri, Mekke yakınlarında Zahran bölgesinde dir.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
 Eşleri    :    Bilgi yok.
 Oğulları    :    Bilgi yok.
 Kızları    :    Bilgi yok.
 Gavzeler    :    Bedir, Uhud, Reci Seriyesi
 Muhacir mi Ensar mı    :    Ensâr’dan dır
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    Bilgi yok.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Abdullah bin Tarık bin Amr bin Malik el-Belevi. Ensâr’dan Beni Zafer’lerin halifi idi.
 Lakap ve Künyesi    :    Bilgi yok.
 Kimlerle Akraba idi    :    Muattıb bin Ubeyd’in Ana bir kardeşidir.


Abdullah Bin Tarık Hayatı

Abdullah bin Tarık Medineli dir. Ancak hangi tarihte doğduğu belli değildir. Zafer Oğulları’nın müttefikleridirler. Ana bir kardeşi’de Muattıb bin Ubeyd dir. İki kardeşte Ensâr’ın sayılı simalarındandır. Bedir, Uhud gibi savaşlara katılmışlardır. Ve her ikisi de hicri dördüncü yılın başlarında Reci Seriyesi’nde bir ihanet sonucunda Şehid olmuşlardır.

Reci’ Seriyyesi:

Hicretin 4. yılının Muharrem ayında Resûlullâh (s.a.v) Abdullah bin Üneys (r.a)’ı yanına çağırdı:

      “-Bana erişen habere göre Hâlid bin Süfyan bin Nübeyhül Huzeli benimle çarpışmak için adamlar topluyormuş. Kendisi şu sıralarda Arafat yakınlarında Urane veya Nahle’dedir git onu öldür!”buyurdular Abdullah bin Üneys (r.a) gidip onu öldürdü.

Abdullah bin Üneys (r.a), Halid bin Süfyan Nübeyhül Huzeli’yı öldürdüğü zaman, Lihyanoğulları, Adal ve Kare kabilelerine giderek, zekâtlarını takdim ve İslâmiyet’e dâvet etmek üzere, Ashâbından bazılar-ını göndermesi için Resûlullâh (s.a.v) ile konuşmasını istediler ve:

      “-Gelecek olanlardan bazılarını ölen adamımıza karşılık, öldürüp öcümüzü alırız. Ötekilerini de, Mekke’ye götürür Kureyş’e satarız, Kureyş’in, Bedir’de öldürülen adamlarına karşı, Muhammed’in ashabın-dan kendilerine getirilecek kişileri işkence ile öldürmeleri kadar hoşlarına giden bir şey yoktur!”diyerek, planlarını tatbike başladılar.

Hun bin Huzeyme bin Müdrike soyundan. Adal ve Kare kabilesin-den olup Müslüman olduklarını söyleyen altı veya yedi kişilik bir dâvet heyeti Medine’ye gelerek:

      “-Yâ Resûlallâh! İslâmiyet, kabilemiz içinde yayılmaya başladı. Ashâbından bazılarını bizimle bilikte gönder de, onlar, bize, dini iyice anlatsınlar. Kûr’ân okutsunlar ve İslâm şeriatını öğretsinler!” diye dilekte bulundular.

Resûlullâh (s.a.v), o sıralarda, Kureyş müşriklerinin Medine İslâm devletine karşı askeri bir hazırlıkta bulunup bulunmadıklarından haberdar olmak ve ona göre tedbir almak üzere ashabından bazılarını tecessüs ve istihbaratla izlemek üzere vazifelendirip Mekke’ye göndermeye hazırlanmış bulunuyordu. Bunun için, Adal ve Kare dâvetçilerinin bu isteği müsait karşılandı. Vazifelendirilenler, hicretin dördüncü yılı Safer ayında Adal ve Kare dâvetçileri ile birlikte yola çıktılar.

Fedai birliği altı veya yedi kişi olup içlerinden Mersed bin Ebi Mersed, kumandan tayin edilmişti. Bazı kaynaklarda bunlar on kişiydiler komutan Âsım bin Sâbit idi. Fakat bu fedailerin Ancak yedisinin isimleri bize kadar ulaşmıştır.

Bunların isimleri ise şöyledir:

1-Mersed bin Ebi Mersed, 2-Hâlid bin Bükeyr, 3-Âsım bin Sabit, bin Ebî Aklah, 4-Hübeyb bin Adiyy, 5-Zeyd bin Desinne, 6-Abdullah bin Tarık, 7-Muattib (Muğis) bin Ubeyd. Allâh hepsinden razı olsun.

İslâm Fedai birliği, Hicaz nahiyesinde Huzeylilere ait su başı olan Reci’ye gelib kavuştukları zaman, kendilerini götürenlerin ihanetine uğra-dılar. Bugün, Vatya adıyla bilinen Reci, eski Mekke Medine yolundan Mekke’ye altmışbeş kilometre uzaklıkta ve Usfan’a gelmeden onbeş kilometre, sağ taraftaki vadiden beş kilometre içerdedir. Burada küçük bir gölet mevcud olub çevresinde azbir derinlikte kazı yapıldığında hemen su çıkmaktadır.

İslâm fedâi birliği, Hicaz nahiyesinde Huzeylilere ait su başı olan Reci’e gelib kavuştukları zaman, kendilerini götürenlerin ihânetine uğradılar. Rivayete göre; İslâm fedâileri Reci’ suyu başına varıncaya kadar geceleri yürümek, gündüzleri gizlenmek suretiyle bir seher vakti gelib inmişler, orada iyi cins Medine hurması, “Acve” hurmasından yiyerek çekirdeklerini yere atmışlardı.

Oradan ayrıldıkları zaman, Huzeyl kabilesinden çobanlık eden bir kadın oraya uğramış, yerde bulunan Acve hurması çekirdeklerine bakıb, onların küçük olduklarını görünce:

      “-Medine hurması bu!”diyerek kendi kabilesine seslenmişti.

O sırada fedâiler dağa sığınmış ve orada gizlenmiş bulunuyorlardı. Adal ve Kare kabilesinden olan dâvetçilerden birisi bir bahane ile ayrılıp Müslümanların geldiğini Lihyan Oğulları’na haber vermişti. Lihyan Oğulları’ndan yüz kişiye yakın bir okçu ve silâhlı birlik onları araştırmaya başladılar. Müslümanların kondukları ve Medine’den azık olarak yanla-rına almış oldukları hurmaları yedikleri yeri buldular çekirdekleri görünce:

      “-İşte Yesrib hurması çekirdekleri!”diye bağrıştılar ve hemen izle-rini sürmeye başladılar.

En sonunda, Âsım bin Sâbit’le arkadaşlarına dağın tepesinde kavuş-tular. Çevrelerini sardılar.

Böyle, elleri kılıçlı tam teçhizat silâhlı adamların etraflarını kuşattıklarını görünce, İslâm Fedâileri de, onlarla çarpışmak için, hemen silâh-larına davranıb kılıçlarını sıyırdılar.

Lihyan Oğulları:

      “-Eğer, yanımıza inerseniz, hiç birinizi öldürmeyeceğimize kesin olarak söz veriyoruz! Vallâhi, biz, sizi öldürmek istemiyoruz. Fakat, size karşılık olarak Mekkeliler’den bir şeyler koparmak, ondan faydalanmak istiyoruz!”dediler.

Mersed bin Ebi Mersed, Hâlid bin Ebi Bükeyr ve Âsım bin Sâbit:

      “-Vallâhi, biz, hiç bir zaman, müşriklerin ne sözlerini, ne de, akidle-rine kabul ederiz!”diyerek müşriklerin tekliflerini reddettiler.

Âsım bin Sâbit (r.a):

      “-Ben, müşriklerin himâyesini hiç bir zaman kabul etmemeye andlı yeminliyimdir. Vallâhi, ben kafirlerin himayelerine ve sözlerine kanarak inmem ve kâfirlere asla teslim olmam! Allâhım! Peyğamberini, durumu-muzdan haberdar et!” deyib müşriklere ok atmaya başladı. Ok atarken de:

      “-Ölüm, hak, hayat, boş ve geçicidir. Mukadderatın hepsi başa gele-cektir. İnsanlar, er veya geç Allâh’a rücu’ edib dönecektir. Ben, ne diye çarpışmıyayım ki, gücüm, kuvvetim yerinde, oklarım yanımda, yay’ımın kirişi kalın, enli temrünler yüzünden kayıp gitmektedir! Eğer, ben sizinle çarpışmazsam, anam, beni yitirsin!”diyerek recez söylüyordu.

Âsım bin Sâbit’in ok çantasında yedi ok vardı. Attığı her okla müşriklerden birini öldürdü. Oku tüketince, müşrikleri mızrağıyla delik deşik etti. Mızrağı kırılınca da kılıcını sıyırdı. Kılıcının kınını kırıb attı.

      “-Allâh’ım! Ben, günün başında, Senin dinini korudum. Sen de, günün sonunda, benim etimi cesedimi koru! Cesedime, etime müşrikleri dokundurma!”diyerek duâ etti. En sonunda iki ayağından yaralanıp yere düştü. Lihyan Oğulları, aralarında Âsım bin Sâbit olmak üzere yedi kahramanı okla vurub şehid ettiler.

Reci Serriyesinde görev alan sahabelerden, Hubeyb bin Adiyy ile Zeyd bin Desinne ve Abdullah bin Tarık, müşrikler tarafından öldürme- yeceklerine dair kesin söz alınca dağdan inip Lihyan Oğulları’na teslim oldular. Lihyan Oğulları da onların üçünü kendi ok yaylarının kirişiyle bağlayınca, Abdullah bin Tarık bağırdı:

      “-İşte bu, ahde vefasızlığın, ilk örneğidir verilen sözün tutulmasının bir başlangıcıdır!”dedi. Gitmemeye diretti durdu.

Ancak onu da Mekke yakınlarında ki Merrü Zehran da vurup şehid ettiler. Diğer ikisi Hubeyb bin Adiyy ile Zeyd bin Desinne’yı Mekke müşriklerine sattılar.

Müşrikler onları Bedir savaşında öldürülen yakınlarına karşılık Mekke Hâreminin dışındaki, Ten’im de ağaca asıp taşlarla vurarak şehid ettiler. 1

Reci faciası haberi Medine’ye yayılınca munafıklardan bazı adamlar fırsat bulup şöyle dediler:

      “-Yazık oldu şu işkenceye uğratılan ve öldürülenlere! Onlar, ne çoluk çocuklarının içinde sağ salim oturdular, ne de, adamlarının elçili-ğini yerine getirebildiler!”diyerek fesatçılığa başladılar.

Ensâr’ın şairlerinden Hassan bin Sâbit, Reci fedaileri üzerine mersiyeler söyledi. Beni Lihyan Oğulları hakkında da hicviyeler söyledi. 2

Resûlullâh (s.a.v), kendisine Reci ve Bi’ri Maûna faciasının acı haberinin geldiği gece, sabah namazında birinci rekâttan sonra, ikinci rekâtın rükûundan Semiallâhü limen hamideh diyerek doğrulduğu zaman:

      “-Ey Allâh’ım! Mudar kabilelerini şiddetle tepele! Ey Allâh’ım onların yıllarını, Yusuf peygamberin kıtlık yılları gibi çetin yap, başlarına dar getir! Ey Allâh’ım! Lihyan Oğullarını, Adel, Kare, Zi’b, Rı’l, Zekvan ve Usayya kabilelerini Sana havale ediyorum! Çünkü, onlar, Allâh’a ve Resûlüne âsi oldular!”diyerek beddua etti.

Resûlullâh (s.a.v) buna beş vakit namazlarında bir ay devam ettiği, arkasında bulunan cemâatın da Amin dedikleri rivayet edilir.

Resûlullâh (s.a.v)’ın bedduası kabul olmuş, kuraklık ve kıtlık başla-mıştı. Hicretin dördüncü yılının Şaban ayında meydana gelen Bedrü’l-Mev’id seferi münasebetiyle Kureyş lideri Ebû Süfyan’ın itiraf ettiği gibi:

      “-Yağışlar kesilmiş, sular çekilmiş, yeşillikler, otlar kavrulup kuru-muş, sefere çıkmaktan gözlerini yıldıran ve korkutan çok çetin ve sert bir yıl olmuştu!”

Allâme Zürkani’nin Şerefü’l-Mustafa Müellifinden nakline göre:

      “-Ri’l, Zekvan, Usayya, gibi kabilelerden yedi yüz kişi humma hastalığına tutulub ölmüştür!” 3

Abdullah bin Tarık’ın âile biryeleri hakkında ve rivayet etmiş olduğu hadis varsa elimizde hiçbir bilgi bulunmamaktadır.

Kabri, Mekke yakınlarında Zahran’da dır.

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.


1- Âsım Köksal İslam Tarihi-11-S-14-17 
2- Âsım Köksal İslam Tarihi-11-30 
3- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-11-43