Abdullah Bin Hazim Es-sülemi

İslâm tarihinde Horasan valisi olarak şöhret yapan Abdullah bin Hâzim’in Künyesi Ebû Salih olub lakabı el-Emir dir. Abdullah bin Hâzim’in Medine de kaç tarihinde doğmuş olduğuna dair bir kayıt yoktur.

Abdullah Bin Hazim Es-sülemi

Abdullah Bin Hâzim Es-sülemi
عَــبْــدُ الله ُبْــنُ خَـازِ م


 Baba Adı    :    Hâzim bin Esmâi.
 Anne Adı    :    Acla, isminde siyahi bir kadındı.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Tarih yok. Medine doğumludur.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicretin 72. yılından sonra, Miladi 692. yıl-da Horasan bölgesinde vefat etti.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
 Eşleri    :    Bilgi yok.
 Oğulları    :    İsmi bilinen Musa adında bir oğlu vardı.
 Kızları    :    Bilgi yok.
 Gavzeler    :    Bilgi yok.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Medineli Ensâr dan dır.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    Bilgi yok.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Abdullah bin Hâzım bin Esmâi bin Salt bin Habib bin Hârise bin Hilâl bin Sımek bin Avf bin İmrülkays bin Bühse bin Süleym bin Mansur es-Sülemi.
 Lakap ve Künyesi    :    Ebû Salih, el-Emir.
 Kimlerle Akraba idi    :    Bilgi yok.
HAYATI

İslâm tarihinde Horasan valisi olarak şöhret yapan Abdullah bin Hâzim’in Künyesi Ebû Salih olub lakabı el-Emir dir. Abdullah bin Hâzim’in Medine de kaç tarihinde doğmuş olduğuna dair bir kayıt yoktur. Hâttâ, sahâbeden olub olmaması ciheti münakaşa konusu olmuşsa da, birçok hadis-i şerifler rivayet ettiği için onun hakkında “Sahâbedendir!” diye hüküm verilmiştir.Üsdü’l Gabe’de ismi sahabe olarak geçer.

Annesi Acla gibi bir siyahi zenci olan Abdullah bin Hâzim’in gerek Resûlullâh (s.a.v), ve gerekse O’ndan sonraki iki halife devrinde olayların içinde pek rastlanmamıştır. Hz.Osman devrinden itibaren kendisinden bahsettirmeye başlamıştır. Nitekim, Hicretin 31.Miladi 651.yılda Horasan taraflarını fethe çıkan Abdullah bin Âmir’in ordusunda kumandan olarak bulunub Herat ve Serah şehirlerini fetheden birliklere kumanda etmiştir.

Hicri 32. Miladi 652. yılda, Abdullah bin Hâzim, dört bin kişilik bir ordu ile Karin adında Horasan da bulunan bir kumandanın kırk bin kişilik ordusunun mâhirâne bir taktikle hezimete uğratarak Karin’i öldürmeye muvaffak oldu. Bu savaş, onun şöhretini oldukça perçinlediği gibi etrafa yayılmasına da vesile oldu. Bundan dolayı kendisini takdir eden Abdullah bin Âmir, Abdullah bin Hâzim’i Horasan valisi yaptı.

Abdullah bin Amir’in ikinci defa Basra valiliğine getirilmesi üzerine Belh ve Sicistan bölgelerinın fethine memur edildi. Miladi 665. yılına kadar Horasan’da çeşitli askeri faaliyetlerde bulundu

Abdullah bin Hâzim’in Horasan valiliğinden sonraki Faaliyetleri hakkında pek bilgi bulunmamaktadır. Ancak, aradan geçen 30 seneden fazla bir zaman sonra Hicri 64. Miladi 684. yılda tekrar kendisini siyasî sahnede görmekteyiz. Yezid bin Muâviye’nin ölümünden sonra, Emeviler arasında meydana gelen karışıklıklardan istifade ederek, Mekke’de halifeliğini ilan etmiş olan Abdullah İbn-i Zübeyr’i halife olarak tanıyıp Ona biat etti. Ve onun öldürülmesine kadar onun valisi olarak Horasan da kaldı. Emeviler âleyhine hareket etti.

Abdullah bin Hâzim, Rebia kabilesine mensub zümrelerle savaşır iken Temimiler’den epey yardım gördü. Bu savaşlardan sonra Horasan bölgesine hakim oldu. Merv ve Herat bölgelerini feth ederek buraların idaresini oğullarından Muhammed’i Herat’a vali tayin etti. Bükeyr bin Vişah’ı da güvenlik teşkilatının başına getirdi.

Bu sırada Temim kabilesi’nden olan Şemmas bin Disar, el-Utaridi Abdullah’a iltihak ettiği halde, oğlu Muhammed ile Bükeyr, kabile men-sublarını Herat’a sokmamaya karar verdiler. Bu sebeble Miladi 685 de Herat’ta çıkan savaşta oğlu Muhammed’in öldürülmesi Abdullah’ı da savaşa katılmaya mecbur etti.

Onun, Arab yarımadasının muhtelif yerlerinden gelib de Horasan’a yerleşen muhtelif kabilelerle yaptığı bu tür iç savaşlar, oldukça büyük bir nüfuza sahip olan, Abdullah bin Hâzim’ı Emevi sultanlarından Abdül-melik bin Mervan’ın iktidarı ele geçirmesine kadar devam etti.

Abdülmelik bin Mervan, Abdullah bin Zübeyr tarafından Irak valisi olarak tayin edilen kardeşi Mus’âb bin Zübeyr’i ortadan kaldırdığı sıralar-da Abdullah bin Hâzim, Abdulmelik adına Horasan’da hâkimiyeti ele geçirmeye çalışan Bahir bin Verka ile savaşıyordu. Horasan’a gönderilen Mus’ab bin Zübeyr’in başı, Abdulmelik taraftarlarınca sokaklarda dolaş-tırıldıktan sonra Abdullah’ın eline geçti.

Abdullah bin Hâzim Mus’ab bin Zübeyr’in kesik başını hürmetle yıkadı. Cenaze namazını kıldırıb defnetti. Abdullah bin Hâzim gelişen tehlikeler karşısında Merv şehrinin idaresini Bükeyr’e bıraktı ve Nisabur şehri üzerine yürüdü.

Miladi 691 yılında Bahir ile savaşırken Abdülmelik’den kendisini halife olarak tanıyıp biat ettiği takdirde yedi yıl müddetle Horasan vali-liğinde kalabileceğini vaad eden bir mektub aldı. Bu teklife sinirlenen Abdullah bin Hazim mektubu getiren elçiye:

      “-Ben, Resûlullâh (s.a.v)’ın sahabesinin oğlu Abdullah bin Zübeyr’e yaptığım biatı bozub da, Resûlullâh (s.a.v)’ın kovduğu kimsenin oğlu Abdülmelik bin Mervan’a biat etmiş olarak Allâh’ın huzuruna çıkmak istemem!”dedi.

Onun bu kesin tavrı karşısında Abdülmelik, Bükeyr bin Vişah’ı Horasan valiliğine tayin etti. Bunu üzerine Abdullah bin Hazim ailesiyle birlikte Tirmiz’de bulunan oğlu Musa’nın yanına gitmek üzere yola çıktıysa da Bükeyr bin Vişah tarafından takib edildi. Merv yakınlarında yakalanarak öldürüldü. Ve başı Abdülmelik bin Mervan’a gönderildi. Abdülmelik onun başını Şam’daki bir meydan da teşhir etti.

Abdullah bin Hazim şehid düştükten sonra bütün Horasan bölgesi Emevilerin eline geçti. Emeviler, orada yaşayan yabancılara (Türklere ve İranlılara) karşı çok sert ve acımasız davrandılar. Abdullah bin Hazim’ın valiliği sırasında kendi adına altın para bastırdı. 1

İbn-i Hacer Abdullah bin Hâzim hakkında şöyle anlatır:

Abdullah bin Hâzim meşhur emir Ebû Salih’dir. Deniliyor ki: onun Resûlullâh ile sohbeti vardır. Büyük âlim Hâkim eserinde, onu, sahabeden Horasan’da yerleşenler arasında saydı. Bunun sübûtu ise tartışmalıdır.

Ebû Nuaym ise;

      “-Bazı müteahhir âlimleri onun Resûlullâh’ı idraki bulunduğunu söylemişler ise de, hakikati yoktur!”demektedir.

İbn-i Hacer de derim ki diye söze başlar ve devam eder:

Ebû Sa’d el-Mâlini Muhammed bin Hamdan el-Haraki tarikiyle babası Muhammed bin Katan el-Haraki, dayılarından rivayet etti:

“-Abdullah bin Hâzim’in vasisi idi. Abdullah bin Hâzim’in, cumalar, bayramlar ve savaşlarda giydiği siyah bir sarığı vardı. Bir yer fethedildiği zaman, teberrüken onu giyer ve şöyle derdi:

      “-Bunu bana, Resûlullâh (s.a.v), giydirdi!”

Ebû Davud, ve Tarih adlı Kitabı’nda İmâm Buhâri, Sa’d bin Osman ed-Deşteki tarikiyle babasından tahric ettiler, dedi ki:

Buhâra’da bin adan gördüm, başında siyah bir sarık vardı, ve şöyle diyordu:

      “-Bunu bana, Resûlullâh giydirdi!”

Abdurrahman der ki:

      “-Ğaliba bu, Abdullah bin Hâzim es-Selemi’dir!”

Hâkim, Abdullah bin Sa’d, bin Ezrak tarikiyle babasından naklen dedi ki:

“-Resûlullâh’ın Ashâbından Buhâra’da, başında ketenden siyah bir sarık sarılmış bir adam gördüm; şöyle diyordu:

      “-Bunu bana, Resûlullâh giydirdi! O, Abdullah bin Hâzim’dir!”

Merzübâni onu, Mu’cemu’ş-Şuarâ isimli eserinde andı; Mâlini’nin rivayeti onu teyid ediyor, ancak isnadı meçhuldür.

Ebû Ahmed el-Askeri der ki:

      “-Abdullah bin Hâzim, insanların en cesuru idi; tam on yıl Horasan-da hükümdarlık yapmıştır!”

Selâmi, Tarih isimli kitabında der ki:

      “-Abdullah İbn-i Zübeyr’in olaylarıı başgösterdiğinde ona mektub yazdı, o da onun Horasan’da kalmasını kabul etti. Abdulmelik ona haber gönderdi ise de Abdullah bin Hâzim Emevilerin tekliflerini kabul etmedi. Sonra Mus’ab bin Zübeyr öldürülünce, Abdulmelik ona başını gönderdi. Onu yıkayıb namazını kıldırdı. Sonra ona karşı Veki’ bin ed-Dûrikiyye ayaklandı ve onu öldürdü!”

Taberi, bunu anlamıyla nakeletti ve şunu da ekledi:

      “-Bu olay, Hicri 72 yılında gerçekleşmiştir!”

Denil di ki:

“-Ona gönderilen baş, Abdullah İbn-i Zübeyr (r.a)’in başıydı. Onun öldürülüşü Abdullah bin Hâzim’den sonra idi.

Büyük âlim ve tarihçi Halife, onu, Horasan’ın fethinde Abdullah bin Amir ile beraber andı. Çünkü Bâzğis’taki Fârân Savaşı’nda halkı ayak-landıran kişi, o idi.

Hz.Osman (r.a)’ın şehid edilinceye kadar İbn-i Amir onu kabul etti.

Müberred el-Kâmil isimli eserinde Farazdak’ın kavlinde der ki:

      “-Temim’in kılıçları, öfkelendiğinde Aclân’ın oğlunun başını koparı verdı. Başı, vücudundan kesilib budanmış oluverdi!”

İbn-i İcli der ki:

      “-Aclân’ın oğlu, Abdullah bin Hâzim’dir. Acli, annesi’dir. Siyahi bir kadındı, kendisi de siyahi idi Arab kartallarından biriydi!”

Mühelleb bir adama şecaat ve cesarette isim yapan ve kendini bu hususta geride bırakan kişiden sordu. Denildi ki:

      “-Abdullah İbn-i Zübeyr ve Abdullah bin Hâzim nerede?”

Cevab verdi:

      “-Ben insanlar hakkında sordum; cinler hakkında değil!”

Şöyle dedi:

“-O bir gün Ubeydullah bin Ziyad’ın yanındaydı, yanında beyaz bir köstebek vardı. Şöyle dedi:

      “-Ya Ebû Salih, bunun gibisini gördün mü?”

Bu köstabeği Abdullah bin Hâzim’e uzattı, korktu ve rengi sarardı.

Ubeydullah bin Ziyad şöyle dedi:

      “-Ebû Salih Abdullah bin Hâzim, sultana karşı geliyor. Şeytan’a itaat ediyor, (veya Şeytanı kendine itâat ettiriyor) tilkileri yakalıyor, arslanın üzerine yürüyor, mızrakları yüzüyle bertaraf ediyor, fakat köstebeklerden korkuyor. Şahidlik ederim ki, Allâh herşeye kadirdir!” 2

Abdullah bin Hâzim es-Sülemi’nin hayatı hakkında bundan fazla elimide fazla bir bilği bulunmamaktadır. Ancak onun valiliği komutanlığı hakkında tarih kitabları daha detaylı bilgiler vermektedi. Âilesi ve çoluk çocukları hakkında, Resûlullâh (s.a.v)’den hadis-i şerif rivayet edib etme-diği veya varsa kaç tane hadis rivayet ettiği yolunda yine elimizde fazla bir bilgi yoktur.

Şübhesiz ki\ en doğrusunu Allâh bilir. Allâh\ onlardan razı olsun.

1- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi-1-106-107 
2- el-İsabe, İbn-i Hacer el-Askalani-3-164-165-No-4644