Abdullah Bin Cübeyr

İslâm tarihin de iki tane Abdullah bin Cübeyr vardır. Biri, Abdullah bin Cübeyr, el Huzâi’dir. Öbürü ise, Evs kabilesine mensub olan Abdullah bin Cübeyr, bin Numan, el-Ensâri’dir ki, bizim burada bahs edeceğimiz sahabi bu zattır. Abdullah bin Cübeyr (r.a)’in doğum tarihi ve âile birey-leri hakkında elimizde fazla bir bilgi bulunmamaktadır.

Abdullah Bin Cübeyr

Abdullah Bin Cübeyr
عَــبْـدُ اللهُ بْــنُ جُـبَـيِـر


 Baba Adı    :    Cübeyr bin Nû’man.
 Anne Adı    :    Ğatafan Oğulları’ndan bir kadındır.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Tarih belli değil, Medine doğumludur.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 3. yılda Uhud Savaşı’nda okçular tep-esi komutanı iken, Şehid edildi. Kabri Medine’de Uhud şehidliğindedir.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
 Eşleri    :    Bilgi yok.
 Oğulları    :    Bilgi yok.
 Kızları    :    Bilgi yok.
 Gavzeler    :    Bedir, ve Uhud Savaşlarına katıldı.
 Muhacir mi Ensar mı    :    2. Akabe bey’atına katılan Ensâr’dandır.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    Bilgi yok.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Abdullah bin Cübeyr bin Nu’man bin Ümeyye bin İmrülkays (Ve oda) Bûrek bin Sa’lebe bin Amr bin Avf bin Malik bin Evs el Ensari el-Evsi. Sonra, Beni Sa’lebe bin Amri dir.
 Lakap ve Künyesi    :    Ebû’l-Münzir,
 Kimlerle Akraba idi    :    Ensâr dan Havvat bin Cübeyr’in kardeşidir.
HAYATI

İslâm tarihin de iki tane Abdullah bin Cübeyr vardır. Biri, Abdullah bin Cübeyr, el Huzâi’dir. Öbürü ise, Evs kabilesine mensub olan Abdullah bin Cübeyr, bin Numan, el-Ensâri’dir ki, bizim burada bahs edeceğimiz sahabi bu zattır. Abdullah bin Cübeyr (r.a)’in doğum tarihi ve âile birey-leri hakkında elimizde fazla bir bilgi bulunmamaktadır.

Abdullah bin Cübeyr, birinci Akabe bey’atı’ndan sonra İslâmiyeti kabul etti. Medineli yetmiş küsür kişi ile birlikte ikinci Akabe bey’atı için Mekke’ye geldi. Bey’attan önce Resûlullâh (s.a.v) ile görüşmek istedi ve birkaç arkadaşıyla birlikte Resûlullâh’ın kalmakta olduğu Hz.Abbas’ın evine kadar gitti. Fakat, Hz.Abbas, Resûlullâh (s.a.v)’ın Medineliler’le olan münasebetini Kureyşliler’den gizlemenin gereğine inandığı için, onlara, Resûlullâh ile ancak Akabe mevkiinde görüşebileceklerini söyledi.

Abdullah bin Cübeyr (r.a)’de diğer Medineli Ensâr gibi Akabe’de Resûlullâh (s.a.v)’e bey’at ederek İslâmiyet’i kabul edib Ensâr toplumunun ilk Müslümanlarından olmuştur.

Medine’ye döndükten hemen sonra gerek kendi kabilesine, ve gerek tanıdıkları uzak, yakın kişilerin Müslüman olmaları için gece gündüz hiç durmadan çağrı’da bulunmuştur. Hatta, Ensâr dan Sehl bin Huneyf (r.a) ile sözleşerek müşrik olan hemşehrilerinin ağaçtan yapılmış olan putlarını geceleyin kırarlar ve enkazını, yaksınlar diye Müslüman dul ve yetim evlerine geceleyin getirirlerdi. Hz.Ali buna bizzat şahid olmuştur.

Abdullah bin Cübeyr (r.a), İslâm’ın ilk ve zorlu sınavı olan, Bedir Savaşı’na kardeşi Havvat bin Cübeyr ile giderken Havvat, yolda deveden düşüp sakatlanmıştı. Resûlullâh (s.a.v), Havvat bin Cübeyr’ın Medine’ye geri gönderilmesini emretti. Havvat bin Cübeyr’de bu emir-i Nebevi üze-rine hiç itiraz etmeksizin Medine’ye geri döndü.

Abdullah bin Cübeyr (r.a) ise; Bedir Savaşı’na aktif olarak iştirak edib çok büyük kahramanlıklar gösterdi. Bedir Savaşı’nın sonunda harb ğazilerine verilen ğanimet hissesinden hem kendi payına düşeni hem de Medine’ye zaruretten dolayı geri dönmek mecburiyetinde kalan kardeşi Havvat bin Cübeyr için, Resûlullâh (s.a.v)’ın verdiği ğanimet payını da alarak kardeşi Havvat bin Cübeyr’e getirip teslim etmiştir.

Abdullah bin Cübeyr (r.a), Bedir Ğazvesi’nde bulunduktan sonra bir yıl sonra meydan gelen Uhud Savaşı’na da iştirak ederek kahramanca savaşmış, Uhud Savaşı’nın sonunda da şehadet mertebesine ermiştir.

Abdullah bin Cübeyr (r.a), çok iyi ok attığı için, Uhud Ğazvesi sıra-sında Ayneyn Tepesi ile Uhud Dağı arasındaki bölgeye elli kişilik okçu birlikleri ile Müslümanları arkadan korumakla görevlendirilmiştir.

Uhud Savaşı:

Hicretin 3. yılın Şevval ayı, Miladi 25 Mart 625. yılının Cumartesi günü meydana gelen Uhud Savaşı’na katıldı. Cumartesi sabah namazı için Bilal-i Habeşi’ye emretti. Ezan okuttu. Kamet getirtti. Saflar bağlandı. Müslümanlara sabah namazını kıldırdı. Resûlullâh (s.a.v)’de Müslüman-larda üzerlerindeki silâhlarını çıkarmadılar. Namazlarını silâhlı olarak kıl-dılar. Resûlullâh (s.a.v) zırhının üzerine bir zırh daha, takyesinin üzerine de, miğfer (tulğa) giymişti.

Resûlullâh (s.a.v), daha sonra Uhud’da Şi’b Vâdisi’ne inince, orada, arkaları Uhud Dağı’na dayalı, yüzleri Medine’ye karşı olmak üzere, karar-ğahını kurdu. O sırada Kureyş müşrikleri ise, bütün develerini ve atlarını, yakınlarındaki Samga mevkiinde bulunan Müslümanlara ait olan ekinlere salmış bulunuyorlardı. Ensâr’dan birisi:

      “-Kayle Oğulları!Evs ve Hazrec’in ekinlerini hep yaydıracak mıyız? Daha ne zaman çarpışacağız?”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Biz, emir vermeden, hiç biriniz çarpışmasın!”buyurdular.

Resûlullâh (s.a.v), ordusunu, harb düzenine koymaya başladı. Solda bulunan Ayneyn Tepesi’ne elli okçu gönderdi. Abdullah bin Cübeyr’i onlara kumandan tâyin etti:

“-Vazifeniz bize yönelecek süvarileri oka tutup püskürtmek, Onların arkamızdan gelmelerine meydan ve imkan vermemektir. Haydi kalkınız, şurada yerinizi alınız! Bizi, arkamızdan koruyunuz! Düşmanı yenip ğani-met toplamaya koyulduğumuzu görseniz dahi, sakın, bize katılmayınız! Kuşların, bizi kapıştıklarını görseniz de, ben, size adam göndermedikçe, sakın, yerinizden ayrılmayınız!

Düşmanları yendiğimizi görseniz de, ben, size haber göndermedikçe, sakın, yerinizden ayrılmayınız! Onların, bizi yendiklerini görseniz dahi, sakın, yerinizden ayrılmayınız ve yardımımıza koşmayınız! Siz, yerinizde durmazsanız, biz, ğalib olamayız!”buyurdular.

Okçular, İslâm ordusunun arkasından hiçbir kimsenin gelmesine meydan ve imkan vermeyecekler. Gelecek olurlarsa Onları, sürekli oka tutacaklardı. Okçuların komutanı Abdullah bin Cübeyr (r.a) belli olmak için beyaz bir elbise giymişti. Okçular, yerlerine tam yerleştikleri zaman, Resûlullâh (s.a.v), onların yanlarına vardı:

      “-Bizi arkamızdan koruyunuz! Biz, düşmanın arkamızdan gelmesin-den korkarız! Yerinizde durunuz ve buradan ayrılmayınız! Bizim, onları bozub hezimete uğrattığımızı, ordugahlarına daldığımızı görseniz dahi, yerinizden ayrılmayınız! Bizi, öldüreceklerini, öldürdüklerini, görseniz dahi, gelib bize yardımcı olmayınız, ve onlardan bizi korumaya çalış-mayınız! Onlar, size yöneldikçe, düşman süvarilerini oka tutunuz! Çünkü Süvariler atılan oklara doğru gelemezler! Allâh’ım! Bunları, onlara tebliğ ettiğime, Seni Şahid tutarım!”buyurdular.

Resûlullâh (s.a.v), ordusunu saf düzenine koydu:

      “-Beri gel! Geri git!”diyerek safları düzeltti.

Omuzları, bir hizaya getirdi. Müslümanları, oklar gibi dizdi. Ükkaşe bin Mihsan’ı sağ kanad’a, Ebû Seleme bin Abdûlesed’i sol kanad’a Ebû Ûbeyde bin Cerrah ile Sa’d bin Ebi Vakkas’ı öne, Mikdad bin Amr’ı geride askerlerin başına koydu. Zübeyr bin Avvam’ı baş süvari tâyin edib Hâlid bin Velid’in karşısına koydu. Emir verinceye kadar, yerinden ayrıl-mamasını tembih etti. Mikdad bin Esved’i de, başka yanda vazifelendirdi. Hz.Hamza’yı, en öne, zırhsız askerlerin başına dikti. Resûlullâh (s.a.v) Müslümanları cihada, sabr ve sebata, geyretli olmaya teşvik eden uzun bir hitabette bulundu.

Uhud Savaşı iyice kızışıb Müslümanlar tam ğalibiyete giderlerken Ayneyn Tepesi’nde bunu seyreden okçulardan bazıları birbirlerine:

      “-Ne duruyorsunuz: Allâh, düşmanı, bozguna uğrattı. Şu kardeşleri-niz, onların ordugâhlarında ki, ğanimetleri toplamağa koyuldular. Siz de, Müşriklerin orduğahlarına giriniz. Kardeşlerinizle birlikte sizde ğanimet toplayınız!”dedikleri zaman, bir kısım okçular:

“-Siz, Resûlullâh’ın;

      “-Bizi arkamızdan koruyunuz! Sakın, yerinizden asla ayrılmayınız! Bizim, öldürüldüğümüzü görseniz de, yardımımıza koşmayınız! Ğanimet topladığımızı görseniz dahi, bize, sakın, katılmayınız! Bizi, arkamızdan koruyunuz!”buyurduğunu bilmiyor musunuz?! Sakın, yerlerinizden ayrıl-mayınız!”dediler.

Öbür bir kısım okçular ise:

      “-Resûlullâh’ın muradı bu değildir. Yüce Allâh, müşrikleri zillete ve hezimete uğrattı. Siz de, onların ordugâhlarına giriniz ve kardeşlerinizle birlikte ğanimet toplayınız!”dedi.

Okçuların, böyle, anlaşmazlıklara düştüklerini görünce, komutanları Abdullah bin Cübeyr (r.a):

      “-Allâh’a ve Resûlullâh’a itaat ediniz!”diye, onlara emir ve tavsiye etti. Fakat dinlemediler. Daha sonra:

      “-Resûlullâh’ın, size söylediği şeyi unuttunuz mu?”dedi.

Okçular gemi, azıya almışlar gitmeye kararlıydılar:

      “-Biz, vallâhi, gideceğiz. Ğanimetten nasibimizi alacağız!”dediler ve Ayneyn Tepesi’nden aşağıya inip gittiler.

Okçular tepesinde Abdullah bin Cübeyr ile vefalı on arkadaşından başka hiç kimse kalmadı.

Hâris bin Enes (r.a):

      “-Ey Cemâat! Resûlullâh (s.a.v)’ın size söylediği sözü hatırlayınız! Komutanınıza itâat ediniz!”diyerek uyarmada bulundu ise de, onları, geri çeviremedi.

İslâm Okçuları, Mekke müşriklerinin ilk anda hezimete uğradıkların kendileri ise kesin zafer kazandıklarını düşünerek Uhud Dağı ile Ayneyn Tepesi arasında ki, tepe geçidini açık bırakarak kaçmakta olan müşrik- lerin orduğahlarına daldılar. Ganimet toplama işine koyuldular.

O günlerde, henüz hidayet nasib olmamış, ve, Mekke müşriklerinin yanında yer alan, Hâlid binVelid, okçuların azaldığını, Ayneyn Tepesi’nin iyice tenhalaştığını, Müslümanların ğanimet toplamakla uğraştıklarını, arkalarının iyice açıldığını görünce müşriklerin süvarilerine seslendi ve hücuma geçti. İkrime bin Ebi Cehil ve diğerleri de Hâlid bin Velid’i takib ettiler. Ayneyn Tepesi’nde kalan okçuları şehid ettikten sonra Müslüman-ların arkalarından saldırdılar.

Kureyş süvarileri, okçuları, son neferine kadar şehid ettikten sonra arkadan hücuma geçtiler. Süvarilerinin çarpıştığını görünce bozulmuş ve dağılmış olan Kureyş askerleri de, birbirlerine seslenerek derlenib topar-lanıb, Müslümanların üzerlerine yürüdüler.

Okçuların, verilen kesin emri umursamayarak ğanimet toplamak için yerlerinden ayrılmaları, kazanılmak üzere olan açık bir zaferi, mağlubiye-te çevirmiş, Müslümanları feci duruma düşürmüştü.

Abdullah bin Mes’ûd (r.a) der ki

“-Gerçekten Allâh’ın size olan vaâ’di doğru çıktı. Onun izniyle onları hüsrana uğratıyordunuz. Sevdiğiniz o ğalibiyeti size göster-dikten sonra, isyan edib verilen emri tartışmaya kalkıb yıldığınız ana kadar bu durum sürdü.

Sizden kiminiz dünyayı istiyordu. Yine sizden kiminiz de ahireti istiyordu. Sonra Allâh sizi imtihan etmek için onlardan yüz çevirdi ve sizi affetti. Allâh’ın mü’minlere bir ihsan ve ikramı vardır!” 1

      “-Meâlli âyet nazil olunca, Âshâb-ı kiramdan ben şimdiye kadar hiç birinin dünya mal ve servetini isteyeceğini bilmiyordum!”

Kureyş’ın süvarileri, Ayneyn Tepesi’nin eteğine geldikleri zaman, Abdullah bin Cübeyr (r.a), yanında kalan arkadaşlarına:

      “-Açılınız ve yayılınız!”dedi.

Okçular yönlerini düşmana ve güneşe karşı olmak üzere saf halinde dizildiler. Müşrikleri oka tutular. Kumandan Abdullah bin Cübeyr’in oku tükendi. Mızrağıyla müşriklerle vuruşmaya ve onları yaralamaya çalıştı. Mızrağı kırılınca kılıcını sıyırdı. Üzerine gelen müşriklerle çarpıştı.

Nihayet, İkrime bin Ebi Cehl tarafından Ayneyn Tepesi’nin üzerinde Resûlullâh (s.a.v)’ın verdiği görev başında dik durub kahramanca Şehid edildi. Yerlerinden asla ayrılmayan kendisi gibi kahraman okçu arkadaş-larıda ya yaralandılar veya şehid edildiler.

Abdullah bin Cübeyr (r.a), üzerine yürüyen müşriklerin hepsini okla, mızrakla ve kılıçla yaralamıştı. Müşrikler Abdullah’ın elbisesini soydular. Vücudunu mızrakla delik deşik ettiler. Karnını göbeğinden böğrüne ve oradan omzuna kadar mızrakla yardılar. Bağırsakları dışarıya döküldü.

Bozulan, dağılan Müslümanlar, dağa sığındıkları çekildikleri zaman, onu, bu vaziyette buldular. Abdullah bin Cübeyr (r.a)’in kardeşi Havvat bin Cübeyr (r.a), sarığını çıkarıb Abdullah bin Cübeyr’in yarasını bağladı. Havvat bin Cübeyr, kardeşini koltuk altlarından, arkadaşı Ebû Hanne’de bacaklarından tutub onu taşıdılar.

O sırada müşrikler, vâdi’nin bir köşesinde bulunuyorlardu. Bağlanan sarık, yaranın üzerinden düşüb Abdullah bin Cübeyr’in iç uzuvları dışarı dökülünce, Ebû Hanne, çok acı bir feryad etti ve arkasına dönüb baktı. Düşman baskınına uğradıklarını zannetti. 2

Abdullah bin Cübeyr (r.a)’ın âile bireyleri hakkında elimizde hiçbir bilgi yoktur. Ayrıca çok erken şehâdet mertebesine ermesinden dolayı kendisinde herhangi bir hadis rivayet edilememiştir.

Kabri, Medine’de Uhud şehidliğinde bulunmaktadır.

Şübhesiz ki en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.

1- Âl-ı İmran-152 
2- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-10-80-84-85-86-87-124-126-Özetlendi.