Abdullah Bin Avf El-eşecc

Resûlullâh (s.a.v), Bahreyn halkından yirmi kişinin Medine’ye gelmesi için kendilerine yazı yazmıştı. Başlarında, Abdullah bin Avfü’l-Eşecc ve yanında da kız kardeşinin oğlu (yeğeni) Munkız bin Hayan olduğu halde, Resûlullâh (s.a.v)’in yanına geldiler.

Abdullah Bin Avf El-eşecc

Abdullah Bin Avf El-eşecc
عَــبْــدُ الله ُبْــنُ عَــوفُ اْلأ شَــجّ


 Baba Adı    :    Avf.
 Anne Adı    :    Bilgi yok.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Bilgi yok.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Bilgi yok.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
 Eşleri    :    Bilgi yok.
 Oğulları    :    Bilgi yok.
 Kızları    :    Bilgi yok.
 Gavzeler    :    Bilgi yok.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Bilgi yok.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    Rivayeti var, sayısı belli değildir.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Abdullah bin Avf el Eşecc
 Lakap ve Künyesi    :    Bilgi yok.
 Kimlerle Akraba idi    :    Bilgi yok.
HAYATI

Resûlullâh (s.a.v), Bahreyn halkından yirmi kişinin Medine’ye gelmesi için kendilerine yazı yazmıştı. Başlarında, Abdullah bin Avfü’l-Eşecc ve yanında da kız kardeşinin oğlu (yeğeni) Munkız bin Hayan olduğu halde, Resûlullâh (s.a.v)’in yanına geldiler. Gelenler şunlardı:

1-Abdullah bin Avf 2-Carud Bişr, bin Amr 3-Suhar bin Abbas 4-Süf-yan bin Haveli 5-Muharib bin Müzeyde 6-Ubeyde bin Mâlik 7-Zari’ bin Vazi 8-Ebanü’l-Abdî 9-Munkız bin Hayan 10-Amr bin Mercum 11-Şinab bin Metruk 12-Tarif bin Elban 13-Amr bin Şuays 14-Cariye bin Cabir 15-Hemmam bin Rebia 16-Huzeyme bin Abd-i Amr 17-Amir bin Abd-i Kays 18-Ukbe bin Cirve 19-Süfyan bin Hemman 20-Haris bin Cündüb 21-Hemman bin Muaviye.

Bunlardan üçü, Beni Ubeyler den, üçü, Beni Ğanmler den, on ikisi- de Beni Abdü’l-Kays’lardan dı. Beni Abdü’l-Kays’lar arasında bulunan Carud bin Bişr, Hıristiyan idi.

Resûlullâh (s.a.v), Bahreyn heyetinin, Medine’ye girecekleri gecenin sabahında ufka bakıb:

      “-Muhakkak, müşriklerden binitli bir kafile gelecektir. Onlar, İslâm-iyet’e karşı isteksiz bulunmuyorlardır. Onların, azıkları tükenmiş, hayvan-ları, yorulmuştur. Başlarında ki, zatın bir alameti ve bir işareti vardır. Ey Allâh’ım! Abdü’l-Kays’ları, sen, yarğıla. Onlar, meşrik halkının hayırlısı-dırlar. Onlar, yanıma, benden mal istemeye geliyor değiller!”buyurdular.

Hz.Ömer (r.a), Abdü’l-Kays heyetini karşılayıb onlara:

      “-Hoş geldiniz! Siz, hangi kavimdensiniz?”diye sordu.

      “-Abdü’l-Kays heyetiyiz!”dediler.

Abdü’l-Kays heyeti Medine’ye gelince:

      “-Yâ Resûlallâh! Abdü’l-Kays heyeti, geldi!”diye haber verdiler.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Hoş geldiler, sefa geldiler! Abdü’l-Kays’lar, ne güzel, ne iyi bir kavimdirler!”buyurdular.

Abdü’l-Kayslar, develerini Remle bint-i Hâris’in konağının kapısın-da ıhdırdılar. Medine’ye gelen elçiler, o konakda barındırılıb, ağırlanırdı. Resûlullâh (s.a.v), o sırada Mescid’de oturuyordu.

Abdü’l-Kays’lar:

      “-Gidelim de Resûlullâh (s.a.v)’ı selamlayalım!”dediler.

Abdullah bin Avf, yol elbisesini çıkarmış, güzel ve temiz bir elbise giymişti. Diğerleri ise, yol elbiselerini çıkarmamışlardı. Hepsi birlikte Mescide gelib Resûlullâh (s.a.v)’e selam verdiler.

Resûlullâh, onlara:

      “-Siz, kimin heyetisiniz, hangi kavimdensiniz?”diye sordu.

      “-Rebia Kavmindenız!”dediler.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Hoş geldiniz, ey kavm! Allâh, sizi utandırmasın pişman etmesin!” buyurduktan sonra, Resûlullâh (s.a.v):

      “-Abdullahü’l-Eşecc, hanginizdir?”diye sordu.

      “-Yâ Resûlallâh! Yanına varan!”dediler.

Abdullah bin Avf:

      “-O, benim yâ Resûlallâh!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v), ona bakınca, Abdullah bin Avf:

      “-Yâ Resûlallâh! Adamların derilerinden tulum yapılıp da içinde su içilmez ki! İnsanın, ancak iki küçücük şeye ihtiyacı vardır, diline ve kalbine!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Sende Allâh’ın sevdiği iki haslet, iki meziyet vardır!”buyurdu.

Abdullah bin Avf:

      “-Nedir onlar, yâ Resûlallâh!”diye sordu.

Resûlullâh (s.a.v) de:

      “-Onlar Hilm ve Tenni!”buyurdular.

Abdullah bin Avf:

      “-Yâ Resûlallâh! Bunlar, bende sonradan olma birşey mi dir? Yoksa ben, onlara yaratılıştan mı, sahib bulunuyorum?”diye sordu.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Evet! Sen, onlara yaratılıştan sahibsin!”buyurdular.

Resûlullâh (s.a.v), İslâmiyet’i anlattıktan sonra onları İslâmiyet’e davet etti. İçlerinden Carud bin Bişr:

      “-Ben, bir dine bağlı bulunuyorum. Senin dinin için, kendi dinimi bırakırsam, dinimi bırakışımdan doğabilecek sorumluluğu üzerine alıyor musun?”diye sordu.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Allâh’ın seni o dinden daha hayırlısına hidayet eylediğine şahadet ve kefalet ediyorum!”buyurdu.

Bunun üzerine, Carud bin Bişr, Müslüman oldu. İslâm amelleriyle Müslümanlığını geliştirdi ve güzelleştirdi. Carud bin Bişr, Hıristiyanlıktan ayrıldığı için hiç ayıplanmadı, ve kınanmadı. Carud bin Bişr’ın arkadaş-ları’da Müslüman oldular.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Siz, hem kendiniz, hem de kavminiz için bey’at ediyor musu- nuz?”diye sordu.

Abdü’l-Kays heyeti:

      “-Evet!”dediler.

Heyet başkanı:

      “-Yâ Resûlallâh! İyi bilirsin ki İnsana, dininden ayrılmak kadar ağır gelen bir şey yoktur. Biz kendi namımıza bey’at ederiz. Sen, onları dine davet edecek birini bizimle birlikte gönderirsin. Bize tabi olan, bizden olur, kaçınanları da, öldürürüz!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Doğru söyledin!”buyurdu.

Resûlullâh (s.a.v), Abdü’l-Kays heyetini Remle bint-i Hâris’in kona-ğında on gün ağırladı. Abdullah bin Avf, Resûlullâh (s.a.v)’e Fıkıh ve, Kûr’ân-ı Kerim‘den bir çok sorular sordu ve öğrendi.

Abdü’l-Kays’lar:

      “-Yâ Resûlallâh! Bizler, çok uzak bir yerden sana geldik. Seninle aramızda Şu murdar kâfirlerinden olan kabile var. Bunun için, haram aylardan başka bir zamanda sana geliriz. Sen, bize kestirme bir şey emret- ki, biz, onu, yapınca, Cennet’e girelim, ve bizden sonrakilere de onu haber verelim?”dediler.

Resûlullâh (s.a.v) şöyle buyurdular:

      “-Size, dört şey emrediyorum. Dört şeyden de sizi nehy ediyorum!”

Yalnız Allâh’a iman etmelerini emretti.

      “-Allâh’a iman nedir bilir misiniz?”diye sordu.

      “-Allâh ve Resûlü, daha iyi bilir!”dediler.

Resûlullâh (s.a.v):

“-Allâh’dan başka İlah bulunmadığına, Muhammed’in Onun Rasûlü olduğuna şehadet etmek, Namazı dosdoğru kılmak, Zekat vermek, Rama-zan orucunu tutmak, bir de ğanimetin beşte birini ödemenizdir.

Dört şeyden de:Dubba, Hantem, müzaffet ve Nakir diye alınan Kab-lar dan, (bunların içinde hurma veya üzüm şırası ile ekşitilen hoşafı) içmekten sizi nehy ediyorum. Bunları, ezberleyiniz ve sizden sonrakilerine haber veriniz!”buyurdu.

      “-Ey Allâh’ın Peyğamberi! Yüce Allâh, bizleri, sana, fedâ kılsın! Sen, Nakir’in ne olduğunu biliyor musun?”diye sordular.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Evet! Ortası oyuk hurma kütüğüdür! Siz, onun içine ufak hurma-lardan atar, sonra, üzerine su dökersiniz. Köpüklenmesi yatışınca da onu içersiniz! Hatta, sizden biriniz, amcasının oğlunu kılıçla vurabilecek hale gelir!”buyurdu.

Heyetin içinde bu şekilde yaralanmış olan bir kimse bulunuyor, ve Resûlullâh’dan utandığı için yarasını da gizliyordu. Bu adam şöyle sordu:

      “-Öyle ise, yâ Resûlallâh! Biz, neyin içinde su içeceğiz?”

Resulûllah (s.a.v):

      “-Ağızları bağlanan deri su kabları’ndan!”buyurdu.

Bunun üzerine, heyet:

“-Yâ Resûlallâh! Bizim, arazimizde fare pek çoktur. Orada, deri su

kabları duramaz ki!?”dediler.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Siz, ne Debla’dan, ne de Hantem’den içiniz. Siz, ağzı bağlı kablar- dan ayrılmayınız. Onları, fareler yese bile! Onları, fareler yese bile! Onları fareler yese bile!”buyurdular.

Resûlullâh (s.a.v), Abdü’l-Kays heyetinin her bir ferdine, caizeler, ihsanlar verilmesini emretti. Abdullah bin Avf’a, onikibuçuk ukiye gümüş verdi. Carud bin Bişr, Medine’den ülkesine döneceği sırada, binmek için Resûlullâh (s.a.v)’den hayvanlar istedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Vallâhi, yanımda, sizleri bindireceğim hayvanlar yoktur!”buyurdu.

Carud bin Bişr:

      “-Yâ Resûlallâh! Burayla ülkemiz arasında halkın kaybolmuş olan hayvanlarına rastladıklarımıza kendi ülkemize ulaşıncaya kadar binebilir- miyiz?”diye sordu.

Resûlullâh (s.a.v) şöyle buyurudular:

      “-Hayır! Onlar ancak cehennem ateşidir. Sakın, onlara yaklaşma!”

Carud bin Bişr, Resûlullâh (s.a.v)’in vefatı üzerine Garur bin Müniz ile birlikte irtidat eden Kavmine:

      “-Ey insanlar! Ben, Yüce Allâh’dan başka İlâh bulunmadığına, ve Muhammed’ın de, Allâh’ın kulu ve Resûlü olduğuna şahadet ederim!” diyerek şehadet getirdikten ve:

      “-Ben, şehâdet getirmeyeni kâfir sayar, ve hakkından gelirim!”dedik-ten ve onları, İslamiyet’e davet ettikten sonra:

      “-Biz, Allâh’ın dinini din, Rahman olan Allâh’ı Rab olarak kabul ettik!”meâlinde bir beyit söylemiştir. 1

Eşec el-Abdi ile hayat hikayeleri birbirine çok benzemektedir, ikisinin de aynı şahıs olduğuda bazı kaynaklarda söylenmektedir. Eşec el-Abdi ismine bakınız. İbn-i Şahin der ki:

      “-Bahreyn’den gelen deleğe heyetinden biriydi. Basra’ya yerleşti.!”

Beğavi kitabında, onun meşhur Eşecc el-Asari’nin adı olduğuna işaret vardır; fakat bilinen husus şudur:

      “-Eşecc’in adı Münzir’dir!”

Taberi, Vâkidi’den naklen zikrediyor:

      “-Resûlullâh (s.a.v) Alâ bin el-Hadrami’ye, Bahreyn’den, Abdü’l-Kays Kabilesinden yirmi kişi getirmesi için mektub gönderdi. O da onları getirdi. Başlarında Abdullah bin Avf el-Eşecc bulunmaktaydı!”

Bunun, o ünlü el-Eşecc olması ihtimali vardır. Adında ihtilaf edilmiş olabilir. Başkası da olabilir.Vesime’nin sözü, bu ikinci ihtimali tam teyid etmektedir. Çünkü Abdullah bin Avf’ı Rabia’nın mürted oluşunu anlatır-ken andı ve onunla Eşecc’i ayırdı. Farklı kişiler olduğunu söyledi. 2

Eşecü’l-Abdi onun künyesi’dir asıl isminin Usdü’l Ğabe’de Münzir bin el-Hâris, veya Münzir bin Âmr, olduğu söylenir ancak bazı eserlerde ise, Esec bin Abdü’l-Kays olarak da geçer. Bahreyn taraflarındaki Abdü’l-Kays kabilesine mesnubtur. Asıl adının Münkız olduğu da söylenmektedir. Eşecc lakabını başında veya alnındaki derin bir yara izi sebebiyle almıştır. Bu lakabın ona Resûlullâh (s.a.v) tarafından verildiği de rivâyet edilmektedir. Asar aşiretine nisbetle ayrıca Asari diye anılır. Babasının adının Hâris veya Amr olduğu da kaydedilmektedir.

Eşec el-Abdi, kız kardeşinin oğlu ve damadı olan Amr bin Amr, bin Abdü’l-Kays el-Abkasi’yi veya Münkiz bin Hibban’ı hicretten daha önce hurma satmak satmak üzere Mekke’ye gönderdi. Bazı rivâyetlere göre de Eşecc’in dostu olan bir rahib ona Mekke’de bir peyğamberin ortaya çıka-cağını haber vermiş ve bazı özelliklerinden bahsetmişti. Dolaysiyle ikisi ayrı ayrı kişilerdir. Ancak aynı kabileden oldukları için karıştırılmıştır.

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh onlardan razı olsun.

1- M.Âsım Köksal İslam Tarihi-15-545 
2- el-İsabe, İbn-i Hacer el-Askalani-3-246-No-4875