Etli Yeşil Fasulye mi? Yeşil Fasulyeli Et mi?

Son dönemlerde sebze ve meyvelerin fiyatlarını bir türlü kontrol altına alamayan hükümet yükselen sebze meyve fiyatlarına karşı çaresizliğini sürdürürken kilosu yaklaşık 30 TL'yi bulan Yeşil Fasulye için "Etli Yeşil Fasulye mi? Yoksa Yeşil Fasulyeli Et mi? esprileri yapılmaya başlandı.

Etli Yeşil Fasulye mi? Yeşil Fasulyeli Et mi?
Etli Yeşil Fasulye mi? Yeşil Fasulyeli Et mi?

Son dönemlerde sebze ve meyvelerin fiyatlarını bir türlü kontrol altına alamayan hükümet yükselen sebze meyve fiyatlarına karşı çaresizliğini sürdürürken kilosu yaklaşık 30 TL'yi bulan Yeşil Fasulye için "Etli Yeşil Fasulye mi? Yoksa Yeşil Fasulyeli Et mi? esprileri yapılmaya başlandı.

Ülkemizde her geçen gün daha da derinleşen ekonomik kriz mutfağa da sıçraması ile vatandaş oldukça zor durumda kaldı.

31 Mart seçimleri öncesinde patlak veren gıda krizi, ekonomik krizin ne derece büyük olduğunu ve artık mızrağın çuvala sığmadığının bir göstergesi olarak tanımlandı. 

Özellikle Bazı sebze ve meyve kalemlerinde fiyatların dudak uçuklatan rakamlara çıkması ciddi endişeleri de beraberinde getirirken hükümetin henüz gıda enflasyonu hakkında dişe dokunur uzunvadeli bir plan açıklamaması ise gıda krizini daha da derinleştiriyor. 

Yeşil Fasülye fiyatının market raflarında 30 TL gibi rakamlara çıkması halk arasında "Yemeklerin tanımı değişiyor galiba, bundan sonra eli yeşil fasulye mi yoksa yeşil fasulyeli et mi? diyeceğiz bu yemeğe" yorumları yapılıyor.

 

Gıda Fiyatlarının Önlenemez Yükselişine Ekonomi Uzmanlarının BakışıEkonomist Uğur Gürses

Ekonomist Uğur Gürses'in Yorumlarına Göre; Bir süredir hayat pahalılığından yakınan yurttaşlara Ankara’dan verilen yanıt, buna "birtakım spekülatörlerin”, fırsatçılar ve stokçuların neden olduğu yönündeydi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bundan sonra stokların yapıldığı bütün depoları basacağız. Kimse benim vatandaşıma pahalı ürün satma hakkına sahip değil” biçiminde konuşmuş, satıcılara ve ürün depolanan alanlara yapılan baskınlarla, kontrollerle bu iddia güçlendirilmeye çalışılmıştı.

Açıklanan veriler gösteriyor ki gıda fiyatlarında tüm yurt çapında yaygın bir fiyat artışı söz konusu. Öyle "kendini bilmez birkaç spekülatörün işi” olarak görünmüyor.

Genel olarak gıda fiyatlarında, özel olarak da sebze ve meyve fiyatlarındaki artışın ardında üretim maliyetlerindeki artış olduğu görülüyor; zirai ilaç, kimyasal gübre gibi üretim girdilerindeki yıllık artışlar sırasıyla yüzde 48 ve yüzde 81'de. İklim koşullarındaki sert gelişmelerin, özel olarak Antalya ve Antakya’daki sel ve fırtına da fiyat artışlarında ayırca etkili oldu.

Yüzde 6,89’luk gıda fiyat artışına karşın Yüzde 1,05 artış olarak ölçülen aylık TÜFE artışının görece düşük kalmasını sağlayan ise giyim ve ayakkabı fiyatlarındaki yüzde 7,95’lik mevsimsel düşüşle, konut için yapılan harcamalardaki yüzde 3,1’lik düşüş.

Konut için yapılan harcamalar kalemi ağırlıkla su, elektrik ve doğal gaz fiyatlarını içeriyor. Ocak ayında elektrik, doğal gaz ve kentlerde su fiyatlarına yapılan indirimler bu harcama kalemlerinin fiyatlarını aşağı çekti. Endeks verileri gösteriyor ki, Ocak ayında suya ödenen ücretler yüzde 5, elektrik ücreti yüzde 10, doğal gaz ücreti ise yüzde 6 düştü. Böylelikle konut için yapılan harcama kalemlerinin fiyatları yüzde 3,1 geriledi. Bunun da genel fiyatları (TÜFE) kabaca yarım puan aşağı çektiği görülüyor.

 

Mutfak Yangınında Sadece Alevlerin Üzeri Örtülmüş, Şal Kalkınca Alevler Yeniden Yükselmiş

DW Türkçeye değerlendirme yapan Gürses şöyle yazdı: Mart ayına ait enflasyon verileri yayımlandı. Ancak en çarpıcı olanı şu; mutfak yangınında sadece alevlerin üzeri örtülmüş, şal kalkınca alevler yeniden yükselmiş. Mart ayında taze sebze ve meyve fiyat artışlarıyla yıllık artış son bir yılda tüm zamanların rekoru olan yüzde 70 oranında yükseldi. Tüm palyatif önlemler, tanzim satış tezgâhları, market zincirlerine “soruşturma sopası”, kabzımallara “terörist” yaftalaması ile baskı yapılması, hiçbiri etkili olmadı. Çünkü soruna dönük değil, sonuçlarına ve semptomlarına dönük “söndürme” çabasına girişildi. Mart ayında aylık Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) artışı yüzde 1,03 olurken, yıllık enflasyon da yüzde 19,71’e yükseldi. Aylık enflasyona en büyük katkıyı yine gıda fiyatlarının verdiği görülüyor. Gıda fiyatları yüzde 2,60 artarken, yıllık artış da yüzde 31,01’e çıktı. Gıda içinde en yüksek artışın taze sebze ve meyve grubundan geldiği görülüyor; aylık artış yüzde 9,1 oldu.”

 

Ekonomik Büyüme Döviz Krizinden Çok Önce Durmuştu

Ekonomik kirz ile ilgili yorumlarda bulunan ekonomi uzmanı Doç. Dr. Ümit Akçay,

Kriz, ekonomi yönetiminin ileri sürdüğü gibi ‘dış güçlerin Türkiye’ye açtığı ekonomik savaş’ neticesinde gerçekleşmedi. Eğer böyle olsaydı, ekonomik büyüme oranı yukarı doğru ilerlerken, ağustostaki döviz krizi sonrasında sert bir hareketle aşağı doğru yönelmesi gerekirdi. Ancak yaşananların bu şekilde gerçekleşmediğini, döviz krizinin çok öncesinde, 2018’in ikinci çeyreğinde ekonomik büyümenin zaten durduğunu görüyoruz.

ABD ile Türkiye arasında ağustos ayında tırmanan gerilimin elbette önemli sonuçları olmuştur. Enflasyonun fırlaması, faiz şoku ve kredi çöküşü, bu etkilerden bazılarıdır. Bu durumda Ağustos 2018’deki döviz krizinin, 2018-2019 ekonomik krizinin sadece bir katalizörü olduğunu tespit etmemiz gerekir.


 
Ekonomik Toparlanma Kısa Vadede Zor Görünüyor

İkinci önemli sonuç, krizin henüz sonuna gelmediğimizdir. Tam da bu nedenle yaşadığımız süreç, 2018-2019 krizi olarak adlandırılmalı. Gayrisafi sabit sermaye oluşumu harcamalarındaki büyük çöküş önümüzeki dönemde yatırımların öncülüğünde gerçekleşebilecek bir ekonomik canlanmanın olmadığına işaret ediyor.

İkinci olarak, dış ticaret verisinde, özellikle ihracat verisinde görülen tempo kaybı, ekonomik krizden çıkış için ihracatın vereceği desteğin daha da azalacağını gösteriyor. Bunun temel nedeni ise başta Almanya olmak üzere, Avrupa’da görülen ekonomik yavaşlama.

 

Gıda Fiyatlarının Yükselişine Ziraat Odaları Başkanı Şemsi Bayraktar Açıklaması

Ziraat Odaları Başkanı Şemsi Bayraktar

“Ocak ayında, markette 42 ürünün 31’inde fiyat artışı, 7’sinde fiyat azalışı, üreticilerde ise 34 ürünün 23’ünde fiyat artışı meydana geldi. Markette 4 üründe, üreticide 11 üründe fiyatlar değişmedi.”


“Spekülatif hareketler her zaman görülebilmektedir”

Bayraktar, şöyle devam etti: “Bizim tarladan markete fiyatları takip etmemizin amacı da hem artış gerekçelerini ortaya koymak hem de spekülatif hareketlerin önlenmesi için gerekli uyarıları yapmaktadır.

Spekülatif faaliyetler de var ama tabii afet yaşanan bölgeler başta olmak üzere üreticilerimizin maliyetlerinde de yükselme olduğunu gözden kaçırmamamız gerekmektedir. Bütün bunların yanı sıra dikkatlerimizden kaçmayan bir unsur da üreticiden markete fiyat makasıdır.

 

Üreticiden markete fiyat makası bir türlü daraltılamamaktadır

 

Üreticiden markete fiyat makası bir türlü daraltılamamaktadır. Tam mevsimi olmasına rağmen, Ocak ayında, mandalina, portakal gibi kimi ürünlerde üreticiden markete fiyat farkı 5-6 kata ulaşmıştır. Her ay düzenli olarak aldığımız fiyatlara baktığımızda, yaz-kış değişmeden, her ay değişik ürünlerde üretici-tüketici fiyat makasının çok açık olduğunu tespit ediyoruz.

Nitekim Ocak ayında da, üreticiden markete fiyat farkı, mandalinada 5,8, portakalda 5,1, yeşil mercimek ve sütte 3,8, kuru kayısı ve kırmızı mercimekte 3,6 kata yükselmiştir. Ocak ayı sonunda, üreticide, 80 kuruş olan mandalina markette 4 lira 61 kuruşa, 75 kuruş olan portakal 3 lira 81 kuruşa, 2 lira 40 kuruş olan yeşil mercimek 9 lira 8 kuruşa, 1 lira 52 kuruş olan süt 5 lira 70 kuruşa, 10 lira olan kuru kayısı 36 lira 48 kuruşa, 2 lira 11 kuruş olan kırmızı mercimek 7 lira 50 kuruşa satılmıştır.

Bu durum sürdürülebilir değildir. Bu makas daraltılmalı, üretici istikrarlı bir gelir elde etmeli, tüketici de makul fiyatlarla tüketebilmelidir. Sürdürülebilir olmayan bu düzen değişmelidir. Mevcut durum üreticiye de tüketiciye zarar vermektedir.

Türkiye’nin bunu acilen çözmesi, üreticinin emeğinin karşılığını aldığı, tüketicinin de makul bir fiyata ürün tüketebildiği bir ortamın sağlanması gerekir.

Üreticimizin maliyetlerini azaltamadığımız, üretici-market makasını daraltamadığımız takdirde gıda fiyatlarında ucuzluk hayaldir.

Makul bir fiyat istiyorsak, üreticimizin yeterli bir gelir elde etmesini, tüketicimizin de uygun fiyatlarla ürün tüketmesini bekliyorsak, üretici maliyetlerini aşağı çekmek, üreticiye daha fazla destek vermek, pazarlama kanallarını rehabilite etmek, planlama yapmak zorundayız.”