Bûreyde Bin Husayb

Bûreyde bin Husayb (r.a)’in kabilesi Benî Eslem, Mekke ile Medine arasında Ğamim mevkiinde ikamet ettiğinden Bûreyde (r.a), burada doğub dünyaya gelmiştir. Ancak hangi tarihte doğduğu bilinmemektedir.

Bûreyde Bin Husayb

Bûreyde Bin Husayb
بُــرَيــدَة ُبْــنُ اْلـحُـصَـيْــب


 Baba Adı    :    Husayb bin Abdullah.
 Anne Adı    :    Bilgi yok.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Tarih yok, Eslem Oğulları yurdunda doğdu.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 63. Miladi 682-83 yıllarında Türkme- istan’ın Merv kentinde vefat etmiştir. Kabri, Merv, Hısn dadır.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
 Eşleri    :    Bilgi yok.
 Oğulları    :    Abdullah ve Süleyman.
 Kızları    :    Bilgi yok.
 Gavzeler    :    Resûlullâh (s.a.v) ile 16 savaşa katılmıştır. (Bedir ve Uhud Savaşları hariç) bunlara katılamadı.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Hicri 6. yılda Medine’ye gelib yerleşmiştir.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    164 tane.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Bûreyde bin Husayb bin Abdullah bin Hâris bin Arec bin Sa’d bin Rizah bin Adiy bin Sehm bin Mazin bin Hâris bin Selmân bin Eslem bin Efsâ bin Hârise bin Amr bin Amru’l- Eslemi dır.
 Lakap ve Künyesi    :    Ebû Abdullah, Ebâ Sehl, Ebâ Husayb, Ebâ Sasan. En meşhur olanı ise, Ebâ Abdullah’dır.
 Kimlerle Akraba idi    :    Meşhur tabii Ebû Sehl Abdullah bin Bûrey-de bin Husayb el-Eslemi’nin babasıdır.



Bûreyde Bin Husayb Hayatı

Bûreyde bin Husayb (r.a)’in kabilesi Benî Eslem, Mekke ile Medine arasında Ğamim mevkiinde ikamet ettiğinden Bûreyde (r.a), burada doğub dünyaya gelmiştir. Ancak hangi tarihte doğduğu bilinmemektedir. Hicri 63 Miladi 682-83 yıllarında Türkmenistan’ın Merv şehrin’de vefat, ettiği bil-dirilmektedir. Babası Husayb bin Abdullah’dır annesinin ismi bilinme-mektedir. Künyesi: Ebû Abdullah, Ebâ Sehl, Ebâ Husayb, Ebâ Sasan. En meşhur olanı ise, Ebâ Abdullah’dır.

Bûreyde bin Husayb (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’ın Miladi 622 yılında Medine’ye Hicretleri esnasında Seniyyetü’l-Mer’e den ayrıldıktan sonra Rabiğ ile Cuhfe arasında bulunan Ğamim mevkiine ulaştıkları ve bu sıra-da, Bûreyde bin Husayb’da konaklamak üzere kavminden bazı süvarilerle birlikte bulutlu ve yağışlı bir yer aradıkları sırada Resûlullâh ile karşılaştı. Resûlullâh, onları İslâmiyet’e davet edince hemen Müslüman oldular.

Onlar, seksen ev halkı idiler. Sağmal hayvanlarımız çok az süt veri-yorlar diyerek yanlarında çok az süt bulunduğu için Resûlullâh (s.a.v)’den özür dilediler. Resûlulâh (s.a.v)’e biraz süt getirdiler Resûlullâh (s.a.v), o sütü Ebu Bekr’le içti ve onlara bereket duası yaptı. Resûlûllah (s.a.v) ora-da akşam namazını kılarken onlarda Resûlullâh (s.a.v)’in arkasında durub beraber kıldılar. Bûreyde bin Husayb Resûlûllah (s.a.v)’ile buluştukları gece O’ndan Meryem Sûresi’nin kalan kısmını öğrendi.

Başka bir rivâyette şöyledir:

Hicret sırasında, Resûlullâh (s.a.v)’in bir gece yarısı gözleri önünde Mekke’den çıkıb Medine’ye doğru yola çıkması Mekke müşriklerini çile-den çıkarmıştı. Ne edip etmeli, Resûlullâh (s.a.v), ile Hz.Ebû Bekr (r.a)’i Medine’ye yetişib girmeden bulmalı, vücudlarını ortadan kaldırmalıydı-lar. Hemen hızla harekete geçtiler, çeşitli yerlere dağılarak birkaç koldan aramaya koyuldular. Ayrıca meseleyi kesinleştirmek için onları diri veya ölü getirene yüz deve ödül vereceklerini vaâd ettiler.

Bu ödül haberi, o havali’de oturan hemen hemen bütün kabilelere ulaştı. Herkes Kureyş’in ortaya koyduğu bu mükâfatı almak istiyordu. İşte Bûreyde bin Husayb’da o gün bu mükâfatı almak istiyenlerden biri idi. Bûreyde bin Husayb, aynı zamanda Sehm Oğullarının da oldukça genç bir reisi olması hesabıyla bu mükafaatı almak ve hiç kimseye kaptırmamak istiyordu. Bunu uyğulamak içinde yanına seksen kişi kadar adam alarak Resûlullâh (s.a.v)’i ve arkadaşlarını aramaya başladı.

Nasıl olsa, Onlar, Mekke Medine arasındaki kendi toprakları olan Ğamim Vâdisi’nden geçeceklerdi. Nihayet, bu genç lider ve silahlı seksen genç arkadaşları O’nları Ğamim mevkiinde buldular. Ancak, Bûreyde bin Husayb, Resûlullâh (s.a.v), ve Hz.Ebû Bekr’ı hiç görmemişti. Dolaysiyle, onları tanımıyordu. Resûlullâh ve Hz.Ebû Bekr onların kendilerine doğru geldiğini gördüler. Hz.Ebû Bekir (r.a), seksen silahlı genç adamı ıssız çöl ortasında kendilerine doğru hızla gelişlerini görünce, iyice telaşlanmaya ve endişelenmeye başladı.

Fakat, Resûlullâh (s.a.v) hiç telaşlanmadı. Çünkü, O, Resûlullâh’dı. O’nun hâmisi’de yüce Allâh’dı. Bütün kalbiyle Allâh’a tevekkül etmişti. Ğamim Vâdisi’nde akşama doğru, serin bir vakitte etraflarını saran bu seksen silahlı genç adamların yüzlerine teker teker Nebevi Nazar’la şöyle bir baktı. Sonunda liderleri olan Bûreyde’ye de, şöyle bir baktı!

      “-Delikanlı sen kimsin! Senin adın nedir?!”diye sordu.

Bûreyde bin Husayb, bu konuşan kişinin Allâh‘ın Resûlü olduğunu kalben ruhen iyiden iyiye hissetti:

      “-Ben, Bûreyde’yim!”deyince

Resûlullâh (s.a.v), Hz.Ebû Bekr’e;

      “-Müjde ya Ebâ Bekr! İşimiz serinledi ve düzeldi!”buyurdu.

(Bûreyde, Arabça serinlik demekti.)

Resûlullâh (s.a.v) ona:

      “-Bûreyde! Sen hangi kabiledensin?”

      “-Eslem Kabilesinden’im!”cevabını verince.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Müjde ya Ebâ Bekr! İşimiz kolaylaştı!”dedi

(Eslem, kolaylık demekti)

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Eslem’in hangi kolundansın?”diye sordu

Bûreyde bin Husayb:

      “-Sehm oğullarından!”cevabını verdi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Müjde ya Ebâ Bekr! Ok’un (veya) ok çantan hayırlı olsun!”

(Sehm, ok ve ok çantası demektir.)

Resûlullâh (s.a.v), her şeyi hayra yorardı. Bûreyde’nin ismini, kabile-sini, mensub olduğu kabile kolunuda hayra yordu. Kendilerine bir zarar vermeyeceklerini düşündü.

Bûreyde bin Husayb, konuştuğu bu Zâtın kim olduğunu bilmiyordu. Fakat, O’nun kendinden emin duruşuna, ciddiyetine, metanetine, cesareti-ne ve konuşmasına hayran kalmıştı. Tanımak istedi:

      “-Peki, siz kimsiniz ?!”diye sorunca

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Ben, Abdülmuttâlib’in oğlu, Abdullah’ın oğlu, Muhammed’im!!”

Deyince, Bûreyde bin Husayb’ın yüreği hopladı! Aman Allâh’ım! Bu, ödül almak için aradıkları adamdı! Bu, Peyğamber denen adam’dı! Ama nasıl olur! Mekkeliler, O’nun hakkında ne kadar olumsuz ve kötü şeyler söylüyorlardı! Halbuki? Bu, Adam’ın bu kadar tatlı, güzel ve hoş oluşuna baktı, düşündü?! Kafası karıştı! İçinde müdhiş inkilablar oluşmaya başladı. Zira, bir Peyğamberle yüz yüze, karşı karşıyaydı!

(Bir, nazarı Peyğamber fahmı (kömürü) elmaslara kalb’eder) yani Peyğamber nazarı, kömürü değiştirir elmas eder. Bûreyde bin Husayb’da o anda, Bir Nazar’ı Peyğamber karşısında kömürden elmasa dönüşümün inkilablarını yaşıyordu!

Resûlullâh (s.a.v), onu, İmân ve İslâm’a ve dâvet etti. Bûreyde (r.a), kalbinde iman meşalesi tutuşub yanmaya, yüzü iman nuruyla aydınlan-maya başlamıştı. Hemen, Kelime-i Şehâdet getirerek Müslüman oldu.

Yanındaki kabile gençleri de kendisine tâbi olub orada Müslüman oldular. Resûlullâh (s.a.v)’ı, İmhâ’ya gelenler, İmân’la müşerref oldular! Bu, Resûlullâh’ı öldürmek için gelib de, İmân Nuru’na kavuşanların, ne ilki ne de sonuy’du. Ne de, kıyamet’e kadar son olacaktır!

Akşam namazında, silahlı bu seksen genç, Resûlullâh’ın arkasında cemaât olub namaz kıldılar. Resûlullâh geceyi burada geçirdi. Dün, O’nu, ve arkadaşlarını ödül için yakalamaya çaba sarf edenler, Resûlullâh ve arkadaşlarını koruyub kollamak için sabaha kadar yanında nöbet tuttular! Sabahleyin Bûreyde bin Husayb (r.a), Resûlullah (s.a.v)’e gelerek,

      “-Yâ Resûlallâh! Yanınızda bir bayrak, ve bayraktarınız olmadan Medine’ye böyle girmeniz doğru olmaz! Ben, sizin bayraktarınız olmak istiyorum!”dedi.

Sonra’da başından kendi sarığını çıkartıb mızrağının ucuna bağladı. Medine’ye gelinceye kadar, bazı tehlikeli kabilelerin arazilerden geçerek, Resûlullâh (s.a.v)’in yanında ve yakınında yürüyerek emniyet içersinde Resûlullâh ve arkadaşlarını Medine’ye getirdi. Bûreyde (r.a), bir müddet Medine’de kaldıktan sonra tekrar memleketine Ğamim’e geri döndü.

Bûreyde bin Husayb (r.a), Müslüman olduktan sonra bir süre kabile-sinde kalmış, ve Medine’ye daha sonra hicret etmiştir. Tahminen Hicri 5. yılın sonunda veya 6. yılın başlarında, Miladi 627/628 yılında Medine’ye hicret etmiştir. Bu sebeble Bedir, Uhud, Hendek, Ğazvelerı’ne katılama-dığı söylenir. Ancak, Bedir, Uhud Ğazveleri’ne iştirak edemediği söyle-nirse de, onun Uhud’la ilgili şu olayı anlatması dikkat çekmektedir.

Bûreyde (r.a)’dan:

Uhud Ğazvesi’nde bir adam:

      “-Allâh’ım! Eğer Muhammed hak Peygamber ise beni yerin dibine batır!”dedi. Bunun üzerine adam derhal yere geçti!” 1

Hudeybiye Sulh Andlaşması’na iştirak etti. Bey’atı Rıdvan’da bizzat bulundu. Hayber’in ve Mekke’nin fetihlerine katıldı. Daha sonra, Hâlid bin Velid’in ve, Hz.Ali (r.a)’ın komutasında bazı seriyyelerde bulundu.

Bûreyde bin Husayb (r.a), fazîlet sahibi bir sahâbî idi. Resûlullah’a her hususta itaât ederdi. Resûlullâh (s.a.v)’ın yanında onun ayrı bir yeri vardı Resûlullâh’ın huzuruna teklifsizce girib çıkabilirdi. Resûlullâh’ın yanından ayrılmadı. Bütün savaşlara katıldı, Onaltı ğazve’de Resûlullâh ile birlikte oldu.

Bûreyde bin Husayb (r.a) anlatıyor:

“-Resûlullâh (s.a.v)’in yanında oturuyorduk. Kureyş kabilesine men-sub bir adam geldi. Resûlullâh (s.a.v) ona iltifat ederek yanına yaklaştırdı. Adam kalkıb gidince de:

      “-Bûreyde! Bu, adamı tanıyor musun?”diye sordu.

Ben:

      “-Evet! O, Kureyş’in şerefli bir soyundan ve en zenginlerindendir!” diye cevab verdim. Sonra:

      “-Yâ Resûlallâh! Ben, o adam hakkında bildiklerimi söyledim. Siz daha iyisini bilirsiniz!”diye ilâve ettim. Resûlullâh (s.a.v)’de:

      “-Bu adam, Kıyâmet gününde, Allâh’ın hiç değer vermeyeceği bir kimsedir!”buyurdular. 2

Bûreyde bin Husayb’ın Beni Mustalıklara Gönderilmesi:

Beni Mustalık Oğullarının reisi olan Hâris bin Ebi Dırar, kavmi arasında dolaşarak, onları ve Arablardan söz geçirebildiklerini Resûlullâh ile. çarpışmaya davet etmiş. Daveti kabul ile karşılanınca atlar ve silahlar satın alarak hep birlikte Resûlullâh’ın üzerine yürümek için hazırlanmıştı. Resûlullâh (s.a.v), Beni Mustalıkların bu tutum ve davranışlarını haber alınca, durumu incelemek ve öğrenmek üzere, Bûreyde bin Husayb, el-Esleme’yi, Hâris bin Ebi Dırar’ın yurduna gönderdi:

Bûreyde bin Husayb (r.a):

      “-Yâ Resûlallâh! Beni Mustalıkların şerlerinden korunabilmek için gerektiğinde gerçeğe aykırı bir şeyler söyleye bilir miyim?”diye müsaade istedi.

Resûlullâh (s.a.v), müsaade edince Bûreyde bin Husayb (r.a), Beni Mustalıkların yurduna gitti yanlarına vardı, topluluklarını yakından gördü. Beni Mustalıklar Bûreyde bin Husayb’ı görünce:

      “-Kimdir bu adam?!”diye sordular.

Bûreyde bin Husayb (r.a):

      “-Ben, sizlerden bir adamım. Şu Muhammed denen adam için der-lenib toplandığınızı işittim. İstedim ki bende kavmim ve bana itaat eden kişilerle birlikte geleyim de onların köklerini kazıyıncaya kadar sizinle işbirliği yapalım!”dedi.

Hâris bin Ebi Dırar:

      “-Bizde bu iş üzerindeyiz. Haydi yanımıza gelmekte acele et!”dedi.

Bûreyde bin Husayb (r.a):

      “-Şimdi hayvanıma atlar, kavmimden büyük bir cemaatle yanınıza gelirim!”diyerek oradan ayrıldı.

Bûreyde bin Husayb (r.a), hemen Resûlullâh (s.a.v)’in yanına döndü. Beni Mustalıklardan görüb, duyduklarını bütün ayrıntılarıyla Resûlullâh’a bildirdi. Resûlullâh (s.a.v), Hicretin beşinci yılının Şaban ayının ikisinde Medine’de yerine Zeyd bin Hârise’yi vekil bırakarak yola çıktı. 3

Beni Mustalık Seferi’nde esir alınan Mustalık oğullarının esirlerinin elleri boyunlarına bağlanıb Bûreyde bin Husayb onların üzerlerine memur tayin edildi.

Hendek Ğazvesinde bulunub bulunmamasıda ihtilaflıdır. Ancak, şu bir gerçektir ki: Beni Mustalık Seferi Hicretin beşinci yılının Şaban ayının başlarında oldu. Hendek kuşatması veya savunması ise: Hicretin beşinci yılının Şevval ayında vaki’ olub, bir aya yakın sürdüğüne göre. Mustalık Oğulları seferi’nde aktif olarak bulunan Bûreyde bin Husayb (r.a) gibi bir sahâbinin, Hendek Kuşatması gibi Hiziblerin oniki bin kişiyle Medine’ye gelerek, İslâm dinini yok etmek istedikleri böyle bir savaşta, eğer zaruri ve hayati bir sebeb yoksa bulunmaması çok doğru olmasa gerek!”

Belki Hendek Savaşı’nda isminin geçmemesi sebebiyle Bûreyde bin Husayb (r.a)’ın katılıb katılmamaması ihtilaflıdır, denilmiştir!

Hicretin altıncı yılı, Zilkade ayında, Hudeybiye’de Hudeybiye sulh andlaşmasına iştirak ederek Bey’at-ı Rıdvan’da bizzat bulunmuştur.

Bûreyde bin Husayb (r.a), hicrî altıncı yıldan itibaren yapılan bütün ğazvelere, Resûlullâh (s.a.v), ile birlikte katılmıştır. iştirak etmiş olduğu ğazvelerin sayısının on altıyı bulduğu da bilinmektedir. Bunlardan Hicrî yedinci Miladi 629 yılında yapılan Hayber Ğazvesi’ne katılmıştır.

Hayber’in fethinde surlarda açılan gedikten içeri dalanlardan biri de Bûreyde (r.a) idi. O sıralarda üzerinde kırmızı bir elbise bulunduğu için herkes kendisini farketmişti. Daha sonra Bûreyde (r.a), bunu alçak gönül-lülüğe aykırı bulduğu bu kırmızı giyme halinden daha büyük bir günahını hatırlamadığını anlatırdı.

Resûlullâh (s.a.v), bir sefer sırasında konakladıkları yerde kalan bazı eşyayı onun sırtına koyduğunu ve kendisine:

      “-Ez-Zâmile!”(yük devesi) diye lâtife yapıp iltifat ettiğini naklederdi.

Hicretin 8. Miladi 630 yılında vuku’ bulan Mekke fethine iştirak etmiştir. Bu seferde her kabile, kendilerine ait ayrı birer kuvvet hâlinde bulunduğu hâlde, Bûreyde bin Husayb (r.a), Resûlullâh’ın maiyetinde bir er olarak Mekke şehrine girdi. Fetih günü, Resûlullâh (s.a.v), iki namazı bir abdestle kıldığı zaman, Bûreyde (r.a)’da aynen hareket etmiştir.

Mekke fethinden kısa bir müddet sonra, Huneyn Savaşı’nda: Eslem-lerden, yanında, bir koyun bulunan bir adam, Resûlullâh (s.a.v)’in önünü kesti. Resûlullâh (s.a.v), kendi hayvanının üzerinde bulunuyordu.

Eslemi dedi ki:

      “-Yâ Resûlallâh! Bu koyun, bir hediyedir. Sana, hediye ediyorum!”

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Sen, kimlerdensin?”diye sordu.

      “-Eslemler den bir adamım!” dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Ben, müşrik olan birinin hediyesini kabul etmem!”buyurdu.

Eslemi:

      “-Yâ Resûlallâh! Ben, Allâh ve Resulüne iman etmişimdir. Bûreyde bin Husayb’a da malımın zekâtını göndermişimdir!”dedi.

Bûreyde bin Husayb (r.a) gelib:

      “-Yâ Resûlallâh! Doğru söylüyor. Bu, adam benim kavmimin eşraf olanlarından dır. Sıfah mevkiine konmuştur!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v), Eslemî’ye:

      “-Sen, niçin Nahle’ye gelmedin?”diye sordu.

Eslemi:

      “-Evet! Bu gün, Nahle, Sıfah’dan daha bol otludur. Fakat, biz, gör-düğün gibi, yük hayvanları üzerinde bulunuyoruz ve onları, Ci’râne’ye kavuşturacağız!”dedi.

Eslemi, Resûlullâh (s.a.v)’in devesinin hizasına gelince:

      “-Yâ Resûlallâh! Yanımdaki koyunu’da Ci’râne’ye sürüb götüreyim mi?”diye sordu.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Hayır! Sürüb götürme! Fakat, sen, Ci’râne’de yanımıza gel! Sana, orada inşallâh başka davarlar veririz!”buyurdu.

Eslemi:

      “-Yâ Resûlallâh! Namaz vakti girince, ben de havuz çevresindeki deve ağılının içinde bulununca, namazımı o ağılın içinde kılayım mı?” diye sordu.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Hayır!”buyurdu.

Eslemi:

      “-Namaz vakti girince, ben de davarların gecelediği yerin içinde bul-ununca, orada namazımı kılayım mı?”diye sordu.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Evet!”buyurdu.

Eslemi:

      “-Yâ Resûlallâh! Arada sırada, su uzakta olur, adamın zevcesi de yanında bulunursa, zevcesine yaklaşması doğru olur mu?”diye sordu.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Evet! Yaklaşır ve Teyemmüm eder!”buyurdu.

Eslemi:

      “-Yâ Resûlallâh! Aramızda hayızlı kadınlar bulunur, su da, uzakta olursa, temizlenmek İçin ne yapılır?”diye sordu.

Resûlallâh (s.a.v):

      “-Teyemmüm edilir!”buyurdu.

Eslemi, Ci’râne’de Resûlullâh (s.a.v)’in yanına gelince, Resûlullâh, ona yüz davar verdi. 4

Resûlullâh (s.a.v), Hâlid bin Velid’i, Yemen taraflarına bir seriyye ile gönderdiği zaman, Bûreyde bin Husayb (r.a)’de bu seriyyede buluna-rak yine cihâd sevabından nasibini almıştır.

Hicrî 8. veya 9. yıllarda Hz.Ali (r.a)’in komutanlık yapmış olduğu bir seriyye de bulunmuştu. Muharebeden sonra ğanimetler paylaşılırken Hz.Ali ile arasında ihtilâf çıktı. Durum Resûlullâh’a aksetti. Resûlullâh, Bûreyde’ye, Hz.Ali (r.a) ile niçin geçinemediğini sordu. O da, aralarında ğanimet mallarının taksiminden dolayı bir ihtilâf çıktığını beyân ederek durumu anlattı. Buna çok üzülen Resûlullâh (s.a.v)’ın yüzünün rengi değişti. Hz.Ali’ye muhabbet etmesi lâzım geldiğini hatırlattı. Bûreyde bu hatırlatmaya hemen itaat ederek sadâkatini gösterdi.

Hicri 9. Miladi 630 yıllarında yapılan Tebûk Seferi için kendi kabi-lesini hazırlamakla görevlendirildi. Tebûk Seferi’nde zorluk ordusunda ki görevini başarıyla tamamladı. Bir ara Resûlullâh’ın kâtibliğini’de yaptı. Hicretin 10. yılında yapılan Vedâ Haccı’na Resûlullâh (s.a.v), ile beraber katılmış mükemmel bir hac yapmıştı.

Resûlullâh (s.a.v)’in, Hicrî 11. Miladi 632 yılında hastalığı esnasında, Beni Asfarlar’ın üzerine gönderilmek üzere hazırlamış olduğu ordunun başına, Üsâme bin Zeyd (r.a)’ı kumandan olarak tâyin etti. Bu ordunun Bayraktarlığına’da, Bûreyde bin Husayb (r.a)’ı tayin etmişti. Böylece, Bûreyde (r.a), Resûlullâh’ın, hem ilk, hem’de son Bayraktar’ı olmuştur. İlk bayraktarlığını, hicret esnasında başından çıkardığı beyaz sarığını bir mızrak ucuna bağlayıb:

      “-Yâ Resûlallâh! Sizin gibi Allâh yolunda çalışan bir Zât’ın bayraksız hicretine vicdanım razı değil. Müsaade ederseniz ilk bayraktarınız ben olayım?!”diyerek Resûlullah’ın Kûba’ya gelişine kadar O’na bayraktarlık görevini yapmıştı.

Son bayraktarlığını da Üsâme bin Zeyd (r.a)’ın Bizans Rumlarına, ve Suriye taraflarında ki, küçük devletlere karşı yapacağı seferde yerine getirecekti, Fakat, sefer hazırlıklarının yapıldığı sırada, Resûlullah (s.a.v)-’ın vefat ettiğine dair haber geldi. Bu haberi alır almaz Medine’nin Cürüf semtindeki İslâm orduları karargahının önünde dikili olan Resûlullâh’ın eliyle hazırlayıb verdiği O, Bayrağı alıb, Hücre-i Saâdet’in önüne diken kişi yine Bûreyde bin Husayb (r.a)’dir.

Bûreyde bin Husayb (r.a), Resûlullâh’ın hayatı boyunca Medine’de ikamet etti. Hz.Ebû Bekr’in hilâfeti esnasında irtidat olaylarını bastırmak için gönderilen ordular da aktif görevler aldı.

Hz.Ömer (r.a), devrinde kumandan olarak görev alan Bûreyde (r.a), Basra şehrinin kuruluşuna kadar Medine’de iş başında kaldı. Daha sonra Irak taraflarındaki bir çok seferlerde bulunmuştur. Basra şehri kurulduğu zaman burada bir ev yaptırarak Basra’ya yerleşti.

Hz.Osman (r.a), devrinde. Bûreyde bin Husayb:

      “-Benim damarlarımda cihâd kanı akmaktadır. Hayatım at sırtında geçer!”sözünü tekrar hatırlatarak, Horasan taraflarına fetih için giderek Horasan bölgesin de bir çok yerlerin fethine katılıb, oraların İslâmlaşma- sını sağlayan önemli sahâbiler arasında yerini aldı.

Hz.Ali (r.a), devrinde, fitne ve fesad her tarafa dal budak salıb yayı-lınca, Bûreyde bin Husayb (r.a):

      “-Benim Müslümanlara karşı kılıcım kınından asla çıkmaz!”

Diyerek dahilî savaşların hiçbirine katılmadı. Hiç kimseye de taraf-tarlık yapmadı. Bir kenara çekilerek olub biteni ibretle seyretti. Bu arada kendisinin görüşünü öğrenmek için:

      “-Hz.Ali, Osman, Talhâ, Zübeyr hakkında neler düşünüyorsun?”

      “-Her birinin ismini ayrı, ayrı söyleyerek Cenab’ı Hak rahmet etsin!”

      “-Hz.Osman’ın katili kim?”diye sorulduğunda:

      “-Ben, bunu bilemem. Allâh, onların, ve Osman’ın katline sebebiyet verenlerin cezasını versin!”demiştir.

Bir gün, Muâviye bin Ebû Süfyân ile konuşurlarken, tanımadığı bir adam gelib Hz.Ali’yi zem edince, ona çok kızdı. Sonra konu, kıyamet ve şefâat meselesine geldi. Muâviye bin Ebû Süfyân geçmişte, Bûreyde bin Husayb ile, Hz.Ali’nin arasında, bir sefer sonunda ğanimetlerin taksim edilişinden dolayı, ufak tefek şeylerin yaşandığını çok iyi biliyordu. Bunu yerinde değerlendirib Ali’nin âleyhinde konuşturmak için de, ona hitaben:

      “-Kıyamet günü ağaçların yaprağı sayısı kadar insanlar şefaâte nail olacaktır!”dedi.

Bu sözü işiten Bûreyde, Muâviye’nin beklentisinin tam tersi olarak ona şöyle bir cevab verdi.

      “-Herhalde sen, bu şefaate müstahaksın! Pekalâ, Ali bin Ebi Tâlib bu şefaata müstehak değil mi?”diyerek Muâviye’yi susturmuştur.

Böylece tok sözlü ve hakperest olduğunu bir kere daha göstermiştir.. Bu, onun en bariz özelliği ve karakteri idi. Kim olursa olsun hakkı açıkça söylemekten çekinmezdi.

Bûreyde bin Husayb (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’den 164 adet hadîs-i şerif rivâyet etmiştir. kendisinden de, iki oğlu, Süleyman ve Abdullah, ile Ebû Nadle el-Abdi, Şa’bi, Abdullah bin Evs el-Huzâi ve başkaları rivâ-yette bulunmuştur. Bûreyde bin Husayb’ın rivâyet ettiği hadislerden biri Buhâri ve Müslim’de, ayrıca bir tanesi yalnız Buhâri’de, on bir tanesi de Müslim’de yer almaktadır. Rivâyet ettiği diğer hadisler, başta dört büyük Sünen olmak üzere diğer hadis kitablarında ve Müsned’de mevcuddur.

Bu hadîs-i şerifleri bizzat Resûlullâh (s.a.v)’den dinlemiş olub harf ve kelimelerine dahi dikkat etmiştir. Ayrıca, duymuş olduğu hadîslerin gereğini büyük bir itâatla ve dikkatle yerine getirirdi. Bu hadislerden ikisi şu mealdedir:

      “-Münafıklara efendim demeyin. Çünkü onlar efendi olur, başkalar-ından üstün sayılırlarsa, Cenâb-ı Hakk’ın ğazabını celb etmiş olursunuz!”

      “-Emânete hıyanet eden, kadını kocası âleyhine ve köleyi de efendisi aleyhine kışkırtan bizden değildir!”

Bûreyde bin Husayb’ın hanım veya hanımlarının isimleri bilinmiyor. Abdullah ve Süleyman adlarında iki oğlu olduğu bilinmektedir. Bu iki oğluna bizzat Resûlullâh’dan duymuş olduğu hadîsleri naklederek onları mükemmel yetiştirmiştir.

Bûreyde bin Husayb (r.a)’ın en meşhur sözü şu idi:

      “-At sırtında düşmana saldırmaktan daha güzel, bir hayat şekli, asla olamaz!”diye söylerdi.

Hicri 63. Miladi 682-83 yıllarında Yezid bin Muâviye’nin saltanatı zamanında Türkmenistan’ın Merv şehrinde, vefat etti. Kabri Hısn’da dır.

Resûlullâh (s.a.v) şöyle buyurdular.

      “-Ashâbımdan hiçbir kimse yoktur ki bir yerde vefat etsinde kendisi kıyamet günü ora halkının yedicisi ve Nuru olarak Bâ’s (dirilmiş) edilmiş olmasın!”

Bureyde bin Husayb (r.a)’da, kıyamet günü şarklıların yedicisi önderi ve Nuru olacaktır. 5

      “-Büreyde bin Husayb mezarına iki taze dal dikilmesini vasiyet etti!”

Büreyde bin Husayb el-Eslemi (r.a)’ın, meşhur sahâbilerden olması hesabıyla Resûlullâh (s.a.v)’den gördüğü bir uyğulamaya dayanarak kendi mezarına taze fidan dikilmesini vasiyet etmişti. Nebabatatların da canlı olduğu ve onlarında kendilerine göre Allâh’ı zikrettikleri gerekçesiyle bunun kendisine fayda verebileciğini düşünmüş olmalıdır. 6

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun


1- M.Yusuf-Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-5-1946 
2- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1032 
3- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-12-36 
4- M-Âsım Köksal islâm Tarihi-15-482 
5- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-6-188 
6- Câmiu’l-Usûl-18-43-No-8.660.