Büceyr Bin Züheyr

Meşhur şâir Kâ’b bin Züheyr in kardeşi olan Büceyr bin Züheyr in doğum ve vefat tarihleri kesin bilinmediği gibi hayatı hakkındaki bilgiler de yeteri kadar değildir. Bu bakımdan ancak kendisinin ve kardeşi Kâ’b bin Züheyr’in İslâmiyeti kabul edişleri zikredilmiştir.

Büceyr Bin Züheyr

Büceyr Bin Züheyr
بُــجَـيـْـرُ بْــنُ زُهَــيِــر


 Baba Adı    :    Züheyr.
 Anne Adı    :    Bilgi yok.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Bilgi yok.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Bilgi yok.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
 Eşleri    :    Bilgi yok.
 Oğulları    :    Bilgi yok.
 Kızları    :    Bilgi yok.
 Gavzeler    :    Bilgi yok.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Bilgi yok.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    Bilgi yok.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Büceyr bin Züheyr bin Ebi Sülme bin Rabia bin Riyah bin Kurt bin Hâris bin Mazin bin Halvet bin Sâ’lebe bin Sevr bin Huzme bin Latm bin Osman bin Müzeyne el-Mazini
 Lakap ve Künyesi    :    Şair idi.
 Kimlerle Akraba idi    :    Kâ’b bin Züheyr in kardeşidir.



Büceyr Bin Züheyr Hayatı

Meşhur şâir Kâ’b bin Züheyr in kardeşi olan Büceyr bin Züheyr in doğum ve vefat tarihleri kesin bilinmediği gibi hayatı hakkındaki bilgiler de yeteri kadar değildir. Bu bakımdan ancak kendisinin ve kardeşi Kâ’b bin Züheyr’in İslâmiyeti kabul edişleri zikredilmiştir. Büceyr bin Züheyr tahminen Mekke fethinden çok önce hicri 6. veya 7. yılda İslamiyeti kabul etmiştir. Ka’b, ve Büceyr’in dedeleri, Ebû Sülma’nın asıl adı Rebia’dır. Rebia’nın Ataları: Büceyr bin Züheyr bin Ebi Sülme bin Rebia bin Riyah bin Kurt bin Hâris bin Mâzin bin Halvet bin Salebe bin Şevr bin Hüzme bin Latm bin Osman bin Müzeyne el-Mazini’dir.

Yurdları, Ğatafanların yurtları içinde idi. Züheyr’in, Kâ’b ve Büceyr adında iki oğlu vardı. Kâ’b, büyük bir şâirdi. Babası da, kardeşi de, büyük şâir idiler. Kâ’b, şâirlikte, kardeşi Büceyr’den, üstündü. Babaları Züheyr ise, her ikisinden, Kâ’b’dan da, Büceyr’den de, üstündü.

Kâ’b bin Züheyr, Resûlullâh (s.a.v)’i; şiirleriyle hicv eden, yeren ve Mekke’nin fethi üzerine başlarını alıp kaçanlardandı. Züheyr bin Ebî Sülmâ, Ehl-i Kitap meclislerine devam ederdi. Âhir zamanda bir Peygam-berin geleceğini onlardan işitmişti.

Züheyr bir gece rüyasında gökten bir ip uzatıldığını, ona yapışmak için elini uzattığı halde, onu, tutamadığını görmüş, bunu, âhir zamanda gelecek Peygambere kendisinin yetişemeyeceğine yormuştu. Ona, yetişe-cek olurlarsa, imân etmelerini oğullarına vasiyet etmişti.

Büceyr bin Züheyr ile Kâ’b bin Züheyr, Resûlullâh (s.a.v)’ile görüş-mek üzere, Ebraku’l-Azzaf’a kadar gitmişlerdi. Ebraku’l-Azzaf, Beni Esed bin Huzeyme, bin Müdrikelere aid çok meşhur bir su olup Basra’dan Medine’ye gelinen yoldadır. Rivayete göre: Ebraku’l-Azzaf’da cin sesleri işitildiğinden, oraya Azzaf, adı, takılmıştır.

Büceyr bin Züheyr, kardeşi Kâ’b bin Züheyr’e:

      “-Sen, bu yerde dur. Ben, şu Zat’a (Resûlullâh’a) kadar gidip söyle-diği şeyleri bir dinleyeyim!” demişti.

Kâ’b bin Züheyr de:

      “-Haydi git o adamla buluş! Ben, burada oturup seni bekleyeyim!” deyince, Büceyr, Kâ’b’ı, orada bırakıb Resûlullâh’in yanına gitmişti.

Resûlullâh (s.a.v), ona, İslâmiyet’i anlatıp Müslüman olmasını teklif edince, Büceyr, hemen Müslüman olmuştu.

Kâ’b bin Züheyr, kardeşi Büceyr’in Müslüman olduğunu haber aldığı zaman, ona, çok kızdı. Büceyr’e gönderdiği bir şiirinde:

“Yazıklar olsun sana! Sen, ananda babanda görmediğin bir dine girdin ha! Oysa ki, kardeşin de, o dinde değildir. Demek sen, Ebû Bekir ve Me’mun’la (Resûlullâh’a hakaret içeren bir lakab. anlaşılır) doyurucu iki kadeh içtin kendi dininden vazgeçtin? Eğer, sen, böyle yapmadığını, dininde sebat ettiğini, bize açıklarsan, sana üzülmeyeceğim!” dedi.

Büceyr, Kâ’b’ın şiirini gizlemeyi uygun görmeyerek Resûlullâh’a okudu. Resûlullâh (s.a.v) Kâ’b’ın kanının dökülmesini helâl saydı.

      “-Kim, rastlarsa, Kâ’b’ı öldürsün!” buyurdu.

Büceyr, bunu, Kâ’b’a yazdı.

      “-Kanının dökülmesi, Resûlullâh (s.a.v) tarafından helâl sayıldı başı-nın çâresine bak!”dedi. Kâ’b’ın, kendisi hakkındaki şiirine, şiirle verdiği cevabda da, şöyle dedi:

      “-Benim şu söyleyeceklerimi Kâ’b’a kim ulaştırır ola? Ey Kâ’b Bâtıl, boş diye yerdiğin bu dinden daha gerçeği, daha sağlamı var mı sende? Sen, kurtulmak istediğin zaman, Uzzâ’ya ve Lâta değil, bir olan Allâh’a yönel ve teslim ol ki, kurtula bilesin! Kıyamet gününde kaçılama-yacak olan cehennem ateşinden, Müslüman ve temiz kalpli insanlardan başkası kurtulamayacaktır. Züheyr’in dini ki, onun dini, hiç bir şey değil-dir boştur. Züheyr’in babası Ebû Sülma’nın dini de, bana haramdır!”

Resûlullâh (s.a.v) Tâif kuşatmasından döndüğü sırada da, Büceyr, kardeşi Kâ’b’a bir yazı yazmış ve o yazısında şöyle demişti:

“-Resûlullâh (s.a.v), kendisini hicv edip yermiş, üzmüş olan Mekke-lilerden bazılarını öldürttü. Kureyş şâirlerinden sağ kalan İbn-i Zibâ’râ ile Hübeyre bin Ebî Vehb ise, başlarını alıp kaçtılar. Eğer, canın sana gerekli ise, Resûlullâh (s.a.v)’ın yanına acele gel! Çünkü, O, yaptığına pişman olarak yanına gelen kimseyi, öldürmez. İyi bil ki: Resûlullâh (s.a.v)’ın yanına hiç bir kimse gelmemiştir ki kendisi, Allâh’dan başka ilâh bulun-madığına ve Muhammed’in Resûlullâh olduğuna şahadet etsin de, Resûlullâh, onun Müslümanlığını kabul etmiş olmasın!

Bu mektubum, sana vardığı zaman, Müslüman ol ve hemen gel! Eğer, sen, bu dediğimi yapmayacak olursan, yer yüzünden sığınıp kurtu-labileceğin yere kadar başını al git, kurtul!”

Büceyr’in mektubu, Kâ’b’a ulaşınca, dünya, onun başına dar geldi. Hayatından korkmağa başladı. Düşmanları ise:

      “-O, artık öldürülmüş demektir!” diyerek yaygaraya ve onu büsbütün korkutmağa koyuldular. Bunun üzerine, Kâ’b, Medine yolunu tutmaktan, Müslüman olmaktan başka çare bulamadı. Medine’de Cüheynelerden, aralarında tanışıklık ve dostluk bulunan bir adamın evine indi. Adam, ertesi günü, sabah namazı vaktinde Kâ’b’ı, Resûlullâh (s.a.v)’e götürdü.

Resûlullâh (s.a.v), o sırada, halka, halka oturan Esbabının arasında bulunuyor, kâh dönüp o taraftakilerle, kâh dönüp bu taraftakilerle konuşu-yordu. Kâ’b bin Züheyr, devesini Mescidin kapısında indirip içeri girdi. Resûlullâh (s.a.v)’i, gıyaben, sıfatları ile tanıyordu. Müzeni, Resûlullâh’ı eli ile işaret ederek:

      “-İşte Resûlullâh! Kalk yanına var. Kendin için emân dile!” dedi.

Kâ’b bin Züheyr, Resûlullâh (s.a.v)’in yanına kadar vardı, önüne oturdu. Elini, Resûlullâh (s.a.v)’in elinin üzerine koydu. Resûlullâh, Kâ’b’ı tanımıyordu.

Kâ’b bin Züheyr:

      “-Yâ Resûlallâh! Kâ’b bin Züheyr, yaptıklarına pişman ve Müslüm-an olarak Senden emân dilemeye gelmiş bulunuyordur. Ben, onu, Sana getirsem, ona, emân verir, kendisinin tövbesini ve Müslümanlığını kabul eder misin?”dedi.

Resûlullâh (s.a.v) :

“ Evet!”buyurdu.

Kâ’b bin Züheyr :

“Şahâdet ederim ki Allâh’dan başka ilâh yoktur. Sen de, O’nun Resûlüsündür!” dedi.

Resûlullâh (s.a.v), Kâ’b’a:

      “-Sen, kimsin?” diye sordu.

Kâ’b :

      “-Ben, Kâ’b bin Züheyr’im!” dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Demek, şu beyti söyleyen sensin ha?” buyurdu ve Hz.Ebû Bekir’e dönüp:

      “-Ey Ebû Bekir! Nasıl demişti?” diye sordu:

Hz. Ebû Bekir, Kâ’b’ın o beytini okudu.

Kâ’b :

      “-Yâ Resûlallâh! Ben, bu beyti, böyle söylemedim!” dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Yâ nasıl söyledin?”diye sordu.

Kâ’b:

      “-Ben, onu, ancak şöyle söylemiştim!”diyerek beyti okudu.

Resûlullâh (s.a.v), beytte Kendisinden Memun (Güvenilir kişi) diye bahis edildiğini görünce:

      “-Evet! Vallahi, Memundur, Emindir!” buyurdu.

Kâ’b bin Züheyr:

      “-Ben, Kâ’b bin Züheyr’ım yâ Resûlallâh!”diyerek kendisini tanıttığı zaman, Ensâr’dan birisi sıçrayıp ayağa kalktı ve :

      “-Yâ Resûlallâh! Beni, bırak da şu Allâh düşmanının boynunu vurayım?”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Vazgeç ondan! O, üzerinde bulunduğu halden pişman ve hakka dönmüş olarak gelmiştir!”buyurdu.

Kâ’b, Ensâr’ın sözüne kızdı.

Sonra’da, Bânet Süad diye anılan uzun kasidesini Resûlullâh (s.a.v) ’in huzurunda okumağa başladı. Kâ’b, bu kasidesinde: Sevgilisi suad’ın boyunu, bosunu, huyunu husunu, vefasızlığını ve bir sabah uzaklara çekip gittiğini, giderken de kalbini birlikte alıp götürdüğünü.... yana yakıla anlattıktan ve kendisini ona ulaştıracak yörügen devenin üstün vasıflarını birer birer saydıktan sonra asıl mevzua şöyle giriş yaptı:

      “-Süad’ın ayrılığı yetmiyormuş gibi, iki tarafa söz taşıyan rakibler, bana: Ey Ebû Sülma’nın oğlu! Sen, artık kendini ölmüş bil! dediler. Kendilerine güvendiğim ve başvurduğum her dostta: Biz, seninle uğra-şamayız. Başının çaresine bak!”dediler.

Ben de onlara:

“-Öyle ise dedim, siz, beni serbest bırakınız. Rahman olan Allâh, her neyi takdir etmişse, o olur. İnsan oğlu ne kadar uzun yaşasa da, günün birinde teneşir tahtasının üzerinde taşınır. Resûlullâh’ın, beni öldüreceği bana haber verildi. Resûlullâh katında bağışlanmak umulur.

Allâh’ın Resulüne özür dileyerek geldim. Çünkü, Resûlullâh’ın yanında mazeretler kabul olunur. İlahi hidâyeti ile, içi öğütler ve en yüce gerçeklerle dolu Kûr’ân-ı sana indiren Allâh hakkı için bana emân ver. Beni, rakiplerimin dedikodusuyla muaheze etme. Hakkımda pek çok söylentiler olmuşsa da, ben pek o kadar suçlu değilimdir.

Ben, şimdi öyle bir makamda bulunuyorum ki burada gördüğüm ve işittiğim şeyleri bir fil görüp işitseydi, muhakkak titrerdi. Burada, beni, ancak Allâh’ın izni ile Peygamberin affına nail olmaktan başka bir şey kurtaramaz.

Ben, yüce Peygambere karşı hiç bir itirazda bulunmadan sağ elimi, O’nun adaletli eline uzatıyorum. Şimdi, söz, O’nun sözüdür. Bence en korktuğum şey, Kendisi ile konuştuğum zaman, bana:

      “-Sen, suçlusun, sen, sorumlusun!” denilmesidir.

Bu Arslan, Arslanlar yurdu Asser ormanında yer yer sıralanan arslan yataklarının iç kesimindeki haşmetli yurdunda hüküm sürmektedir! Bu, öyle bir Arslandır ki, erkenden ava çıkar, çifte yavrusunu, yerlere parça parça serilmiş insan etlerile besler!

Kendi akranı ile boğuştuğu zaman da, hasmını yerlere sermedikçe, meydanı terk etmeyi nefsine haram sayar! Onun heybetinden çölün yırtıcı aslanlarının sesi kısılır. Onun dolaştığı yerlerde insanlar dolaşamaz! Onun yaşadığı vadide, gücüne, kuvvetine güvenen nice baba yiğitlerin silah ve elbileseleri paralanmış, kendileri kurda, kuşa yem olmuştur!

Şüphe yok ki Resûlullâh, doğru yolu gösteren bir nur, kötülükleri yok etmek için Allah’ın sıyrılmış keskin ve yalın kılıçlarından bir kılıçtır. Mekke vadisinde Kureyş’in ileri gelenlerinden bir cemaat Müslüman oldukları zaman onlara, O söyleyicileri: Siz, buradan göç ediniz!” demişti. Onlar da, göç ettiler. Ancak, çarpışma sırasında zaif, silahsız ve müdâffasız olanlar, yerlerinde kaldılar.

Evet, onlar, din gayreti ile başları havada baba yiğitlerdir. Onların zırhları, sanki Davud Peygamberin yapıp savaşta giydiği demir gömlektir. Uzun ve parlak zırhlarının sağlam ve metin büklümleri, ayrık otlarının halkaları gibi birbirine geçmiştir.

Mızrakları düşmana saplanırken onlar şımarıklık etmezler. Bir yenilgiye uğradıkları zaman da, üzüntü duymazlar. Onların yürüyüşleri, asîl ak develer gibi pervasızdır. O kahramanlar, ancak yiğitçe saldırışları ile, kara yüzlü düşmana yüz geri ettirmeleri sayesinde kendilerini korur-lar.Yaralandıkları zaman, ancak, göğüslerinden vurulurlar. Onların, ölüm denizlerinin dalgalarından korkulan yoktur,

Kâ’b: Şüphe yok ki Resûlullâh, doğru yolu gösteren bir nur, kötülükleri yok etmek için Allah’ın sıyırılmış, keskin ve yalın kılıçlarından bir kılıçtır! Mekke vadisinde Kureyş’in ileri gedenlerinden bir cemâat, Müslüman oldukları! zaman, onlara, O deyicileri: Siz, buradan göç ediniz!” demişti.

Mealindeki beyitlerine gelince, Resûlullâh (s.a.v), yanındaki Kureyş Muhacirlerine bakıp, gömleğinin yeni ile işaret ederek

      “-Dinleyiniz!” buyurdu.

Rivayete göre: Kâ’b bin Züheyr, Bânet Süad kasidesini okuyup bitirdiği zaman, Resûlullâh (s.a.v) sırtındaki Bürde’sini (hırkasını) çıkarıp ona giydirdi.

Muaviye bin Ebi Süfyan, halifeliği sırasında, Kâ’b bin Züheyr’e :

      “-Resûlullâh’ın Hırkasını bize sat!” diye haber saldı. Ona, on bin dirhem gönderdi.

Kâ’b’ bin Züheyr :

      “-Ben, Resûlullâh’ın Hırkasını giymek hususunda hiç kimseyi, kendime tercih edemem!” diyerek Muaviye’nin dileğini red etti.

Kâ’b bin Züheyr vefat ettiği zaman, Muaviye, onu, Kâ’b’ın oğullarından yirmi bin dirheme satın aldı. Resûlullâh (s.a.v)’in, Kâb’a vermiş olduğu bu mübarek Hırka, halifeden halifeye tevârüs edilerek geçti. Emevî saltanatının çöküşünden sonra ilk Abbasî Halifesi Ebül’abbas Seffah Abdullah bin Muhammed (Vefatı hicrî: 136) tarafından 300 altına satın alındı. Bayramlarda Halifeler tarafından giyilirdi.

Halife Muktedir, öldürüldüğü zaman (Hicri: 320), kanı, bulaşarak bu mübarek Hırka kirlendi. Abbasiler, Mısır’a gelirken, onu, yanlarında getirdiler. Yavuz Sultan Selim han, Mısır’ı alıp Halife olduğu zaman, Mısır’daki Mübarek Emânetler arasında bu hırka’da İstanbul’a getirildi. 1

Tâif seferine katılan Büceyr bin Züheyr’ın Mekke fethiyle Tâif ve Huneyn seferlerine dair söylediği şiirler siyer ve meğazi kitaplarında yer almaktadır.

Büceyr bin Züheyr (r.a)’ın hayatı hakkında fazla bilgi bulunmamakla beraber, onun âile bireyleri, varsa rivayet etmiş olduğu hadisler hakkında, ve geri kalan hayatı ile ilgili nerde ve ne zaman hangi tarihte vefat ettiğine dair elimizde bundan fazla hiçbir bilgi yoktur.

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.



1- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-16-43-51