Bişr Bin Berâ

Bişr bin Berâ (r.a), Medine doğumludur. Ancak hangi tarih’de doğ-duğu belli değildir. Bişr bin Berâ’nın babası Ensâr’ın meşhurlarından Berâ bin Ma’rûr’dur. Annesinin adı, Ümmü Bişr Huleyde bint-i Kays bin Sâbit bin Hâlid, veya Sülâfe’dir. Medine'nin Hazrec kabilesinın Seleme oğulları koluna mensuptur.

Bişr Bin Berâ

Bişr Bin Berâ
بِـشْــرُ بْــنُ اْلــبـَـراَء


 Baba Adı    :    Berâ bin Mâ’rur.
 Anne Adı    :    Huleyde bint-i Kays, bin Sâbit, bin Hâlid.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Tarih yok, Medine doğumludur.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 7. Miladi 628. yıl Hayber şehididir.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
 Eşleri    :    Kubeyse bint-i Sayfii, bin Sahr,
 Oğulları    :    Bilgi yok.
 Kızları    :    el-Aliye.
 Gavzeler    :    Bedir, Uhud, Hendek, beni Nadr, beni Mustalık, beni Kureyza, Hudeybiye, Hayber,
 Muhacir mi Ensar mı    :    2.Akabe bey’atında bulunmuş Ensâr’dandır.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    Bilgi yok.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Vakid bin Abdullah el-Leysi.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Bişr bin Berâ bin Mâ’rur bin Sahr bin Hansa bin Sinan bin Ubeyd bin Adiy bin Ğanm bin Kâ’b bin Selime bin Sâ’d bin Aliy bin Esed bin Saride bin Tezid bin Cüşem bin Hazrec el-Ensariy el-Hazreciy el-Sülemi’ dir.
 Lakap ve Künyesi    :    Bilgi yok.
 Kimlerle Akraba idi    :    Ensâr’dan Berâ bin Mâ’rur’un oğludur.



Bişr Bin Berâ Hayatı

Bişr bin Berâ (r.a), Medine doğumludur. Ancak hangi tarih’de doğ-duğu belli değildir. Bişr bin Berâ’nın babası Ensâr’ın meşhurlarından Berâ bin Ma’rûr’dur. Annesinin adı, Ümmü Bişr Huleyde bint-i Kays bin Sâbit bin Hâlid, veya Sülâfe’dir. Medine’nin Hazrec kabilesi’nın Seleme oğulları koluna mesubtur. Hicretten önce Müslüman oldu. Bişr, bin Berâ, babası ile birlikte ikinci Akabe bîatına iştirak etti. Bu bey’atte babası Berâ bin Ma’rûr, Resûlullâh (s.a.v)’e ilk defa bey’at eden yetmiş Medineli Ensâr’ erkeklerinin ilki olma sıfatını kazanmıştır.

Bişr bin Berâ, ve babası Berâ bin Ma’rûr Medine’ye geri döndük-lerinde bütün, aile efradını İslâmiyet’e sokmuşlardır. Bişr bin Berâ’nın babası, Berâ bin Ma’rûr (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’in Medine’ye hicret edişi- ni göremeden vefat etmiştir. Hicretten sonra Resûlullâh, onunla muhacir-inden olan Vakid bin Abdullah el-Leysi ile aralarında din kardeşliği oluşturmuştur. Bişr bin Berâ, ok atmakta çok mahir idi. Medine’nin ileri gelen muharriblerindendi. Bu vasıflarından dolayı Resûlullâh (s.a.v)’in iştirak etmiş olduğu ve kendisinin şehâdetine kadar yapılan bütün gazve ve seferlere iştirak etmiştir.

Bişr bin Berâ (r.a), ilk önce Bedir Ğazvesi’nde, ileri saflarda okçu olarak Resûlullâh (s.a.v)’ın yanında müşriklerle çarpışmıştır. Böylece Bedir Ashab’ından olma sıfat ve şerefini kazanmıştır. Hicri 3.Miladi 625 yılında yapılan Uhud Ğazvesi’ne iştirak etti. Bişr, bin Berâ aynı yıl içinde Benî Nadir Ğazvesi’nede iştirak etmiştir. Hicri 4. Miladi 626 yılında vaki’ olan Benî Mustalik Ğazvesi’ne iştirak ederek Müreysi çevresinin kontrol altına alınmasında büyük yararlıkları görüldü.

Bişr bin Berâ (r.a), Hicri 5. Miladi 627 yılında Hendek Ğazvesi’nde bulundu. Bu gazvede ok atmadaki ustalığıyla bütün dikkatleri üzerine çekmiştir. Daha sonra Benî Kurayza Yahudilerinin muhasarasına iştirak etmiştir. Hicri 6. Miladi 628 yılında Hudeybiye andlaşmasına iştirak edip, bîat-ı Rıdvan Ashabından olma şerefini kazanmıştır. Aynı yılın yaz aylar- ında tertip edilen Hayber gazvesine iştirak etmiştir.

Bu gazvenin bitiminde Zeyneb bint-i Hâris adında bir Yahudi kadını Resûlullâh ve arkadaşlarına bir koyun ziyafeti çekmişti. Bu ikram edilen koyun eti, zehirli idi. Bişr bin Berâ, zehirli koyun etinden haberi olmadan, ağzına bir lokma atıp yiyince zehirlenerek vefat etti.

Bir rivayete göre, koyun etinden yer yemez, diğer bir rivayete göre ise, bir sene kadar zehirin tesîrinden ileri gelen rahatsızlığı çektikten sonra vefat ettiği de, bildirilmektedir.

Resûlullâh (s.a.v) Hayber’i fetihde bulundu Yahudilerin teslim olma-sından sonra Hayber’de birkaç gün kalmıştı. Bu sıralarda Yahudi lider-lerinden Sellâm bin Mişkem’in karısı olan Zeyneb bint-i Hâris:

      “-Muhammed, davar etinin neresini, hangi yerini yemeyi en çok sever?”diye sorup soruştur du.

      “-Kol, kürek etini yemeyi çok sever!” denildi.

Zeyneb, Yahudi cengaverlerinden, Zübeyr bin Avvam, veya Hz.Ali tarafından öldürülen Merhab’ın da kız kardeşi ve azılı Yahudi Sellâm bin Mşkem’in de karısı idi. Zeyneb, Yahudilerin ileride gelenleriyle görüşüb konuştu. Resûlullâh (s.a.v)’e karşı bir suikasd yapma yetkisi aldı. Bir davar kızartılıp hepsinin zehirlenmesi hususunda söz birliği ettiler. Nasıl olsa o bir kadındı. Resûlullâh ve Müslümanlar kadına sayğılıdırlar ona bir şey yapmazlardı! Diye tasarladılar.

Zeyneb, hemen işe koyuldu. Kendisine ait olan dişi keçisinin yanına vardı. Onu, eliyle kesti, kızarttı, kebab yaptı. Vakit geçirmeden, öldürücü zehirle zehirlemeğe kalktı. Keçi kebabının her yerini, kol ve küreklerini ise, daha çok zehirledi. Akşam olunca, Resûlullâh (s.a.v) cemaâte akşam namazını kıldırdıktan sonra konak yerine dönüp oturmuştu.

O sırada, Zeyneb geldi Resûlullâh (s.a.v)’i sordu.

      “-Yâ Ebâ’l-Kasım! Bunu, sana hediye ediyorum!” dedi

Resûlullâh (s.a.v) hediye edilen şeyi yer, sadaka olarak verilen şeyi yemezdi. Kendisine, ev halkından başkası, yiyecek bir şey getirdikleri zaman, sorar, eğer, hediye olduğu söylenirse, onu alır yerdi. Eğer, bu sadakadır, denilirse, Esbabına:

      “- Siz, yeyiniz!” buyurur, kendisi, ondan hiç yemezdi.

Zeyneb, getirdiği keçi kebabını, Resûlullâh (s.a.v)’in ve Esbabından orada bulunanların önüne indirdi. Bişr bin Berâ bin Ma’rûr (r.a)’da, orada bulunan Sahabiler arasında idi. Resûlullâh (s.a.v), o keçi kebabının kolun-dan bir parça koparıp ağzına aldı. Fakat, onu yutmayarak hemen dışarı attı. Bişr bin. Berâ (r.a)’da Resûlullâh (s.a.v)’in yaptığı gibi bir parça et koparıp ağzına aldı. Fakat, Resûlullâh’ın huzurund sayğısızlık olur düşüncesiyle ağzına aldığı lokmayı zorla yuttu.

Resûlullâh (s.a.v)’in yemek için, kebabın kürek kısmından aldığı da, rivayet edilir. Resûlullâh (s.a.v) aldığı et parçasını ağzından dışarı çıkar-dığı gibi, Sahabelerine’de:

      “-Ellerinizi kebabdan çekiniz! Şu, kürek eti, zehirlenmiş olduğunu bana haber verdi!” buyurdu.

Bişr bin Berâ (r.a), daha oturduğu yerinden kalkmadan, benzi benti, başörtüsüne döndü, morardı. Olduğu yerde, can verdi. Bişr’in, zehirlen-dikten sonra bir yıl daha yaşadığı, bu yüzden vefat ettiği de, rivayet edilir. Resûlullâh (s.a.v) ise, bu hâdiseden sonra üç yıl daha yaşadı.

Resûlullâh (s.a.v) zehrin tesirinden kurtulmak için iki omuzunun arasından Hacamet yaptırdı, kan aldırdı. Hacameti, Beni Beyzaların âzadlısı Ebû Hind, kılıç veya büyük bir bıçakla yaptı. Kendisine Hacamet yapmasını, Cebrâil (a.s) emretmişti. Resûlullâh (s.a.v), zehirli olan keçi kebabını toprağa gömdürdü.

Resûlullâh (s.a.v), adam gönderib Zeyneb bint-i Hâris’i getirtti.

Ona:

      “-Bu davar kebabını, şu kürek etlerini sen mi zehirledin?”diye sordu.

Zeyneb bint-i Hâris:

      “-Zehirlediğimi sana kim haber verdi?”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Şu önümde bulunan kürek kemiği haber verdi!” buyurdu.

Zeyneb bint-i Hârise:

      “-Evet! Ben, zehirledim!”diyerek suçunu itiraf etti.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Sen, bunu ne için yapmak istedin?”diye sordu.

Zeyneb bint-i Hâris:

      “-Seni, öldürmek istedim!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Yüce Allâh, bunu, bana yapabilecek gücü ve hâkimiyeti sana vermemiştir!” buyurdu.

Zeyneb bint-i Hâris:

“-Sen, benim babamı, amcamı ve kocamı öldürdün. Kavmime, senin yapmadığın kalmadı. Senin için, kendi kendime:

      “-Eğer, o, gerçek bir Peyğamberse, yaptığım şey kendisine muhakkak Allâh tarafından haber verilir. Zehir, ona bir zarar vermez. Eğer, o, bir yalancı ise, bir Hükümdarsa, bu zehirden ölür de, böylece, kendisinden kurtulmuş, rahata ermiş oluruz!”dedim, dedi.

Ashâb-ı Kirâm (r.a):

      “-Onu, öldürelim mi?”diye sordular.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Hayır! Ona, ne dokunulacak, ne de, işkence yapılacaktır!”buyurdu.

Zeyneb bint-i Hâris, affedildi, cezalandırılmadı. Zâten, Resûlullâh, kendisine karşı işlenen suçtan dolayı öc almazdı.

Zeyneb bint-i Hâris:

      “-Şimdi iş, bence belli oldu ki! Sen, gerçekten Peyğambersin! Ben, Senin dininde bulunanlarla birlikte şehâdet ederim ki: Allâh’dan başka ilâh yoktur! Muhammed, Allâh’ın kulu ve Resûlüdür!”diyerek Müslüman oldu denilir.

İmam Zühri’ye göre: Zeyneb, Müslüman olunca, bırakıldı.

Zeyneb’in Müslüman olmadığı ve Bişr bin Berâ’nın zehirli etten ölmesi üzerine Bişr’ın akrabalarına teslim edildi. Onlarda Zeyneb’ın, Bişr’e karşılık kısas olarak boynunun vurulduğu da rivayet edilir.

Resûlullâh (s.a.v) bu işin peşini bırakmadı bu suikasd’ın arkasında kimler var diye araştırma yaptırttı. Yahudilerin ileride gelenlerini sorgu-lamak üzere huzuruna çağırttı.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Bana, şu Hayber’de bulunan Yahudileri bana toplayız!”buyurdu.

Yahudiler, Resûlullâh’ın yanında toplanınca, Resûlullâh, onlara:

      “-Ben, sizden bir şeyler soracağım. Bana, doğru cevap verecek mi siniz?”diye sordu.

Yahudiler:

      “-Evet! Yâ Ebûlkasım! Doğru cevab vereceğiz!”dediler.

“-Resûlullâh (s.a.v):

      “-Sizin babanız kimdir?”diye sordu.

Yahudiler:

      “-Babamız filandır!”dediler.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Yalan söylediniz: sizin babanız, filandır!”buyurdu.

Yahudiler:

      “-Doğru söyledin!”dediler.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Ben, sizden bir şey daha soracağım. Bana, doğru cevab verecek misiniz?”diye sordu.

Yahudiler:

      “-Evet! Ey Ebûlkasım! Doğru cevab vereceğiz. Biz, sana yalan söy-lesek bile, Sen, babamızın kim olduğunu bildiğin gibi, yalan söylediğimizi- de, bilirsin!”dediler.

Resûlullâh (s.a.v) onlara:

      “-Cehennemlikler, kimlerdir?”diye sordu.

Yahudiler:

      “-Kısa bir müddet cehennemde biz bulunacağız. Sonra, oraya, ardı-mız sıra giren sizler olacaksınız!”dediler.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Haydi oradan! Vallâhi, biz, hiçbir zaman cehennemde size halef olacak değiliz!”buyurdu.

Resûlullâh (s.a.v) onlara:

      “-Sizden önemli bir şey daha soracağım. Bana, doğru cevap verecek- mi siniz?”diye sordu.

Yahudiler:

      “-Evet! Yâ Ebûlkasım! Doğru cevab vereceğiz!”dediler.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Siz, şu davar kebabını zehirlediniz mi?”diye sordu.

Yahudiler:

      “-Evet! Zehirledik!”dediler.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Bunu yapmaya sizi sürükleyen şey nedir?”diye sordu.

Yahudiler:

      “-Eğer, Sen, bir yalancı isen, zehirli kebebı yer, ölürsün! Biz de, elinden kurtulur, rahata ereriz! Eğer, gerçekten Peyğamber isen, zehir, sana bir zarar vermez! diye düşündük!”dediler.

Daha sonraları, bu, Yahudi komitecilerin birkısmı, bir şekilde hak ettikleri cezaları buldular. Kimisi ya öldü, veya öldürüldü, bir kısmı ise Hayber den ya kendi istekleri ile ayrıldılar, veya sürgün edildiler.

Ümmü Bişr bin Berâ der ki:

“-Resûlullâh (s.a.v)’ın, vefatlarıyle sonuçlanan hastalığa tutuldukları zaman, yanına varmıştım. Kendisi, humma nöbeti geçiriyordu. O’nun alnı-na elimle dokundum.

      “-Yâ Resûlallâh! Seni, hiç bir kimsenin tutulmadığı hummaya tutulmuş gördüm!”dedim.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Bize verilecek ecr ve mükâfat, kat kat olduğu gibi, ibtilalar da,bize böyle kat kat olur!”buyurdu.

      “-Halk, benim bu hastalığıma ne diyor?”diye sordu.

Halk:

      “-Resûlullâh (s.a.v)’de ki hastalık, Zatülcenb’dir!” diyorlar, dedim.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Allâh, bana, o hastalığı musallat etmiş değildir. Bu, ancak, şeytanın bir telkin ve vesvesesidir!”buyurdu.

      “-Yâ Resûlallâh! Sen, bu hastalığın neden ileri geldiğini sanıyorsun? Ben, oğlumun ölümünün, ancak, Hayber’de Seninle birlikte yemiş olduğu zehirli davar kebabından ileri geldiğini sanıyorum!”dedim.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Ey Ümmü Bişr! Ben de, bu hastalığımın, ancak, ondan ileri geldi-ğini sanıyorum! Hayber’de onunla birlikte tatmış olduğum zehirli etin acı-sından, şu anda kalb damarımın koptuğunu duymaktayım. Zaman zaman onun ağrısını ve sızısını duyuyordum!”buyurdu.

Hz.Âişe (r.a)’da, Resûlullâh (s.a.v)’in vefat ile sonuçlanan hastalığı sırasında:

      “-Yâ Âişe! Hayber’de tatmış olduğum zehirli etin sancısını zaman zaman duyuyorum. Şu anda kalbimin damarının koptuğunu duymaktayım!” buyurduğunu söyler.

Enes bin Mâlik (r.a)’de:

      “-Resûllah’ın küçük dili üzerinde bu zehrin izini görür dururdum!” demiştir.

Resûlullâh (s.a.v) bu zehirlenme yüzünden şehid olarak vefat etti. Resûlullâh (s.a.v)’i, Peyğamberlikle şereflendiren yüce Allâh, onu, böyle şehidlikle de, şereflendirdi!” 1

Resûlullâh (s.a.v), Bişr bin Berâ’yı, babası Berâ bin Ma’rûr’un vefat-ından sonra Selime oğullarına Seyyid yapmıştı. Onu da, Vâkıd bin Abdullâh’üt Temimi el-Leysi ile din kardeşi olarak ilan etmişti.

Resûlullâh (s.a.v) bir gün, Bişr bin Berâ’nın mensub bulunduğu kabile halkına sormuş:

      “-Ey Selime Oğulları! Sizin Seyyidiniz, Ulu kişiniz kimdir?”

Onlar da:

      “-Ced bin Kays’dır! Fakat, o, kalbinde cimrilik bulunan bir adam dır!” demişlerdi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Cimriliği tedavi edecek hangi deva vardır ki,? Hayır! Sizin Seyyi-diniz, Ulu kişiniz, Bişr bin Berâ, bin Ma’rûr dur!” buyurarak onu, Selime Oğullarına başkan yapmıştı. 2

Bişr bin Berâ, Resullah (s.a.v)’i çok sevdiği gibi Resûlullâh (s.a.v)’de onun babasını ve kendisini, çok severdi.

Bişr bin Berâ’nın hanımı Kuteybe bint-i Sâyfî bin Sahr, olup çocukları hakkında fazla bir kayıt yoktur. Çok erken vefat ettiği için de kendisinden hadîs rivayet edilememiştir.

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.



1- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-14-201-205 
2- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi-6-219