Amr Ibn-i Ümeyye Ed-damri

Amr İbn-İ Ümeyye ed-Damri (r.a), Bedir bölgesinde yaşayan Beni Damre kabilesindendir. Kendi yöresinde doğdu. Ancak hangi tarihte doğ-duğu belli değildir. Babası Ümeyye bin Huveylid’dir

Amr Ibn-i Ümeyye Ed-damri

Amr Ibn-i Ümeyye Ed-damri
عَــمْـرُو بْــنُ اُ مَـيّـة ُالـضَـمْـرَة


 Baba Adı    :    Ümeyye bin Huveylid.
 Anne Adı    :    Bilgi yok.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Tarih yok, Bedir yöresinde doğdu.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 60. Miladi 680. yıllarda Medine de vefat etmiştir. Kabri, Medine de Cennet’ül Baki de dir.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
 Eşleri    :    Sûheyla bint-i Ubeyde.
 Oğulları    :    Ca’fer, Abdullah, Fazl.
 Kızları    :    Bilgi yok.
 Gavzeler    :    Bi’ri Mâuna, Hendek ve diğerleri
 Muhacir mi Ensar mı    :    Bedir yöresinden Medine’ye Muhacir dir.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    20 tane.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Amr ibn-i Ümeyye bin Huveylid bin Abdul-lah bin İyas bin Ubeyd bin Naşire bin Kâ’b bin Cüdey bin Damre bin Bekir bin Abdımenat bin Kinâne el-Kinaniy ed-Damriy
 Lakap ve Künyesi    :    Ebû Ümeyye
 Kimlerle Akraba idi    :    Hanımı Süheyla bint-i Ubeyde, Resûlullâh’ın Amcası, Hâris bin Abdülmuttalib’in torunudur.


Amr Ibn-i Ümeyye Ed-damri Hayatı

Amr İbn-İ Ümeyye ed-Damri (r.a), Bedir bölgesinde yaşayan Beni Damre kabilesindendir. Kendi yöresinde doğdu. Ancak hangi tarihte doğ-duğu belli değildir. Babası Ümeyye bin Huveylid’dir annesinin ise ismi bilinmiyor. Kabile neseb ve soyu: Amr ibn-i Ümeyye bin Huveylid bin Abdullah bin İyas bin Ubeyd bin Naşire bin Kâ’b bin Cüdey bin Damre bin Bekir bin Abdımenat bin Kinâne el-Kinâniy ed-Damriy’dir. Künyesi ise: Ebâ Ümeyye dir.

Hanımının ismi:Sûheyla bint-i Ubeyde olup çocuklarının isimleri ise bilinmemektedir. Hanımı Süheyla bint-i Ubeyde Resûlullâh (s.a.v)’ın amcası Hâris’in torunudur. Bundan dolayı onun soyundan gelenler Kureyş’in Beni Abdüşems kolu mensubları içinde sayılmışlardır.

Amr ibn-i Ümeyye ed-Damri Bedir ve Uhud Savaşları’nda müşrikler-in saflarında yer aldı. Uhud Savaşı’ndan sonra Müslüman oldu. Birkaç ay sonra Necid bölgesine gönderilen kırk kişilik irşâd heyeti içinde yerini aldı. Önemli Sahabîler den biri olan Amr ibn-i Ümeyye’nin yaşadığı en mühim hâdiselerden başında, kırk sahabînin şehid olmasıyla neticelenen Bi’ri Mâuna Vak’ası’dır.

Bi’ri Maûne Vak’ası Nedir?:

Uhud Savaşı’ndan dört ay sonra, Hicretin dördüncü yılı Safer ayında, Ebû Berâ’ Âmir bin Mâlik, bin Câfer, Medine’ye gelib Resûlullâh (s.a.v)’i ziyaret etmişti. Ebû Berâ’ Amir Oğulları kabilesinin Seyyidi ve lideri idi. Ebû Berâ’ getirdiği iki at ile iki deveyi hediye etmek isteyince

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Ben, müşriklerin hediyesini kabul edemem. Eğer hediyeni kabul etmemi istiyorsan Müslüman ol!” buyurduktan sonra, ona İslâmiyeti anlattı. İslâmiyette neler olduğunu, Allâh’ın Mü’min kullarına vereceğini vadettiği sevap ve mükâfatları haber verdi. Kûr’ân-ı Kerîm okudu. Ebû Berâ’ ne Müslüman oldu, ne de, Müslümanlıktan uzak kaldı.

Ebû Berâ’:

      “-Yâ Muhammed! Beni, kabule dâvet ettiğin bu işin, bu dinin pek güzel, pek şereflidir. Kavmim, benim ardımdadır. Ne dersem, yaparlar. Eğer, İslâm’ı öğretmek için ashabından bir kaçını gönderecek olursan, umarım ki, onlar, Sana tâbi olurlar. Onlar, tâbi olduktan sonra, artık, işin daha da, parlar ve yükselir. Eğer, Sen, Necid halkına Ashabından bazı-larını gönderip de, onları, yaymağa çalıştığın işe, İslâmiyete dâvet edecek olursan, umarım ki, dâvetini kabul ederler!” dedi.

Resûlullâh (s.a.v) de:

      “-Göndereceğim kişiler hakkında Necid halkından korkarım!”dedi.

Ebû Berâ’:

      “-Göndereceğin kimselere Necidliler bir şey yaparlar diye korkma! Ben, onları himayeme alırım. Gönder de, halkı, dinine dâvet etsinler. Onları, ben, hamayeme aldıktan sonra, Necid halkından hiç biri onlara dokunamazlar!”dedi.

Enes bin Mâlik (r.a)’den rivâyete göre:

“-Ri’l, Zekvan, Usayya ve Lihyan kabilelerinden bazı kimseler, Medine’ye gelerek, kavimlerinden düşmanlık edenlere karşı yardımcı ol-masını Resûlullâh (s.a.v)’den dilediler. Resûlullâh (s.a.v)’de, onlara destek ve yardımcı olmak üzere Ensâr’dan yetmiş kişi gönderdi.

Buna göre, gönderilecek irşad heyeti, aynı zamanda, gidecekleri yer-lerde bulunan Müslümanlara da, Ebû Berâ’nın himayesi altında destek ve yardımcı olacaklardı. Ebû Berâ’nın yapmış olduğu kesin taahüd üzerine, Resûlullâh (s.a.v), Saîde Oğulları’nın kardeşi Münzir bin Amr’ın kuman-dası altında, Âshabından kırk kişiyi yola çıkardı. Buhârî’nin Sahihi gibi bazı önemli kaynaklarda bu sayı yetmiş kişi, bazılarında ise kırk veya otuz kişi olarak geçer. En doğrusunu Allâh bilir.

İrşad heyetinde bulunanların dördü Muhacir, diğerleri Ensâr’dır.

1-Aiz bin Mâis.

2-Âmr ibn-i Füheyre.

3-Amr bin Mâbed

4-Amr bin Ümeyye

5-Abdullah bin Kays bin Sırma bin Ebî Enes

6-Beşiri Ensarî.

7-Dahhak bin Abd-i Amr.

8-Ebû Amr bin Kâ’b, bin Mes’ûd.

9-Ebû Ubeyde bin Amr bin Mıhsan.

10-Enes bin Muâz.

11-Evs bin Muâz.

12-Ebûşeyh Ubeyd bin Sâbit.

13-Hâris bin Simme.

14-Haram bin Milhan.

15-Hâlid bin Kâ’b bin Amr.

16-Hâlid bin Sâbit, bin Nûman.

17-Hâkem bin Keysan.

18-Kutbe bin Abd-i Amr, bin Mes’ûd.

19-Kâ’b bin Zeyd bin Kays.

20-Münzir bin Amr bin Huneys.

21-Münzir bin Muhammed, bin Ukbe.

22-Muâz bin Maiz,

23-Mes’ûd bin Halde.

24-Mes’ûd bin Sa’d.

25-Mâlik bin Sâbit.

26-Nâfi bin Büdeyl, bin Verka (Huzai).

27-Riyad bin Huneyf, bin Hâris, bin Ümeyye, bin Zeyd.

28-Sâbit bin Hâlid, bin Amir.

29-Sa’d bin Amr, bin Sâkıf.

30-Süfyan bin Hâtib, bin Ümeyye.

31-Süfyan bin Sâbit.

32-Süleym bin Milhan.

33-Sehl bin Amir, bin Sa’d, bin Amr.

34-Selh bin Amir, (Amr) bin Sâkıf.

35-Süheyl bin Amir, bin Sa’di Ensarî.

36-Tufeyl bin Sa’d, bin Amr.

37-Ubâde bin Amr, bin Mihsan.

38-Urve bin Esmâ, bin Saltu’s-Sülemi)

39-Ubey bin Muâz, bin Enes.

40-Muttalib-i Sülemi.

İrşad ve tâlim heyetıne katılanlar, Âshâb-ı Suffa’dan olup kendilerine Kurrâ denilirdi. Onlar; gecelerini ibâdetle, Kûr’ân-ı Kerim ve ilim öğren-mek ve öğretmekle geçirirler; gündüzleri de, Mescid’e su taşırlar, odun toplayıp satarak Âshab-ı Suffa ve yoksul Müslümanlar için yiyecek satın alırlardı.

Ebû Berâ’, Resûlullâh (s.a.v)’e:

      “-Ben, kavmimin yanına döner, göndereceklerini görür gözetirim!” dedi. Resûlullâh (s.a.v)’ın gönderdiği İrşad heyetinin önce Medine’den ayrılıb Necd bölgesine doğru gitti. Necidlilere, Muhammed (s.a.v)’ın Âshabını himayesine aldığını bildirerek onlara kat’iyyen dokunmamalarını tenbih etti.

Necidliler:

      “-Ebû Berâ’ın himaye teahhüdü bozulmayacak, onun teahhüdüne aykırı tutum ve davranışlarda bulunulmayacaktır!”dediler.

Ebû Berâ’ın yeğeni Âmir ibn-i Tufeyl, amcasının isteklerini yerine getirmeğe yanaşmadı, ona aykırı davranışlarda bulundu. İslâm irşad heyeti Urve bin Esmâ bin Saltu’s-Sülemi’nin kılavuzluğu ile Bi’ri Maûne, Maûne kuyusu’na doğru yollarına devam ettiler ve bir sabah Maûne kuyusu başına indiler.

Bi’ri Maûne: Âmir Oğulları yurdu ile Süleym Oğullarının karataşlığı arasında olup her iki bölgeye yakındır. Fakat Süleym Oğullarının karataş-lıklarına daha yakındır. Mekke ile Usfan arasında Hüzeyl’lere aid bir böl-gedir. Maûne Kuyusu, Süleym Oğullarına aid sulardandır. İrşad heyeti, Maûne Kuyusu mevkiine gelib inince, hemen develerinin dizlerini bağla-dılar. İçlerinden dördü, yitirdikleri develerini aramaya gittiler. Amr ibn-i Ümeyye ile Ensâr’dan Münzir bin Muhammed bin Ukbe’yi, binek devele-rini otlatmak üzere otlağa gönderdiler. Resûlullâh, Necd halkı ve Âmir Oğulları liderlerine verilmek üzere bir mektub da, göndermişti, İslâm irşad heyeti, Maûne Kuyusu’nun üst tarafında bulunan bir mağarada oturub din-lendikleri sırada, birbirlerine şöyle dediler:

      “-Hanginiz, şu su civarı halkına, Resûlullâh’ın elçiliğini yapar?”

Haram bin Milhan (r.a) şöyle dedi:

      “-Ben yaparım! Ben, size bir haber getirinceye kadar, siz yerinizde durunuz. Sizden önce, ben, Süleym Oğullarına varayım. Eğer, onlar, bana Resûlullâh (s.a.v)’den aldığımız emri kendilerine tebliğ edinceye kadar emân ve imkân verirlerse, ne âlâ! Emân vermezler de, ihanet ederlerse, zaten, siz de, benden uzakta değilsiniz, bana yakın bulunuyorsunuzdur!”

Haram bin Milhan, yanına topal bir zatla başka bir arkadaş daha alarak gitti. İki arkadaşına:

      “-Ben, onların yanına varıncaya kadar, siz, yakınlarda bulununuz. Eğer, bana emân verirlerse zâten yakınlardasınız, görürsünüz. Şâyed, beni öldürecek olurlarsa, hemen arkadaşlarınızın yanına gidersiniz!”dedi.

Haram bin Milhan, Âmir bin Tufeyl’e yaklaşınca:

      “-Resûlullâh (s.a.v)’ın elçiliğini tebliğ için bana emân ve izin verir misiniz? Yanınıza gelip sizinle konuşayım?”dedi Yanlarına gelmesine izin verdiler. Haram bin Milhan, müşriklerin yanlarına varıp:

      “-Ey Maûne Kuyusu halkı! Ben, size, Resûlullâh (s.a.v)’ın gönder-diği elçisiyim! Ben şehâdet ederim ki: Allâh’dan başka ilâh yoktur! Muhammed’de, Allâh’ın kulu ve Resûlüdur! O halde, siz de, Allah’a ve Resûlüne iman ediniz!”dedi.

Âmir bin Tufeyl, Haram bin Milhan’ın götürüp sunduğu mektuba hiç bakmadı bile! Haram bin Milhan, konuştuğu sırada, onu ansızın mızrak-ladı. Yahud, adamlarından birisine işaret ederek onu arkasından mızrak-lattı. Saplanan mızrak, Haram bin Milhan’ın göğsünden çıktı! Mızrak, vücuduna saplanır saplanmaz, Haram bin Milhan:

      “-Allâh’û ekber! Kâbe’nin Rabbına andolsun ki: Kazandım gitti!” dedi, ellerini fışkıran kanına bulayıp yüzüne ve başına sürdü!

Âmir ibn-i Tufeyl, Haram bin Milhan’ın gerisinde bulunan Müslüman topluluğunu da, kuşatıp imha etmek için, Âmir Oğulları kabilesinin yardı-mını istedi. Onlar ise:

      “-Biz, Ebû Berâ’ın teahhüdünü bozamayız. Ebû Berâ’ın bunlar için bir akdi ve kendilerini himaye edeceğine dair bir tehhüdü var!”dediler ve Âmir ibn-i Tufeyl’ın davetine icabetten kaçındılar. Âmir ibn-i Tufeyl, Âmir Oğullarından red cevabı alınca, Süleym Oğullarından bazı kabilelere, bu cümleden olarak Useyye, Ri’l ve Zekvan kabilelerine baş vurarak, kendi-sine fi’li olarak yardımda bulunmalarını istedi. Onlar da, Âmir bin Tufeyl’ın davetine icabet ettiler. Âmir bin Tufeyl, Lıhyan Oğullarına da baş vurmuştu. Baş vurulan; Lıhyan Oğullarının Kare oymağı idi.

Resûlullâh (s.a.v)’ın beddua ederken, Adal ve Zı’b kabilelerini de andığına bakılırsa, bunlar da, harekete katılmışlardı.

İslâm irşad heyeti, Haram bin Milhan’ın geciktiğini görünce, ardın-dan gittiler. Pek çok sayıda müşriklerle karlılaştılar ve onlar tarafından kuşatıldılar. Kuşatanlar arasında çekingen davranmalarına rağmen Beni Âmirler den kalabalık bir kabile de, bulunuyordu. Müslümanlar, böyle, düşmanlar tarafından etraflarının çepeçevre kuşatıldıklarını görünce, hemen kılıçlarına el attılar:

      “-Vallâhi, bizim, sizinle hiç bir işimiz yok. Biz Resûlullâh (s.a.v)’ın bir işi için yolumuza gidiyoruz!”dedilerse de, müşriklere dinletemediler.

Müşrikler, Urve bin Esmâ bin Saltu’s-Sülemi’ye:

      “-Sana emân verilmiştir. İstersen, yanımıza gel, İstersen, bizden baş-kasının yanına çık git!”dediler.

Urve bin Esmâ:

      “-Ben, hiçbir zaman, ellerimi müşriklerin ellerine vermemek, onlar- lardan dost tutmamak üzere Resûlullâh (s.a.v)’e kesin söz vermişimdir!” diyerek müşriklerin emân teklifini reddetti.

Urve’nin mensub bulunduğu Süleym Oğulları kabilesiyle Amr ibn-i Tufeyl arasında dostluk vardı. Bunun için Urve’nin ölmesini, kurtulmasını çok istediler. Fakat Urve:

      “-Ben, ne onların emânını kabul ederim, ne de şu arkadaşlarımın vur-ulub düştükleri yerden kendimi ayırmak, kayırmak isterim!”diyerek çarpış-maya girişti ve çarpışa çarpışa şehit düştü.

Bi’ri Mâuna’da müşrikler tarafından çepeçevre kuşatılan İslâm İrşad birliği, şehid olacaklarını anlayınca:

      “-İlâhi! Resûlüne, durumumuzu haber verecek, burada, Senden baş-kasını bulamıyoruz! Selâmımızı, Ona, tebliğ et, ulaştır! İlâhi! Resûlünün vasıtasıyla kavmimize haber ver ki: Rabbimize kavuştuk! Rabbimiz, bizden hoşnud oldu ve bizi de, hoşnud kıldı!”dediler.

Vahy Meleği Cebrâil gelib, Resûlullâh (s.a.v)’e:

      “-Onlar Rablerine kavuştular. Rableri onlardan hoşnut oldu. Ve ken-dileri de hoşnut oldu. Ve kendilerini de hoşnut kıldı!”dediler.

Vahiy Meleği Cebrâil (a.s) gelib, Resûlullâh (s.a.v)’e:

      “-Onlar, Rab’larına kavuştular, Rab’ları, onlardan hoşnud oldu ve kendilerini de, hoşnud kıldı!”diyerek bunu haber verdi.

Abdullah ibn-i Mes’ûd’dan rivayet edildiğine göre:

“-Resûlullâh (s.a.v) hutbeye kalkıb Allâh’a hamd-ü senâdan sonra:

“-Kardeşleriniz, müşriklerle karşılaştılar. Müşrikler, onları kesib biç-tiler, mızraklarla delik deşik ettiler. Onlardan hiçbirisini sağ bırakmadılar! Onlar şehid olurlarken:

      “-Ey Rabbimiz! Bizim, Rabbımızdan hoşnud olduğumuzu, Rabbi-mizin de bizden hoşnud olduğunu kavmimize Sen tebliğ et!” dediklerini, ben, size tebliğe onlar tarafından elçiyim! Onlar Allah’dan hoşnut oldular. Allâh’da, onlardan hoşnud oldu. Onlar için, Allâh’dan mağfiret dileyiniz. Onlar, bana selâm da, gönderdiler!”buyurdu.

Cebrâil (a.s), onların selâmlarını tebliğ edince, Resûlullâh (s.a.v):

      “-Âleyhimüsselâm! Allâh’ın selâm ve rahmeti onlara da, olsun!” diyerek mukabele etti.

Cebrâil (a.s), Bi’ri Maûne haberini, Resûlullâh’a son derecede üzgün bir halde vermişti. Bi’ri Maûne haberiyle Reci’ haberi Resûlullâh’a aynı gecede gelmişti.

Resûlullâh (s.a.v) Bi’ri Maûne haberini alınca:

      “-Bu Ebû Berâ’ın işi, o, getirdi başımıza bunu! Ben, zaten, onları, ancak Ebû Berâ’ın ısrarı üzerine, istemeye istemeye, korka korka gönder-miştim!” buyurdu.

Ebû Berâ’ ise, Resûlullâh (s.a.v)’in bu sözünü işitti. Vermiş olduğu himâye teahhüdünün yeğeni Âmr ibn-i Tufeyl tarafından bu şekilde bozul-masına son derecede çok üzüldü. Çünkü, Resûlullâh’ın Sahabilerinin başla-rına gelen, kendisinin himâye teahhüdü sebeb olmuştu.

Enes bin Mâlik (r.a):

      “-Resûlullâh (s.a.v)’ın, Bi’ri Maûne’de şehid düşen Ashaba yanıp üzüldüğü kadar hiç bir kimseye, hiç bir şeye bu kadar yanıp üzüldüğünü görmedim!”der.

Resûlullâh (s.a.v), kendisine acı haberin geldiği gece, sabah namaz-ında birinci rekâttan sonra, ikinci rekâtın rükûundan Semiallâhu limen hamideh diyerek doğrulduğu zaman:

      “-Ey Allâhım! Mudar kabilelerini şiddetle tepele! Ey Allahım! Onla-rın yıllarını, Yûsuf Peyğamberin kıtlık yılları gibi çetin yap, başlarına dar getir! Ey Allâhım! Lihyan Oğullarını, Adal, Kare, Zi’b, Rı’l, Zekvan ve Usayya kabilelerini Sana havale ediyorum! Çünkü, onlar, Allâh’a ve Resûlüne âsi oldular!”diyerek beddua etti.

Resûlullâh (s.a.v)’ın buna beş vakit namazlarında bir ay devam ettiği arkasında bulunan cemâatın da Âmin dedikleri rivayet edilir.

Resûlullâh (s.a.v)’ın bedduası kabul olunmuş, kuraklık ve kıtlık başla- mıştı. Bedrülmev’id seferi münasebetiyle Kureyş lideri Ebû Süfyan’ın da, itiraf ettiği gibi:

      “-Yağışlar kesilmiş, sular çekilmiş, yeşillikler, otlar kavrulup kuru-muş, sefere çıkmaktan gözlerini yıldıran ve korkutan çetin ve sert bir yıl olmuştu!”

Rı’l, Zekvan, Usayya Kabilelerinden yediyüz kişi humma hastalığına tutulup ölmüştür.

Âmr ibn-i Füheyre’yi şehid eden, ve, daha sonra İslâmiyeti kabul eden Cebbar bin Sülme der ki:

“-Müslümanlardan, beni İslâmiyete dâvet eden bir adama, iki dalı arasından mızrağımı sapladım! Mızrağımın demirinin, onun göğsünden çıktığını gördüm! Kendisinin:

      “-Füztü vallâhi!Kazandım vallâhi!”dediğini işittim. Kendi kendime:

      “-Adamı, öldürmüş değil miyim? Peki, kazandığı ne?!”dedim.

Mızrağımı gövdesinden çekip çıkardım. Dahhak bin Süfyan-i Kilabi’-ye gittim. Amr ibn-i Füheyre’nin “Füztü vallâhi” sözünü naklettim!”

Dahhak:

      “-Anlamadın mı? Onun maksadı cenneti kazandım demektir!”dedi.

Müslüman olmamı tavsiye etti. ben de Müslüman oldum. Müslüman-lığı benimsememe, ondan görmüş olduğum şey kendisinin göğe yükseltil-mesi sebeb oldu.

Dahhak, Amr ibn-i Füheyre’nin öldürüldüğü yerden göğe kaldırıl-dığını görüşümün, İslâmiyeti kabul etmeme sebeb olduğunu Resûlullâh’a yazarak bildirdi. Gerçekten Amr ibn-i Füheyre, şehid edildiği zaman, cese-di, açıktan açığa göğe yükseltilmişti.

Bu katliamı yaptıran Âmir ibn-i Tufeyl dahi bunu görmüş:

      “-Müslümanlardan, öldürülünce, yerle gök arasında yükseltildiğini gördüğüm adam kimdi?”diye sormuş:

      “-O, Amr ibn-i Füheyre idi!”demişlerdir.

Bi’ri Maûne şehidlerinin en sona kalanı, Münzir bin Amr idi. Müşrikler, ona:

      “-İstersen, sana emân verelim, teslim ol!”dediler.

Münzir:

      “-Haram bin Milhan’ın şehid olduğu yere kadar size ellerimi verme-yecğim, emanınızı da, kabul etmeyeceğim!”dedi.

Haram bin Mülhan’ın vurulup şehid düştüğü yere varınca, müşriklerle cenge çarpışmaya girişti ve orada şehid düştü. Bunun için Resûlullâh onun hakkında:

      “-Ölüme koşan adam!”buyurdu.

Bi’ri Maûne’de kuşatılan Ashab’dan ancak Dinar bin Neccar Oğul-larının kardeşi Kâ’b bin Zeyd sağ kalmıştı ki, müşrikler, onu, şehidler arasında can çekişir, son nefesini verir bir halde, ölür diye bırakıp gitmiş-lerdi. Amr ibn-i Ümeyye ed-Damri ile Münzir bin Muhammed, bin Ukbe ise, arkadaşlarının başlarına gelenlerden habersiz olarak uzaklarda develeri otlatmaktalarken, arkadaşlarının bulundukları Bi’ri Maûne kuyusu semtine doğru yırtıcı kuşların uçuştuklarını görünce:

      “-Vallâhi, bu kuşların oraya doğru uçuşmalarında bir iş var!”dediler.

Amr ibn-i Ümeyye ile Münzir bin Muhammed bin Ukbe Bi’ri Maûne Kuyusu başına yaklaştıkları sırada, Âmir Oğulları kabilesi cariyelerinden bir kadına rastladılar. Kadın:

      “-Siz Muhammed’in Ashabından mısınız?”diye sordu.

Münzir ile Amr bin Ümeyye, ona cevab vermediler. Kadın:

      “-Siz Muhammed’in Ashabından mısınız?”diye sorusunu tekrarladı.

Bunun üzerine, ona:

      “-Müslüman mı olmak istiyorsun?”diye sordular.

Kadın:

      “-Evet!”dedi. sonra da:

      “-Âmir Oğulları, kardeşlerinizi, şu, su başında öldüler. Kurtulabilen, kurtuldu!”dedi.

Amr ibn-i Ümeyye ed-Damri ile Münzir bin Muhammed, yüksek bir yere çıkarak arkadaşlarının bulundukları yere baktılar. Hepsinin kanlar içinde yerlere serilmiş olduklarını, düşman süvarilerinin de, daha oralarda durduklarını gördüler.

Münzir bin Muhammed, arkadaşı Amr ibn-i Ümeyye’ye sordu:

      “-Şimdi, sen ne yapmamızı uyğun görüyorsun? Ne yapalım?”

Amr ibn-i Ümeyye ed-Damri de ona:

      “-Benim kanâatıma göre: Hemen Resûlullâh (s.a.v)’ın yanına varıb başımıza geleni haber verelim!”dedi.

Münzir bin Muhammed:

      “-Fakat, ben, ne Münzir bin Amr’ın şehid edildiği yerden kendimi ayırmayı, kayırmayı, ne de, sağ kalıb soranlara onun acı haberini vermeyi arzu ederim!”diyerek şehid düşünceye kadar müşriklerle çarpıştı.

Amr ibn-i Ümeyye’yi ise, tutub esir ettiler. Amr ibn-i Ümeyye ed-Damri, kendisinin Mudarilerden olduğunu haber verince, Âmir ibn-i Tufeyl onu, anasının bir köle azadlama adağı olduğunu ve Amr ibn-i Ümeyye ed-Damri’yi annesinin adağı yerine bedel olarak alnından perçemini kesip salı verdi:

      “-Sen, anam Neseme’nin adağı yerine hürsün!”dedi.

Âmir ibn-i Tufeyl, Amr ibn-i Ümeyye’ye:

      “-Sen, bütün arkadaşlarını tanır mısın?”diye sordu.

Amr ibn-i Ümeyye ed-Damri:

      “-Evet tanırım!”dedi.

Âmir ibn-i Tufeyl, şehidler arasında dolaşarak, Amr ibn-i Ümeyye’ye herbir şehidin ismini neseblerini sordu. Sonra da:

      “-Arkadaşlarından, burada cesedini görmediğin kimse var mı?”dedi.

Amr ibn-i Ümeyye ed-Damri:

      “-Ebû Bekr’ın azadlısını göremedim!”dedi.

Âmir ibn-i Tufeyl:

      “-Onun aranızda mevkii nasıldır?”diye sordu.

Amr ibn-i Ümeyye:

      “-O, bizim en üstün ve hayırlı olanlarımızdan ve Resûlullâh’ın ilk Ashabındandı!”dedi.

Âmir ibn-i Tufeyl:

      “-Ben, sana onun işini haber vereyim mi?”dedi. ve bir adama Cebbar bin Sülmâ’ya işaret ederek:

      “-Şu adam, ona mızrağını sapladı ve çekib çıkardıktan sonra, adam, göklere yükseldi, kayboldu. Vallâhi, onu bir daha göremedim!”dedi.

Amr ibn-i Ümeyye ed-Damri:

      “-İşte, O, Amr ibn-i Füheyre’dir!”dedi.

Bir müddet sonra esaretten kurtulan Amr ibn-i Ümeyye ed-Damri, Bi’ri Maûne’den yürüyerek dört günde Medine’nin Kanat semtinin üst taraflarına geldi. Karkaratülküdür’de bir gölgelikte dinlenirken, yanına Âmir Oğullarından iki kişi gelib oturmuştu. Amr ibn-i Ümeyye, onlara:

      “-Sizler, kimlerdensiniz?”diye sordu.

      “-Âmir Oğullarından’ız!”dediler.

Amr ibn-i Ümeyye ed-Damri, Âmir Oğullarının Bi’ri Mâune’de Sahabelere ve kendisine ne zulümler yaptıklarını bir türlü unutamıyordu. Amr, onların uykuya dalmalarını bekledi. Üzerlerine çöküb ikisini de öldürdü. Amr ibn-i Ümeyye, onları, Resûlullâh’ın Ashabını, Âmir Oğulla-rının şehid ettiklerini sanarak onlardan öc almak maksadıyla, öldürmüştü.

Halbuki, onlar, Medine’ye gelerek Resûlullâh (s.a.v) ile görüşmüşler, Resûlullâh (s.a.v)’de onlara elbise giydirmiş, ellerine bir de, emân ve doku-nulmazlık yazısı vermiş bulunuyordu. Fakat, Amr ibn-i Ümeyye ed-Damri-’nin bundan haberi yoktu. Amr ibn-i Ümeyye, Resûlullâh’ın huzuruna varıp ilk önce, Bi’ri Maûne’de arkadaşlarının başlarına geleni haber verdi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Sen, onların arasında değil miydin?!”buyurdu.

Amr ibn-i Ümeyye, Medine’ye gelirken, Âmir Oğullarından iki kişiyi öldürdüğünü haber verince de:

“-Resûlullâh (s.a.v):

      “-Sen ne kötü iş yaptın? İki kişi öldürdün ki, kendilerine tarafımdan emân verilmiş ve himâye taahhüdün de bulunulmuştu. Onların diyetlerini ödeyeceğim!”buyurdu.

Amr ibn-i Ümeyye ed-Damri:

      “-Ben, bunu bilmiyor, onların müşrik olduklarını sanıyordum. Onlar- ın kavmı, bize yapmamaları gereken hiyanet ve cinayeti yaptılar!”dedi.

Ebû Berâ’, Resûlullâh (s.a.v)’ın sitemine ve yapmış olduğu himâye teahhüdünü yeğeni Âmir ibn-i Tufeyl’ın böyle çiğneyerek işlediği cinayete üzüntüsünden öldü. 1

Resûlullâh daha sonra iki kişinin diyetini ödedi. Onlar bu kadar Müslüman’ı öldürdükleri halde Resûlullâh (s.a.v) yine de onlardan iki kişi-nin öldürülmesinden memnun olmamış, aksine kızmış ve diyetlerini de ödeyerek gerçek bir adalet örneğini ortaya koymuştu. Ama, Âmr Oğulları yaptıklarının cezasını kısa bir müddet sonra çekmeye başladılar. Resûlullâh (s.a.v)’ın bedduasını alan, bu kabilede büyük bir kıtlık baş gösterdi. Ayrıca şiddetli humma salgınıda yayılmaya başladı. Sadece bu humma salgınından yedi yüz kişi öldü.

Amr ibn-i Ümeyye ed-Damri Seriyyesi:

İslâm Tarihin de onun adıyla anılan bir seriyye vardır. Şöyleki:

Amr ibn-i Ümeyye ile arkadaşlarının Mekke’ye gönderilmesinin iki sebebi vardı. Birisi: Kureyş müşriklerinin lideri Ebû Süfyan Sahr bin Harb-’ın, Resûlullâh’ı öldürtmek için Medine’ye gönderdiği Bedevi yakalanmış ve kendisine emân verilince de, hâdiseyi olduğu gibi dosdoğru anlatmıştı. Bunun üzerine Resûlullâh, Amr ibn-i Ümeyye’yi Mekke’ye gönderdi. Bu sefer, Rec’i Vak’ası şehidlerinden, Hubeyb bin Adiy ve arkadaşlarının şehid edilmesinden sonra idi.

İkinci sebeb ise: Kureyş müşrikleri; gelenler, geçenler görsünler de her tarafa yaysınlar diye Hubeyb’in cesedini Ten’im de darağacı üzerinde bırakmışlardı. Resûlullâh, bunu haber alınca:

      “-Hubeyb’in cesedini, bağlandığı ağaç gövdesinden hanginiz ayırır, indirirse, ona Cennet var!”buyurmuştu.

Taberi’nin İbn-i İshak’dan rivayetine göre, Amr ibn-i Ümeyye ed-Damri demiştir ki:

“-Hubeyb ve arkadaşları şehid edildikten sonra, Resûlullâh (s.a.v), beni Mekke’ye gönderdi ve benimle birlikte Ensâr’dan bir zatı da gönder-di ve bize:

      “-Gidiniz de, Ebû Süfyan Sahr bin Harb’i öldürünüz!”buyurdu.

Amr ibn-i Ümeyye ile birlikte Ensâr’dan gönderilen zat, Cebbar bin Sahr, veya Seleme bin Eslem, idi.

Yine Taberi’nin İbn-i İshak’dan rivayetine göre:

Amr ibn-i Umeyyetü’d-damri der ki:

“-Ben, arkadaşımla birlikte yola çıktım. Benim yanımda devem var idi. Arkadaşımın devesi yoktu. Arkadaşımın ayağı da, rahatsızdı. Onu da, deveme bindirdim. Ye’cec’e kadar geldik. İki dağ arasında ağaçlık bir yerde devemizi bağladık. Biz de, dağın yamacında siperlendik.

Arkadaşıma:

      “-Kalk, Ebû Süfyan’ın evine gidelim. Ben, öldürmek için ona saldı-rırım. Eğer, aramızda bir çarpışma başladığını görür veya herhangi bir şeyden korkarsan, sen, hemen dönüp devene atla bin, Medine’ye kavuş. Resûlullâh (s.a.v)’ın yanına var. Olanı, biteni Ona haber ver. Sen, şimdi, yanımdan ayrıl, beni, kendi halime bırak. Ben, bu şehri çok iyi bilir içeri-sinde cesaretle, bacakları sıvayarak gezebilirim!”dedim.

Birlikte Mekke’ye girdik. Kartal kanadını andıran hançerim yanımda bulunuyodu. Onu, bana karşı gelen insanı öldürmek için hazırlamıştım.

Arkadaşım bana:

      “-Kâbe’yi yedi defa (şavt) tavaf edib, iki rekât tavaf namaz kılmak suretiyle işe başlasak olmaz mı?”dedi.

      “-Ben, Mekkelileri, senden daha iyi bilirim. Onlar, karanlık basınca, evlerinin çevresine su serperler, orada otururlar. Ben, onları, ayakları sekili attan daha iyi tanırım!”dedim.

Arkadaşım, yanımdan ayrılmadı. Nihayet Kâbe’ye varıp onu yedi defa tavaf ettik. İki rekât tavaf namazı kıldık. Sonra Kâbe’den çıktık.

Amr ibn-i Ümeyye, Kureyş müşriklerinin kendisini nasıl tanıdıklarını ve nasıl ardına düşüp yakalamak için kovaladıklarını da, şöyle anlatır:

Kureyş topluluklarından bir topluluğun yanından geçerken, içlerin-den bir adam (Muâviye bin Ebû Süfyan) beni tanıdı. En yüksek sesiyle:

      “-Hey Kureyş ! İşte, Amr ibn-i Umeyyetü’d-Damri!”diye haykırdı.

Bunun üzerine, Mekkeliler, üzerimize üşüştüler ve:

      “-Vallâhi, Amr, hayra gelmemiştir! O, hiçbir zaman, kötülükten başka bir şey için gelmez!”dediler.

Gerçekten, Amr ibn-i Ümeyye, câhilliye devrinde, elinden her türlü kötülük gelen cin fikirli bir adamdı.

Beni ve arkadaşımı araştırmaya koyuldular.Arkadaşıma:

      “-Koş haydi! Korktuğum şey, başımıza geldi işte! Artık, adamın, Ebû Süfyan’ın yanına varmaya yol bulmak mümkün değil. Sen, hemen kendini kurtarmaya bak! Dedim. Hızla koşarak dağa çıktık!”

Amr ibn-i Ümeyye ed-Damri, dağdaki mağaraya nasıl sığınıp gizlen-diklerini de, şöyle anlatır:

“-Mekkeliler, çıkıb bizi dağda aramaya başladılar. Biz, dağın tepesine doğru yükselince, bizi yakalamaktan ümitlerini kestiler. Biz de, geri dönüb dağda bir mağaraya girdik. Mağaraya girince, mağaranın ağzını taşlarla kapatıb takibçilerden gizlendik. Gecemizi mağara içinde geçirdik. Bizi takib edenler, yakalamaktan âciz kalınca, geri döndüler.

Arkadaşıma:

      “-Vallâhi, onlar, bizi bu gece ve gündüzün akşama kadar araştıracak-lardır!”dedim.

Ertesi günü sabaha çıktık. Mağarada bulunduğumuz sırada, Osman bin Mâlik, bin Ubeydullâh-i Teymi atını otlata otlata mağaramızın kapısına kadar gelib dikildi.

Arkadaşıma:

      “-Vallâhi, bu adam, Mâlik’in oğludur! Eğer, o, bizi görecek olursa muhakkak, Mekkelilere haber verir. Yakalanır ve öldürülürüz!”dedim.

Hemen yanına çıkıb onu memesinin altından hançerledim. Osman bin Mâlik, hançerlenince, bir çığlık kopardı ve çığlığını Mekkelilere duyurdu. Hemen dönüb mağaradaki yerime girdim.

Arkadaşıma:

      “-Yerinde dur, hiç kımıldama!”dedim.

Mekkeliler, sesi takib ederek onun bulunduğu yere kadar geldiler ve onu, ölmek üzere buldular.

      “-Vah başına gelene! Osman! Seni kim vurdu?”dediler:

      “-Amr ibn-i Ümeyye!”dedi ve öldü.

Mekkeliler, bulunduğumuz yeri, ondan öğrenmek imkanını bulamadı-lar. Ve şöyle dediler:

      “-Vallâhi, biz, zaten, onun hayır için gelmediğini biliyorduk!”

Ölen adamlarıyla uğraşmaları, bizi aramalarına engel oldu. Ölülerini oradan yükleyib götürdüler.

Arkadaşıma:

      “-Eğer geceye kavuşursak kurtulduk demektir!”dedim.

Mağarada iki gün bekledık. Bizi araştırmaları, sona erince, geceleyin mağaradan çıkıp Ten’ime vardık. Hubeyb’in asıldığı darağacı Ten’im de bulunuyordu. Arkadaşım bana:

      “-Hubeyb’i, darağacından indirmek istemez misin?”dedi.

      “-Hani nerde dir o?”dedim.

Arkadaşım:

      “-İşte, o, şu gördüğün yerdedir!”dedi.

      “-Olur! İndireyim onu. Yalnız, sen, bana müsaade et ve yanımdan uzaklaş!”dedim.

Hubeyb’in cesedini bekçiler kuşatmışlar bekliyorlardı. Bekçilerin yanından geçerken onlardan birisi:

      “-Vallâhi, bu geceki gibi, Amr ibn-i Ümeyye’nin yürüyüşüne benze-yen bir yürüyüş daha görmedim! Eğer, kendisi Medine’de olmamış olsa, muhakkak bu, odur! Derdim!”dedi.

Kendi kendime:

      “-Amr ibn-i Ümeyye, odur işte!”dedim.

Ensâri olan Arkadaşıma:

      “-Eğer, bir şeyden korkarsan, devene giden yolu tut, üzerine atla Resûlullâh (s.a.v)’e kavuş. Olan bitenleri O’na haber ver!”dedim.

Bende, hemen daracığının yanına vardım. İplerini çözdüm. Hubeyb-’in cesedini sırtıma yüklendim. Vallâhi, ben, kırk adım yürümüş, yürüme-miştim ki, ardıma düşen bekçiler gelip bana kavuştular. Cesedi hemen yere bıraktım. Yere düştüğü zaman, cesedin çıkardığı sesi hâlâ unutamamışım-dır. Sonra, cesedin üzerine ayağımla çabuk çabuk toprak attım.

İbn-i İshak’a göre:

Amr ibn-i Ümeyye, darağacını cesetle birlikte sırtlayıp yürümeye koyuldu. Bekçiler de, onun ardına düştüler. Ye’cec’te sel sularının dökül-düğü uçuruma gelince, darağacını o uçuruma attı.

Yüce Allâh, Hubeyb’in cesedini müşriklerden gizledi. Onu, ele geçir-meye kadir ve muvaffak olamadılar.

Beyhaki’den gelen rivayete göre:

Amr ibn-i Ümeyye, Hubeyb’in cesedini yere bıraktıktan sonra, arka-sına dönüb baktığı zaman, Hubeyb (r.a)’in cesedini görememiş, sanki yer yarılmış, onu yutmuştu! Bunun için, Hubeyb bin Adiy:

      “-Yerin yuttuğu!”diye anılmıştır.

Amr ibn-i Ümeyye Arkadaşına:

      “-Halâs! Halâs! Sen, artık devenin yanına varıp üzerine otur Medine yolunu tut! Ben, Kureyş müşriklerini oyalayıp Seni serbest bıraktıra-cağım!”dedi.

Ensâri yaya yürümeye pek güç getirecek durumda değildi. Amr ibn-i Ümeyye sözlerine devamla der ki:

“-Arkadaşım, devesinin yanına gitmiş, üzerine binmiş, Resûlullâh’ın huzuruna çıkarak yaptığımız işleri, O’na haber vermişti.

Bekçiler, beni yakalamak için, takibe koyulunca, ben, Safrâ yolunu tuttum. Onlar da, yorularak geri döndüler. Ben de, yürüyerek Galil’e gel-dim. Galil’in en yüksek kısmına kadar çıktım. Mekke yakınında bulunan Dacnan Dağı’ndaki bir mağaraya girdim. Yayım ve oklarım yanımdaydı. Mağarada bulunduğum sırada, yanıma Diyl bin Bekir Oğullarından kör, uzun boylu, davarını sürüp götüren bir adam girdi.

Bana:

      “-Sen kimsin?”diye sordu.

      “-Bekir Oğulları’ndan bir adamım!”dedim.

      “-Ben de, Bekir ve Diyl oğullarından’ım!”dedikten sonra yanıma uzanıp yattı. Yüksek sesle Teganni (şarkı) ediyor ve:

      “-Ben, sağ oldukça, ne Müslüman olurum! Ne de, Müslümanların dinine göre hareket ederim!”diyordu.

Kendi kendime:

      “-Biraz sonra, Müslüman olup olmamayı görür öğrenirsin!”dedim.

Çok geçmeden, Bedevi uykuya daldı ve uyudu, ve horlamağa başladı, yavaşça kalkıb yanına vardım. Onu, hiç kimsenin, hiç kimseyi öldürme- diği kötü bir öldürüşle öldürdüm: Yayımın başındaki demiri, onun sağ olan gözüne dayayıp kafasından o bir tarafa çıkıncaya kadar yayımın üzerine yüklendim! Bundan sonra, canavar gibi oradan uzaklaştım. Kartal gibi kanatlanıb geniş yolu tuttum ve kurtuldum.

Mekke yolunda bir menzil olan Arc’a kadar geldim. Sonra, Mekke ile Medine arasında sarp ve yokuş yerdeki Rakûbe yolunu tuttum. Sonra, Medine’ye iki gecelik uzaklıkta Müzeyne’lere aid bir yer olan Nakı’a indim. Orada da Resûlullâh (s.a.v)’ın neler yaptığını öğrenmek maksad-ıyla Kureyş müşriklerinin Medine’ye yolladıkları, Mekkeli iki adama Nakı’da rastlayıb kendilerini tanıdım. Onlara:

      “-Ben, sizi esir edeceğim!”dedim.

      “-Biz mi sana esir olacağız?!”dediler.

Hemen, onlardan birini okla vurup öldürdüm. Ötekine de:

      “-Esir ol!”dedim.

Esir olunca, ellerini sıkıca bağladım ve Medine’ye geldim. Medine’de Ensâr’ın yaşlılarından bazılarının yanlarından geçip giderken:

      “-İşte! Vallâhi, Amr ibn-i Ümeyye!”dediler.

Çocuklar, onların sözünü işitince, Resûlullâh (s.a.v)’e koşub benim geldiğimi haber verdiler. Ben, esirimi yayımın kirişiyle baş parmağından sıkıca bağlamıştım. Resûlullâh (s.a.v) onu, görünce, azı dişleri görününce-ye kadar güldü. Sonra, benden, bütün olan bitenleri sordu. Ben de, kendi-sine onlanları anlattım.

Bana:

      “-Hayra eresin!”diyerek hayırlı dua etti. 2

Amr ibn-i Umeyyetü’d-Damri’nin Habeş Necaşisine gönderilişi:

Amr ibn-i Ümeyyetü’d-Damri’nin Habeş Necaşi’sine gönderilişi, Hicretin yedinci yılı muharrem ayındadır. Bunun, altıncı yılda zilhicce ayında olduğu da, rivayet edilir. Hükümdarlara gönderilen altı elçinin en ilki, Amr ibn-i Ümeyye idi. Amr ibn-i Ümeyye’nin gönderilişinin başlıca sebebi; Necaşî’yi, İslâmiyet’e veya İslâmiyette devama sebat etmeye dâvet etmek, ve Habeşistan ülkesinde bulunan Muhacir Müslümanlarında, bir gemiye bindirilip Medine’ye yollanmasını sağlamaktı.

Resûlullâh (s.a.v), Amr ibn-i Ümeyye’yi, Habeş ülkesine gönderirken, Necaşî’ye iki mektub yazdı. Mektubun birisinde, onu, İslâmiyet’e veya İslâmiyet’te devama dâvet etti. Mektub da şöyle buyurdu:

“-Bismillâhirrahmânirrahim.

Allâh’ın Resûlü Muhammed’den, Habeşistan kralı Necaşî Asham’ya! Senin, temelli selâmet içinde olmanı diler, sana olan nimetinden dolayı Allâh’a hamdü sena ederim ki, O’ndan başka ilâh yoktur. Melik, Kuddûs, Selâm, Mü’min ve Müheymin olan O’dur.

Şehâdet ederim ki: İsâ İbn-i Meryem; Allâh’ın, çok temiz, iffetli, dünyadan el etek çekmiş olan Meryem’e ilka’ ettiği Rûhu ve Kelimesidir ki, Meryem, böylece, ona gebe kalmış, yüce Allâh, O’na, ruhundan nefh edip yaratmıştır. Nasıl ki Âdem’i de, kudret eliyle ve nefhile öyle yaratmıştı. Ben, seni; bir olan, eşi, ortağı bulunmayan Allâh’a ve O’na ibâdet ve tâata, bana tâbi olmağa ve Allâh’dan getirib tebliğ etmiş olduğum şeylere iman etmeye davet ediyorum.

Çünkü, ben, Allâh’ın Resûlüyümdür. Seni ve senin askerlerini, yüce Allâh’a ibâdet ve tâata davet ediyorum. Ben, sana, gereken tebligatı yap-mış, dünya ve âhiret mutluluğunu sağlayacak öğütü vermiş bulunuyorum. Öğüdümü kabul ediniz! Doğru yola Uyan, gidenlere selâm olsun!”

Amr ibn-i Ümeyye, Habeş ülkesine gittiğinde, adamların, Necaşi’nin huzuruna küçük bir kapıdan eğilerek girdiklerini gördü. Kendisi de kapıya kadar vardı ve oradan hemen geri döndü. Amr ibn-i Ümeyye’nin bu tutum ve davranışı, oradakilerin ağırına gitti. Amr ibn-i Ümeyye’yi hırpalamak, tartaklamak istediler.

Necaşi, Amr ibn-i Ümeyye’ye:

      “-Seni, kapıdan içeri girmekten alıkoyan nedir?”diye sordu.

Amr ibn-i Ümeyye:

      “-Bizler, Resûlullâh (s.a.v)’e böyle yapmayız. O’nun yanına eğilerek girmeyiz!”dedi.

Necaşî:

      “-Doğru söyledin!”dedi ve adamlarına da:

      “-Serbest bırakınız onu!”diye emir verdi.

İbn-i İshak’dan rivayet edildiğine göre:

Amr ibn-i Ümeyye, Resûlullâh (s.a.v)’in mektubunu Necaşî’ye sun-duktan sonra ona şöyle hitâb etti:

      “-Ey Ashama! Bana düşen, söylemek; sana düşen de, dinlemektir. Sen, bize ne kadar nezâket ve şefkat gösterdinse, bizim de sana o derece güvenimiz olmuştur. Biz, senden hangi hayrı ve iyiliği ummuşsak, muhak-kak, ona kavuşmuşuzdur. Biz, senden, hiç bir zaman, hiç bir hususta, hiç bir korku ve endişe duymamışız, fakat, dâima emniyet ve güven içinde bulunmuşuzdur. Zâten, biz, senden sizinle bizim aramızda İncil, red olunmaz bir şâhid, haksızlık etmez, bu yolda isâbetle kesib aralayıcı hüküm verir bir hâkim olsun. Şu kadar ki, Yahudilerin, İsâ ibn-i Meryem hakkın-daki davranışları gibi, sen de, şu Ümmi Peyğamber hakkında kötü davran-mayasın! Diye bir hüccet ve te’minat da, almış bulunuyorduk!”

Resûlullâh (s.a.v), elçilerini ayırıb Hükümdarlara yolladığı zaman, ben, o elçilerin, kendileri için ummadıkları şeyi senden umduğum ve onla-rın korktukları şey hakkında, ben, senden emniyet içinde bulunduğum halde, geçmişteki hayır ve iyiliklere göre ecir ve mükâfat bekleyerek gelib huzuruna çıkmış bulunuyorum!”dedi.

Resûlullâh’ın mektubu Necaşi’nin huzurunda okundu.

Rivayete göre:

Necaşî, Amr ibn-i Ümeyye (r.a)’den, Resûlullâh (s.a.v)’in mektubunu alınca, gözlerine sürdü. Öpüp başına koydu. Hemen tahtından indi, teva-zu ile yere oturdu ve Müslümanlığını açıkladı. Şehâdet getirdi ve:

“-Eğer, yanına kadar gitmeğe imkân bulsaydım, muhakkak giderdim! Allâh’ı şâhid tutarak söylerim ki: O, kitâb ehli olan Yahudilerle Nasranî-lerin, geleceğini bekleyib durdukları Ümmî Peyğamberdir!

Mûsâ Peyğamber, O’nu “Merkebe biner!” diyerek, İsâ Peygamberin geleceğini müjdelediği gibi, İsâ Peygamber’de “Deveye biner!” diyerek Muhammed Peyğamberin geleceğini öylece müjdelemiştir. Gözle görmek, bu müjde haberinden daha tatmin edici, daha içe sindirici değildir! Fakat, ne yapayım ki, Habeşlilerden, pek az yardımcılarım vardır. Yardımcılarımın çoğalmasını ve kalblerin İslâmiyet’e ısınmasını bekliyorum!”dedi.

Necaşi, fil kemiğinden yapılmış bir kutu getirtib Resûlullâh (s.a.v)’ın mektublarını onun içine koydu ve:

      “-Bu mektublar, aralarında bulundukça, Habeşilerde hayır ve bereket devam edecektir!”dedi.

Rivayete göre:

Resûlullâh (s.a.v)’in mektubları Habeş Necaşîlerinin ellerinde bulun-makta devam etmiş ve Necaşiler tarafından bu mektublara büyük bir saygı ve itinâ gösterile gelmiştir.

Halen Şam’da Bulunan ve Resûlullâh’a Aid Olduğu Sanılan Mektub:

D. M. Dunlop’un Verdiği bilgiye göre :

Resûlullâh (s.a.v)’in, Necaşi’ye göndermiş olduğu mektuba benze-yen bir mektup hâlen Şam’da bir şahsın elinde bulunmaktadır. Sözü edil-en şahıs, bunu, birkaç yıl önce bir Habeş papazından aldığını söylemiştir.

Mektup, yaklaşık olarak 23X33 cm. ebadında bir deri üzerine kahve rengi mürekkeple yazılmıştır. Mektubun 17. satırının sonunda yuvarlak mühür izi vardır. Bu mühür, ikibuçuk santimetre çapındadır ve aşağıdan yukarıya doğru Muhammed bir satır, Resulü bir satır, Allâh’da, bir satır olmak üzere üç satır halindedir.!

Amr ibn-i Ümeyye’nin Öldürülmek Üzre Necaşi’den istenilişi:

Kureyş müşriklerinden Âmr bin Âs; Hendek Savaşı’ndan sonra bazı kafadarları ile birlikte Habeş ülkesinde oturmayı, Resûlullâh ile müşrik-lerden hangi taraf kazanırsa, o tarafa katılmayı tasarlamışlar, tabaklanmış bir hayli meşin toplayıp Habeşistan ülkesine gitmişlerdi. Bunlar, Habeş ülkesinde bulundukları sırada, Resûlullâh (s.a.v)’de Amr ibn-i Ümeyye’yi elçi olarak oraya göndermişti.

Amr bin Âs, Amr ibn-i Ümeyye’nin, Necaşi’nin yanına girip çıktığını görünce, arkadaşlarına:

      “-Bu, Amr ibn-i Ümeyye’dir. Eğer, Necaşi’nin yanına girersem, onu, bana teslim etmesini Necaşi’den isteyeceğim. Bana verdiği zaman, onun boynunu vuracağım!”diyerek Necaşî’nin huzuruna girdi. Öteden beri yaptığı gibi, Necaşi’nin önünde yere kapandı. Necaşi, ona:

      “-Hoş geldin dostum! Memleketinden bana hediye olarak bir şeyler getirdin mi?”dedi.

Âmr bin Âs:

      “-Evet, ey Hükümdar! Sana birçok meşin hediye edeceğim!” dedi ve getirdiği meşinleri Necaşi’nin yanına yaklaştırdı. Meşinler, Necaşi’nin çok hoşuna gitti. Bunun Üzerine, Âmr bin Âs dedi ki:

      “-Ey Hükümdar! Ben, senin yanından bir adamın çıktığını gördümki o, bize düşman bir adamın elçisidir. Onu, bana teslim et de, öldüreyim! Çünkü, o, eşrafımızdan ve hayırlılarımızdan bazı kişileri öldürmüştür!”

Âmr bin Âs der ki :

      “-Ben, bunu söyler söylemez, Necaşi, kızdı. Sonra da elini uzatıp burnuma öyle bir çarptı ki, burnumu kırdı zan ettim! Eğer, o sırada yer benim için yarılsaydı, korkumdan, yerin dibine girerdim!”

Bundan sonra Âmr bin Âs:

      “-Ey Hükümdar! Vallâhi, bundan hoşlanmayacağını bilseydim, onu, Senden dilemezdim!”dedi.

Necaşi:

      “-Sen, Mûsâ Peyğambere gelmiş olan Nâmûs-u Ekber Cebrâil’in kendisine gelip durduğu bir zatın elçisini öldürmek üzere sana vermemi istiyorsun hâ?”dedi.

Âmr bin Âs sordu;

      “-Ey Hükümdar! O, gerçekten, böyle bir Peyğamber midir?”

Necaşi şöyle dedi:

      “-Yazıklar olsun sana ey Âmr! Sen, benim sözümü dinle de, O’na tâbi ol! Çünkü, O, vallâhi, hakk üzeredir. Kendisine karşı koyanlara ğalebe çalacaktır, Mûsâ Peyğamberin Firavuna ve ordusuna galebe çaldığı gibi!”

Âmr bin Âs:

      “-Öyle ise, sen, benim O’na İslâmiyet üzere bey’atımı alır mısın?” diye sordu.

Necaşî:

      “-Olur!”dedi ve elini uzattı.

Âmr bin Âs da, ona İslâmiyet üzere bey’ât ettikten sonra arkadaşla- rının yanına döndü ve Müslüman olduğunu onlardan gizli tuttu.

Sanıldığına göre: Necaşî, Resûlullâh (s.a.v)’e, tâ Hz.Ca’fer bin Ebî Talib’in Habeş ülkesine sığındığı sıralarda iman etmişti. Fakat, imanını, Habeş halkından gizli tutuyordu. Resûlullâh (s.a.v)’in son mektubunu aldıktan ve elçisi ile görüşüp konuştuktan sonra bunu, açığa vurdu. Habeş halkı toplanıb Necaşî’ye karşı:

      “-Sen, dinimizden ayrıldın!”diyerek ayaklandılar.

Necaşî, Hz.Ca’fer bin Ebû Talib ile arkadaşlarına haber gönderdi. Gemiler hazırlattı ve:

      “-Gemilere biner, bir müddet onların içinde bulunursunuz. Eğer, ben, şu halka yenilirsem, siz, istediğiniz yere gitmek üzere çıkıp gidersiniz! Eğer, onları sindirir, kendime boyun eğdirmeyi başarabilirsem, yine burda kalırsınız!”dedikten sonra yazılı bir kâğıdı eline aldı.

Kâğıttaki yazıda:

Allâh’dan başka ilâh bulunmadığına, Muhammed Âleyhisselâm’ın, Allâh’ın kulu ve Resulü olduğuna, İsâ ibn-i Meryem Âleyhisselâm’ın da, Allâh’ın kulu, Resulü ve Allâh’ın, Meryem’e ilka eylediği Rûh’u ve Kelimesi olmaktan başka bir vasfı bulunmadığına şehâdet ediliyordu.

Necaşî, o yazıyı kaftanının içinden sağ omzuna doğru yerleştirdikten sonra Habeş halkının yanlarına doğru vardı. Onlar, Necaşî için sıralan-mışlardı. Necaşî, onlara:

      “-Ey Habeş cemâati! Ben, size insanların en yakını ve lâyık’ı değil miyim?”diye sordu.

Habeşliler:

      “-Evet, öylesin!”dediler.

Necaşî onlara sordu:

      “-Siz, benim, aranızdaki hal ve gidişatımı nasıl buluyorsunuz?”

Habeşliler:

      “-En hayırlı bir hal ve gidişat olarak görüyor ve buluyoruz!”dediler.

Necaşî:

      “-O halde, siz, benden ne istiyorsunuz?”diye sordu.

Habeşliler dediler ki:

      “-Sen, dinimizden ayrıldın! İsâ’nın bir kul olduğunu söyledin!”

Necaşî:

      “-Yâ siz, İsâ hakkında ne dersiniz?”diye sordu.

Habeşliler:

      “-O, Allâh’ın oğludur! Deriz!”dediler.

Bunun üzerine Necaşi elini göğsüne ve kaftanına bastırarak:

      “-Bu şehadet eder ki: İsâ ibn-i Meryem bundan (yani bu yazıda olandan) fazla bir şey değildir!”dedi.

Habeşliler Necaşi’nin bu sözünden hoşnut oldular, karşısından çekil-diler, geri dönüb gittiler. 3

Müslümanlığı kabul eden Habeşistan kralı, parlak bir tören ile Ümmü Habibe’yi Resûlullâh (s.a.v)’e nikâhladı. Yine Resûlullâh’ın isteği üzerine Habeşistan’daki Müslümanları iki yelkenli gemi ile Amr ibn-i Ümeyye’nın refakatinde Medine’ye gönderdi.

Amr ibn-i Ümeyye ed-Damri. Resûlullâh (s.a.v) ile birlikte hemen hemen bütün gazvelere iştirak etmiştir. Mekke fethi, Huneyn, Tâif kuşat-ması, ve Tebûk Seferi’ne katıldı. Hicretin dokuzuncu yılında Hâlid bin Velid kumandasında Dümetülcendel emiri Ükeydir’e karşı gönderilen seriyyede yar aldı. Ükeydir’in esir alındığı haberini ve elde edilen ğanimet-leri Resûlullâh (s.a.v)’e, o, ulaştırdı.

Aynı yılın sonunda, Resûlullâh (s.a.v)’ın Müseylimetü’l-Kezzabı İslâmiyete dâvet eden mektubunu Beni Hanife kabilesine götürdü.

Medine’ye döndüğünde Resûlullâh (s.a.v) vefat etmişti. Birinci halife Hz.Ebû Bekr devrinde ve Hz.Ömer Hz.Osman devirlerinde yine en aktif faaliyetlerde bulundu. Hz.Ali döneminde artık iyice ihtiyarlamıştı. Hz.Ali ile Hz.Âişe arasında meydana gelen Cemel hadisesi ile Muâviye bin Ebû Süfyan arasında cerayan eden Sıffın olaylarına çok üzülmüş ve tarafsız kalmıştır. Muâviye bin Ebi Süfyân devrinde, Hicri 60. Miladi 679 veya 680 yıllarında ömrünün son yıllarını geçirdiği ve çok sevdiği Medine’nin Herrâtin mahallesindeki evinde vefat etti.

Câhiliye devrinden beri cesâreti, atılğanlığı ve zekâsı ile tanınırdı. Resûlullâh (s.a.v)’den rivâyet ettiği yirmi tane hadis Kütüb-i Sitte’de yer almaktadır. Oğulları Ca’fer, Abdullah, Fazl ve diğer bazı kişiler kendisin-den hadis rivayet etmiş, talebesi Şa’bi’de ondan öğrendiği çeşitli bilgileri ve siyere dair haberleri nakletmiştir. 4

Amr ibn-i Ümeyye (r.a)’ın kabri Medine’de Cennetü’l-Baki de dir.

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.


1- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-11-33-48 
2- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-11-64-66 
3- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-14-23-29 
4- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi-3-94-95