Abd Bin Zem'a

Abd bin Zem’a (r.a), Hz.Sevde (r.a) Validemizin erkek kardeşidir. Mekke’de doğmuştur.

Abd Bin Zem'a

Abd Bin Zem'a
عَــبْــد ُ بْــنُ زَمْـعَــة


 Baba Adı    :    Zem’a bin Kays.
 Anne Adı    :    Atike bint-i el-Ahyef bin Alkame.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Tarih yok, Mekke de doğdu.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Bilgi yok.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
 Eşleri    :    Ümmü Amr bint-i Vakdân bin Kays.
 Oğulları    :    Hafs, Amr, ve Abdullah.
 Kızları    :    Bilgi yok.
 Gavzeler    :    Bilgi yok.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Mekkeli Muhacir dir.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    Bilgi yok.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Abd bin Zem’a bin Kays bin Abdişems bin Abdivüdd bin Nasr bin Mâlik bin Hısl bin Amr bin Lüey el-Kureyşiy el-Âmiri’dir.
 Lakap ve Künyesi    :    Bilgi yok.
 Kimlerle Akraba idi    :    Ezvâcı Tahirattan Resûlullâh (s.a.v)’in 2. eşi Hz.Sevda’nın Abdullah, Abdurrahman, Süheyl, Şemer, Selit, Hatib, Mâlik, Ümmü Habibe, Hüreyre, ve Ümmü Külsüm’ün kardeşleridir.
HAYATI

Abd bin Zem’a (r.a), Hz.Sevde (r.a) Validemizin erkek kardeşidir. Mekke’de doğmuştur. Kabile neseb ve soyu şöyledir: Abd bin Zem’a bin Kays bin Abdişems bin Abdivüdd bin Nasr bin Mâlik bin Hısl bin Amr bin Lüey el-Kureyşiy el-Âmiri’dir. Babası: Kureyş’in Âmir bin Lüey oğulları boyundan Zem’a bin Kays bin Abdişşems olub, dokuzuncu göbekte Resûlullâh (s.a.v)’ın dedesi olan Âmr bin Lüey’de birleşmektedir. Annesi ise: Atike bint-i el-Ahnef tir. Abd bin Zem’a (r.a)’nın Abdullah, Abdurrah-man, Süheyl, Şemer, Selit, Hatib, Mâlik, adlarında sekiz tane erkek kardeşi vardı.

Sevde, Ümmü Habibe, Hüreyre ve Ümmü Külsüm adında dört tane kız kardeşleri vardı. Bunlardan en meşhuru olan Sevde bint-i Zem’a (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’ın ikinci hanımıdır. Ümmü Habibe, Abdurrahman bin Avf ile evliydi. Hüreyre bint-i Zem’a Bedir Ashabı’ndan Mabed bin Vehb ile evliydi. Ümmü Külsüm bint-i Zem’a ise, Hüveytib bin Abdüluzza ile evli olub, bu evliliklerinden Ebu’l-Hakem adında bir çocukları olmuştu.

Kız kardeşi Hz.Sevde, Hz.Hadice’den sonra, Resûlullâh (s.a.v)’in ilk evlendiği kadın idi. Sevde bint-i Zem’a (r.a), ilk kocası amcasının oğlu ve Habeşistan muhacirlerinden olan büyük sahabe Sekran bin Amr’ın vefâtından birkaç gün önce rüyasında, Resûlullâh (s.a.v)’ın mübârek ayakla-rını omzuna koyduğunu görmüştü. Bunu, kocasına anlattığında Sekran bin Âmr (r.a) şöyle demişti:

      “-Ey Sevde! Sen, gerçek böyle bir rüya gördünse, bu benim mutlak öleceğime, senin de Resûlullâh (s.a.v) ile evleneceğine işarettir!”

Hz.Sevde, Resûlullâh (s.a.v)’ın kendisine talibli olmasına önce biraz direndikten sonra bu rüyasını hatırladı ve kayınbiraderi Hatib bin Âmr’a Resûlullâh ile nikâhını kıyması için selâhiyet verdi. Resûlullâh (s.a.v), dört yüz dirhem mehirle onu kendisine nikahlattı. Böylece, Hz.Sevde (r.a) Nübüvvetin onuncu yılında Resûlullâh (s.a.v)’ın ikinci hanımları olma şerefine kavuştu. Hz.Sevde (r.a) Resûlullâh (s.a.v) ile nikâhlandığında yaş olarak kırk üç veya kırk beş yaşlarında bulunuyordu.

Diğer taraftan Resûlullâh (s.a.v), îmân fedâisi bu azize sahabiyesini, câhiliye devrinin gözü dönmüş, merhametten mahrum, müşrik yakınlarının kınamalarından, baskı ve zulümlerinden korumak, hem de inanç ve dinini rahatça yaşamak ve yaşatmak için, her türlü riski göze alarak, kocası ve çoluk çocuğu ile yurdundan yuvasından ayrılıb, Habeşistanlara hicret edecek kadar cesur ve fedâkar olan bu hanımefendiyi, yalnız ve yüz üstü naçar birhalde bırakmamak, onu, dünya ve Ukba da mükâfatlandırmak için nikâhları altına almıştı.

Bu cihetle bu evlilikte, tamamen bir himaye ve şefkat hissi hâkimdi. Resûlullâh (s.a.v)’ın asıl maksadı, dul ve beş, altı yetim çocuk sahibi bu mücahide hanımefendiyi korumaktı.

Hz.Sevde’nin Resûlullâh’a nikâh sözü kesildikten sonra kardeşi Abd bin Zem’a câhilliye âdeti üzerine haccını yapıp geri dönünce söz kesilme haberini duyduğu vakit, saçını başını yolmaya eline yüzüne toprak serp-meye başladı. Fakat, hidayete erip Müslüman olduktan sonra, bu yaptık-larından büyük utanç duyarak şöyle derdi:

      “-Zem’a’nın kızı Sevde’nin, Resûlullâh (s.a.v)’e, verildiğini duyduk-tan sonra, saçımı yolduğum, başıma, yüzüme topraklar serptiğim zamanki kadar gülünç ve bayağı duruma düştüğümü hatırlamıyorum!” 1

Abd bin Zem’a (r.a) daha sonra kendiside İslâmiyeti kabul etmişti. Babasının câriyesinin oğlu yüzünden Sa’d bin Ebû Vakkas’la davalı idi. Babası Zem’a ise Mekke fethinden önce ölmüştü. Olay şöyle nakledilir.

Hz.Âişe (r.a) anlatıyor:

“-Utbe bin Ebi Vakkas’ın (küfür üzere öleceği sıralarda) kardeşi Sa’d bin Ebi Vakkas’a şöyle vasiyet etmişti:

      “-Zem’a’nın câriyesinin doğurduğu çocuk bendendir. O çocuğu sen himayene al!”

Mekkenin fethi yılında Sa’d:

      “-O benim kardeşimin çocuğudur, kardeşim ölürken bana vasiyet etmişti!”diyerek çocuğu alır.

Bu iddiaya Zem’a’nın oğlu Abd bin Zem’a:

      “-O benim kardeşimdir, babamın cariyesinin çocuğudur. Üstelik babamın döşeğinde doğmuştur!”diyerek karşı çıkar.

Meseleyi Resûlullâh (s.a.v)’e götürdüler.

Sa’d bin Ebi Vakkas:

      “-Ey Allâh’ın Resûlü! O, benim kardeşimdir (yeğenimdir) kardeşim bana onun kendi çocuğu olduğunu söylemişti. Kardeşime ne kadar benze-diğine de bakın!”dedi.

Abd bin Zem’a da:

      “-Hayır, o benim kardeşimdir. Hem babamın câriyesinin çocuğudur. Üstelik babamın yatağında doğmuştur!”dedi.

Bir rivâyette Resûlullâh (s.a.v), çocuğun kime benzediğine baktı, Utbe bin Ebi Vakkas’a olan benzerliğini açıkça gördü. Sonra:

      “-Çocuk senindir, ey Abd bin Zem’a! Çocuk, doğduğu yatağın sahib-ine aittir. Zina edene de mahrum kalmak vardır!”buyurdular.

Çocuğun Utbe’ye benzediğini gördüğü için de zevcesi Sevde bint-i Zem’a’ya:

      “-Ona karşı örtün!”dedi.

Bu çocuk, Aziz ve Celil olan Allâh’a kavuşuncaya kadar, Resûlullâh (s.a.v)’ın zevcesi Sevde’yi tesettürsüz görmedi. 2

Abd bin Zem’a (r.a)’ın âile bireyleri şöyledir. İsmi bize ulaşanlar birtek Hanımı; Ümmü Amr bint-i Vakdân bin Kays olup Hafs, Amr, ve Abdullah. Adlarında üç oğlu vardır. Ayrıca kendisinden hadis rivayeti var mı yok mu nerede ve ne zaman vefat ettiğine dair tam olarak bilemiyoruz.

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh onlardan razı olsun.

1- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-11260 
2- Câmiu’l-Usûl-17-444-No-8.391-Buhâri,Vesaya-4